Okunma Sayısı : 1138  |
Bahar
aylarında kendinizi daha yorgun hissedebilirsiniz. Bu aylarda neşeli ve
enerjik olunmasının da temel nedenlerinden biri yine hormonlar.
Bazı dönemlerde
yeterli besin alınmaması, vitamin ve minerallerin eksik kalması, tiroit
bezinin çalışma düzensizlikleri, tansiyon hastalıkları, kalp
hastalıkları, enfeksiyon hastalıkları, sigaranın fazla kullanılması
yorgunluk belirtilerini artıran unsurlar olarak sıralanıyor. Tüm bu
yorgunluk nedenleri bahar aylarında daha etkin hissediliyor. Bazı
hormonlar karanlık ortamlarda daha fazla salgılanırken, bazı hormonlar
ise insan metabolizması gereği güneş ışığı gördüğünde daha fazla
salgılanıyor. Yazın güneşin fazla görüldüğü dönemlerde ise depresyondan
çıkışı kolaylaştıracak, daha neşeli hale getirecek hormonlar
salgılanıyor. Ancak kişinin ruhsal yapısı da bu durumdan ne kadar
etkileneceğinde belirleyici oluyor. Örneğin eğer kişi depresif bir
yapıya sahipse herkesin neşelendiği bir ortamda kendini daha depresif
hissedebiliyor.
Havadaki pozitif iyonlar mutlu ediyor
Dahiliye
Uzmanı Dr. Sadi Rüştü Vural'ın verdiği bilgiye göre, bahar aylarında
havadaki elektrik yükü artıyor. Pozitif ve negatif yüklü iyonların
artması da insan biyoritminde olumlu ya da olumsuz etkiler yaratıyor.
Pozitif iyonların artması insanı daha zinde hissettirirken, negatif
iyonların artması insanın kendini daha halsiz hissetmesine ve yorgunluk
belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili oluyor.
Bahar
aylarında, aslında vücudumuz daha aktif olmamızı sağlayacak hormonlar
salgılanmasına karşın eğer ortada vitamin eksikliği, beslenme bozukluğu
varsa, vücut buna aynı uyumu gösteremiyor ve yorgunluk hissi artıyor.
Dr. Sadi Rüştü Vural, bu nedenle vitamin ve besin destek ürünlerinin
alımının önem taşıdığını belirterek, Burada vitamin ve minerallerin
takviye edilmesinin çok büyük yararı var. Mümkün olduğu kadar sadece
bahar aylarında değil, kış aylarında da eksik olan vitaminlerin
alınması bahar aylarında yorgunluğu fazla hissetmeden o dönemi
geçirmemizi sağlayacaktır diye konuşuyor. Burada belirtilmesi gereken
bir başka önemli noktanın da sebze ve meyvenin yetiştiriliş tarzı,
ilaçlanması, hormonlanması gibi noktaların kontrol altında tutulması
gerekliliği olduğunu söyleyen Dr. Vural sözlerine şöyle devam ediyor;
Fazla ürün almak adına insan vücuduna zarar verecek dozlarda takviye
hormonların besinlerde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi
gerekiyor. Mevsim meyve ve sebzesi daha az biyolojik ya da kimyasal
maddelere maruz kaldığı için daha sağlıklı olduğu düşünülüyor. Bu
nedenle sebze ve meyvelerin mevsiminde tüketilmesi önem taşıyor.
Yorgunluktan korunmak için neler yapılabilir?
Eğer
altta başka bir hastalık yoksa yorgunluktan korunmak için alınabilecek
bazı önlemler bulunuyor. Yorgunlukla baş edebilmek için öncelikle
enerjinin doğru kullanılmasının öğrenilmesi gerektiğini belirten
Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabitasyon Uzmanı Dr. Yaprak
Ataker, şunları anlatıyor:
Çalışma
ve dinlenme periyotlarımızı ayarlamalıyız. Kısa ve sık dinlenme
aralıkları yorgunluğun ortaya çıkmasını önleyebilir. Çalışırken vücut
mekaniklerini doğru kullanarak kas ağrılarını engelleyebiliriz. Çalışma
ortamının iyi havalandığından emin olmalıyız. Çok sıcak veya çok soğuk
ortamlar vücudumuza ekstra bir stres yaratır. Ortam havasındaki sigara
dumanı veya zararlı gazlar solunan havadaki oksijen miktarını
azaltacaktır. Vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri yeterli
miktarda almaya çalışmalıyız. Özellikle B ve C vitaminleri, potasyum ve
çinko içeren besinler önemlidir. Yeterli düzeyde karbonhidrat alımı
yorgunluktan korunmada önemlidir. Vücut enerjisinin yüzde 50-60'ını
karbonhidratlardan sağlanmaktadır. Rafine edilmemiş karbonhidratların
tüketimine ağırlık vermeliyiz. Bunlar taze meyve ve sebzelerde, tam
buğday ekmeği ve tahıllarda bulunan karbonhidratlardır. Protein
dokularımızın temel taşı olduğundan diyetimizde yeterli düzeyde
proteine yer vermeliyiz. Yorgunluğu gidermek için içilen kahve ve çay
uyarıcı etkisi sebebiyle başlangıçta enerjiyi arttırıyor gibi görünse
de aslında yorgunluğu maskelemektedir.
