Sağlık Konusu: admin on Nisan 28, 2009 | Yorum Yok
Domuz gribi nedir ve nasıl bir hastalıktır?Aşısı bulunmakta mı?
Domuz gribi, genelde domuzlarda görülen A tipi grip virüsünün yol açtığı bir solunum hastalığı olarak biliniyor ve domuz gribi hızla yayılabiliyor.
Domuz Gribi İnsanlara Bulaşabilir mi?
Domuz gribi domuzdan insana ve insandan insana bulaşabiliyor. Virüse karşı insanın doğal bağışıklığı bulunmuyor.
Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü (Who), domuz gribi nin kontrolden çıkmak üzere olan geniş çaplı salgın olabileceği uyarısında bulunuyor.
DOMUZ ETİ YİYENLER DOMUZ GRİBİNE YAKALANIR MI?
Domuz etinin yenmesiyle domuz gribi virüsü bulaşmıyor. Domuz gribi virüsü solunum yoluyla bulaşıyor.
BU, DOMUZLARDA YENİ GRİP TÜRÜ MÜ?
İnsanlardaki grip virüsü gibi, domuz gribi virüsü de domuzlarda sürekli değişim gösteriyor. Domuzların solunum yollarında domuz, insan ve kuş gribi virüslerine duyarlı alıcılar bulunuyor.
Dolayısıyla domuzlar, domuz gribi virüslerinin eş zamanlı bulaşması halinde yeni grip virüslerinin ortaya çıkma ihtimalini artırıyor.
Who’ye göre, Meksika’da ölümlere neden olan domuz gribi virüsü A/H1N1. Bu virüs insandan insana bulaşabiliyor. A/H1N1 virüsü, insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşuyor.
Domuz Gribi Aşısı Var mı?
Domuzlara yapılan aşı bulunuyor, ancak insan için henüz aşı yok.
Yeni Zelanda’da Meksika’dan dönen, bazısı domuz gribi belirtisi gösteren 25 kişi karantinaya alındı. Yeni Zelanda’nın en büyük lisesinin öğrenci ve öğretmenlerinden oluşan grubun dün Auckland’e döndüğü belirtildi. Auckland Bölge Halk Sağlığı Hizmetleri Müdürü Dr. Julia Peters, 13 öğrenciyle 1 öğretmenin sağlık durumunun iyi olmadığını, bir öğrencinin hastaneye kaldırıldığını söyledi.
Sağlık Bakanlığı sözcüsü Michael Flyger da gruptakilerin bir kısmının grip benzeri belirtileri olduğunu, test sonuçlarının gün içinde alınacağını kaydetti.
Meksika’da domuz gribi olduğu sanılan bir virüsün yol açtığı ağır zatürreden 81 kişi yaşamını yitirdi. Meksika’da okullar, müzeler, kütüphaneler ve tiyatrolar, binden fazla kişinin hastalandığı salgını zapt etmek için kapatıldı. Öte yandan Japonya’nın en büyük uluslararası havaalanında sağlık kontrolleri artırılırken, Filipinler Meksika’dan gelen ve ateşi olan yolcuları karantinaya alabileceğini bildirdi. Tayland ve Hong Kong’taki sağlık yetkilileri de durumu yakından izlediğini belirtti.
Çin, domuz gribinin vurduğu bölgelerden son iki hafta içinde gelen ve grip belirtileri bulunan kişilerin yetkililere bilgi vermesi gerektiğini bildirdi.
Avustralya Sağlık Müdürlüğü de Meksika’ya ziyarette bulunan ve grip benzeri hastalık geçirenlerden doktorlarına görünmelerini istedi. Malezya ve diğer Asya ülkeleri ise Dünya Sağlık Örgütünün yeni açıklamalarını beklediğini bildirdi. Asya, 2003′te patlak veren kuş gribi virüsü H5N1′den en çok mustarip olan bölge olmuştu. Kuş gribinden en az 257 kişi hayatını kaybetmişti.
Bir çok kişinin ölmesine sebep olan ve Amerika ile Kanada’ya yayılan ve Avrupa ile Avustralya’da izlerine rastlanan virüs, insandan insana geçebiliyor ve insan, domuz ve kuş gribi karışımından oluşan bir virüs olarak tanımlanıyor.
Meksika’da domuz gribi yüzünden öldüğü sanılan kişilerin sayısı 103′e çıktı. Virüs bulaştığından şüphelenilen 1300 kişinin büyük bölümünün başka bir rahatsızlığı bulunduğunu açıklayan Meksikalı yetkililere göre virüs, genelde 25-45 yaş arasındaki hastaların ölümüne yol açtı.
H1N1 taşıyan Influenza A tipi virüse, ABD’deki 20 vakada da rastlandı. California, Kansas, Texas, New York ve Ohio’da izlerine rastlanan virüsün, Kanada’da da 6 kişiyi etkilediği, İspanya, Fransa ve Yeni Zelanda’da olası vakaların tespit edildiği belirtildi. Meksika’daki vaka sayısı 1614′e çıkarken, Yeni Zelanda’da 13, İspanya’da 7, Fransa’da 1, İsrail’de 1 ve Brezilya’da 1 kişinin domuz gribine yakalandığından şüphe ediliyor.
Domuzlardan kaynaklandığı tahmin edilen virüs, insandan insana, hapşırık, öksürük ve hatta ele bulaşması halinde tokalaşma yoluyla bulaşabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre domuz yiyerek virüs kapma olasılığı bulunmuyor.
Merkezi Cenevre’de bulunan DSÖ’nün, gribin, kuş gribinin 2003′te tekrar belirmesinden bu yana en geniş çaplı yaygın hastalık riskini taşıdığını açıklaması, tehdidin boyutunu gösteriyor.
Normal grip vakalarıyla, ani ateş, kas ağrısı, boğaz ağrısı ve kuru öksürük gibi benzeri belirtileri bulunan bulunan domuz gribi, bunların dışında, aşırı kusmaya ve ishale neden olabiliyor.
Yaygın grip tipleri, genelde yaşı ilerlemiş insanları hedef alıyor ve yılda ortalama 250 bin ila 500 bin kişinin ölümüne yol açıyor. Çoğu ölüm zatürreden oluyor. Yeni grip virüsleri ise insan vücudunun bağışık olmaması ve ilaç geliştirmenin süre alması nedeniyle çok çabuk yayılabiliyor. Domuz gribi, genetik açıdan bakıldığında, ilaçla karşı konulabilen H1N1 virüsünden farklılıklar içeriyor.
