Tifonun Sebep Olduğu Hastalıklar

Sağlık Konusu: toz66 on Nisan 7, 2010 | Yorum Yok

Tifonun Sebep Olduğu Hastalıklar

Tifo, bağırsaklara yerleşen çomak şeklinde bir bakterinin sebep olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın etkeni olan tifo basili pis suların içilmesi ve mikroplu yiyeceklerin tüketilmesiyle insana bulaşır. Bu nedenle günümüzde, kanalizasyon sorununun çözüldüğü, içme sularının ve yiyeceklerin bu atıklarla kirlenmediği yörelerde tifo olayları eskiye oranla çok azalmıştır.

Yiyeceklerle vücuda alınan mikroplar bağırsaklardaki lenf düğümlerinde konumlandıktan sonra kana karışır ve toksin yayarak kanın zehirlenmesine yol açar. Bağırsaklarda geçen kuluçka döneminin süresi genellikle 10-15 gündür. Ardından ateş, baş ağrısı, halsizlik ve iştahsızlık gibi ilk hastalık belirtileri başlar. İnatçı ateş bir hafta içinde 40 dereceye kadar yükselir ve tedavi edilmezse 3-4 hafta sürer.

10 gün sonra da deride, özellikle karın bölgesinde küçük pembe lekeler belirir. Bu evrede genellikle kabızlık veya ishal görülür; bağırsak duvarlarında geniş yaralar açılır, dalak büyür, akyuvar sayısı azalır ve hasta sürekli su kaybettiği için çok bitkin düşer. Özellikle iki yaşından küçük çocuklarda su kaybına bağlı ölüm tehlikesi daha fazla olduğundan, hiç zaman yitirmeden antibiyotik tedavisine başlanmalıdır.

Tifo basili gibi “ Salmonella ”cinsinden olan bazı bakteriler de A ve B tipi paratifo hastalığına yol açar. Sindirim bozuklukları, ishal, bulantı; ateş ve halsizlik gibi belirtiler tifoyu andırır, ama hastalık tablosu çok daha hafiftir. Bazen tifo ve paratifo basillerini bağırsaklarında barındıran kişiler hastalığı o kadar hafif geçirirler ki çoğu zaman hasta olduklarını bile anlayamazlar. Bu grubun küçük bir bölümü sonunda “ taşıyıcı ” durumuna gelir; yani, varlığının farkında bile olmadıkları halde tifo mikrobunu yıllarca bağırsaklarında taşır ve dışkıyla birlikte dışarı atarlar. Bu nedenle kanalizasyonlardaki arıtma tesislerinde önlemlerin alınması için titiz davranmak ve denize akıtılmadan önce bu atıklarda canlı mikropların bulunmadığından emin olmak gerekir.

Bu önlemlerin göz ardı edildiği aşırı kalabalık, yoğun nüfuslu ve yoksul ülkelerde tifo basilleri içme sularına, sebze ve meyve bahçelerinin sulama tesislerine ve toprağa karışabilir. Bu bölgelerde suyu kesinlikle kaynatarak içmeli, pişmemiş meyve ve sebze tüketilmemelidir. Sinekler de tifolu hastaların dışkılarından mikropları alarak yiyeceklere ve suya bulaştırdıklarından hastalık büyük bir hızla yayılır. Bu sebeple, paratifo ve tifonun yaygın olduğu ülkelere gidecek bireylere koruyucu aşı yapılmalıdır.

Tags: , , ,  

Kategorisi: Genel Sağlık

Çörek Otu Faydaları

Sağlık Konusu: admin on Ağustos 20, 2009 | Yorum Yok

Sağlıklı yaşam hakkında bilgilendirme konularımızdan biride şifalı bitkilerdir. Bunlardan biride çörek otudur.

Çörek otu hakkında faydalı bilgiler haberimizin devamında yer almaktadır.

Mide ve bağırsaktaki gazları söker, hazmı kolaylaştırır, iştah açar; ekmek ve keklere katılırsa da şişlik yapmaz.

