Sağlık Konusu: admin on Ağustos 20, 2009 | Yorum Yok
Sağlıklı yaşam hakkında bilgilendirme konularımızdan biride şifalı bitkilerdir. Bunlardan biride çörek otudur.
Çörek otu hakkında faydalı bilgiler haberimizin devamında yer almaktadır.
Mide ve bağırsaktaki gazları söker, hazmı kolaylaştırır, iştah açar; ekmek ve keklere katılırsa da şişlik yapmaz.
Böbrekteki kum ve taşları döker; şerbeti içilir veya 4 bardak suya 3 çorba kaşığı çörek otu dövülerek konur, üzerine 1 çay kaşığı sözme bal konur. Kaynatılıp süzülür. Günde üç kere 1′er çay bardağı içilir.
Felç ve kazıklı hummaya (tetanoz) faydalıdır; çörek otu yağı burundan faydalıdır.
Öksürük, balgam, nefes darlığı ve romatizmaya faydalıdır; balla karıştırılıp yenir veya macun yapılır. Grip ve nezleye, baş ağrısına; yağı burundan damlatılır veya çörek otu bir müddet sirke içinde bekletildikten sonra alınarak toz haline getirilir, enfiye gibi burna çekilir veya tohumları kavrulur, tütsüsü burna çekilir.
Kulak için, sonradan meydana gelen üşütme, rüzgâr alma, iltihap tıkanıklıklarında; çörek otu yağı kulağa damlatılır.
Diş ağrısı ve diş iltihaplanmalarında kullanılır; çörek otu sirke ile kaynatılıp ağızda gargara yapılır.
Bağırsak ve karındaki kurt, parazit ve solucanları öldürür; sirke ile kaynatılıp aç karnına içilir.
Basura faydalıdır; sirke ile kaynatılıp basura sürülürse veya yakılır elde edilen külü içilir veya acı kavun suyu ile merhem yapılır sürülürse faydası görülür.
Vücudun muhtelif yerlerinde sızısı olanlar; sabunlu sıcak su ile yıkanır, çörek otu kavrularak dövülür ve yıllanmış zeytin yağı içine konur. Bu yağ sızılı kimsenin tepesinden ayağına kadar sürülür, hasta giydirilir. Soğuk rüzgâr değmeden yatağa yatırılır, iyice terletilir. Hasta terledikten sonra sızılar geçer ve vücut ipek gibi olur.
Sivilce, uyuz, egzama gibi cilt hastalıklarına faydalıdır; çörek otu sirke ile kaynatılıp sürülebilir
Vücuda kuvvet ve zindelik verir; bal ile macun yapıp yenebilir. Kan yapıcıdır; her sabah kuru üzümle beraber yenmeli.
Çocukların gaz ve sancılarında; bir miktar çörekotu tohumu, bir tane hindistan ceviziyle de dövülür ve tülbente konup, çocuğun ağzına tutularak emzirilir.
Kadınların hayzını söktürür. Anne sütünü artırır; balla yenmeye devam edilmelidir. Unutkanlığa faydalıdır, balla macun yapılıp yenmeli.
Saçları besler, kepeği önler; çörek otu yağı saçlara sürülür.
Çörek otu tütsüsü haşereleri öldürür.
Ayrıca;
Çörek otu ürünleri (yağ ve ezilmiş bal karışımlı) hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar.
Egzamalı deriye sık sık çörek otu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir.
Çörek otu, müzmin hastalıklarda şaşırtıcı iyileşmeler sağlar. Çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir.
Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok
Yaz mevsimi yaklaştıkça üstümüzdeki ağırlıktan kurtulmak için büyük bir çaba harcıyoruz. Sadece palto ve kazakları değil, bacak ve kalçalarda oluşan selülitlerimizi de gardıroba kaldırabilsek ne güzel olurdu, değil mi? Bunu yapamayacağımıza göre selülitle baş etmenin yollarını öğrenmeye ne dersiniz?