DSÖ, 1968′deki “Hong Kong” gribinin dünya genelinde yaklaşık 1 milyon kişinin ölümüne ve 1918′deki “İspanyol” gribinin 40-100 milyon kişinin ölümüne yol açtığı düşünüldüğünde, artık dünyanın, yeni bir grip hastalığının yayılmasına karşı daha hazırlıklı olduğunu açıkladı. Örgüt, domuz gribi virüsünün evrim geçirip çok daha tehlikeli hale gelebileceği uyarısında bulunmaktan da kaçınmadı.
Meksika hükümeti, virüsün yol açtığı ölümlerin ardından başkent Mexico City ile ülkenin orta kesimlerindeki iki eyalette tüm okulları 6 Mayısa kadar kapattı. Başkentteki konserler iptal edildi, bar ve gece kulüplerinin yüzde 70′i, kiliseler, sinema salonları kapatıldı.
Hükümet, halka, kalabalık yerlere girmemeleri çağrısında bulundu, tokalaşmaktan, sarılmaktan ve öpüşmekten sakınılmasını, sık sık el yıkanmasını, yiyecek ve mutfak araç-gereçlerinin ortak kullanımından kaçınılmasını tavsiye etti.
Gribe karşı ilaç geliştirmek için çalışmaların başladığını duyuran DSÖ, acil vakalarda gerekli yardımın yapılabilmesi için “savaş odası” adı verilen bir komuta ve kontrol merkezini faaliyete geçirdi. Örgütün, virüse karşı etkisi kanıtlanmış olan Tamiflu ve Relenza ilaçlarından 5 milyon adetlik stoku bulunuyor. Virüsün bulaşmasını önlemede ve hastalığın tedavisinde, oseltamivir ve zanamivir tavsiye ediliyor.
Who, bunun yanı sıra Meksika’ya gidecek turistlerin tatil planlarını askıya almalarına ve Meksika sınırlarının kapatılmasına gerek olmadığını da duyurdu.
Domuz gribi ne karşı ihtiyatlı davranan ABD de, stoktaki 12 milyon Tamiflu’nun eyaletlere gönderildiğini açıkladı. Çin, Rusya, Tayvan ve Bolivya, domuz gribi belirtileri gösterenlerin karantina altına alınmasına karar verirken, Güney Kore ve Hong Kong, Mexico City ile bölgedeki 3 eyalete seyahat uyarısında bulundu. İspanya, İtalya, Polonya ve Venezuela, vatandaşlarına, Meksika ile ABD’nin, virüse rastlanan bölgelerine gitmemeleri çağrısında bulundu. Domuz gribi nedeniyle Yunanistan’ın alarm durumuna geçtiği bildirildi.
İŞTE RAKAMLARLA SON DURUM
|
ÜLKELER
|
ÖLÜ SAYISI
|
KESİNLEŞEN VAKA
|
ŞÜPHELİ VAKA
|
|
MEKSİKA
|
152
|
18
|
1600
|
|
ABD
|
0
|
51
|
0
|
|
KANADA
|
0
|
6
|
0
|
|
İSPANYA
|
0
|
1
|
26
|
|
AVUSTRALYA
|
0
|
0
|
19
|
|
Y. ZELLANDA
|
0
|
0
|
10
|
|
İSVEÇ
|
0
|
0
|
5
|
|
İNGİLTERE
|
0
|
2
|
0
|
|
ALMANYA
|
0
|
0
|
3
|
|
İSRAİL
|
0
|
0
|
2
|
|
FRANSA
|
0
|
0
|
4
|
|
NORVEÇ
|
0
|
0
|
1
|
|
G. KORE
|
0
|
0
|
1
|
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ, ALARM DÜZEYİNİ 4. EVREYE ÇIKARDI
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), domuz gribini 1 ila 6 arasında derecelendirdiği salgın evreleri sıralamasında alarm düzeyini 3. evreden 4. evreye çıkardı.
İsviçre’nin Cenevre kentinde saatlerce süren acil toplantının ardından WHO Başkan Yardımcısı Keiji Fukuda, düzenlediği basın toplantısında, ilk olarak alarm düzeyini 3′ten 4′e yükseltme kararının alındığını söyledi.
Fukuda, virüsün kimi ülkelere de yayılmış olması nedeniyle domuz gribinin kontrol altına alınamayabileceğini bildirdi.WHO ayrıca, gribin yayılmasını durdurmak için sınırların kapatılması tavsiyesinde bulunmadığını, henüz yolculuk kısıtlamalarının gerekli olmadığını açıkladı.
Örgütün alarm düzeyini 4. evreye çıkarması, hastalığın en az bir ülkede insandan insana geçtiği anlamına geliyor.
İSVİÇRE’DE TRENLE TAŞINAN VİRÜS KONTEYNERİ PATLADI
Zürih’te toplanan domuz gribi numunelerinin, Cenevre’deki İsviçre Ulusal Salgın Merkezi’nde incelenmeleri için yerleştirildikleri konteyner, trenle nakliyesi sırasında patladı. 61 yolcunun da bulunduğu trende “virüs konteynerinin” patlamasıyla 2 kişi hafif yaralandı. Olay Zürih-Cenevre hattında bekletilen trenin etrafında sıkı güvenlik önlemleri alındı. Tren ancak birkaç saat sonra yola devam edebildi.
Patlamada yaralanan 2 kişiye virüsün bulaşıp bulaşmadığı açıklanmadı. Patlamanın, konteynere yerleştirilen kuru buz basıncında bişr artıştan meydana geldiği belirtildi.
KÜRESL DAYANIŞMA ÇAĞRISI
Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü, ABD’de 40, Meksika’da 26, Kanada’da 6, İspanya’da da 1 olmak üzere dünya çapında şu an için doğrulanan 73 domuz gribi vakası olduğunu bildirdi. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), domuz gribi nedeniyle tüm ekiplerini birinci derecede alarm durumuna geçirdi. Örgüt, domuzlardaki durumun derhal kendilerine iletilmesini ve numunelerin laboratuvarlarına gönderilmesini talep etti.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, “Gerçekten bir domuz gribi salgınıyla karşı karşıyaysak, buna karşı küresel dayanışma göstermeliyiz. Hiçbir ülke böyle tehditlerle tek başına başedemez” dedi.
