Sağlık Konusu: toz66 on Mart 15, 2010 | Yorum Yok
Hipotiroid Hakkında
Hipotiroid denilen hastalık tiroid bezlerinin iltihaplanması yani tiroidit sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Antikorlar tiroid bezlerini tahirip edebilir ve onları yıpratabilirler.Bunun sonucunda da bezler yeterince çalışamaz ve hormon salgılayamazlar.
Hipotiroid hastalığının bir diğer nedeni ise hipofiz bezinin malesef yetersiz yönlendirme hormunu salgılamamasıdan kaynaklanır.
Hipotiroid’in Belirtileri ise Şu Şekildedir;
1-) Konsentrasyon bozukluğu ve zayıflığı
2-) Halsizlik
3-) Üşütme
4-) Kabızlık gib…
5-) Derinin kuru ve soguk olması
6-) Yemek Yiyememek
7-) Kilo Almaya Başlamak
Kalbin normalinde daha fazla büyümesi ve yavaşlaması
9-) Saçlar kırılabilir ve kuru olabilir
10-) Damarlarınızda sertlik olup bunu hissedebilirsiz
11-) Sesininizin daha derinden kısık gelmesi
12-) Adet anormalikleri
13-) Unutkanlık
14-) Sinir sisteminde bozukluklar
15-) Fazla Duyarlılık
Aslında her şey hormon yetersizliği sonucu ortaya çıkar.
Gözlenen Teşhis;
Bu hastalığın teşhisi ise T3 ve T4 hormonlarının muayene edilerek ölçülmesi ile yapılır.Özellikle bebeklerde bu hastalığın daha önce teşhisi konulursa hayat kurtarıcı bile olabilir.
Tedavinin Aşaması;
Bu hastalıkğın size teşhisi konulursa hemen ilaç tedavisine başlarsınız.Sentetik ilaçlar ile ilk müdahale olunur.Eğer hasta hipotiroid komasına girmiş ise o hastaya injeksiyon ile L-Tiroksin i verilir.
Bu ilacın miktarını ise elbette doktor belirler.Ayrıca hastalığın tedavisinde denizsüngeri, havalı yosun, mineotu, bozotu, ve sıracaotu preparatları veya Gökçek İksiri gibi şifalı bitkilerde kullanılabilinir.
Eğer hastalık şiş sert ve soğuk gibi derimsi yumru şeklinde geçiyorsa bu hipotiroid nedeniyle ortaya çıkar.Ancak sıcak,yumuşak yada kanlı ise bu hastalık ise hipertiroid nedeni ile oluşur.
Eğer sizde birer tiroid hastası iseniz derhal diyet yapmalısınız.Elbette bu diyetleri kendiniz değil bir doktor gözetiminde uygulayabilirsiniz.Diyet yapmanızın nedeni ise Tiroid hormonunda ortaya çıkan bozukluktur.Çünkü tiroid bezi metabolizmanın nasıl çalışacağını kontrol edendir.
Bu konunun uzmanı olan Doktor Yasemin Batmaca ise 15 maddelik bir beslenme önerisi sunuyor;
1- Genel kapsamda çok iyi ve sağlıklı bir diyet yapıp düzenli bunu uygulamalısınız.Ayrıca bu diyet içinde bolca karbonhidrad, yağ, protein, vitamin, yağ ve çeşitli mineraller, posa ve özellikle su yönünden zengin olmalıdır ve kesinlikle bir diyetisyen tarafından size özel olarak hazırlanmalıdır.
2-Balığı haftada en az 2 kez tüketin çünkü su ürünü olan balık özellikle omega -
3 yönünden çok zengin.Ayrıca bunu FDA yani Food and Rug Administiration’da söylüyor.
4-Sağlıklı beslenebilmek için yiyecek listenizde derisiz tavuk,yağsız kırmızı et ve hindi gibi et ürünlerini tüketmelisiniz.
