Psikoterapi ve depresyon

Sağlık Konusu: admin on Mayıs 19, 2009 | Yorum Yok

Bireyler yaşadıkları duygusal çöküntüleri, sorunları ve zorlukları uzman kişiler ile karşılıklı konuşarak bir sonuca varılması olayına psikoterapi denir. Bazı durumlarda psikoterapi değilde konuşma terapileri, danışmanlık veya yalnız terapi denilebiliyor.
Kişiler belli bir zaman döneminde (çocukluk, ergenlik, askerlik, evlilik, hamilelik vb.) atlatamıcağımız bazı duygusal problemler olmuştur. Bu problerin bazı zaman nedenlerini bulamadığınız, anlayamadığınız, kaygılar, korkular, endişe steres, depresyon gibi duygusal gerginlikler yaşanabilir.
Psikoterapi (Psikolojik Danışmanlık) uzman doktor eşliğinde yardım alınarak karşılıklı diyaloglar sayesinde giderilmeye çalışılmaktadır. Kişi depresyondan kurtalmak isterse bu duygu çöküntüsünü ortadan kaldırması mümkündür.
Psikoterapi sayesinde ;
1- Yaşadığımız duyguların bütünlüğünün farkında olma bilgisini kazanırız. Buda kişiye daha sonra karşılaşacağı benzer soruna karşı nasıl yaklaşım gösterceğinin bilincini gösterir.
2- Hayat akışını eksi yönde etkileyen depresyon, davranış ve düşüncelerin farkına varırız. Bu farkına varma duygusu size heyecan vererek yaşama sevincinizi arttırır.
3- Karşı cinse olan ilişkileri ve altında bulunan dinamik konuları anlamaya başkar ve değişir bir yönden bu farkı yakalayabiliriz. Bu duygu karşı cins dışında anne, baba, çocuk, eş, kardeşler arasında da olması mümkündür.
4- Problemler için farklı ve daha kolay başvurulan yolları ortaya koyarız.
5 - Problemler ve sıkıntılar için ayırdığınız vakti, yaşama daha üreteci, doyumlu ve mutluluk duygusu içerisinde bulunmayı sağlar.
Pisikoterapi depresyondan kurtulmak isteyenler için çok yararlı ve sonuç alabilcekleri bir tedavi şeklidir. Karşılıklı diyalog her zaman için çok önemlidir. Hayatınızın her anını depresyonda kalarak geçirmeniz düşünülemez bunun için uzman pisikoterapi danışmanlarına başvurmanız yeterli olacaktır.

Bu makale için ekalem editörü Hakan beye teşekkürlerimizi iletiriz.

Panik atak

Sağlık Konusu: admin on Nisan 14, 2009 | Yorum Yok

Hiç beklenmedik bir anda bulunduğu ortamda bir olayla karışılarak çok tepkili bir şekilde davranan sıkıntıya giren ve dehşete kapılan kişilerin yaşadığı olaya panik atak denilir. Bu anda yaşanan olaya panik nöbetide denilebilir. Kriz geçirme olaylarına da benzeyen panik atak anında başlar ve ne zaman biteceği belli olmayan bir olaydır. Panik atak başladığı andan itibaren çok tehlikeli boyutlara ulaşabilir bazen. Panik atak görülmesinin en başta gelen sebepleri korkmak ve tehlike sezmektir. Panik atak yaşandığı zaman kişi kendi içerisinde korkuya kapılır ve o anda hiçbirşey düşünemez hale gelebilmektedir. Kişi bu korkuyla birlikte o ortamdan koşarak kaçmak ister ne yaptığını bilemez haldedir.

- Çarpıntı, kalp atımlarının duyumsama ya da kalp hızında artma olması
- Terleme
- Titreme ya da sarsılma
- Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
- Soluğun kesilmesi
- Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
- Bulantı ya da karın ağrısı
- Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
- Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)
- Kontrolunu kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
- Ölüm korkusu
- Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)
- Üşüme; ürperme; ya da ateş basmaları.

Bahsettiğimiz korkulardan 4 taneden daha fazlası bir anda gelişen olaylardan ötürü ortaya çıkmaktadır. Bu gelişen olaylar karşısında hızla büyüyen korku dehşete dönüşür ve o kişide büyük bir rahatsızlık meydana getirir.

Panik atak çok tehlikeli bir nöbet olabilir bazen ölümle bile sonuçlanabilir. Çünkü o anda insan ne yaptığını bilemez durumada gelebilmektedir. Panik atakdan kurtulmak için ilaç kullanabilir. Bunun dışında panik atağı yenmek için tehditlere karşı kendinizi alıştırmanız gerekmektedir. Psikoterapi, hipnoz gibi tedaviler farklı yöntemlerdendir. Panik bozukluk tedavisi ihmal edilmemelidir. Bir an önce panik atak konusunda deneyimli kişilerle irtibata geçip bu nöbet üzerinde yoğunlaşıp iyileşmeyi deneyiniz.

