Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok
Allerji sadece genetik yatkınlıkla ilişkili değil. Hava kirliliği, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, şehir yaşamı, temizlik şartları allerjik
Son yıllarda artış gösteren hastalıklardan biri olan allerji özellikle gelişmiş ülkelerde daha sık görülüyor. Bunun en önemli nedenlerden birisi olarak ‘hijyen teorisi’ gösteriliyor.
Göğüs Hastalıkları ve Allerjik Hastalıklar Uzmanı Dr. Gülden Paşaoğlu Karakış bu teoriyi şöyle açıklıyor:Köylerde yaşayan, kreş ya da anaokuluna giden veya kalabalık çok çocuklu ailelerin çocuklarında bazı mikroplar veya parazitlerle daha sık karşılaşma bağışık sisteminin daha iyi gelişimine neden olmaktadır. Böylece bağışık sisteminde var olan denge daha iyi korunmakta ve sonuçta bu çocuklarda allerjik hastalık daha az görülmektedir. Şehirde yaşayan daha hijyenik ortamlarda büyüyen çocukların mikroplarla daha az karşılaşması sonucu savunma sisteminin dengesi bozularak allerjik hastalıkların gelişimi kolaylaşmaktadır.
Dr. Karakış Ancak bu teori tüm enfeksiyonlar için geçerli değildir. diyerek bir uyarıda bulunuyor: Erken yaşlarda geçirilen alt solunum yolu enfeksiyonları koruyucu olmayıp tersine çocuklarda daha sonra astım gelişimi için risk olabilmektedir. Evler allerjiye davetiye çıkarıyor
1990′lı yılların başlarından itibaren ev içi ortamın hızla değiştiği bir gerçek. Eskiden evlerde yaz ayları geldiğinde mevcut halılar kaldırılırken, son yıllarda bu alışkanlık neredeyse hiç kalmadı. Evler özellikle yatak odaları tümüyle duvardan duvara halılarla kaplı. Bu durum ev içinde ev tozu akarlarının seviyesini arttırıyor. Ayrıca evler eskiden sobalarla ısıtılırken, genellikle yatak odası daha soğuktu ve soğukta akarlar üreyemiyordu. Ancak kaloriferlerin yaygın kullanımı yatak odalarında ısısının artmasına, dolayısıyla ev tozu akarlarının daha kolay üremesine neden oluyor. Şehir hayatının gelişimi ile iç ortamlarda daha fazla zaman geçiriliyor. Dolayısıyla ev tozu akarları ve küf mantarları gibi iç ortam alerjenlerine daha çok maruz kalıyoruz. Evlerde kedi, köpek gibi hayvan besleme alışkanlığının artması da allerjenlerle karşılaşma oranını yükseltiyor. Yeni yaşam koşulları olumsuz etki yaratıyor
Allerjinin artmasının tek nedeni hijyen teorisi değil. Diğer etkenler konusunda Dr. Karakış şunları söylüyor: Özellikle kadınlar arasında sigara içme alışkanlığının artması, annelerin hamilelikte ve emzirme döneminde sigara içmiş olmaları, kapalı ortamlarda sigara dumanına maruz kalmaları dış ortamda çoğalan arabaların egzos dumanları allerjik hastalık riskini arttırıyor. Bununla birlikte sanayi bölgelerindeki atıkların neden olduğu dumanın dış ortamdaki hava kirliliğini arttırması sonucu solunan kirli havada var olan karbon monoksit, nitrojen dioksit, ozon, sülfür dioksit gibi gazların solunması astım gibi solunum yolu hastalıklarının görülme sıklığını artırmaktadır. Endüstrileşme ile birlikte diyet alışkanlıklarını değişmesi, doğal gıdalar yerine hazır, katkı maddeleri içeren allerjen düzeyi yüksek gıdaların tüketiminin artması besin allerjilerine neden olmaktadır. Ayrıca günümüzde hastalıklar arttıkça bunlara yönelik çok fazla ilaç üretilmekte ve çoğu zaman bu ilaçlar bilinçsizce, belki de gereğinden daha fazla kullanılmaktadır. Duyarlı kişilerde bazı ilaçların fazla tüketilmesi de zamanla ilaçlara karşı allerjilerin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Allerjiye karşı önlem alın
Bu hastalıkların oluşumunu engellemek için öncelikle korunmak gerekiyor. Peki bunu gerçekleştirmek için ne yapmalı? Dr. Karakış bu tedbirleri 3 başlık altından toplayarak şöyle diyor: Birincil önlemler: Vücudun duyarlanmasını önlemeye yönelik olandır. Bu konuda elimizdeki veriler oldukça çelişkilidir. Kesin olmamakla birlikte annenin gebelikte ve emzirme döneminde sigara içmesinin engellenmesi ve allerjik gıdaları az tüketmesi, en az 6 ay anne sütü ile beslenmesi ve bebeğe allerjik besinlerin örneğin inek sütünün 1 yaşından önce, katı gıdaların 6 aydan önce verilmesinin allerji ve astım gelişimini engelleyebileceği belirtilmiştir. İkincil önlemler: Duyarlı kişilerde hastalık gelişimini önlemek amacıyla çevresel alerjenlerle temasın azaltılması, sigaraya ve kirli havaya maruziyetinin azaltılması bu önlemler arasında yer alıyor.