5-Haftada en az 1 kez özellikle kuru baklagil tüketin.Bunun nedeni ise kuru baklagilin iyi birer bitkisel protein kaynağı olmasıdır.
6-Yosun çeşidi olan Kelp gibi birçok ürünü tüketirken dikkatli olun
7-Yumurta sarısı,sarımsak ve su teresi gibi besinleri lütfen fazla tüketmeyin.
Diyet yaparken Kesinlikle Aşırıya kaçmayın
8-Guatrojenik besinleri yani Troit hormonlarının çalışmasını azaltan besinleri aşırı tüketmemelisiniz.Bu besinler ise Brokoli,Turp,Brüksel lahanası,Hardal otu,kırmızı turp,karnabahar ve şalgan gibi ürünlerdir.
9-Bira mayası,Mantar ve bunun gibi besinleri aşırıya kaçmadan tüketin
10-Çiğ lahana,yer fıstığı,çam fıstığı,şalgan,hardal ve darı besinlerini pişirerek tüketmeniz sizin için daha iyi ve yine bu besinleri aşırıya kaçmadan tüketmelisiniz.
11-Yaptığınız ve uyguladığınız bu diyette özellikle yeterli düzeyde iyot almaya (iyotlu tuz,deniz ürünleri ve sarımsak gibi…) dikkat edin.
12-Mercimek,mantar,ayçekirdeği ve susam gibi besinleri yeterli derecede tüketin ki Selenyum seviyenizi dengede tutabilesiniz.
13- Diyetinizde tofu,badem,istiridye,yengeç,tavuk ve hindi gibi gıdalara daha fazla yer vermelisiniz çünkü bu gıdalar çinko bakımından gerçektende zengin.
14-Özellike E,A ve C vitaminlerini yeterli miktarlarda aldığınızdan emin olun.Bu vitaminler sizin için çok önemli.
15- Dengeli ve yeterli miktarlarda B2 (Riboflavin), B3 (Niasin),B6(Piridoksin) alın.
16-Kesinlikle düzenli egzersiz yapın,yapınki Troit bezinin salgısına ve salgılanan troit hormonuna karşı doku duyarlılığınız artsın.Ayrıca egzersiz yaparak yavaş çalışan metabolizmanızı biraz daha hızlandırabilirsiniz.
Sağlık Konusu: toz66 on Ağustos 21, 2009 | Yorum Yok
Bebeğiniz büyüdükçe yeni beceriler kazanacak ve bu becerileri geliştirecektir. Anne baba olarak siz de bu gelişimleri ve keyifle izlemek isteyeceksiniz. Bazen de meraklanacaksınız; “Acaba bebeğimin gelişimi normal mi?”.
Belki bu yazıyı okumaktaki amacınız da çocuk ve bebek gelişiminde kesin bilgiler veren kilometre taşları bulmaya çalışmanızdır. Fakat maalesef her çocuğun gelişimi bireysel farklılıklara dayandığından kesin çizgilerle gelişim aşamalarını belirlememiz mümkün değildir.
Ancak bu sorunun cevabını bulabilmek için genel tanımlarla hazırlanmış 4 temel nokta bize yardımcı olabilir. Bu dört noktayı şöyle tanımlayabiliriz;
Sağlıkta normallik: Bu geleneksel tıp bakış açısıdır. Bebeğiniz hasta değilse ve hiçbir hastalık belirtisi göstermiyorsa normaldir demektir.

çocuk gelişimi
Ütopya olarak normallik: Bu görüş olması gereken şartlara göre işlemektedir. Bu görüşe göre bebeğinizin olması gerekenin en iyisini yapıyor olması gerekmektedir ve ya en kötü ihtimalle üst düzey davranışlar göstermesi gerekmektedir. Aksi takdirde bebeğinize normal olarak bakmamaktadır.