 

Kategorisi: Ruhsal Sağlık

Kıskançlık yemeğe yönlendirir

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Suçluluk bazen yemeğe yönlendiren bir duygudur. Herkesin mutluluğundan sorumlu olmadığınızı, başkalarının nasıl davrandığını ya da düşündüğünü kontrol edemeyeceğinizi anlamak, boşuna hissettiğiniz suçluluğu ve buna bağlı yeme sorununuzu büyük ölçüde çözecektir.

Kıskançlık hissi, yemeyle bağdaştırılmasa da aslında kendini başkalarıyla karşılaştıran birçok kişiyi yemeğe yönlendirir. Başkalarının dış görünüşüne aldanıp onların ‘mükemmel’ hayatları olduğunu düşünerek boşuna kıskançlığa kapılmayın. Unutmayın, hiçbir şey dışardan gözüktüğü gibi değildir. Çok yakından tanıdığınız ve gerçekten hiç sorunsuz bir hayatı olan tanıdığınız kimse var mı diye bir düşünün. Emin olun ki dışardan sizin hayatınıza da bakıp imrenen kişiler vardır. Duygularınızla yemek yemenin, sizi olmak isteyeceğiniz noktadan uzağa götüreceğini bilin.

 

Kategorisi: Ruhsal Sağlık

Estetikle Gelen Tehlike!

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Amerikalı araştırmacılar, meme büyütme ameliyatı olan kadınlarda intihar etme olasılığının diğer kadınlara nazaran 3 kat fazla olduğunu öne sürdü.

Sonuçları, “Annals of Plastic Surgery” dergisinde yayımlanan araştırma, meme büyütme ameliyatı olan kadınların daha yüksek intihar riski taşıdığını gösteren diğer araştırmaları destekliyor.ABD’nin Tennessee eyaleti Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezinden Loren Lipworth ve meslektaşları, bu araştırma çerçevesinde, 1965 ile 1993 yılları arasında meme büyütme ameliyatı olan 3527 İsveçli kadını inceledi. Araştırmacılar, meme büyüten kadınlar arasındaki ölüm nedenlerini analiz etmek için, bu kişilerin ölüm belgelerini araştırdı.
Bu kadınlardan yalnızca 24′ünün ortalama 19 yıldan sonra intihar ettiğini belirleyen araştırmacılar, ancak bunun, ortalama nüfusla karşılaştırıldığında riskin üç katı olacağını gösterdiği sonucuna varıldığını belirtti.
Lipworth, bu bağlamda meme büyütme ameliyatı yapan doktorların, hastalarını daha yakından izlemelerinin ya da intihar riskini dikkate almalarının gerekebileceğini ifade etti. Lipworth, memelerini büyüten bazı kadınların, kendine güvenmemekten ya da vücutlarındaki şekil bozuklarına bağlı psikolojik sorunlarının olabileceğine inandığını belirtti.

Araştırmacılar ayrıca, artan intihar riskinin, meme büyütme operasyonundan sonra 10 yıla kadar anlaşılamayacağına dikkat çekti.

Tags:  

Kategorisi: Ruhsal Sağlık

Aşk hasta ediyor!

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Bilim adamları kanıtladı: Aşk sağlığı ciddi biçimde tehdit edebiliyor. Duygusal iniş çıkışlar kalp hastalıklarına, strese ve gribe neden oluyor.
İngiliz bilim adamları “aşk acısı”nın bir “efsane” olmadığını, âşık insanlardaki duygusal iniş çıkışların sağlığı ciddi anlamda tehdit edebileceğini belirledi. Duygusal dalgalanmaların insan vücudu üzerindeki etkisini inceleyen İngiltere’deki Imperial College London’da görevli uzmanlar, aşk acısı çeken kişilerin vücudunda adrenalin oranının yüksek olmasının kalp rahatsızlıklarına neden olabileceğini vurguladı. Uzmanlar bu kişilerin “gözbebeklerinin daha büyük olduğunu, avuçlarının terlediğini ve kalp atışlarının normalden daha hızlı olduğunu” söyledi. Aşkın yol açtığı bu değişimlerin, stres kaynaklı rahatsızlıklar ve grip semptomlarının görülmesine yol açabileceği belirtildi. Benzer belirtilerin yüksek stres altında çalışan kişilerde de gözlendiğine dikkat çeken uzmanlar, mutsuz bir ilişki yaşayan ve sevgilisinden ya da eşinden ayrılan kişilerin bağışıklık sisteminin zayıfladığını belirttiler. Uzmanlar, eşlerinin ölmesi durumunda büyük bir duygusal sarsıntı geçiren kişilerin, eşlerini kaybettikten sonraki ilk altı ay içinde ölüm risklerinin yüzde 50 arttığını kaydettiler.