Üçüncül önlemler: Allerjik hastalığın tedavisinde ilk yapılması gereken hastanın duyarlı olduğu allerjenlerle temasını önlemek. Birçok allerjik hastalıkta yakınmalar genellikle allerjenle teması takiben ortaya çıkıyor. Örneğin ev tozu akarlarına duyarlılık sonucu burun nezlesi gelişen hastanın evinde akarlara maruziyeti önleyecek korunma yöntemlerini uygulaması yakınmalarını azaltabiliyor. Tedavide, aşının yeri var mı?
Günümüzde oluşan hastalığın belirti ve bulgularını kontrol altına almak için oldukça etkili olabilen ilaçlar kullanılıyor. Bu ilaçlar mevcut bulgulara göre değişiyor. Dr. Karakış bu durumu şöyle açıklıyor: Örneğin burun nezlesinde antiallerjik ilaçlar ve burun spreyleri, astımda hava yollarını genişletici ve tedavi edici ağızdan spreyler, derideki lezyonlarda antiallerjik ilaçlara ilaveten kremler etkili olabilmektedir.
Allerjinin tedavisinde aşının yeri var. Ancak aşı tedavisi konusunda değişik yaklaşımlar söz konusu. Dr. Karakış aşı tedavisi konusunda şöyle diyor: Hastanın duyarlı olduğu allerjenler gittikçe artan dozlarda enjekte edilerek ya da dil altına damla şeklinde verilerek uygulanır. Böylece vücudun o allerjene karşı duyarsızlaştırılması sağlanarak hastanın allerjik olduğu maddelerle karşılaştığında reaksiyon oluşturması önlenebilmektedir. Ancak riskli bir tedavi yöntemi olup immünoterapi yapılma kararı ve nasıl yapılacağı konu hakkında uzmanlık eğitimi almış allerji uzmanları tarafından, mutlaka hastane ortamında uygulanmalıdır.
Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok
Sigara, kafein ve alkol ses tellerinin de en büyük düşmanları arasında. Korunma yolları ve tedavi şekli için…
Ses kısıklığını önlemek için öncelikle sesinizi uzun süreyle ve yüksek şiddette kullanmamanız, gıdanıza dikkat etmeniz ve baharatlı gıdalardan kaçınmanız gerekiyor. Evin havasını nemlendirmek, bol su içmek ve sigara dumanından uzak durmaksa yapılması gereken diğer şeyler arasında…
Ses kısıklığı genellikle bütün anormal ses değişikliklerinin yerine kullanılan genel bir terimi olup sesteki anormallik, sesin hırıltılı, çatallı, veya gergin olması, ya da şiddetinin veya inceliğinin değişmesi şeklinde olabilir. Ses değişikliklerinin nedeni, genellikle gırtlakta (larenks) yerleşmiş olan ses tellerindeki sorunlardır.
Nefes alma sırasında ses telleri açılır. Konuşma sırasında ise ses telleri kapalı olur ve akciğerlerden çıkan havayla titreşerek sesin oluşmasını sağlar. Ses telleri ne kadar sıkı kapanırsa ve ne kadar inceyse o kadar hızlı titreşirler ve ses de o kadar ince olur. Ses telleri üzerinde şişlik bulunması halinde kapanmaları, dolayısıyla da çıkan ses düzgün olmaz.
SES KISIKLIĞININ NEDENLERİ NELERDİR ? Ses kısıklığının çeşitli nedenleri olabilir. Bunların çoğu ciddi sağlık problemlerine neden olmazlar ve kısa sürede düzelirler. Ses kısıklığının en sık nedeni “akut larenjit”tir. Akut larenjit, soğuk algınlığı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında, ya da aşırı bağırmaktan kaynaklanan ses zorlamalarında ortaya çıkar.