Böbrekteki kum ve taşları döker; şerbeti içilir veya 4 bardak suya 3 çorba kaşığı çörek otu dövülerek konur, üzerine 1 çay kaşığı sözme bal konur. Kaynatılıp süzülür. Günde üç kere 1′er çay bardağı içilir.

Felç ve kazıklı hummaya (tetanoz) faydalıdır; çörek otu yağı burundan faydalıdır.

Öksürük, balgam, nefes darlığı ve romatizmaya faydalıdır; balla karıştırılıp yenir veya macun yapılır. Grip ve nezleye, baş ağrısına; yağı burundan damlatılır veya çörek otu bir müddet sirke içinde bekletildikten sonra alınarak toz haline getirilir, enfiye gibi burna çekilir veya tohumları kavrulur, tütsüsü burna çekilir.

Kulak için, sonradan meydana gelen üşütme, rüzgâr alma, iltihap tıkanıklıklarında; çörek otu yağı kulağa damlatılır.

Diş ağrısı ve diş iltihaplanmalarında kullanılır; çörek otu sirke ile kaynatılıp ağızda gargara yapılır.

Bağırsak ve karındaki kurt, parazit ve solucanları öldürür; sirke ile kaynatılıp aç karnına içilir.

Basura faydalıdır; sirke ile kaynatılıp basura sürülürse veya yakılır elde edilen külü içilir veya acı kavun suyu ile merhem yapılır sürülürse faydası görülür.

Vücudun muhtelif yerlerinde sızısı olanlar; sabunlu sıcak su ile yıkanır, çörek otu kavrularak dövülür ve yıllanmış zeytin yağı içine konur. Bu yağ sızılı kimsenin tepesinden ayağına kadar sürülür, hasta giydirilir. Soğuk rüzgâr değmeden yatağa yatırılır, iyice terletilir. Hasta terledikten sonra sızılar geçer ve vücut ipek gibi olur.

Sivilce, uyuz, egzama gibi cilt hastalıklarına faydalıdır; çörek otu sirke ile kaynatılıp sürülebilir

Vücuda kuvvet ve zindelik verir; bal ile macun yapıp yenebilir. Kan yapıcıdır; her sabah kuru üzümle beraber yenmeli.

Çocukların gaz ve sancılarında; bir miktar çörekotu tohumu, bir tane hindistan ceviziyle de dövülür ve tülbente konup, çocuğun ağzına tutularak emzirilir.

Kadınların hayzını söktürür. Anne sütünü artırır; balla yenmeye devam edilmelidir. Unutkanlığa faydalıdır, balla macun yapılıp yenmeli.

Saçları besler, kepeği önler; çörek otu yağı saçlara sürülür.

Çörek otu tütsüsü haşereleri öldürür.

Ayrıca;

Çörek otu ürünleri (yağ ve ezilmiş bal karışımlı) hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar.

Egzamalı deriye sık sık çörek otu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir.

Çörek otu, müzmin hastalıklarda şaşırtıcı iyileşmeler sağlar. Çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir.

Selülitle baş etmenin yolları

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Yaz mevsimi yaklaştıkça üstümüzdeki ağırlıktan kurtulmak için büyük bir çaba harcıyoruz. Sadece palto ve kazakları değil, bacak ve kalçalarda oluşan selülitlerimizi de gardıroba kaldırabilsek ne güzel olurdu, değil mi? Bunu yapamayacağımıza göre selülitle baş etmenin yollarını öğrenmeye ne dersiniz?

Özellikle kadınlarda görülen ve deri altı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımını bozmasıyla oluşan selülit, deride çöküntülerle ve portakal kabuğu görünümüyle kendini gösteriyor. Selülit daha çok ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkıyor olmasına rağmen, kişinin genetik yapısı, metabolizma hızı, dolaşım sistemi, sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar, doğum kontrol hapları, alınan hormon ilaçları, dengesiz ve düzensiz beslenme, aşırı hareketsizlik, stres, sigara ve
alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir.
Sıklıkla bölgesel olan selülit, kilolu, zayıf, balık etli, uzun, kısa her yaştaki erişkin kadında görülebiliyor. Selülit nadiren erkeklerde de oluşuyor, ancak kadınlarda daha büyük sorun olması, östrojen hormon düzeyinin onlarda daha fazla olmasıyla ilgili.