SALGIN OLURSA 7.5 MİLYON KİŞİ ÖLECEK
Semptomları nedir?
İnsan gribiyle aynı belirtiler, yani öksürük, ani ateş, başağrısı, kas ağrıları şeklinde başlar. Ağır olanlarında zatürre, çoklu organ yetersizliği ve ölüme kadar gidebilir.
Tedavi edilebilir mi?
Meksika ve ABD’deki hastaları Tamiflu ve Relenza adlı antibiyotiklerin şu ana kadar başarıyla tedavi ettikleri görüldü.
Salgın ne kadar kötü olabilir?
Dünya Sağlık Örgütü, dünya çapında bir salgının başgöstermesi halinde iyimser tahminle 7.5 milyon kişinin ölebileceğine dikkat çekiyor.
Hastalık domuz etinden mi geçiyor? Et 70 derecenin üzerinde sıcaklıkta pişirilince virüs ölüyor. Hastalık insandan insana solunum yoluyla geçiyor.
Hastalık yayılıyor
Domuz gribi salgınının merkezi Meksika’da vaka sayısı 1614’e çıktı. Bu hastalıktan öldüğüne inanılanların sayısı ise 149’u buldu. ABD’de domuz gribi teşhisi konulan 28 hastanın ölüm tehlikesi bulunmadığı açıklandı.
Avrupa’ya sıçradı
Avrupa’da doğrulanan ilk vaka olarak İspanya’ya Meksika’dan dönen 8 şüpheli hastadan birine domuz gribi teşhisi konuldu. İngiltere’de ilk kez 2 domuz gribi vakası belirlendi. Bu kişiler Glasgow yakınındaki Airdrie’deki hastanede karantina altında tedaviye alındı.
Meksika tecridi
Dünyanın birçok ülkesi vatandaşlarını Meksika’ya gitmemeleri konusunda uyarıyor. İtalya Sağlık Bakanlığı, “Meksika’ya gitmeyin, zorunlu değilse ABD’ye de gitmeyin” diyence, binlerce rezervasyon iptal edildi. Çin ve Sırbistan, Amerika ülkelerinden domuz alımını durdurdu.
Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok
Zatürre Nedir?
Halk arasında “zatürre” olarak bilinen pnömokok enfeksiyonları, özellikle risk grubu hastalarda ölümle sonuçlanabilecek ciddi bir akciğer hastalığıdır.
Streptokokus pnömoni bakterisinin neden olduğu pnömoni (pnömokok pnömonisi), küçük çocuklarda, ileri yaştakilerde ve halihazırda kronik bir hastalığı bulunan kişilerde daha ağır seyreder ve ölümle sonuçlanabilir.
39 dereceyi geçen ateş öksürük çoğu zaman pas renginde olan koyu kıvamlı balgam hastalığın başlıca belirtileridir.
Hastalık bazen genç erişkinlerde şiddetli bir titremenin ardından ateş yükselmesiyle birlikte aniden başlayabilir.
Buna karşılık yaşlılarda son derece sinsi bir şekilde başlayabilir ve zatürre izlenimi vermeyebilir. Çok yaşlı hastalarda öksürük pek az olabilir, hiç balgam çıkmayabilir ve ateş de yükselmeyebilir. Ancak hasta yorgun görünür ya da bilinci bulanıklaşır. Vücut ısısı düşer ve şok tablosu ortaya çıkabilir.
Zatürre olan hastalar tipik olarak grimsi renktedir, kaygılı görünürler ve ateş genellikle 39 derecenin üzerindedir.
Zatürreye neden olan bakteriler, aynı zamanda kan ile tüm vücuda yayılarak bakteriyemi adı verilen tablo ve beyin zarında da menenjit gibi ciddi enfeksiyonlara neden olabilirler.
Bu bakteriler zatürreye neden olduklarında, her 20 vakadan biri ölümle sonuçlanmaktadır.
Aynı şekilde her 10 bakteriyemi vakasından 3′ü ölümle sonuçlanmaktadır.
Nasıl Bulaşır?, Ne sıklıkta görülür?
Zatürre nasıl bulaşır ?
Zatürreye neden olan Streptokokus pnömoni (pnömokoklar), üst solunum yollarında koloniler (bakteri grupları) oluşturan ve normal florayla (zararsız bakteriler) birlikte bulunan bir bakteridir.
Pnömokoklar kişiden kişiye, bir iki metrelik mesafelerden yakın temas sonucu bulaşırlar. Bakteriler, tek başına ya da solunum damlacıklarıyla birlikte solunum yolundan vücuda girerler ve nazofarinkste (burun ve ağız boşluklarının birleştiği yer) bakteri kolonileri oluştururlar.
Bakteri genellikle aile içinde, özellikle küçük çocuklar ve okul çoçukları arasında yayılma eğilimindedir. Hastalığın yayılması çoğu zaman viral üst solunum yolları enfeksiyonları ile birlikte olur.
Pnömokok enfeksiyonu grip kadar bulaşıcı olmamakla birlikte insanların kalabalık şekilde bir arada yaşadığı yerlerde, askeri kamplarda, tutukevlerinde ve yatılı okullarda zatürre salgınları görülebilir.
Ne sıklıkta görülür ?
Dünya sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünyada her yıl her 1000 kişden 10-15’i zatürreye yakalanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl Pnömokoklara bağlı zatürreden 100 000 - 175 000 kişi, bakteriyemiden 50 000 kişi ve menenjitten 3000 kişi hastaneye yatmaktadır. Yaklaşık 20 000 ila 40 000 kişinin de hayatını kaybettiği bildirilmektedir.
Türkiye’de her yıl Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre yaklaşık 90 000 zatürre vakası görülmekte ve 2500 civarında kişi hayatını kaybetmektedir. Ancak uzmanlar Türkiye için gerçek rakamın çok daha yüksek olduğunu ifade etmekte ve yaklaşık 500 000 kişinin her yıl zatürreye yakalandığını belirtmektedirler.
Zatürre’den Korunmak Neden Önemlidir?
Zatürreden korunmak neden önemli?
Zatürre (pnömoni), en gelişmiş ülkelerde bile, tanı ve tedavi yöntemlerinin, hastane ve yoğun bakım olanaklarının çok artmasına rağmen sık görülen ve ölümlere neden olan dünyanın bilinen en eski hastalıklarından biridir.