Daha uzun süreli ses kısıklıklarının nedeni genellikle sesin uzun süreyle aşırı ve zorlanarak kullanılmasıdır. Bu tür ses kullanma alışkanlığı, ses telleri üzerinde nodül adı verilen ve ses kısıklığına neden olan küçük şişliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Nodüller genellikle sesini profesyonel nedenlerle uzun süre, ancak hatalı teknikle kullanan kişilerde (şarkıcılar, öğretmenler, politikacılar gibi) görülür. Ses tellerinin birbirlerine sürekli normalden fazla kuvvetle çarpmasına bağlı olarak gelişen nodüller, ses eğitimi ile ses kullanma alışkanlığı düzeltilmediği sürece kendiliğinden kaybolmazlar. Aşırı bağırmayı takiben gelişen akut larenjit sırasında ses teli içine küçük kanamalar meydana gelebilir; bu aşamada ses dinlendirilmediği taktirde bu kanama polip adı verilen tek taraflı ses teli şişliklerine dönüşebilir ve sürekli ses kısıklığına neden olur.
Erişkinlerde ses kısıklığının sık görülen nedenlerinden birisi de yemek borusu ile midenin birleştiği noktadaki bir adelenin zayıflığına bağlı olarak, mide içindeki asitli sıvının yemek borusundan gırtlak seviyesine yükselerek ses tellerini tahriş etmesidir; buna larengofarengeal reflü adı verilmektedir. Ses kısıklığı özellikle sabahları fazladır ve gün içinde azalır. Ses kısıklığı ile birlikte boğazda takılma, yabancı bir madde varmış hissi ve sık boğaz temizleme alışkanlığı da sık görülen belirtilerdir. Reflü nedeniyle ses kısıklığı olan hastaların pek çoğunda mide ile ilgili şikayetler yoktur.
Sigara içimi, ses kısıklığının bir diğer nedenidir. Sigara, gırtlak ve boğaz kanserlerinin gelişmesinde önemli bir risk faktörü olduğundan düzelmeyen ses kısıklığı olan ve sigara içen kişilerin bir Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanına muayene olmaları gerekir.
Ses kısıklığının daha nadir nedenleri arasında allerji, guatr ve sinir sistemi hastalıkları sayılabilir. Birçok insanda doğal yaşlanma ile birlikte bir miktar ses kısıklığı ortaya çıkabilir.
SES KISIKLIĞININ TEDAVİSİ İÇİN KİME MÜRACAAT EDİLMELİDİR?
Ses kısıklığı iki haftadan uzun sürerse ve belirli bir nedeni yoksa bir Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanına muayene olmanız gerekir. Sesle ilgili problemler, ideal olarak sesle ilgili fonksiyonlar ve sorunlarla uğraşan profesyonel bir ekip tarafından değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. Böyle bir ekipte Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanı, ses ve kouşma patoloğu, müzik-şan-diksiyon öğretmenleri yer alır. Ses bozuklukları, bu uzmanlardan herbirinin katkısı olabilecek farklı ve karmaşık özellikleri bulunabilir.
NE ZAMAN MUAYENE OLMAK GEREKİR?
* Ses kısıklığı 2-3 haftadan uzun sürerse.
* Ses kısıklığı ile birlikte aşağıdaki belirtiler varsa.
* Soğuk algınlığı gibi belirli bir neden yokken ağrı bulunması.
* Öksürükle kan gelmesi.
* Yutma güçlüğü.
* Boyunda şişlik.
* Birkaç günden uzun süren tam ses kaybı veya seste şiddetli değişiklik olursa.
SES KISIKLIĞINDA NASIL BİR İNCELEME YAPILIR?
Ses kısıklığı nedeniyle müracaat ettiğinizde, Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanı sizden şikayetinizle ve genel sağlık durumunuzla ilgili bilgiler isteyecektir. Daha sonra bir ayna yardımıyla ağız içinden gırtlağınızı ve ses tellerinizi görmeye çalışacaktır. Bu yeterli olmazsa, burundan geçirilen veya ağız içinde tutulan ve endoskop adı verilen optik cihazlarla ses telleriniz görülmeye çalışılacaktır. Gerektiğinde, bu işlemler sırasında elde edilen görüntüler bir video banda kaydedilerek daha sonra tekrar incelenmek üzere saklanacaktır. Muayenede kullanılan bu yöntemler hasta için çok zor değildir ve hastaların çoğu muayeneye kolay uyum sağlamaktadır.
SES BOZUKLUKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Ses bozukluklarının tedavisi, ses kısıklığının nedenine göre değişir. Ses kısıklığına neden olan durumların çoğu, ses istirihati ve doğru ses kullanma alışkanlığını kazanmakla düzelirler. Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanınız size ses kullanımı ile ilgili bilgiler verebilir, eğitim için sizi ses ve konuşma patoloğuna gönderebilir, veya polip gibi görünür bir neden varsa ameliyatla tedavi önerebilir. Özellikle ameliyatla tedavi önerilenler olmak üzere, ses sorunu olan bütün hastalardan sigara içmemeleri ve sigara dumanı bulunan ortamlardan kaçınmaları, bol su içmeleri istenir.