Selülitin tek nedeni östrojen değil; başka tetikleyiciler de var. Sigara damarların en büyük düşmanı. Güçlü bir damar daraltıcı özelliğe sahip olan sigara, cildin yeterince beslenmesini engelleyerek selülite neden oluyor. Hareketsiz yaşam biçimi, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturmak, çok dar pantolon ve diz altı çorap giymek de dolaşım sistemini ve lenf sisteminin düzenli çalışmasını engelleyerek selülite yol açabiliyor. Bunlar, kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıklarına bağlı etkenler. Ancak selülitin, kan dolaşımındaki bozukluklar, ailesel yatkınlıklar ve hormonal etkenler gibi elimizde olmayan nedenleri de var. Beslenme ve yaşam biçimi sağlıklı bir şekle dönüştürüldüğünde, selüliti azaltacak yoğun tedavilere genellikle gerek kalmıyor.
Selüliti önlemek için ilk alınacak önlem, sigarayı bırakmak. Düzenli spor yapmak yalnızca genel vücut sağlığı için değil, selüliti önlemek için de çok önemli. Günde 30-60 dakika yapılan yürüyüş, bisiklete binmek veya merdiven inip çıkmak kan dolaşımını düzenleyerek selülit oluşumunu engelliyor. Yalnızca kilo vererek selülitten kurtulmak mümkün değil. Beslenme alışkanlığını değiştirip, bilinçli beslenmeye geçmek önemli. Beslenme ne kadar tek yönlü olursa, selülit de o kadar çabuk oluşuyor. Özellikle fast food ve hazır yemekler dokuları kötü yönde etkiliyor. Hayvansal yağlar, fazla şeker ve tuz da oldukça zararlı. Bunlar yağ hücrelerini şişiriyor, dokularda su birikmesine yol açıyor ve vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyor. Günlük beslenme programında tuz, şeker ve yağdan fakir, sebze ve meyvelerden zengin bir diyet kan dolaşımını artırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor. A ve C vitamini alımını artırmanın selüliti azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle, mutlaka günlük meyve tüketimine özen göstermek gerekiyor. Bol lifli gıdalar ve çinko alımı da selüliti engelliyor. Selülit önlemekte bol su içmek de önemli. Su, idrar oluşumunu artırarak vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlıyor.

Alınacak önlemler

Günde en 2,5 litre su içilmeli.

Rafine şekerlerden uzak durulmalı ve günlük tuz tüketimi azaltılmalı.

Yemeklerde kullanılan yağ miktarı azaltılmalı.

Alkol, sigara, koyu çay-kahve ve gazlı içeçek tüketimi minimuma indirilmeli.

Yemekleri pişirirken kızartma yerine haşlama ya da buğulama yöntemi tercih edilmeli.

Mümkün olduğunca mevsiminde ürünler tüketmeye özen göstermeli, dondurulmuş ve konserve ürünlerden kaçınılmalı.

Metabolizmanın düzenli çalışması için öğün atlamamaya özen gösterilmeli.

Çok sık kilo alıp vermekten kaçınılmalı.

Günlük alınan posa miktarı artırılmalı, posanın en iyi kaynakları sebze, meyve ve kurubaklagiller mutlaka beslenme sisteminin içerisinde yer almalı.