Özellikle kadınlarda görülen ve deri altı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımını bozmasıyla oluşan selülit, deride çöküntülerle ve portakal kabuğu görünümüyle kendini gösteriyor. Selülit daha çok ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkıyor olmasına rağmen, kişinin genetik yapısı, metabolizma hızı, dolaşım sistemi, sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar, doğum kontrol hapları, alınan hormon ilaçları, dengesiz ve düzensiz beslenme, aşırı hareketsizlik, stres, sigara ve
alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir.
Sıklıkla bölgesel olan selülit, kilolu, zayıf, balık etli, uzun, kısa her yaştaki erişkin kadında görülebiliyor. Selülit nadiren erkeklerde de oluşuyor, ancak kadınlarda daha büyük sorun olması, östrojen hormon düzeyinin onlarda daha fazla olmasıyla ilgili.
Selülitin tek nedeni östrojen değil; başka tetikleyiciler de var. Sigara damarların en büyük düşmanı. Güçlü bir damar daraltıcı özelliğe sahip olan sigara, cildin yeterince beslenmesini engelleyerek selülite neden oluyor. Hareketsiz yaşam biçimi, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturmak, çok dar pantolon ve diz altı çorap giymek de dolaşım sistemini ve lenf sisteminin düzenli çalışmasını engelleyerek selülite yol açabiliyor. Bunlar, kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıklarına bağlı etkenler. Ancak selülitin, kan dolaşımındaki bozukluklar, ailesel yatkınlıklar ve hormonal etkenler gibi elimizde olmayan nedenleri de var. Beslenme ve yaşam biçimi sağlıklı bir şekle dönüştürüldüğünde, selüliti azaltacak yoğun tedavilere genellikle gerek kalmıyor.
Selüliti önlemek için ilk alınacak önlem, sigarayı bırakmak. Düzenli spor yapmak yalnızca genel vücut sağlığı için değil, selüliti önlemek için de çok önemli. Günde 30-60 dakika yapılan yürüyüş, bisiklete binmek veya merdiven inip çıkmak kan dolaşımını düzenleyerek selülit oluşumunu engelliyor. Yalnızca kilo vererek selülitten kurtulmak mümkün değil. Beslenme alışkanlığını değiştirip, bilinçli beslenmeye geçmek önemli. Beslenme ne kadar tek yönlü olursa, selülit de o kadar çabuk oluşuyor. Özellikle fast food ve hazır yemekler dokuları kötü yönde etkiliyor. Hayvansal yağlar, fazla şeker ve tuz da oldukça zararlı. Bunlar yağ hücrelerini şişiriyor, dokularda su birikmesine yol açıyor ve vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyor. Günlük beslenme programında tuz, şeker ve yağdan fakir, sebze ve meyvelerden zengin bir diyet kan dolaşımını artırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor. A ve C vitamini alımını artırmanın selüliti azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle, mutlaka günlük meyve tüketimine özen göstermek gerekiyor. Bol lifli gıdalar ve çinko alımı da selüliti engelliyor. Selülit önlemekte bol su içmek de önemli. Su, idrar oluşumunu artırarak vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlıyor.
Alınacak önlemler
Günde en 2,5 litre su içilmeli.
Rafine şekerlerden uzak durulmalı ve günlük tuz tüketimi azaltılmalı.
Yemeklerde kullanılan yağ miktarı azaltılmalı.
Alkol, sigara, koyu çay-kahve ve gazlı içeçek tüketimi minimuma indirilmeli.
Yemekleri pişirirken kızartma yerine haşlama ya da buğulama yöntemi tercih edilmeli.
Mümkün olduğunca mevsiminde ürünler tüketmeye özen göstermeli, dondurulmuş ve konserve ürünlerden kaçınılmalı.
Metabolizmanın düzenli çalışması için öğün atlamamaya özen gösterilmeli.