Ses ve konuşma patologları, bazı ses bozukluklarında sesi doğru kullanma tekniğini öğretmeye ve varsa yanlış tekniği ortadan kaldırmaya çalışırlar. Bazı hastalardaki sorun, sigara içimi ve bağırma gibi ses kullanımı açısından olumsuz alışkanlıkların bulunmasıdır. Buna benzer durumlarda hastanın ses çıkartma tekniği düzeltilerek ses kalitesi düzeltilmeye ve varsa nodüller tedavi edilmeye çalışılmaktadır.
SES KISIKLIĞINI ÖNLEMEK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?
Sigara içiyorsanız bırakın.
Kafein (kahve, kolalı meşrubatlar) ve alkol kullanımından kaçının.
Sigara dumanı bulunan ortamlardan kaçının.
Bol su için.
Evinizin havasını nemlendirin.
Gıdanıza dikkat edin – Baharatlı gıdalardan kaçının.
Sesinizi uzun süreyle ve yüksek şiddette kullanmayın.
Ses kısıklığı olduğunda sesinizi dinlendirin.
SES İÇİN HİJYENİK KURALLAR
* Boğazınızı sert biçimde temizlemeyin.
* Genelde gıcıklanmayı önlemek ya da mevcut salgıları temizlemek için boğazımızı temizleme ve öksürme ihtiyacı hissederiz. Ancak, bu hareket ses tellerinin çok şiddetli şekilde birbirlerine çarpmalarına ve tahrişine neden olur. Tahriş sonucu ses telleri üzerindeki dokulardan salgı oluşumu daha da artar. Boğaz temizleme ihtiyacı hissedildiğinde tercih edilecek en iyi yöntem hızla burnunuzu çekip yutkunmaktır. Bu hareket ses telleri üzerinde biriken ve ses kalitenizi olumsuz etkileyen salgıların uzaklaşmasını sağlar.
* Boğazınızı temizleme hareketinden vazgeçemiyorsanız ve bu bir alışkanlık haline gelmişse bunu en sessiz şekilde yapın. Böylece ses tellerine vereceğiniz zararı en aza indirgemiş olursunuz. Boğazdaki rahatsızlık hissini gidermek için esnemek, bir miktar su içmek de yararlı olabilir.
* Sürekli ve şiddetli öksürük ses tellerinin tahrişine ve şişmesine neden olur. Genellikle bu tarz öksürük soğuk algınlığı, allerji veya sigara içmeye bağlıdır. Bu tür durumlarda sorunun çözülmesi için altta yatan asıl nedenin tedavi edilmesi ya da ortadan kaldırılması gerekir.
* Konuşurken sizin için doğal olan ses perdesini kullanın
* Birçok kişi en alt perdeden konuşarak sesini kalınlaştırır ve sesine otoriter bir hava vermeye çalışır. Bazı insanlar da normalden daha yüksek perdeden konuşurlar. Oysa, insanların belli bir ses perde aralığı vardır ve normalde konuşmalarının %70′ini bu ses aralığında yaparlar. Belli bir eğitim almadan bu aralığın sınırları dışına çıkmak sesi olumsuz etkiler. Bu nedenle, normalde kullandığınız ses perde aralığının dışına çıkmamaya çalışın; yani ne çok kalın, ne de çok ince sesle konuşmaya çalışmayın.
* Fısıldamak da ses telleri için zararlı olabilen bir konuşma şeklidir. Sesinizi korumak amacıyla fısıldayarak da konuşmayın; sesinizin yüksekliği, hemen karşınızda biri oturuyormuşçasına olmalıdır. Bırakın karşınızdaki kişi sizi duymak için gayret göstersin. Gün içinde belli aralıklarla sesinizi dinlendirmeye de özen gösterin.
* Sesinizi kullanırken nefesinizi ayarlamayı öğrenin
* Yeterli solunum desteği sağlamadan konuşmak, boyundaki ve ses tellerini kontrol eden kaslara ilave yük getirir ve sesin etkinliğini azaltır. Konuşma sırasında bir nefeste gerektiğinden fazla kelime söylemeye çalışmak zararlıdır. Konuşma sırasında cümleleri bölmeye, önemli kelimelerden önce duraklamaya, yazılı metinleri okurken virgüllerde yeni bir nefes almaya özen gösterin. Bu işlemleri çok sık tekrarlayarak alışın ve konuşmanın anlamını ve akışını bozmayacak şekilde nefesinizi kullanmayı öğrenin. Unutmayın ki, güzel ve doğal bir ses için ses tellerinin titreşmesi yanında güçlü ve doğru bir solunum desteği gerekir.