 

Kategorisi: Ruhsal Sağlık

Kadınlar neden tek elle araba kullanamaz?

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Erkeklerin neden arabayı tek elle kullanırken, kadınların direksiyona iki elle yapıştığını araştıran uzmanlar ilginç sonuçlara ulaştı.

Psikologlara göre erkek sürücüler otomobilini kendisinin bir parçası gibi gördüğü için rahatlıyor bu yüzden de tek eliyle direksiyonu tutuyor.Ayrıca aynı araştırmada erkeklerin otomobillerini anlatırken kendilerden bahseder gibi konuştuklarını ortaya koydu.
Kadın şoförler ise otomobillerini kendilerinden bağımsız bir varlık olarak gördüğü için direksiyona iki elle sarılıyor. Aracı kontrol etmeye odaklandıkları için direksiyonu çift elle tutuyorlar. Kadınların sırf bu yüzden araçlarına isim de verdikleri belirtildi.
Araştırmayı yürüten Doktor Peter Marsh , “Erkekler ilişkileri hakkında konuşmaktan nefret ederler. Ancak otomobilleri ile olan ilişkileri çok farklı. Çünkü onu kendisi olarak tanımlıyorlar” diye konuştu.

Araştırmada başka ilginç sonuçlar da var. Tek elle oto kullanan erkekler diğer ellerini yüzde 46 oranında vitese koyuyor.

 

Kategorisi: Ruhsal Sağlık

Uyku problemleri uykusuzluk aşırı uyuma

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

UYKU PROBLEMLERİ, UYKUSUZLUK, AŞIRI UYUMA

Aslında herkesin herhangi bir zamanda uyku problemi olur. Bunun için pek çok neden bulunmaktadır. Uykusuzluk en az üç hafta süren uykuya başlama ve devam etmede güçlük olarak tanımlanmıştır. Bir ya da iki gece bozulan uyku, uykusuzluk kavramına uymaz. Aynı zamanda gün boyunca yorulmadıysanız, ne kadar kötü uyuduğunuzu düşünürseniz düşünün uykusuzluk yakınmanız yoktur. Böyle bir durum bile zaman zaman uyuma probleminin olmadığı anlamına gelmemektedir ve bozuk bir uykunun sıkıntısını bilmek için uykusuzluk çekiyor olmanız gerekmez.

Genç kişilerin yaşlılardan daha az uyku problemi var gibi görünmektedir. Buna karşın yukarıda belirtildiği gibi bunun yaşlandıkça uyku paternlerinizde meydana gelen değişiklikle ilgisi olabilir. 20 li yaşlarında her 10 kişiden biri uyku problemi olduğundan yakınırken yetmişli yaşlardaki kişilerin 3 te biri şikayet etmektedir.

Farklı kişiler klasik olarak aşağıdaki problemlerin bir ya da daha fazlasıyla, farklı şekillerde karşılaşmaktadır:

- Uykuya başlama ve uyuma zamanı arasının uzunluğu (sıklıkla bir o yana bir bu yana dönme)

- Gece boyunca pek çok kere uyanma, bunun sonucu olarak da sabahleyin kötü uyku uyumuş olma duygusu

- Erken uyanma ve daha sonra tekrar uyuyamama

Kötü uykunun nedenleri

Endişe
- stres ve anksiyete

İlaçlar
- aşırı alkol
- aşırı nikotin
- aşırı kafein
- çeşitli reçeteli ilaçlar

Dış faktörler
- ses
- ışık
- aşırı sıcak ya da soğuk
- rahatsız yatak

Tıbbi durumlar
- ağn
- horlama ve uyku apnesi
- nefessiz kalma (örn. kalp ya da akciğer hastalığının yol açtığı)
- idrar sıklığı
- depresyon

Günlük hormonal ritmin bozulması
- uzun mesafe uçak yolculuğu
- gece işi

Fizyolojik
- yaşlılık

Anksiyete
Endişe, uyuma güçlüğü için öne sürülen en sık nedendir. Aslında; neredeyse herkes bir gece endişe nedeniyle rahatsız bir gece uykusu geçirmiştir - düşünceler kafanızda uykunuzu engelleyecek şekilde dolanırken klasik olan bir o yana bir bu yana dönme hikayesi. Eğer bu uyumada bir güçlüğün nedeniyse o zaman endişeye yol açan problemlerle uğraşmalı ya da en azından uyumak için geçmişin ya da ertesi günün endişelerini unutmak mümkün olacak şekilde yeni alışkanlıklar geliştirmektir.