Çok sık kilo alıp vermekten kaçınılmalı.
Günlük alınan posa miktarı artırılmalı, posanın en iyi kaynakları sebze, meyve ve kurubaklagiller mutlaka beslenme sisteminin içerisinde yer almalı.
Kafeine duyarlılık kişiden kişiye değişir
Kafein merkezi sinir sistemini uyaran bir tür maddedir. Kana mideden karışır.
15 dakika sonra etkileri hissedilir hale gelir. Kahve, çay, kola, çikolata, bazı uyarıcı haplar, bazı ağrı kesiciler ve çeşitli reçeteli ilaçlarda bulunmaktadır. Kafeinin kısa dönemde yaygın olarak hissedilen etkileri, vücudun enerji seviyesinin artması, uyanık ve dinç olma durumu, keyif ve rahatlık hislerinde artıştır. Bu madde bazı ağrı kesiciler ve migren ilaçları ile birleştiğinde ise ilaçların tepki süresini ve etki alanlarını artırır. İlaç kullanımı sırasında kafein alım miktarına çok dikkat edilmelidir. Bu maddeyi içeren diğer besin maddelerive içeceklerde bulunan kafein miktarları iyi hesaplanmalı hatta bir uzmana danışılmalıdır.
Kafeine karşı duyarlılık; tüketim sıklığı, düzenli olarak alınan miktar, vücut
ağırlığı ve fiziksel koşullar gibi pek çok etmene bağlıdır. Kişisel duyarlılığın yanı sıra hamileler, çocuklar ve yaşlılar tüketilen kafeinin kısıtlanmasının gerektiği grup içersindedir. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Pek çok çalışmada, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarı günde
300 mg. (yaklaşık üç-dört fincan kahve ya da beş-altı büyük bardak çay) olarak belirlenmiştir.
Düzenli olarak kullanılan kafeinin kesilmesiyle kişide ortaya çıkabilecek belirtiler şunlardır: Baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk veya uykulu olma hali, konsantrasyon eksikliği, işte karşılaşılan zorluklar (motivasyon ve dikkat eksikliği, düşük performans), huzursuzluk (mutsuzluk, can sıkıntısı, huysuzluk, diken üstünde olma), depresyon (üzüntü, halsizlik, endişe, isteksizlik, küskünlük), sinirlilik, mide bulantısı, kusma, eklem ağrıları.
Su kaybına dikkat!
Özellikle yaz sıcaklarının yoğunlaştığı bugünlerde vücudumuzdan su kaybı artıyor. İnsan bedeninin yüzde 60-70′i sudur ve bu suyun üçte ikisi hücreler içinde, geri kalanı dokular arası sıvıda ve kanda bulunur. Su yaşamımız için çok önemlidir. Bir insan yemek yemeden dört hafta yaşayabilirken, su içmeden yaşayabilme süresi ise sadece üç-dört gündür. Eğer vücutta az su bulunursa, kanın yoğunlaşmasına yol açıyor ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden oluyor. Eğer aşırı miktarda su içilirse, bu da vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü bu durumda böbrekler aşırı çalışıyor ve sık sık tuvalete çıkılmasına neden oluyor, bunun sonucunda da vücudumuzdan kalsiyum minerali atılıyor. Vücudunuzun su alımının yeterli olup olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmektir. Açık renkli idrar, su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise, bu yeterince su alınmadığı anlamına gelir.
Suyun vücudumuza faydaları: Besinlerin sindirimi, emilimi ve metabolizma sonucu oluşan artık ürünlerin atılması için gereklidir. Hücre ve kas dokularını güçlendirir, cildi gerginleştirir, parlaklık kazandırır, vücudun ısı ve tuz dengesini sağlar.
Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok
Peynir veya diğer ürünler yapılırken sütün iyi kaynatılmaması sonucu ölmeyen mikroplar bu ürünleri tüketenleri hasta edebiliyor.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Turan Buzgan, taze peynirin tüketilmemesi gerektiğini bildirdi.