* Uzun süreli konuşmayın
* İş gereği olsun ya da olmasın, sürekli konuşan kişilerde ses yorgunluğu gelişir. Bu kişiler genellikle şikayetlerini ses kısıklığı tarzında ifade ederler. Bu durumu önlemek için kısa süreli ses istirahati yararlı olur.
* Gürültülü ortamlarda konuşmayın
* Diskotekler, spor salonları, tren istasyonları, otomobil ve otobüsler, uçaklar, tiyatrolar, toplantı salonları ve amfiler sesin zorlanmasına neden olacak şekilde sesin aşırı kullanılmasına gerek duyulan ortamlardır. Bu gürültülü ortamlarda konuşmak ses yorgunluğu, boğazda ağrı ve ses kısıklığına neden olur. Böyle ortamlarda nispeten yüksek perdeden, yani daha ince bir ses tonuyla konuşulmalı ve nefes aralarında daha az sayıda kelime kullanılmalıdır.
* Sigara içmeyin, aşırı alkol kullanmayın
* Sigaranın boğaz, gırtlak ve akciğer dokuları üzerine olan olumsuz etkileri herkesçe bilinmektedir. İlk etapta bu dokularda şişme ve iltihap gelişimi oluşur. Sigaraya devam edildikçe bu olumsuz değişiklikler kanser oluşumuna kadar devam edebilir.
* Günde bir kadeh alkolun ses üzerine etkisi çok fazla değildir. Ancak günlük aşırı kullanımı sonucu ses telleri üzerindeki ince kan damarları genişler ve ses kısıklığı ile beraber düşük perdeli kalın bir ses oluşur.
* Bol sıvı alın ve bulunduğunuz ortamları nemlendirin
* Sağlıklı bir ses için vücudun ve ses tellerinin bol sıvıya ihtiyacı vardır; bunun için bol su içmek ses için yararlıdır. Solunum yolları için ideal nem oranı %35-50 arasındadır; özellikle ses sorunu olan kişilerin bulunduklaru mekanlarda havayı nemlendirmeleri gerekir. Bunun için buhar cihazlarından veya kaynatılmış sudan yararlanılabilir. Aşırı kuruluk ses tellerinde tahrişe ve şişmeye neden olur. Allerji ilaçları (antihistaminikler), grip ilaçları ve idrar söktürücüler gibi bazı ilaçlar ses telleri üzerindeki salgıları azaltarak sesi olumsuz etkilerler.
* Toplum önünde konuşurken önlem alın
* Bir topluluk önünde konuşma yaparken mümkünse mikrofon kullanın. Gerekirse amplifikatör kullanarak ses perdenizi ve şiddetini yükseltmek zorunda kalmayın. Sesinizi kullanmadan önce ısındırın. Vücudunuzun genel direncini bozmamak için fazla yorulmayın ve stresinizi giderin.
Sağlık Konusu: admin on Mart 5, 2009 | Yorum Yok
‘Allerji mevsimi’ olan ilkbahar, özellikle çiçek tozları, polen ve kavak ağaçlarının pamukçuklarına allerjisi olanlar için büyük tehlike oluşturuyor.
Tekden Hastanesi Baştabibi, KBB hastalıkları uzmanı Op.Dr. Kemal Tekden, bahar aylarıyla görülen allerjilere karşı dikkatli olunmasını istedi.İlkbaharın aynı zamanda ‘Allerji mevsimi’ olduğunu. özellikle çiçek tozları, polen ve kavak ağaçlarının pamukçuklarına allerjisi olanlar için büyük tehlike oluşturduğunu belirten Op.Dr. Kemal Tekden, allerjik hastalıkların görülme oranının yüzde 15-20 gibi yüksek bir rakama ulaştığını belirterek şöyle dedi: Bunlardan allerjik burun hastalıklarına çok sık rastlanılır. Bu rahatsızlıklar yıl boyu devam edebilir. Allerjik rinit, çilek, yumurta, balık türü besin maddeleri alındığında, ev tozu tüy gibi maddeler solunduğunda ortaya çıkabiliyor.
Halk arasında ‘Saman nezlesi’ olarak bilinen mevsimsel allerjik rinitin daha çok bahar aylarında ortaya çıkan çiçek tozları ve polenlerin karıştığı havayı teneffüs edilmesiyle görüldüğünü belirten Tekden, Göz ve burunda kaşınma, burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hapşırmayla kendini gösteren rahatsızlıktan bahar aylarında kurtulmak zordur.
Şikayetlerin derecesi farklı olabilir. Ancak, insanlarda fiziksel aktivitelerde azalma, sosyal faaliyetlerden geri kalma, iş gücü kayıpları ortaya çıkar. Allerjik olmayan başka hastalıklarda da benzer belirtiler olabilir. Doğru teşhis için mutlaka uzmana gidilmelidir. Bazı tetkik ve testlerden sonra teşhis konulduğu takdirde saman nezlesi, allerjen maddelerden uzak durarak ve ilaçlar sayesinde kurtulmak mümkündür.