Düzenli egzersiz yapın
Vücudun çok hafif düzeyde
susuz kalmasının dahi metabolizmayı yavaşlattığını hatırlatan Dr.
Yaprak Ataker, günde en az 8-10 bardak su içilmesi ve gazlı içecekler,
kahve ve çayın mümkün olduğunca az tüketilmesi gerektiğinin altını
çiziyor. Düzenli yapılan egzersizin de yorgunluk üzerinde etkisi
olduğunu söyleyen Dr. Ataker, Düzenli egzersiz ile metabolizma
hızlanır ve dinlenmiş duruma göre daha fazla enerji oluşumu sağlanır.
Kalp damar sisteminin ve solunumun düzenlenmesini, dokulara yeterli
düzeyle oksijen taşınımını sağlar. Özellikle aerobik tipte olan
yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, dans gibi egzersizler tercih
edilmelidir diye konuşuyor.
Yorgunluk
vücudumuzun fiziksel çalışmaya, psikolojik strese, uykusuzluğa verdiği
fizyolojik bir cevap olarak tanımlanıyor. Yorgunluk fizyolojik bir
cevap olabildiği gibi bazı hastalıkların ön belirtisi olarak da ortaya
çıkabiliyor. Bu nedenle yorgunluk uzun sürdüğünde mutlaka altta yatan
nedenlerin araştırılması gerekiyor. Kansızlık, enfeksiyonlar,
bağışıklık sistemi hastalıkları, tümörler, yeme bozuklukları, tiroit
hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, uyku
bozuklukları, stres, depresyon gibi sebepler yorgunluk için
araştırılması gereken sorunlar arasında geliyor.
Bahar yorgunluğu ile karıştırılabilecek psikiyatrik sorunlar
Bahar yorgunluğu dendiğinde genel olarak isteksizlik, yorgunluk,
bitkinlik hali, yataktan kalktığında tutukluk gibi bir takım
belirtilerden söz ediliyor. Ama bu belirtiler başka psikiyatrik
sorunları maskeliyor olabilir. Bahar yorgunluğu ile karıştırılabilen
psikiyatrik problemlere ilişkin Anadolu Sağlık Merkezi uzmanlarından
Psikiyatrist Dr. Banu Büyükkal şu bilgileri veriyor:
Yorgunluk
uzuyor ve kişinin gündelik işlevlerini bozuyorsa, ya da okul veya
işyerindeki performansını engelliyorsa artık onu bahar yorgunluğu diye
geçiştirmemek gerekiyor. Elbette bu durumun ortaya çıkmasında
mevsimlerin, ışığın, ısının rolü var. Ama bahar yorgunluğu diye
geçiştirildiği takdirde tedavisi gecikebilecek bazı psikiyatrik
durumlar da var. Sadece psikiyatrik değil, hem bedensel hem ruhsal
belirtilerle giden başka durumları da unutmamak gerekli. Onun için
bahar yorgunluğu deyip geçmesini beklemek yerine bu hastalıklar
konusunda farkındalığın artması önemli. Dr. Banu Büyükkal'ın verdiği
bilgiye göre, uzun süren yorgunluklarda, en başta depresyon, daha
sonra, kaygı bozuklukları, demans, eşzamanlı alkol ve/veya madde
kullanımı, birincil uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, hatta
şizofreninin bile tanılar arasında düşünülüp dışlanması gerekiyor. Bir
de, toplumda daha az bilinen, esas olarak fonksiyonel bedensel
belirtilerle giden, eskiden "nevrasteni" tanısı altında ele alınan
bazı rahatsızlıklar var. Bunların başında da fibromiyalji ve kronik
yorgunluk sendromu geliyor.
Fibromiyalji kadınlarda daha sık
En başta fizik
tedavi, algoloji, psikiyatri, ve nöroloji uzmanlarının katılımıyla
multi-disipliner tedavi gerektiren bir durum olan fibromiyalji;
kaslarda, kirişlerde, yumuşak dokularda ağrı ve hassasiyet yaratıyor.
Dr. Banu Büyükkal, fibromiyaljide yaşananları şöyle özetliyor:
Fibromiyaljinin insanın psikolojik durumu ile çok yakından ilgisi var.
Bazen çok büyük stresle başlıyor, ayrıca çok büyük kayıplar, bir takım
travmalar da fibromiyalji belirtilerinin başlamasına neden olabiliyor.