Buzgan, Brusella hastalığının hayvanlardan insanlara süt ve süt ürünleri yoluyla bulaşan, önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi.
Peynir veya diğer ürünler yapılırken sütün iyi kaynatılmaması sonucu mikropların ölmediğini ve bu mikropların uzun süre yaşayabildiğini ifade eden Buzgan, hastalığın bu yolla insanlara bulaştığını belirtti.
Buzgan, Brusella’nın, enfekte hayvanların sütlerinin kaynatılmadan tüketilmesi ve taze peynirin tüketilmesiyle daha çok ortaya çıkan bir hastalık olduğunu ifade ederek hastalığın Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görüldüğünü kaydetti.
Bu nedenle hayvanların, süt kuzusu ve süt danası şeklindeyken, hastalığa karşı mutlaka aşılanması gerektiğine dikkat çeken Buzgan, şunları söyledi:
“Hastalıkta en önemli şey bu. Hasta hayvanların etinin, sütünün tüketilmemesine dikkat edilmesi gerekiyor. Vatandaş olarak bu ürünleri alırken dikkat etmemiz gereken şey, sütün kaynatılarak peynir yapılmış olduğundan emin olmak ve taze peynir tüketmemek. Bilinmeyen bir peynir alındığında veya kışın tüketilecekse uygun salamura ortamında asgari 3 ay tüketilmeden bekletilmesi gerekiyor.” Buzgan, Brusella hastalığının terleme, ateş, vücutta kırıklık ve halsizlik, kusma, baş ağrısı gibi belirtileri olduğunu, bunların diğer hastalıkların belirtileriyle karışabildiğini ifade ederek hastalığın kalp zarı iltihabı ile kadın ve erkeklerin genital organlarında rahatsızlıklara da yol açtığını bildirdi.
Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok
Sigarayı bırakma yöntemlerinden olan nikotin bantlarının mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerekiyor.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Gögüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Esra Kurt Uzaslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser yapıcı ve kanserin ortaya çıkışını kolaylaştırıcı 4 binden fazla madde içeren sigarada bulunan ve bağımlılık yapan nikotinin, kişinin sigarayı bırakmasını engelleyen en önemli faktör olduğunu söyledi.
7 saniye sonra beyne ulaşıyor
Araştırmaların, bu bağımlılığın kokain, eroin ve esrarla
karşılaştırıldığında daha güçlü olduğunu ortaya koyduğunu ifade eden Uzaslan, nikotinin sigarayı içmeye başladıktan 7 saniye sonra beyine ulaşarak birtakım etkiler yaptığını, kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlayabildiğini kaydetti.
Uzaslan, kişinin sigarayı bırakabilmesinde en önemli etkenin “karar vermesi” olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Öncelikle karar verilmesi gerekiyor. Sigarayı bırakmak zor, ancak daha da
zoru bırakmış kalmak. Önemli olan tekrar başlamamak. Bu nedenle bırakmak ve bırakmış kalmak için destek tedavisi alınabilir ve bu destekte en önemlisi kişinin hekimidir. Hekim ve klinik psikologlar destek olabilir. Böylece bırakma şansı çok artacaktır.”
Bağımlılarda sigarayı bırakmayı denediklerinde ortaya çıkan, huzursuzluk, uykusuzluk, gerginlik, düşünceleri toplamada güçlük, aşırı tepki verme, sinirlilik, baş ağrısı gibi durumların ortadan kaldırılması için bazı tıbbı
tedaviler olduğunu dile getiren Uzaslan, şunları kaydetti:
“Sigara bırakma yöntemlerinden olan nikotin bantları ve sakızları
Türkiye’de de kullanılıyor. Nikotin bantları oldukça emin ve güvenlidir. Ancak, hekim kontrolünde kullanılması çok önemlidir. Çünkü bantları kimin hangi dozda kullanacağına hekim karar vermelidir. Yanlış, düşük veya yüksek dozdaki bantları kullanmak gereksiz riskleri almaya yol açacaktır. Ayrıca nikotin bantlarını son bir ay içinde kalp krizi geçirenler, kalp ritm bozukluğu olan kişiler, hamileler ve süt verenler kullanmamalıdır.