Sağlık Konusu: admin on Mart 5, 2009 | Yorum Yok
Normal erişkin insanların en az %45′i zaman zaman horlamaktadır. %25′i sürekli olarak horlamaktadır. Horlama problemi en sık şişman erkeklerde görülür ve yaşla birlikte her geçen gün artar
A.B.D. de 300 den fazla firma horlamaya karşı cihaz geliştirmiştir. Bazı modeller pijama arkasına tenis topu yapıştırmak gibi eski bir modelin modifikasyonlarıdır (Sırt üstü yatarken horlama daha çok artar.). Çene ve boyun askıları, boyunluklar ve ağız içine yerleştirilen cihazlar hiçbir yarar sağlamamıştır. Horlama sesi ile çalışıp hastayı uyandıran elektronik cihazlar bulunmuştur. Bütün bunlar hastanın horlamadan uyuma alıştırmaları olarak düşünülmüştür. Ancak maalesef horlama kişinin kontrolünde olmayan bir problem olup tüm bu cihazlar hastayı sadece uyutmamaya yöneliktir.
HORLAMANIN NEDENİ NEDİR?
Ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda ortaya çıkan gürültü biçiminde ki sese horlama denir. Dilin arkası ve yumuşak damak ve küçük dilin olduğu kısmın genizle birleştiği bölge kendiliğinden daralabilen bir bölgedir. Bunlar birbirleri üstüne geldiğinde solunumla birlikte titreşmekte ve horlama ortaya çıkmaktadır. Horlayan biri aşağıdaki problemlerden en az birine sahiptir.
Dil ve boğaz kasları gerginliği azalmıştır. Gevşek kaslar sırt üstü yatınca dilin boğaz arkasına doğru kaymasına engel olamaz. Bu olay alkol yada ilaç alarak gevşemiş birinin uykusunda kas kontrolünün kaybolması ile ortaya çıkar. Bazı insanlarda uykunun derin fazında gevşemeye bağlı olarak yine horlama görülebilmektedir.
Boğazdaki dokuların aşırı büyük olması. Büyük bademcik ve geniz eti çocuklarda en sık rastlanan horlama nedenidir. Şişman insanlarda kalın boyun dokusu sebep olarak gösterilir. Kist ve tümörlerde nadir olarak bu yolla horlama yapabilmektedir.
Yumuşak damak ve küçük dilin aşırı sarkık ve uzun olması boğaza doğru hava yolunu daraltır. Hava yoluna sarktığı için bir valv gibi horlamaya neden olur.
Burun tıkanıklığı olan kişi havayı almak için genizde aşırı vakum yaratır. Bu vakum boğazda kollabe olabilen dokuları hava yoluna doğru çeker. Böylelikle burun açık iken horlamayan kişide horlama görülmeye başlar. Bu durum neden bazı insanların sadece allerjik dönemlerde veya grip, sinüzit olduğu zamanlarda horladığını izah etmektedir. Burun deformasyonları bu tip burun tıkanıklığı nedenleri olarak bilinir. Deviasyon burun orta bölmesinin yan taraflara taşması olarak tanımlanır. Burun içi deformasyonları içinde en sık rastlanılanıdır.
HORLAMA CİDDİ BİR SORUN MUDUR?
Sosyal olarak evet! Bu aile yaşamında ciddi bir şekilde tehdit eder. Horlayan kişi alay konusu olur. Ailenin diğer bireyleri için uykusuz gecelerin sorumlusu tutulur. Horlayan kişi tatil ve iş gezilerinde istenilmeyen oda arkadaşı olur. Tıbbi olara evet! Kişinin kendine verdiği zarar daha büyüktür. Dinlenilmeden geçirilen geceler vardır. Aşırı horlayan kişilerde yüksek tansiyon horlamayan kişilere göre daha sık görülür. Horlamanın en ağır formu “tıkayıcı tipte horlama hastalığıdır.”
“Uyku apnesi” diye bilinen bu hastalıkta şiddetli horlama nefessiz kalınan bir dönemle kesilmektedir. Bu sırada solunum tam durmuştur. 10 saniyenin üzerindeki nefessiz kalma nöbetlerinin bir saat içinde 7 den fazla görülmesi yaşamı ciddi şekilde tehdit eder. Bu durumda doktorunuzun size bir uyku merkezinde inceleme yapılmasını önerecektir. Apneli (nefesin kesilmesi) hastalarda saatte 30-300 defa tıkanmalara rastlanılmaktadır. Böylelikle uykuda kan oksijen düzeyi aşırı oranda düşer. Oksijenin düştüğü bu dönemde kalp kanı daha çok pompalamak zorundadır. Bir süre sonra kalp ritmi bozulurken, yıllar içinde yüksek tansiyon ve kalp büyümesi yerleşir. Tıkayıcı tipte horlama hastalığı olan kişiler uykularının çok az bir kısmında derin uyku fazına geçebilmektedirler. Derin faz gerçek dinlenme için tek yoldur. Dinlenmeden geçirilen gecenin gündüzü uykulu, yorgun ve verimsiz geçecektir. Araba kullanırken yada iş başında uyuklamalar görülecektir.