Türkiye’ de her yıl ortalama 500 bin kişinin bu hastalığa yakalandığı tahmin edililmektedir. Özellikle;küçük çocuklar, yaşlılar, kalp, şeker, böbrek ve bronşit hastalarında ölümlere yol açabilmektedir.
Sağlık Bakanlığı’nın istatiklerine göre, ülkemizde 5 yaş altındaki çocuklarda en çok görülen ölüm nedeni %22 ile zatürredir.
Tüm zatürre vakalarının yarısından pnömokok bakterisi sorumludur. Ayrıca, pnömokokların giderek penisilin ve başka birçok antibiotiğe karşı direnç kazanmakta oldukları saptanmıştır. Üstelik de, tıptaki tüm gelişmelere rağmen en gelişmiş ülkelerde bile kana mikrop karışan zatürrelerde ölüm oranı çok yüksektir.
Bu nedenlerden dolayı zatürre hastalığından korunmak önemlidir.
Pnömokokların yol açtıkları zatürre vakalarını önleyici bir aşı, bir çok kişinin yaşamını kurtaracak bir yöntemdir.
Zatürre aşısı, pnömokok bakterilerine karşı antikorların yapımını sağlayarak organizmayı bunlara karşı kuvvetli hale getirir. Pnömokokların 80′den fazla türü vardır. Aşı içinde bunların en çok hastalık yapabilme özelliği olan 23 tanesi bulunur. Bunlar da zatürreye neden olan pnömokokların % 90′nı oluşturur.
Tek bir doz aşı ile yıllar süren bir bağışıklık elde edilmektedir. Bazı durumlarda aşının 5 yıl sonra tekrarlanması gerekir.
Dünya Sağlık Örgütü, ölümcül sonuç doğurabilecek bu hastalık için özellikle risk gruplarının, özetle kalp, akciğer, böbrek hastaları, diyabet gibi kronik hastalıkları olan kişilerle, 65 yaşını aşmış insanlar, huzurevi gibi toplu yerlerde yaşayanların aşılanarak zatürre’den korunması gerektiğini vurgulamaktadır.
Kimler Zatürre Aşısı Olmalıdır?
Pnömokok aşısı yapılması gereken risk grupları
- Kronik hastalıkların varlığı nedeniyle zatürre hastalığı gelişme riski artmış hastalar
Kardiyovasküler hastalıklar
Akciğer hastalıkları
Diyabet
Alkolizm
Karaciğer sirozu
Beyin-omurilik sıvısı kaçağı
Bağışıklık sorunu olanlar
Dalağı fonksiyon görmeyen veya alınmış hastalar (asplenik hastalar)
Hodgkin hastaları
Lenfomalı hastalar
Multipl miyeloma vakaları
Kronik böbrek yetmezliği olanlar
Nefrotik sendrom vakaları
Bağışıklık sisteminin baskı altına girdiği hastalığı olanlar (örn: organ nakledilenler, kemoterapi ve radyoterapi görenler)
- Semptomatik veya asemptomatik HIV enfeksiyonu olanlar (AIDS’li hastalar)
- Zatürre hastalığı veya komplikasyonlarının görülme riskinin yüksek olduğu bilinen özel çevrelerde veya kalabalık yerlerde yaşayanlar (örn: huzurevleri gibi)
- 65 yaşın üzerindeki herkes*
Pnömokok Aşısı (Zatürre Aşısı) çeşitli zamanlarda yapılabilir:
Hastaneden taburcu edilirken aşılama, pnömoni nedeniyle tekrardan hastane tedavisine ihtiyaç duyulmasını azaltan bir önlemdir.
65 yaş ve üstündekiler doktor kontrolleri ve herhangi bir nedenle doktora başvurdukları zaman aşılanabilirler.
Risk gruplarına girenler; grip aşısıyla birlikte hastaneden taburcu edilirken huzurevlerinde veya kronik tedavi gördükleri ortamlarda aşılanabilirler.
Splenektomili (dalağı alınmış) veya kemoterapi uygulanacak hastalar::
Ameliyattan 2 hafta önce
Organ naklinden 2 hafta önce
Bağışıklık sistemini baskı altına alacak tedaviden 2 hafta önce aşılanabilirler.
HIV ile enfekte olanlar (AIDS’li hastalar)
HIV ile enfekte insanlar seropozitif oldukları saptanır saptanmaz en kısa zamanda pnömokok aşısı yaptırmalıdır.
- Pnömokok aşısı 2 yaşından küçük çocuklarda önerilmez
* ABD’deki ACIP (Immunization Advisory Committee - Bağışıklama Danışma Komitesi) 1989 yılında pnömokok polisakkarid aşısının kullanımı konusundaki önerilerini güncelleştirerek yaşlı ( > 65 yaş) insanların rutin olarak aşılanmasını önermiş ve diğer yüksek risk gruplarını yeniden belirlemiştir
Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok
Verem (Tüberküloz) hastalığı mycobacterium tuberculosis denilen mikrobun akciğer, kemik, böbrek, barsak, lenf bezi, beyin zarı gibi organlarda yerleşmesi ile meydana gelir.
Verem hastalığı geçmişi eski Mısır’a kadar uzanan insanlık tarafından bilinen en eski hastalıklardan birisidir. 4000 yıl önceki mumyalarda verem hastalığı saptanmıştır.
Dünyanın tüm ülkelerinde verem vardır.Dünya üzerinde halen 20 milyondan fazla verem hastası mevcuttur. Yılda sekiz milyon insan bu hastalığa yakalanırken iki milyonu ölmektedir.Verem dünyadaki diğer bütün enfeksiyon hastalıklarından daha fazla ölüme sebep olmaktadır. Dünyadaki ölüm nedenleri içinde 5. sıradadır.
Ülkemizde yaklaşık her üç kişiden birinde bu mikrop vardır ve yılda yirmibeş bin kişi hastalanmaktadır.
Tüberküloz en çok akciğerlerde olmak üzere bütün organlarda hastalık yapabilir.
Tedavisiz bırakılırsa yada kötü tedavi edilirse öldürücü olabilir.
Verem Nasıl Bulaşır?
Verem solunum yolu ile bulaşan bir hastalıktır. Akciğer veremi olan bir kişinin öksürme, aksırma ve konuşma sırasında havaya saçtığı mikropların sağlam kişiler tarafından solunum yolu ile alınmasıyla bulaşır.