Ortalama olarak normallik: Bu görüş geniş bir kitle üzerinde yapılan çalışmalar sonucu elde edilen verilerle oluşturulan ve sahip olunması gereken ortalama normları kapsayan bir bakış açısıdır. Bu görüşte bebeğiniz eğer toplumdaki diğer bebeklerin yaptığı davranışları gösteriyorsa normal demektir (örneğin bir bebek 9-12 aylar arasında yürümeye başlıyorsa normaldir).
Eğer bebeğiniz toplumdaki diğer bebeklere göre farklı davranışlar sergiliyorsa anormal olarak görülebilir. Bu görüşün bireysel değil grupsal düşündüğü göz önünde bulundurulmalıdır.
Bir işletim sistemi olarak normallik: bu görüş belki de anlaşılması en karmaşık olan görüştür. Değişik sistemlerin zaman içinde nasıl etkileşimde bulunduğunu anlatmaktadır.
Örneğin 5 aylık bebeğinize gülümsediğinizde o da size gülümseyip etkileşimde bulunuyorsa normal kabul edilmektedir. Eğer 1 yaşındaki bebeğiniz odayı yada bulunduğunuz ortamı terk ettiğinizde arkanızdan huzursuzlanıyor ve üzülüyorsa, arkanızdan geliyorsa ve onunla tekrar buluştuğunuzda mutlu oluyorsa bu görüşe göre bebeğiniz normal demektir.
Bazı Gelişimsel Uyarılar;
Eğer bebeğiniz aşağıdaki belirtileri gösteriyorsa bir uzamanla görüşünüz.
• Üçüncü ayın sonunda kafasını tutamama
• Üçüncü ayın sonunda aşırı sinirlilik ve ağlama
• Altıncı ayın sonunda verilen yumuşak yiyecekleri ısrarla dışarı çıkarma
• Sekizinci ay sonunda desteksiz oturamama
Sağlık Konusu: admin on Ağustos 20, 2009 | Yorum Yok
Sağlıklı yaşam hakkında bilgilendirme konularımızdan biride şifalı bitkilerdir. Bunlardan biride çörek otudur.
Çörek otu hakkında faydalı bilgiler haberimizin devamında yer almaktadır.
Mide ve bağırsaktaki gazları söker, hazmı kolaylaştırır, iştah açar; ekmek ve keklere katılırsa da şişlik yapmaz.
Böbrekteki kum ve taşları döker; şerbeti içilir veya 4 bardak suya 3 çorba kaşığı çörek otu dövülerek konur, üzerine 1 çay kaşığı sözme bal konur. Kaynatılıp süzülür. Günde üç kere 1′er çay bardağı içilir.
Felç ve kazıklı hummaya (tetanoz) faydalıdır; çörek otu yağı burundan faydalıdır.
Öksürük, balgam, nefes darlığı ve romatizmaya faydalıdır; balla karıştırılıp yenir veya macun yapılır. Grip ve nezleye, baş ağrısına; yağı burundan damlatılır veya çörek otu bir müddet sirke içinde bekletildikten sonra alınarak toz haline getirilir, enfiye gibi burna çekilir veya tohumları kavrulur, tütsüsü burna çekilir.
Kulak için, sonradan meydana gelen üşütme, rüzgâr alma, iltihap tıkanıklıklarında; çörek otu yağı kulağa damlatılır.
Diş ağrısı ve diş iltihaplanmalarında kullanılır; çörek otu sirke ile kaynatılıp ağızda gargara yapılır.
Bağırsak ve karındaki kurt, parazit ve solucanları öldürür; sirke ile kaynatılıp aç karnına içilir.
Basura faydalıdır; sirke ile kaynatılıp basura sürülürse veya yakılır elde edilen külü içilir veya acı kavun suyu ile merhem yapılır sürülürse faydası görülür.