Kafeine duyarlılık kişiden kişiye değişir

Kafein merkezi sinir sistemini uyaran bir tür maddedir. Kana mideden karışır.
15 dakika sonra etkileri hissedilir hale gelir. Kahve, çay, kola, çikolata, bazı uyarıcı haplar, bazı ağrı kesiciler ve çeşitli reçeteli ilaçlarda bulunmaktadır. Kafeinin kısa dönemde yaygın olarak hissedilen etkileri, vücudun enerji seviyesinin artması, uyanık ve dinç olma durumu, keyif ve rahatlık hislerinde artıştır. Bu madde bazı ağrı kesiciler ve migren ilaçları ile birleştiğinde ise ilaçların tepki süresini ve etki alanlarını artırır. İlaç kullanımı sırasında kafein alım miktarına çok dikkat edilmelidir. Bu maddeyi içeren diğer besin maddelerive içeceklerde bulunan kafein miktarları iyi hesaplanmalı hatta bir uzmana danışılmalıdır.
Kafeine karşı duyarlılık; tüketim sıklığı, düzenli olarak alınan miktar, vücut
ağırlığı ve fiziksel koşullar gibi pek çok etmene bağlıdır. Kişisel duyarlılığın yanı sıra hamileler, çocuklar ve yaşlılar tüketilen kafeinin kısıtlanmasının gerektiği grup içersindedir. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Pek çok çalışmada, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarı günde
300 mg. (yaklaşık üç-dört fincan kahve ya da beş-altı büyük bardak çay) olarak belirlenmiştir.
Düzenli olarak kullanılan kafeinin kesilmesiyle kişide ortaya çıkabilecek belirtiler şunlardır: Baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk veya uykulu olma hali, konsantrasyon eksikliği, işte karşılaşılan zorluklar (motivasyon ve dikkat eksikliği, düşük performans), huzursuzluk (mutsuzluk, can sıkıntısı, huysuzluk, diken üstünde olma), depresyon (üzüntü, halsizlik, endişe, isteksizlik, küskünlük), sinirlilik, mide bulantısı, kusma, eklem ağrıları.

Su kaybına dikkat!

Özellikle yaz sıcaklarının yoğunlaştığı bugünlerde vücudumuzdan su kaybı artıyor. İnsan bedeninin yüzde 60-70′i sudur ve bu suyun üçte ikisi hücreler içinde, geri kalanı dokular arası sıvıda ve kanda bulunur. Su yaşamımız için çok önemlidir. Bir insan yemek yemeden dört hafta yaşayabilirken, su içmeden yaşayabilme süresi ise sadece üç-dört gündür. Eğer vücutta az su bulunursa, kanın yoğunlaşmasına yol açıyor ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden oluyor. Eğer aşırı miktarda su içilirse, bu da vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü bu durumda böbrekler aşırı çalışıyor ve sık sık tuvalete çıkılmasına neden oluyor, bunun sonucunda da vücudumuzdan kalsiyum minerali atılıyor. Vücudunuzun su alımının yeterli olup olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmektir. Açık renkli idrar, su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise, bu yeterince su alınmadığı anlamına gelir.
Suyun vücudumuza faydaları: Besinlerin sindirimi, emilimi ve metabolizma sonucu oluşan artık ürünlerin atılması için gereklidir. Hücre ve kas dokularını güçlendirir, cildi gerginleştirir, parlaklık kazandırır, vücudun ısı ve tuz dengesini sağlar.

Taze Peynir Yemeyin!

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Peynir veya diğer ürünler yapılırken sütün iyi kaynatılmaması sonucu ölmeyen mikroplar bu ürünleri tüketenleri hasta edebiliyor.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Turan Buzgan, taze peynirin tüketilmemesi gerektiğini bildirdi.
Buzgan, Brusella hastalığının hayvanlardan insanlara süt ve süt ürünleri yoluyla bulaşan, önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi.
Peynir veya diğer ürünler yapılırken sütün iyi kaynatılmaması sonucu mikropların ölmediğini ve bu mikropların uzun süre yaşayabildiğini ifade eden Buzgan, hastalığın bu yolla insanlara bulaştığını belirtti.

Buzgan, Brusella’nın, enfekte hayvanların sütlerinin kaynatılmadan tüketilmesi ve taze peynirin tüketilmesiyle daha çok ortaya çıkan bir hastalık olduğunu ifade ederek hastalığın Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görüldüğünü kaydetti.