Bazen de kişinin farkında olmadığı kronik stresörlerl bu duruma yol
açabiliyor. Fibromiyalji hastalarının ağrı eşiği de düşüyor ve başka
uyaranlara karşı hassasiyetleri de artıyor. Birçok kişinin umarsamadığı
gürültüler, bu rahatsızlığa yakalanmış insanlarda çok daha şiddetli
olarak algılanabiliyor. Uyku bozuklukları, fibromiyaljinin önemli
belirtileri arasında. Bazen önce uyku bozukluğu oluyor, daha sonra buna
ikincil olarak fibromiyalji başlayabiliyor. Ayrıca, eşlik eden bazı
semptomlar oluyor. Bu kişiler çok yorgun olarak kalkıyorlar, sabah
tutuklukları çok fazla oluyor. Ellerde, ayaklarda karıncalanma
olabiliyor. Yoğunlaşma güçlükleri yaşayabiliyorlar, kolay
sinirleniyorlar ve tahammülsüz bir yapıda oluyorlar. Gerilim tipi baş
ağrıları olabiliyor. Birincil fibromiyaljide , yapılan tetkiklerde
altta yatan organik bir bozukluk saptanamıyor. Fibromiyaljinin diğer
ara branşlarla ilgisi de burada ortaya çıkıyor, birçok hastalık ayırıcı
tanıda dışlandıktan sonra tanı konabiliyor. Fibromiyalji kadınlarda
erkeklere oranla on katı daha fazla görülüyor. Hormonal olduğu
düşünülen nedenlerle, birçok kadın hastada özellikle adet öncesi
artıyor. İşgücü kaybı, kişinin günlük aktivitelerini
gerçekleştirememesi gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu durum, olumsuz
bir sarmalın başlamasına yol açıyor, ruhsal ve bedensel belirtileri
birbirlerini kötüleştiriyor, tabloya ikincil depresyon eklenebiliyor.
Dr. Banu Büyükkal, bu yüzden fibromiyaljide psikolojik yaklaşımların
önemine işaret ediyor. Tedavide de, egzersiz ve gevşeme yöntemlerinin
yanı sıra antidepresanlar ve anksiyolitiklerin de yeri var. Kişinin
kendi düşünce ve davranışlarının sonuçlarına dair bilinçlenmesi de bu
sorunların yarattığı belirtileri ortadan kaldırmada etkili olduğundan,
fibromiyaljide bilişsel terapiler önem taşıyor.
Kronik yorgunluk sendromu
Kronik yorgunluk
sendromunun başlıca belirtisi 6 aydan uzun süren ve kişinin toplumsal
ve mesleki işlevlerini yerine getirmesine engel olacak düzeyde bir
yorgunluk hali. Dr. Banu Büyükkal, kronik yorgunluk sendromuna ilişkin
şunları anlatıyor:
Kronik yorgunluk sendromunun hem adı korkutucu,
hem de tedaviye nispeten dirençli bir durum. Hem farklı sistemleri
tutması, hem de mekanizmasının tam olarak bilinememesi yüzünden tanı ve
tedavide olduğu kadar önleyici yaklaşımlarda da hedeflenecek alana
istediğimiz kadar odaklanamıyoruz. Bir kez tanı konduktan sonra,
belirtilere yönelik tedavilere ağırlık veriliyor. Bir şekilde vücudun
bağışıklık sisteminde değişiklikler olduğunu biliyoruz ama bunların
nasıl ortaya çıktığını bilmiyoruz. Bazı kişilerde, bir virüs
enfeksiyonunun ardından, bazılarında ise yaşanan yoğun bir stresi
takiben ortaya çıkabiliyor.Kimi zaman bazı immün hastalıklarla da
birleştirilen kronik yorgunluk sendromunun yaklaşık yüzde 80'i tanı
almıyor. Depresyonla karıştırılma ihtimali de yüksek. Ancak,
depresyondaki çökkünlüğün yerine, kronik yorgunluk sendromundaki
kişilerde, çaresizlik, engellenmişlik duyguları baskın olabiliyor.
Yorgunluk,
bitkinlik, isteksizliğin yanı sıra, unutkanlık, hatta akıl
karışıklıkları yaşabilen hastaların durumlarını Dr. Banu Büyükkal şöyle
anlatıyor; Bu kişilerde özellikle lenf hassasiyeti görülüyor, eklem
ağrıları, baş ve kas ağrıları yoğunlukla gözlenirken enfeksiyonlara çok
yatkın oluyor. Kişi uykuya dalmakta güçlük çekiyor. Eğer bu tür
rahatsızlık varsa, herhangi bir fiziksel aktivitenin yorgunluğu daha
uzun sürebiliyor, ışığa ve sese karşı daha duyarlı olabiliyorlar. Beden
ısıları normal olduğu halde kendilerini sıcak hissedebiliyor,
tansiyonla ilgili bazı belirtileri olabiliyor. Ama tanı, olası diğer
durumlar dışlanarak konuyor. Dr. Banu Büyükkal'ın anlattığına göre,
kronik yorgunluğun psikiyatriktedavisinde antidepresanların yanı sıra,
sağlıklı beslenme ve egzersizin önemli bir yeri bulunuyor. Bu
hastalarda da bilişsel davranışçı tedaviler önem kazanıyor. Sonuç
olarak yorgunluk hiç geçmeden iki haftanın üzerinde sürüyorsa,
beraberinde isteksizlik, ilgisizlik, moral bozukluğu, bedensel ağrılar,
tükenmişlik ve genel bir kırıklık hali yaşanıyorsa vakit geçirmeden
hekime gitmek gerekiyor.
|
|
|