Şeker hastaları, mide ameliyatı ve böbrek transplantasyonu geçirenler, aşırı alkol alanlar, ağır işlerde çalışanlar, kortikosteroid ve immunosupresif dediğimiz ilaçları kullananlar hastalığa daha kolay yakalanabilmektedirler.
Bu mikroplar, mikrobu almış olan kişide vücut direncinin azaldığı herhangi bir dönemde hastalık yapabilir. Tüberküloz mikrobunu alanların bir kısmında hastalık ortaya çıkar, bir kısmı ise hayatı boyunca hasta olmayabilir.
Verem kalıtımsal (irsi) bir hastalık değildir.
Ancak ailede veremli bir kişi olduğunda hastalığın en kolay bulaşabileceği kişiler çocuklardır.
Tüberkülozlu hasta ile aynı evde yaşayan kişiler ve küçük bir işyerinde birlikte çalıştığı iş arkadaşları bulaştırıcılıkta en fazla risk altındadırlar.
Ailede bir kişi verem hastalığı tanısı almışsa aynı evdeki tüm aile bireylerinin tetkik için verem savaş dispanserine başvurması gerekmektedir.
Balgamında mikrop bulunan bir tüberküloz hastasının düzenli olarak tedavi gördüğünde 20 gün sonra yakınlarına hastalık bulaştırma riski kaybolur.
Günlük kullanılan eşyalarla (havlu,tarak,bardak vb.) tüberküloz bulaşmaz.
Belirtiler
Hastalığın başlıca belirtileri şunlardır;
İki haftadan uzun süren öksürük
Balgam çıkarma
Kilo kaybı
İştahsızlık
Ateş, gece terlemeleri
Zayıflama
Kan tükürme
Yakınmaların genellikle hafif başlaması ve yavaş ilerlemesi günlük yorgunluklara veya sigara içimine bağlanması nedeniyle birçok hasta doktora başvurmakta gecikir.
Öksürük en sık ve en önemli belirti olup, öksürüğü iki haftadan fazla devam eden hastaların en yakın Verem Savaş Dispanserine başvurmaları gerekir.
Tanı Yöntemleri
Balgam Muayenesi; Balgamın mikroskopik incelenmesi ve kültürü. Tüberkülozun kesin tanısı balgam muayenesi ile konur.
Akciğer Radyolojisi; Tüberkülozu düşündüren görüntüler yalnız tüberküloz hastalığında değil başka hastalıklarda da görülebileceğinden yalnız radyoloji ile tüberküloz tanısı konulamaz.
PPD (Tüberkülin Testi); Kişinin Tüberküloz basili ile karşılaşıp karşılaşmadığını gösteren bir testtir. Hastalık aktivitesi hakkında bilgi vermez. Ülkemiz koşullarında daha çok çocukluk çağında değerli bir tanı aracıdır. Tüberkülozdan şüphe edilen 15 yaşından küçük çocuklara mutlaka Tüberkülin Testi yapılmalıdır.
Tedavi
Tüberkülozlu hastaların tedavisi verem savaşı dispanserlerinde ücretsiz olarak yapılmaktadır. Verem hastalığı uzun süreli tedavi gerektirir(ortalama 6 ay). Bu süre içinde tedavinin aralıksız devamı gereklidir. Hastalar kendilerini iyi hissetseler bile bu tedavi süresini tamamlamalıdırlar. Verem düzenli tedavi edildiğinde kesinlikle şifa bulan bir hastalıktır. İlaçlarını düzenli kullanmayan hastalarda ise ilaçlara direnç gelişir ve tedavi imkansız hale gelebilir. Verem tedavisi tek ilaçla değil, çeşitli ilaçların birarada kullanımı ile yapılır. Bu ilaçların hiçbirisi doktor kontrolü olmadan kesilmemelidir.
Korunma
BCG Aşısı; 2 Aylık bebeklere ve ilkokul 1. sınıftaki çocuklara uygulanır. Bu aşı çocuklarda kanla yayılan ve beyin zarını tutan tüberküloz gibi ciddi hastalıkları önler. Erişkin insandaki hastalık için koruyucu değildir.
İlaçla Koruma
Altı yaşından küçük PPD pozitif çocuklar
Balgamında basil olan bir hasta ile aynı evde oturan 15 yaşından küçük olanlar
Daha önce PPD negatif olup, son bir yıl içinde pozitifleşenler
Balgamında basil olan bir hasta ile yakın temasta olup, bağışıklık sistemi bir nedenle baskılanmış kimseler ilaçla korumaya alınırlar.
Tüberküloz ve diğer solunum yoluyla bulaşan hastalıklardan korunmak için; kapalı ortamların sık sık havalandırılması, öksürür ve aksırırken ağzın sol el ve mendille kapatılması önemlidir. İlaç, alkol bağımlılığı, uyuşturucu ve sigara kullanımı gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durulmalıdır. Bulaştırıcı bir Verem hastasını tedavi etmek, hastalığın başkalarına yayılmasını önleyecek en iyi yoldur.
Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok
|
SOĞUK ALGINLIĞI |
GRİP |
| Ateş |
nadir |
38-39° |
| Başağrısı |
nadir |
sürekli |
| Genel ağrı ve sızı |
az |
genellikle |
| Yorgunluk |
hafif |
2-3 hafta |
| Tıkalı burun |
genellikle |
bazen |
| Hapşırma |
genellikle |
bazen |
| Boğaz Ağrısı |
genellikle |
bazen |
| Öksürük |
nadir |
genellikle |
| Komplikasyonları |
sinüzit ve kulak ağrısı |
bronşit, zatürre |
| Engellemek |
hiç bir şey yapılamaz |
Aşılama ve antiviral ilaçlar |
| Tedavi |
belirtiler geçici olarak ortadan kaldırılır. |
Belirtiler görülmeye başlandıktan sonraki ilk 48 saatte antiviral tedavi başlanması ve belirtileri gidermeye yönelik tedavi |
Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), amfizem ve kronik bronşiti kapsayan bir hastalık grubudur. KOAH’ın en sık görülen özelliği, akciğerlerinize giren ve akciğerlerinizden çıkan havayı nefes darlığına neden olacak derecede kısıtlayabilmesidir.
Amfizem
Amfizem, alveollerdeki hava boşluklarında, alveol duvarlarının yıkımıyla oluşan anormal ve kalıcı genişlemedir (açık bir nedbeleşme yoktur). Klasik semptomu nefes darlığıdır.