HORLAMA TEDAVİ EDİLEBİLİRMİ?
Horlamanın bir çok tipi tedavi edilebilir. Erişkin horlayan kişiler için aşağıda sıralanan önerilere uyulmalıdır.
İyi bir adele tonusu kazanmak için sportif bir yaşam biçimi seçilmeli.
Horlayan kişiler uyku ilaçları, sakinleştirici ve antihistaminik denilen allerji ilaçlarını uykudan önce almamalı.
Uykudan 4 saat önce alkol almaktan sakınmalı.
Uykudan 3 saat önce ağır yemekten sakınmalı.
Aşırı yorgunluktan sakınmalı.
Uykuda sırt üstü yatmak yerine yana yatmak tercih edilmeli. Eski bir öneri olarak pijama sırtına tenis topu dikmek hala faydalı bir metot dur. Böylelikle sırt üstü uyumaya engel olunur.
Yatağınızın baş tarafı daha yukarıda olacak şekilde tüm yatağınız yaklaşık olarak 10 cm bir tarafa doğru çeviriniz. Bu amaçla yatağınız bir tarafı altına bir tuğla yerleştirmek amacınıza uygun olacaktır.
Evde horlamayan kişilerin sizden önce uykuya geçmeleri için onlara süre tanıyın.
Her pozisyonda horlayan kişiler “ağır horlayan” olarak isimlendirilir. Bu kişilerin yukarıdaki önerilerden daha fazla yardıma ihtiyaçları vardır.
Horlama kişi ve ailesi için zararlı hale geldiğinde uzman doktorunuz ile görüşmeniz uygun olacaktır. Bu özellikle uyku sırasında nefes alamama problemi olduğunda (Yüksek sesli horlama nefessiz kalma dönemi ile kesilmektedir.) Doktorunuza baş vurmanız daha da önem kazanmaktadır. Horlama hastasının burun, ağız, boğaz ve boynunun detaylı muayenesi yapılmalıdır. Horlamanın boyutu ve horlayan kişinin sağlığını belirlemek açısından uyku laboratuarı çalışmaları değerlidir.
TEDAVİ
Tedavi şüphesiz tanıya dayanır. Bu allerji veya enfeksiyon tedavisi gibi basit yada bademcik geniz eti veya burun bozukluklarının cerrahi gerektirir biçimdedir. Horlama – Nefessiz kalma hareketli dokuların sabitleştirilmesi ve hava yolunun daha genişletilmesini sağlayan horlama ameliyatlarından başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Buna uvulopalatofarengoplasti ameliyatı (UPPP) adı verilmektedir. Hasta için bademcik ameliyatından çok farklı his vermez. Laser’ın kullanıldığı Laser-assisted uvulopalatoplasti (LAUP) lokal anestezi ile yapılabilen bir başka ameliyattır. Cerrahinin çok riskli veya hasta tarafından istenilmediği durumlarda boğaza basınçlı hava veren maske takarak (CPAP) uyuyabilir. Kronik olarak horlayan her çocuk KBB uzmanı tarafından detaylı olarak muayene edilmelidir. Bademcik ve geniz eti ameliyatının gerekli olduğu durumlarda cerrahi müdahale çocuk sağlığına ve gelişimine çok önemli yararlar sağlayacaktır.
Unutmayın: Horlama nefes almanın tehlikeli biçimde kesilmesidir. Horlama komik değildir, umutsuz hiç değildir.
Sağlık Konusu: admin on Mart 5, 2009 | Yorum Yok
OBDUKSİYON:Otopsi.
OBEZ:Şişman.
OBEZİTE:Şişmanlık.
OBJE:Görülebilen veya dokunulanilen herhangi bir şey.
OBJEKTİF:Duyulup, görülebilen, idrak edilebilen.
OBLİTERASYON:Vücuttaki boşlukların tıkanması.
OBSERVASYON:Müşahade.
OBSESYON:Daimi endişe,fikri sabit, nöroz.
OBSTRÜKSİYON:Tıkanma, engel.
OBSTETRİ:Doğum bilgisi.
ODİOGRAM:Kulağın işitme gücünün kaydıdır, odiometri cihazı ile ölçülür.