Vücudun muhtelif yerlerinde sızısı olanlar; sabunlu sıcak su ile yıkanır, çörek otu kavrularak dövülür ve yıllanmış zeytin yağı içine konur. Bu yağ sızılı kimsenin tepesinden ayağına kadar sürülür, hasta giydirilir. Soğuk rüzgâr değmeden yatağa yatırılır, iyice terletilir. Hasta terledikten sonra sızılar geçer ve vücut ipek gibi olur.
Sivilce, uyuz, egzama gibi cilt hastalıklarına faydalıdır; çörek otu sirke ile kaynatılıp sürülebilir
Vücuda kuvvet ve zindelik verir; bal ile macun yapıp yenebilir. Kan yapıcıdır; her sabah kuru üzümle beraber yenmeli.
Çocukların gaz ve sancılarında; bir miktar çörekotu tohumu, bir tane hindistan ceviziyle de dövülür ve tülbente konup, çocuğun ağzına tutularak emzirilir.
Kadınların hayzını söktürür. Anne sütünü artırır; balla yenmeye devam edilmelidir. Unutkanlığa faydalıdır, balla macun yapılıp yenmeli.
Saçları besler, kepeği önler; çörek otu yağı saçlara sürülür.
Çörek otu tütsüsü haşereleri öldürür.
Ayrıca;
Çörek otu ürünleri (yağ ve ezilmiş bal karışımlı) hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar.
Egzamalı deriye sık sık çörek otu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir.
Çörek otu, müzmin hastalıklarda şaşırtıcı iyileşmeler sağlar. Çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir.
Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok
Hamilelikteki sorunlar bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkileyebiliyor.
Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Pediatrik Kardiyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Ertuğ, hamilelikteki sorunların bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkileyebildiğini bildirdi.Prof. Dr. Ertuğ, doğuştan kalp hastalıklarının sadece yüzde 5′lik kısmının nedeninin bilindiğini, hastalığın, çok faktörlü hastalıklar grubuna girdiğini ifade etti.
Doğuştan kalp rahatsızlıklarında annenin hamilelik döneminde karşılaştığı sorunların da etkili olduğunu vurgulayan Ertuğ, gereksiz ilaç kullanımının anne karnındaki bebeğin kalp gelişimi üzerinde olumsuz etkileri bulunduğuna dikkati çekti. Bu etkilerin oluşmasında epilepsi ilaçlarının başta geldiğini belirten Halil Ertuğ, ayrıca gebelik kusmaları için kullanılan bazı ilaçların da doğuştan kalp hastalıklarının oluşmasında etkisinin olduğunun ortaya çıktığını söyledi.
Özellikle hamileliğin ilk üç ayının bebeğin kalp gelişimi açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Ertuğ, bu ayda ilaç alımı, röntgen çekilmesi gibi çevresel etkilerin anne karnındaki bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkilediğine işaret etti. Prof. Dr. Ertuğ, annenin geçirdiği bazı hastalıkların da anne karnındaki bebek üzerinde diğer vücut gelişimi bozukluklarıyla birlikte kalp yönünden anormalliklere yol açabildiğini bildirdi.
Annenin döküntülü hastalık geçirmesinin bebekte doğuştan kalp hastalığı oluşmasında etkisinin olabileceğine dikkati çeken Ertuğ, şöyle konuştu:
“Bunların arasında en iyi bildiğimiz annenin kızamıkçığa yakalanması. Kızamıkçık bir çocukluk hastalığı olmasına rağmen eğer anne çocukluk döneminde geçirmemişse, tesadüfen gebelikte de buna yakalanabilir.
Oldukça riskli bir hastalık. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında yakalanırsa, bebeğinde, yüzde 100′e yakın oranda diğer organların gelişim bozukluğuyla birlikte kalp anomalisi ortaya çıkıyor. Kalpte akciğer damarıyla şah damarı arasında bağlantı olabiliyor. Akciğer damarının çıkışında koroner darlık dediğimiz kalp rahatsızlığı olabiliyor. Anne hastalığa gebeliğin ne kadar erken evresinde yakalanırsa risk artıyor.”