Bunun dışındakiler bandı hekim kontrolünde kullanabilirler. Nikotin bandı takılıyken sigara içilmesi, bandın olası yan etkilerini oldukça artırır. Bant kullanırken sigara içmeye devam etmek bandın çarpıntı, baş ağrısı, uykusuzluk, kas ağrısı, hazımsızlık gibi olası yan etkilerinin artmasına neden olabilir. Bandın her gün vücudun kılsız değişik bölgesine yapıştırılması gerekir.”
Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok
Aşırı terleme nedeniyle su ve tuz kaybetmek vücutta olumsuz etkiler yaratıyor.
“Afrika sıcakları” adı verilen hava kütlesinin önümüzdeki günlerde etkili olacağı bildirilirken, uzmanlar özellikle sıcak ve nemin fazla olduğu yerlerde güneş çarpması riskinin daha fazla olduğunu bildirdi.Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Yard. Doç. Dr. Ahmet Demircan, sıcak ve nemin fazla olmasının güneş çarpmaları için risk oluşturduğunu söyledi.
Dış ortamın ısısı vücut ısısına ulaştığında, vücudun dışarıya ısı veremeyeceğini anlatan Demircan, “Böyle bir ortamda bir de zorlu bir egzersiz veya çalışma yapılırsa sıcak çarpması ve bitkinlik meydana gelebilir. Çünkü aşırı terleme halinde aşırı su ve tuz kaybı meydana gelir. Bu da vücutta bazı olumsuz belirti ve bulgular ortaya çıkarır” diye konuştu.
Demircan, “sıcak veya güneş çarpması” denilen böyle bir durumda ortaya çıkan belirti ve bulguların şunlar olduğunu belirtti:
“-Baş ağrısı ve dönmesi,
-Bilinç bulanıklığı,
-Bulantı ve iştah kaybı,
-Terleme,
-Soluk ve nemli cilt,
-Kol ve bacaklarda kramplar,
-Nabız ve solunum hızında artış.”
Sıcaktan korunma yolları
Demircan, sıcak çarpmasından korunmak için alınacak önlemleri ise şöyle sıraladı:
“-Aşırı sıcaklarda mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalıdır. Özellikle kalp, şeker ve tansiyon gibi kronik hastalığı olanlarla yaşlı ve çocuklar buna dikkat etmelidir,
-Sıcaklığın en yüksek olduğu saatlerde dışarıya çıkmak zorunda olanlar mutlaka şapka takmalı, uygun kumaştan açık renkli giysiler giymeli ve yanlarına güneş şemsiyesi almalıdır. Geniş kenarlıklı şapkalarla açık renkli güneş şemsiyeleri bunun için uygundur,
-Bol su ve dengeli miktarda mineralli ve tuzlu sıvılar alınmalıdır.
Gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır,
-Su kaybı çok fazla olacağı için ateşli hastalığı olanlara erken
müdahale edilmelidir,
-Zaman zaman ılık veya soğuk duş almakta yarar vardır,
-Beslenmeye dikkat edilmeli, ağır yağlı yiyecekler yerine hafif besinler tercih edilmelidir,
-Çok fazla hareketsiz kalınmamalıdır,
-Terlemeyi azaltan tansiyon, kalp ve psikiyatri ilaçları kullananlar daha dikkatli olmalıdır. Sıcak çarpması bunlar için daha tehlikeli olabilir,
-Güneş altında çalışanların mesai saatleri mümkün olduğunca sıcağın daha az etkili olduğu saatlere göre ayarlanmalı, bunun mümkün olmaması halinde bu kişiler uygun giysiler giyerek bol sıvı almalıdır.”