Kronik Bronşit
Kronik bronşit, fazla miktarda mukusun oluştuğu sürekli öksürük durumudur. Kronik öksürük art arda iki yıl içinde, yılda en az 3 ay görülür.
KOAH’ın neden olduğu akciğer tahribatını hiçbir şey geri döndüremez. KOAH’ın ilk evrelerinde, sadece hafif bir nefes darlığı ve arasıra öksürük krizleri görülebilir. İlk başlarda, çoğu kişi KOAH hastalığına yakalandığının farkında olmaz. İlk semptomlar genel bir hastalık hissi, artan sıklıkta nefes darlığı, öksürük ve ötmedir. Ancak, hastalık ilerledikçe semptomlar ağırlaşır.
Sigara, KOAH’ın en önde gelen nedenidir ve bildirilen tüm vakaların %90′ından sorumludur. Sigara içen her 5 kişiden biri, yaşamı esnasında KOAH geliştirme riskiyle karşı karşıyadır. Ancak, KOAH riski taşıyanlar yalnızca sigara içenler değildir. Daha önce sigara içmiş olanlar ve sürekli sigara dumanına maruz kalanlar (pasif içiciler) da KOAH için potansiyel adaylardır. Sigarayı bırakmak, akciğer fonksiyonlarının KOAH’a bağlı olarak gerilemesini yavaşlatabilir.
KOAH Gerçekleri
KOAH çoğunlukla iki farklı hastalıktan oluşan karmaşık bir sağlık durumudur. Bu iki hastalık hava yollarının engellenmesi ile ilgili kronik bronşit ve amfizemdir. Aşağıda bu hastalık ve tedavisi hakkında bazı bilgiler bulacaksınız:
Akciğerleriniz çok uzun süre rahatsız veya iltihaplı kaldığında kronik bronşit oluşur. Rahatsız olan akciğerleriniz yüzünden öksürük yakanızı bırakmaz. Bronşit çok uzarsa, akciğerlerinizde hasar ve berelenmeye yol açar. Mukoza ve berelenmiş doku, akciğerlerinizin hava alıp verme fonksiyonunu sekteye uğratır ve nefes darlığına neden olur.
Amfizem akciğerlerinizde dönüşü olmayan bir hasara yol açar. Amfizem, akciğerlerinizde alveoli adı verilen küçük hava keseciklerini etkiler. Bu kesecikler, havadan kana oksijen geçmesini ve karbondioksidin vücuttan atılmasını sağlar. Hava girip çıktıkça, alveoli genişler ve daralır. Amfizemde ise, aynı eski bir lastik bantta olduğu gibi, akciğerler esnekliğini kaybeder. Böylece, alveoli genişler ve nefes almayı zorlaştırır. İleri düzey amfizemde, akciğerlerde geniş boşluklar meydana gelir. Alveoli kana oksijen transfer edebilse de, boşluklar aynı işi yapamaz - amfizem hastaları bundan dolayı nefes darlığı çeker.
Nefes darlığı, kronik öksürük ve yoğun balgam en sık görülen KOAH semptomlarıdır.
Gerek bronşit, gerekse amfizemin sigarayla yoğun ilişkisi vardır. Sigara içen KOAH hastaları, akciğerlerini daha fazla hasara uğratırlar; sonuç olarak, oksijen almakta daha çok zorlanırlar.
KOAH tedavisinin iki ana hedefi vardır. Birincisi semptomları azaltmak, ikincisi de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak. Şu an için KOAH’ı ortadan kaldıran bir tedavi bulunmamaktadır. Ancak, sigaradan uzak durarak bu hastalık çok büyük ölçüde önlenebilir.
Sigarayı bırakmak KOAH semptomlarını azaltır ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatır.
Hastalığı ilerledikçe kişinin hayat kalitesi de düşer. Hastalığın ilk evrelerinde az miktarda nefes darlığı görünür. İleri evrelere erişmiş KOAH vakalarında ise hastalar harici oksijene ve mekanik nefes alma cihazlarına ihtiyaç duyabilir.
Hastalığın derecesine göre, tedavi ciğerlere giden hava miktarını arttırmayı sağlayan bronkodilatörleri gerektirebilir. Bunlar düzenli olarak alınması gereken “bakım ilaçları” ve salbutamol, terbutalin vb. gibi kuvvetli semptomların ve krizlerin üstesinden gelmek için alınan “rahatlatıcı ilaçlar” olmak üzere ikiye ayrılırlar.
KOAH’ı kontrol altına almak ve daha sağlıklı bir yaşam için anahtarlar doğru beslenme, doktor konrolünde yapılacak düzenli bir egzersiz programı, düzenli uyku ve sigaradan uzak ortamlardır.
Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok
Soğuk algınlığında belirtiler giderilerek hasta rahatlatılır. Bazı ilaçlar birden fazla etken madde içermektedirler. Hekiminiz bu maddelerin ne olduklarını bilip sadece ihtiyaç duyulan etken maddeleri içeren ilaçları size önerecektir.
Ağrı kesici ve ateş düşürücüler kullanılmaktadır.
Hapşırık ve kaşıntı semptomlarını azaltmak için antihistaminikler (alerji önleyiciler) kullanılmaktadır. Antihistaminikler birinci ve ikinci kuşak antihistaminikler olmak üzere iki grupda incelenmektedir. Birinci kuşak antihistaminikler uyku (sedasyon) yapma özelliğinde olduğu için çalışanların özellikle de trafikde bulunan kişilerin ve dikkat gerektiren işlerde çalışan kişilerin kullanmadan önce dikkat etmeleri gerekmektedir. İkinci kuşak antihistaminikler uyku hali yapmadıkları için daha güvenle tercih edilebilir. Grip ve soğukalgınlığı tedavisi için, içinde uyku hali yapmayacak antihistaminik bulunan ürünler kullanılması hem iş gücü kaybını önleyecek hem de kısa sürede tedaviyi sağlayacaktır.
Burun tıkanıklıklarının giderilmesi ve üst solunum yollarındaki konjesyonu (damarda kan toplaması) azaltmak için dekonjestanlar kullanılmalıdır.
İki farklı türde öksürük vardır. Eğer balgamlı bir öksürük var ise balgamın sulandırılıp solunum yollarından atılabilmesi için ekspektoran içeren bir öksürük şurubunun kullanılması gerekir.
