Okunma Sayısı : 2144  |
Soğuk algınlığı
Hapşırık, sürekli akan burun ve az da olsa hafif bir yorgunluk hissi...
Hasta olduğunuz kesin. Ancak, hemen grip deyip paniğe kapılmaya gerek
yok. Çünkü, 250'den fazla nedenden kaynaklanan soğuk algınlığına da
yakalanmış olmanız mümkün.
Kış aylarıyla birlikte sokakta dolaşırken, hapşıran, kıpkırmızı
burunlarını çeken insanların görüntüsü artıyor. Hemen hemen herkeste
bir yorgunluk şikâyeti. Toplu mekânlarda kendini son ana kadar tutmaya
çalışıp ama sonunda başarısızlığa uğrayıp "hapşuuu" diye feryat
edenlerin utancı yüzlerine vuruyor. Bilim adamları hesaplamışlar.
Hapşırık sırasında ağzımızdan çıkan havanın hızı, inanamayacaksınız
ama, saatte 176 milometreye ulaşıyor.
Hapşırık,
mevsimin en tipik hastalığı olan soğuk algınlığının ilk ve neredeyse
kesin işaretlerinden biri. Ancak yukarıdaki cümleyi düzeltmemiz
gerekiyor. Çünkü soğuk algınlığı tatil yapan bir hastalık değil. Her
mevsim, yılın her ayı gelip insanların kapısını çalabiliyor. Ne var ki,
sonbahar ile birlikte yoğunluğunda ciddi bir artış gözleniyor ve kış
aylarında hareketliliği en üst noktaya çıkıyor. Mayıs ayında yeniden
hız kesmeye başlıyor. Ancak adında taşıdığı soğuk kelimesiyle, her ne
kadar bazı dillerde doğrudan bağlantı kuruluyorsa da, o kadar ilişkili
bir hastalık değil. Örneğin İngilizler bu rahatsızlığı basit bir
biçimde "cold" (soğuk) kelimesiyle tanımlıyorlar.
Ülkemizde
nezleden üşütmeye kadar çok çeşitli sözcükler kullanılıyor. Bir gerçek
var ki, hastalıkla soğuk arasında birebir ilişki yok. Bunun en güzel
örneğini, Norveç'in kuzeyinde Kuzey Buz Denizi'ndeki Spitzbergen
Adası'nda yaşayan insanlar veriyor. Soğuk kutup kışı boyunca, adada tek
bir soğuk algınlığı vakasına rastlanmıyor. Buna karşılık, mayıs ayı
gelip karlar erimeye başladığında, bu insanların içinde bulundukları
dış dünyadan kopukluk sona eriyor ve sağlık sorunları baş gösteriyor.
Dışarıdan gelen virüsler, mayıs sonlarında adadaki ilk soğuk algınlığı
salgınına yol açıyor. Ama olay tamamen soğuktan da bağımsız değil.
Çünkü soğuk, burun mukozasındaki kıl hücrelerinin hareketliliğini
yavaşlatan bir olgu. Oysa kıl hücreleri mukozayı tıpkı bir sünger gibi
sürekli temizliyorlar.
Virüsleri solunum yollarından uzak
tutuyorlar ve onların tamamen hazmedilip zararsız hale getirildikleri
mideye ulaşmalarını kolaylaştırıyorlar. Bu hücreler iyi çalışmadığında
ise, virüsler solunum yollarından uzaklaştırılamıyor, orada kök salmaya
ve yok edilmeden önce enfeksiyon yaratmaya zamanları oluyor.
Soğuk algınlığı ciddi bir toplumsal ve ekonomik sorun. Çünkü, en
gelişmiş Batı Avrupa ülkelerinde bile, bu rahatsızlık yılda 40 binden
fazla iş saati ve 300 milyon euroya varan gelir kaybına yol açıyor.
Ülkemizde bu yönde yapılan ciddi istatistikler olmadığı ve insanların
büyük bir bölümü soğuk algınlığını ayakta geçiştirdiği için elimizde ne
yazık ki somut rakamlar yok.
Her
4 soğuk algınlığı vakasından 2 tanesine, tıp dünyasının çok yakından
tanıdığı 4 virüsten biri neden oluyor. Bu virüsler, solunum yolları
hücrelerinde enfeksiyonlara yol açıyorlar. Uzmanlar, bu virüslerden
kaynaklanan 250 farklı soğuk algınlığı tipi olduğunu belirtiyorlar.
Soğuk algınlıklarının geri kalan yüzde ellisini ise, henüz bilinmeyen
ve tanımlanmayan virüsler oluşturuyor. İşte bu nedenle, hiç kimse bu
hastalığa karşı oluşturulmuş bir bağışıklık sisteminden söz edemiyor.
Tüm
bilim adamlarının üstünde uzlaştıkları tek nokta ise, hastalığın
yoğunluğunun yaş ilerlemesiyle birlikte azaldığı... Dünya Sağlık
Örgütü'nün verdiği rakamlara göre, bir yaşına kadar bebekler yılda
ortalama 8,3 kez, beş yaşına kadarki çocuklar ise yılda ortalama 7,4
kez soğuk algınlığına yakalanıyorlar. Ergenlik çağından sonra bu rakam
yılda ortalama 5,6'ya düşüyor. Yakalanma riski 50'li yaşlarda en düşük
noktaya ulaşıyor ve daha sonra risk yeniden artıyor. Kısacası, bu
hastalığa karşı en duyarlı olan kitle, küçük çocuklar ve yaşlılar...
|
|
|