Erken müdahale önemli
Demircan, bütün bu önlemlere rağmen kendilerini kötü hissedenlere gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmaları önerisinde bulundu.
Sıcak çarpmasına maruz kalanların hemen serin bir yere alınması, bilinçleri yerinde değilse ağızdan herhangi bir şey verilmemesi gerektiğini kaydeden Demircan, “Sıcak çarpmasında koma veya sara benzeri nöbetler görülebilir. Eğer bu kişilerin bilinci yerindeyse su ve ayran gibi sıvılar verilebilir. Tansiyonu düşenler bir yere yatırılarak ayakları yukarıya kaldırılmalıdır” diye konuştu.
Demircan, tansiyon ve kalp sorunu olanların ilaçlarını düzenli alması, aşırı sıcak ortamlardan kaçınması ve kendilerini kötü hissettiklerinde derhal bir hekime başvurmaları gerektiğini söyledi.
Ahmet Demircan, yatak odaları ve iş yerlerinin serinletilmesinin de fayda sağlayacağı kaydetti.
Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok
Baş ağrısı çekenlerin damarların genişleme riskine karşı yaz mevsiminde daha dikkatli olmaları gerekiyor.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hayri Özbek, sıcak havalarda damarların genişlemesi nedeniyle baş ağrılarının arttığını söyledi.
Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği saatlerde dışarı çıkılmamasını öneren Özbek, çıkmak zorunda olanların da şapka kullanması gerektiğini söyledi. Özbek, “Baş ağrısı çekenler sıcak havalara dikkat etmeli. Sıcak hava damarları genişlettiği için ağrılı bölgedeki ağrı da artacaktır” dedi.
Ağrı şikayeti sıralamasında ikinci sırayı da bel ağrısının aldığını vurgulayan Özbek, “Başlıca nedeni oturma bozukluğudur. Mutlaka sırtımızın arkasına bir destek alarak oturmalıyız. Ayaklarımızda yere değmeli. Bilinçsiz oturma kalıpları alışkanlık yaptığında bel ağrısı bel fıtığına neden olabiliyor” diye konuştu.
Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok
Ramazanda Sağlıklı Beslenme
Ramazan ayı boyunca dengesiz ve sağlıksız beslenen kişilerde başta mide - bağırsak rahatsızlıkları olmak üzere birçok hastalığın oluşma riski artmaktadır. İftar ve sahurda yapılan en büyük hatalar; sahura kalkmamak, sahurda fazla miktarda, yağlı besinler tüketmek, iftarda çok çeşitli yemek yemek, ağır, kan şekerini hızla yükselten gıdaları ağırlıklı almak, hızlı yemek yemek ve yeteri kadar sıvı tüketmemek olarak sayılmaktadır.
Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Seçil Kenar, oruç tutarken beslenme konusunda dikkat edilmesi gereken kurallar hakkında bilgi verdi.
Ramazanda hangi besinler tercih edilmeli, nelere dikkat edilmelidir?
Çok uzun açlıklarda kan şekeri düşer, midede asit salgısı artar ve tansiyon düşer. Oruç esnasında da aç kalma sırası uzun olduğu için metabolik hız düşmekte, halsizlik ve baş ağrısı görülmektedir. Bu yüzden bütün geceyi ve ertesi günü aç geçirmemek için mutlaka sahura kalkılmalıdır. Fakat sahurda yağlı ve ağır besinler yerine hafif, protein içeriği yüksek süt, peynir, zeytin, kepekli ekmek, çorba ve reçel gibi kahvaltılık besinleri tüketmek en doğrusudur. Bol sıvı alınmalıdır.