Bu nedenle hayvanların, süt kuzusu ve süt danası şeklindeyken, hastalığa karşı mutlaka aşılanması gerektiğine dikkat çeken Buzgan, şunları söyledi:

“Hastalıkta en önemli şey bu. Hasta hayvanların etinin, sütünün tüketilmemesine dikkat edilmesi gerekiyor. Vatandaş olarak bu ürünleri alırken dikkat etmemiz gereken şey, sütün kaynatılarak peynir yapılmış olduğundan emin olmak ve taze peynir tüketmemek. Bilinmeyen bir peynir alındığında veya kışın tüketilecekse uygun salamura ortamında asgari 3 ay tüketilmeden bekletilmesi gerekiyor.” Buzgan, Brusella hastalığının terleme, ateş, vücutta kırıklık ve halsizlik, kusma, baş ağrısı gibi belirtileri olduğunu, bunların diğer hastalıkların belirtileriyle karışabildiğini ifade ederek hastalığın kalp zarı iltihabı ile kadın ve erkeklerin genital organlarında rahatsızlıklara da yol açtığını bildirdi.

Tags:  

Kategorisi: Sağlık Haberleri

Sigarayı bırakın, sağlığınızı değil!

Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok

Sigarayı bırakma yöntemlerinden olan nikotin bantlarının mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerekiyor.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Gögüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Esra Kurt Uzaslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser yapıcı ve kanserin ortaya çıkışını kolaylaştırıcı 4 binden fazla madde içeren sigarada bulunan ve bağımlılık yapan nikotinin, kişinin sigarayı bırakmasını engelleyen en önemli faktör olduğunu söyledi.

7 saniye sonra beyne ulaşıyor

Araştırmaların, bu bağımlılığın kokain, eroin ve esrarla

karşılaştırıldığında daha güçlü olduğunu ortaya koyduğunu ifade eden Uzaslan, nikotinin sigarayı içmeye başladıktan 7 saniye sonra beyine ulaşarak birtakım etkiler yaptığını, kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlayabildiğini kaydetti.

Uzaslan, kişinin sigarayı bırakabilmesinde en önemli etkenin “karar vermesi” olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Öncelikle karar verilmesi gerekiyor. Sigarayı bırakmak zor, ancak daha da
zoru bırakmış kalmak. Önemli olan tekrar başlamamak. Bu nedenle bırakmak ve bırakmış kalmak için destek tedavisi alınabilir ve bu destekte en önemlisi kişinin hekimidir. Hekim ve klinik psikologlar destek olabilir. Böylece bırakma şansı çok artacaktır.”

Bağımlılarda sigarayı bırakmayı denediklerinde ortaya çıkan, huzursuzluk, uykusuzluk, gerginlik, düşünceleri toplamada güçlük, aşırı tepki verme, sinirlilik, baş ağrısı gibi durumların ortadan kaldırılması için bazı tıbbı

tedaviler olduğunu dile getiren Uzaslan, şunları kaydetti:

“Sigara bırakma yöntemlerinden olan nikotin bantları ve sakızları

Türkiye’de de kullanılıyor. Nikotin bantları oldukça emin ve güvenlidir. Ancak, hekim kontrolünde kullanılması çok önemlidir. Çünkü bantları kimin hangi dozda kullanacağına hekim karar vermelidir. Yanlış, düşük veya yüksek dozdaki bantları kullanmak gereksiz riskleri almaya yol açacaktır. Ayrıca nikotin bantlarını son bir ay içinde kalp krizi geçirenler, kalp ritm bozukluğu olan kişiler, hamileler ve süt verenler kullanmamalıdır.

Bunun dışındakiler bandı hekim kontrolünde kullanabilirler. Nikotin bandı takılıyken sigara içilmesi, bandın olası yan etkilerini oldukça artırır. Bant kullanırken sigara içmeye devam etmek bandın çarpıntı, baş ağrısı, uykusuzluk, kas ağrısı, hazımsızlık gibi olası yan etkilerinin artmasına neden olabilir. Bandın her gün vücudun kılsız değişik bölgesine yapıştırılması gerekir.”

Tags:  

Kategorisi: Sağlık Haberleri

 


Sağlık Fotoğrafları

Sağlık Video

Sağlık Etiketler

Sağlık Siteleri

Sağlık Sayfaları 1 den 10 e Kadar12345678910