OEDİPUS KOMPLEKSİ:Erkek çocuğun annesine karşı duyduğu bilinçsiz yakınlık nedeniyle babasını kıskanması ve bununla ilgili ruhsal bozukluklar kompleksine verilen isimdir.
ODONTOİD:Diş şeklinde.
OFTALMİK:Göze ait.
OFTALMOPLEJİ:Göze ait sinirlerin felci sonucu göz kapağının düşmesi ve gözün hareket edememesi ile birlikte oluşan tablo.
OFTALMOLOJİ:Göz ve göz hastalıkları ile uğraşan bilim dalı.
OFTALMOSKOP:Göz içi muayenesinde kullanılan bir alet.
OFTALMOSKOPİ:Oftalmoskop ile gözün içinin muayene edilmesi.
OFTALMOLOJİST:Göz hastalıkları uzmanı, göz mütehassısı.
OFTALMOTONOMETRİ:Göz içi basıncın ölçülmesi.
OKKULT:Gizli, kapalı.
OKLUDE:Kapalı, tıkalı.
OKSİPUT:Başın arka kısmı.
OKULOMOTORYUS:Gözü hareket ettiren sinirlerden birisidir.(3.kafa çifti Nervus Oculomotorius)
OKÜLER:Göze ait.
OLEKRANON:Dirsekteki çıkıntı.
OLFAKTORYUS:Koku siniri.(Nervus Olfactorius)
OLİGÜRİ:İdrarın normalden az çıkartılması
OLİGO:Geri,küçük.
OLİGODENDROGLİOMA:Sinir sistemi destek dokusuna ait, özellikle beyincikte görülen kötü huylu tümör.
OLİGOSPERMİ:Menide spermatozoidlerin normalden az oluşu.
OMENTUM:Karın içerisinde, barsakları örten oluşum.
ONANİZM:Genital organlar ile oynayarak kendi kendine tatmin.
ONKOLOJİ:Tümöral oluşumlarla ilgili bilim dalı.
OPAK:Donuk, şeffaf olmayan.
OPERABL:Ameliyat edilebilir, ameliyat edilmekle halen bir şansı olan. ( aksi; inoperabl )
OPERASYON:Cerrahi müdahale, ameliyat.
OPİAT:Afyonlu ilaç, uyuşturucu.
OPİSTOTONUS:Bazı hastalıklarda vücudun ekstansör (gerici ) kaslarının gerilmesi sonucu gövdenin yay biçimi alarak kasılmış hali. ( Örn. Tetanozda )
OSTEOGENESİS:Kemik oluşumu, kemiklerin gelişimi.
OSTEOGENESİS İMPERFEKTA:Kemiklerin kolayca kırılacak şekilde gevrek oluşu ile karekterize kalıtsal nitelik gösteren hastalık.
OSTEOJENİK:Kemik yapıcı.
OSTEOİD:Kemik gibi, kemiğimsi.
OSTEOLİZ:Kemiğin çürümesi, nekrozu, erimesi.
OSTEOMALASİ:Kemiklerin yumuşaması ile karekterize bir hastalık.
OSTEOMİYELİT:Kemik iltihabı.
OSTEOFİT:Kemiklerde patalojik olarak oluşan çıkıntı şeklindeki oluşumlar.
OSTEOPLASTİ:Kusurrlu kemiği düzeltme veya sağlam kemikle değiştirme ameliyatı.
OVOBLAST:Yumurtanın geliştiği hücre, yumurta hücresi.
OVOSİT:Olgunlaşma devresinden önceki dişi cinsiyet hücresi.
OVÜLASYON:Kadınlarda yumurtalıklarda ovüm’ün (Yumurtanın) atılmasıdır. Ovülasyon genellikle adet dönemlerinin ortasına rastlayan 11-14. günler arasında olur.
——————————————————————————–
ÖDEM:Vücutta anormal miktarda su toplanmasıdır.Kalp, damar ve böbrek hastalıklarının bir belirtisi olabildiği gibi bazı allerjik durumlarda ve beyin travmalarında ciddi sonuçlar doğurabilir.
ÖDİPUS KOMPLEKSİ:Bkz. ODİPUS KOMPLEKSİ.
ÖSTAKİ BORUSU:Orta kulakla nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeliyen yola verilen isimdir.
ÖSTROJEN:Yumurtalıklardan salgılanan ve insanlarda sekonder cinsel karakterlerin gelişmesini sağlıyan hormondur.
ÖTENAZİ:Kısaca ölüm hakkı da denilebilir.Tedavisi mümkün olmayan kronik hastalıklarda, hayattan umudunu kesmiş hastanın ağrısız bir metotla ölümüne izin verilmesidir.Yasal değildir.
ÖZEFAGUS:Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birleştirir.
Eski Konular