Eğer kuru, gıcık yapıcı türde ve özellikle akşamları rahatsız eden bir öksürük var ise antitüssif özellikteki ilaçların kullanılması uygundur. Antitussifler beyindeki öksürük merkezini baskılayarak öksürüğün kısır döngüsünü kırar ve öksürüğün sayı ve şiddetini azaltırlar.
Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok
Grip Nedir?
rip, burun, bronşlar ve akciğerden oluşan solunum sisteminde meydana gelen, Influenza A, Influenza B ve Influenza C virüslerinin neden olduğu yüksek derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyondur. 1-2 hafta içinde hastalar genellikle iyileşirler ancak etkileri haftalarca devam edebilir. Bazı hastalardaysa hayatı tehdit edici komplikasyonlar (zatürre gibi) gelişebilir.
Sonbahar ve Kış aylarında görülür. En fazla görüldüğü yaptığı aylar Ekim - Mart aylarıdır. Grip son derece ciddi bir hastalık olup, en fazla görüldüğü kış mevsiminin en şiddetli hastalıklarından biridir. İşgücü kaybı açısından bakıldığında en yüksek maliyete yol açan hastalıkların başında yer almaktadır
Soğukalgınlığı Nedir?
Soğuk algınlığı sonucu oluşan enfeksiyonlarda etken %90 virüslerdir. Soğuk algınlığına neden olan 200 kadar değişik virüs tanımlanmıştır.
En sık görülen virüsler,
Rhinovirus %15-40
Coronavirüsler %10-20
Parainfluenza Virüsü %5-10
Respiratuar Sinsisyal Virüs %6
Soğukalgınlığı kişiden kişiye bulaşır. Başlangıçda bu bulaşmanın “damlacık enfeksiyonu” ile yani aksırma, öksürme ile etrafa saçılan damlacıkların içindeki virüslerin havada kalması ile olduğu sanılmaktaydı. Ancak şimdi mevcut kanıtlar bulaşmanın virusu almış hastanın elinden hassas insanlara geçmesi ve hassas bireylerin de nazal (ağız-burun) mukozalarına sürmeleri ile olduğu yönündedir. Bu nedenle soğuk algınlığının bulaşmasını engellemenin yolu ellerin sık yıkanmasıdır.
Yapılan araştırmalar havanın soğukluğunun soğuk algınlığı hastalığının başlaması ve seyretmesi ile ilişkili olmadığını göstermiştir. Üstelik bu araştırmalara göre psikolojik stres, üst solunum yollarını etkilleyen alerjiler ve adet dönemlerinin hastalığa yakalanma riskini artırdıkları saptanmıştır.
Soğuk algınlığına bir çok virüs sebep olabileceği için de vücut hiçbir zaman bu virüslerin tümüne direnç geliştiremez. Bu sebeple her sene tekrar tekrar soğuk algınlığı geçirilebilir.
Soğuk algınlığında,
Soğuk algınlığı tanısını koyup var olan belirtileri belirlenmelidir.
Belirtilere göre tedavi yapılmalıdır.
Belirtiler nelerdir ?
Ateş
Baş ağrısı
Eklem ve kas ağrısı
Yorgunluk hissi,
Akan ya da dolu burun
Hapşırma
Boğaz ağrısı
Göğüs doluluğu
Ne Yapmalı ?
Aşağıdaki durumlardan herhangi birinin görülmesi halinde ve belirtilerin geçmemesi durumunda mutlaka doktora başvurmak gerekmektedir.
39 C’yi geçen ateş
Sürekli yada çok kıvamlı balgam üreten öksürük
Nefes alırken ağrı
Devamlı kulak ağrısı
Şişmiş lenf bezleri
Yutkunurken zorlanma
Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok
Trakea ve bronşlarda tıkanmaya neden olan tümör ve darlıkların bronkoskop yardımıyla aşağıda belirtilen teknikler ile tedavi edilmesidir.
- Lazer rezeksiyonu
- Argon Plazma Koagülasyonu
- Diyatermik terapi, elektrokoter
- Kriyoterapi
- Brakiterapi
- Fotodinamik terapi
- Stent yerleştirilmesi
Yukarıda belirtilen tedavi yöntemlerinden lazer cerrahisi ve silikon stent implantasyonu dünyada en yaygını ve hastalara yaşam kalitesi ve yaşam süresi bakımından en faydalı olanıdır. Akciğer kanseri hastalarında trakea ve bronş içi tümör veya dıştan kitle basısı nedeniyle darlık gelişimi sonucu hastaların;
- Efor kapasitesini kısıtlayan solunum sıkıntısı ile yaşam kalitesini olumsuz etkiler.
- Tıkanmanın gerisinde sekresyon birikimi ile tekrarlayan akciğer enfeksiyonlarına yol açar ki, bu da hastaların genel durumunun bozulmasına neden olur.
- Hastalar her iki nedenle radyoterapi ve kemoterapi tedavilerinin yan etkilerine sıklıkla maruz kalır.
- Trakea ve bronşlardaki tümörlerde gelişebilecek ani kanamalar ile ölümcül tablolar izlenebilir.
- Tümörlerin hava yolu ve yemek borusu duvarında fistüllere (delik) neden olması durumunda yemek borusu ve mide içeriğinin akciğere kaçması solunum sıkıntısı, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ile genel durumda hızla bozulmaya ve ölümcül tablolara yol açar.
- Tümörlerin kendi etkileri veya radyoterapi ve kemoterapi tedavilerinin yan etkileri sonucu gelişen trakeo-bronşiyal fistüller (hava yolu fistülleri) yine ölümcül solunum sıkıntısı ve enfeksiyonlara neden olur.
Girişimsel bronkoskopi ile yukarıda sayılan tüm komplikasyonlar tedavi edilebilir. Bu komplikasyonlar akciğer kanseri hastalarının üçte birinde hastalığın ilerleyen dönemlerinde görülmektedir. Bu komplikasyonların görüldüğü hastalarda girişimsel bronkoskopi hayat kurtaran bir tedavidir.
Akciğer kanseri hastalarının üçte birinde ise doktora başvuru anında hava yolu tıkanıklığına bağlı postobstruktif ve/veya tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, atelektazi veya kanama mevcuttur. Cerrahi tedavi şansını kaybetmiş bu olgularda öncelikle bronkoskopik laser ve silikon stent tedavileri ile hava yolu açıklığının sağlanması hem hastalığın genel durumu bozan komplikasyonlarını düzeltir, hem de hastaların radyoterapi ve kemoterapinin yan etkilerinden daha az etkilenmesini sağlar. Sonuçta üçte ikisinde hava yolu tıkanıklığı ve buna bağlı komplikasyonların görüldüğü akciğer kanseri hastalarında girişimsel bronkoskopi ile yaşam kaliteleri artar ve yaşam uzar. Bu nedenle akciğer kanseri hastaları sadece tanı aşamasında değil tedavi izlemleri sırasında da bronkoskopik olarak kontrol edilmelidir.