İftarda ise kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketimi istemi doğaldır. Yemeğe kan şekerini hızla yükseltmeyecek, hafif, az yağlı, posa miktarı fazla besinlerden başlamak en doğrusudur. Birden çok fazla miktarda yemek yemek boş olan mideye yüklenilmesine sebep olacaktır. Böylece sindirim zorlaşacak, midede ağırlık, ekşime, yanma, bulantı, uyku basması, bağırsaklarda kabızlık, şişkinlik gibi sağlık problemleri ortaya çıkacaktır. Bu nedenle iftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanmalı, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmelidir. Yemek sırasında ve sonrasında mutlaka bol su içilmelidir. Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinleri tercih etmek daha doğrudur. Yapılan en büyük hatalardan birisi çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketimidir. Beyin doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verir. Çok hızlı yemek yendiğinde bu süre zarfında yüksek miktarda, kalorili besinler yenilebilir. Bu yüzden mutlaka her yudumdan sonra çatal, kaşık ve bıçağı bırakarak, tekrar almak hızlı yemek yemeyi engelleyecektir.
İftar sofrasında ne tür besinler yer almalıdır?
İftar sofralarında her besin grubundan dengeli yemekleri içeren bir mönü oluşturulmalıdır. Yemekten hemen sonra çay, kahve içmek doğru değildir. Bu tür içecekler demirin emilimini azaltmaktadır, bu yüzden yemekten en az 2 saat sonra içilmesi uygun olacaktır. Tatlı yenmek isteniyorsa hamurlu, ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar ara öğün olarak tüketilmelidir. Ara öğün olarak en iyi alternatif ise meyve yemektir. Çay veya kahve yanında kek, kurabiye türü yağlı gıdalar yerine kepekli bisküvi tercih edilmelidir. Kuruyemiş yenilmek istenirse 4-5 fındık, 2-3 ceviz tüketmek yeterlidir.
Şeker hastaları, kalp hastalığı olanlar, kronik böbrek yetmezliği tanısı olanlar, ağır enfeksiyon geçirenler, sindirim sistemi hastalığı olanlar doktorlarına danışmadan oruç tutmamalıdır. Hamileler ve emzikli bayanların bebeğe zarar verebileceği için oruç tutmaları sakıncalıdır.
Mutlaka sahura kalkılmalı ve hafif besinler tüketilmelidir.
Vücudun günlük 2-2.5 litrelik sıvı ihtiyacını karşılamak amacıyla yeterli miktarda su tüketilmelidir.
İftarda ilk önce hafif, az yağlı gıdalarla yemeğe başlanmalıdır.
Yemekler yavaş yavaş ve az porsiyonlarda tüketilmelidir.
Kan şekerini hızla yükselten besinler yerine, posa miktarı fazla kepekli ürünler tercih edilmelidir.
İftarda kızartma ve yağlı besinler yerine ızgara, haşlama, buğulama yöntemleri kullanılarak pişirilmiş hafif yemekler tercih edilmelidir.
Tatlı tüketilmek isteniyorsa hamurlu, ağır tatlılar yerine sütlü hafif tatlılar tercih edilmelidir.
Ara öğün olarak meyve en iyi tercihtir.
Haftada 3 kez düzenli egzersiz yapılmalıdır.
İftar yemeği hazırlanırken her besin grubundan dengeli bir mönü hazırlamaya özen gösterilmelidir.
ÖRNEK MÖNÜ;
Sahur:
Haşlanmış yumurta
1 dilim peynir
Domates- salatalık
Zeytin
2 ceviz
Tam buğday ekmeği veya 1 kase çorba
İftar:
Hurma veya 1 kase çorba
Peynir
Zeytin
1 dilim tam buğday ekmeği
15-20 dakika sonra etli sebze yemeği veya ızgara et
Salata
Yoğurt/ayran/cacık
Kepekli ekmek veya bulgur pilavı veya kepekli makarna
Ara: Meyve
Ara: Sütlü tatlı veya 1 bardak süt
Eski Konular