Lazer rezeksiyonu ve Silikon Stent İmplantı
- Trakea ve bronşların içinde veya duvarında bronş kanserinin neden olduğu bir tıkanma veya daralma durumunda tümör dokusu lazer ile önce küçültülür.
- Küçülmüş tümör dokusu mekanik olarak parçalanıp kanama kontrolü sağlanır.
- Kalan tümör dokusu trakea ve bronş duvarını delmemek suretiyle tamamen lazer ile temizlenir ve yok edilir.
- Tümörün aynı bölgede kısa sürede tekrar büyüme ihtimali varsa silikon stent implante edilerek havayolunun uzun süre açık kalması sağlanır.
- Stentler; darlık ve fistüllerin tedavisinde yerleştirildiği organın anatomik bütünlüğünü sağlamak amacıyla kullanılan metal, hibrid ve silikon gibi maddelerden yapılmış, içi boş araçlardır. Akciğer hastalıklarında en uygun stentler “silikon stentler”dir.
· Trakea ve bronşları daraltan tümörlerde kemoterapi ve radyoterapinin etkisi ortalama % 25 iken lazer rezeksiyonu sayesinde trakea ve bronşlar % 100′e yakın açılır.
· Kemoterapi ve radyoterapi ağır yan etkileri nedeniyle genel durumu olumsuz etkileyen tedavilerdir. Tümöre bağlı solunum sıkıntısı olan hastalarda hava yolu açılmadan verilen kemoterapi ve radyoterapi yan etkileri ile genel durumu daha da kötüleştirir.
· Girişimsel bronkoskopi ile solunum kapasitesi normale ulaştırılan hastanın genel durumu kemoterapi ve radyoterapinin komplikasyonlarından büyük ölçüde etkilenmez.
Terapötik Bronkoskopi ile kötü huylu tümör tedavisi
· Trakea ve bronşların kendi veya diğer organların yayılımı sonucu gelişen tümörleri
· Trakea ve bronşlarda sadece dıştan tümör veya lenf nodu kitlelerinin basısı
· Trakea ve bronşların tümörle çepeçevre sarılması
· Ösefagus (yemek borusu) ile trakea ve bronşlar arasında fistül (delik, yırtık) olması
· Masif hemoptiziye (Şiddetli kanama) bağlı ölümcül komplikasyonlar
Terapötik Bronkoskopi ile iyi huylu hastalıkların tedavisi
- Akciğer kanserlerinde yaşam süresini maksimum uzatması yanında yaşam kalitesini de arttıran girişimsel bronkoskopi iyi huylu hastalıkların tedavisinde tam şifa sağlar. Hastaları ağır cerrahi girişimden kurtarması yanında daha sonra gelişebilecek herhangi bir rahatsızlık nedeniyle cerrahi girişim gerektiğinde bu haklarını saklı tutar.
- Girişimsel bronkoskopinin uygulandığı iyi huylu akciğer hastalıkları;
- Trakea ve bronşlarda kıkırdak deformitesine bağlı kapanma (malazi)
- Enfeksiyon ve radyoterapi sonrası gelişen trakeal-bronşiyal darlıklar
- Akciğer transplantasyonu sonrası anastamoz (bağlantı) alanında darlık
- Wegener granulomatozisi, tüberküloz gibi enflamatuvar ve enfeksiyon hastalıkları sonrası gelişen darlıklar
- Postentubasyon trakeal darlıklar; ameliyat sonrası veya herhangi bir nedenle yoğun bakımda solunum cihazına bağlana hastalarda gelişebilen trakeal darlıklar
- Akciğerin iyi huylu tümörleri
- Cerrahi ile tedavi edilmiş trakealarda tekrarlayan darlıklar
- Yabancı cisim aspirasyonları (bronş içine taş, diş gibi yabancı cisimlerin kaçması) sonucu gelişen darlıklar; girişimsel bronkoskopinin en eski endikasyonlarıdır.
Neden Girişimsel Bronkoskopi standart tedavi olmalı ?
- Dünyanın gelişmiş ülkelerinde girişimsel bronkoskopi özellikle lazer rezeksiyonu ve silikon stent implantasyonu standart bir tedavi yöntemidir.
- Akciğer kanseri nedeniyle takip edilen hastaların % 35 i teşhis aşamasında, % 35 ide herhangi bir dönemde lazer rezeksiyonu ve silikon stent implantasyonu yani girişimsel bronkoskopi ile tedaviye ihtiyaç duyarlar.
- İyi huylu akciğer tümörleri ve trakea darlıklarında lazer rezeksiyonu ile tamamen kür sağlandığında hastalar gereksiz bir operasyondan kurtulmuş olacaklardır.
- Trakea darlıklarında bronkoskopik lazer tedavisi sayesinde saatler süren riskli bir trakea cerrahisinden kurtulup doku kaybı engellenmiş olacaktır.
- Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı; girişimsel bronkoskopik tedavi yöntemleri, gelişmiş ülkelerde standart tedaviler arasındaki yerini almıştır. Her yeniliğe olduğu gibi, bu tedaviye dirençler kırıldığındada, lazer-bronkoskopi Türk tıbbında standart tedaviler arasındaki yerini alacaktır.
Girişimsel Bronkoskopi Donanımı
- Ameliyathane koşullarında, genel anestezi altında rigid bronkoskopi ve flexible bronkoskopinin aynı ustalıkla kullanımı gereklidir. Lazer rezeksiyonu uygulaması ancak, Nd YAG ve Nd YAP lazerleri konusunda deneyimli ve yetenekli bronkoskopistler tarafından yapılabilir. Terapotik bronkoskopi anestezisi de diğer cerrahi uygulamalarına göre farklılık gösterir.
- Stent implantasyonu için, tüm stent çeşitleri, stentlerin özellikleri, trakea ve bronşlardaki davranış biçimlerinin bilinmesi ve bu bilgiler ışığında hasta açısından en uygununun seçilmesi de deneyim ve yetenek gerektirmektedir.