İlaçlar

İlaçlar kötü uykunun en alışılmış diğer bir nedenidir. Uyku paternlerinde oluşturdukları rahatsızlıklar gençleri yaşlılardan daha az etkilemektedir.

Aslında, sıklıkla gecenin sonunda içilen bir ya da iki bardak kahve 30 lu yaşlarındaki insanların bile iyi uyumasını engellerken, 20 li yaşlarındakiler hemen hiçbir etki hissetmez ve çok iyi uyurlar.

Kafeinin sizi uyanık tuttuğu iyi bilinmektedir, özellikle de kahve gece geç içildiğinde nikotinin de benzer etkisi vardır.

Alkolün bozuk bir uykuya yol açtığı belki de daha az iyi bilinmektedir. Sıklıkla gecenin sonunda içilen sevdiğiniz bir kadeh içkinin iyi bir gece uykusu uyumanıza yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu alkolün alımdan birkaç saat sonra oluşan geri dönüm ya da çekilme etkisi nedeniyledir. Zira uykuya çabucak dalıp fakat sabahın erken saatlerinde uyanma deneyimi.

Uyku hapları doktorlar tarafından hastalarına geniş ölçüde reçete edilmektedir ve şaşırtıcı şekilde doktorların kendileri tarafından da kullanılmaktadır. Bu durum, kullanımlarının ortaya çıkardığı problemin şu anda iyi bilinmesi gerçeğine karşın devam etmektedir. En iyisi uyuma ile ilgili kısa dönem problemlerde yararlı olmalarıdır, fakat bu ilaçları uzun dönemler için kullanmak anlamlı değildir. Başka bir özellik de uzun süreli uyku hapları kullanmanın uyuma problemine neden olan sorunu ortadan kaldırmanıza yardımcı olmayacağı ve uyku haplarını aldıktan sonraki etkinin oldukça dramatik olabileceğidir. Tüm formülasyonlar REM ve non-REM uykusunun doğal ritmini değiştirmemesine karşın pek çoğunun etkileri belirsizdir.

Dış Faktörler

Çok gürültülü, çok sıcak, çok soğuk ya da yeteri kadar karanlık olmayan bir oda kolaylıkla uyku problemine yol açabilir. Eğer durum böyle ise o zaman odayla ilgili bazı değişikliklerin sırası gelmiştir. İdeal olarak da kat kat gecelik giymeyi gerektirmeyecek şekilde rahat olmanızı sağlayacak kadar sıcak olmalıdır (fakat tercihen rahatsız edici kadar da sıcak olmamalıdır!). Oda iyi havalandırılmalıdır - eğer mümkünse kısmen açık bir pencere ile uyuyun. Uyuyanların tümü, özellikle de iyi uykucular uykularını alabilmek için makul derecede bir sessizliğe gereksinim duyarlar ve tabii ki eğer ortam karanlık değilse uykuya dalmak daha güçtür - örneğin perdeler sokak lambalarını ya da dışarıdaki diğer ışıkları kapatmaya yetecek kadar kalın mı?

Pek çok kişi orta derecede sert bir yatakta kendini en rahat şekilde hisseder - kısa dönemde yumuşak bir yatak daha rahat görünebilir, fakat uzun dönemde sırtınız için iyi değildir ve iyi bir uykuyu harekete geçirmesi olanaklı değildir. Çift kişilik yataklar bir problem ortaya çıkarabilir, özellikle de eşlerden biri diğerinden daha sert bir yatak severse. Bununla birlikte, iyi bir çift kişilik yatak ortada bombe yapmaz.

Tıbbi koşullar

Uykusuzluğa neden olabilecek pek çok tıbbi problem vardır. Uyku apnesi esasen aşırı kilolu erkekleri etkileyen ilginç bir durumdur. Bu durumda uykuya dalışta hava yolları soluk almayı engelleyecek şekilde 20 ila 30 saniye kadar tıkanmış gibi gözükür. Bu da hastayı uykudan uyandıracak şekilde iki ya da üç kez güçlükle nefes almasına yol açar. Ardından hiçbir şekilde iyi bir uyku uyunamaz. Horlama da aşırı kilolu olmakla bağlantılıdır ve horlayan kişi genellikle iyi uyuyabilmesine karşın, eşi ve hattı aynı evdeki diğer insanlar oldukça etkilenebilir.

Uyku Sorununuzun Olası Yanıtları

Eğer problemli uykunuz varsa bu durumu düzeltmeye çalışmak için yapabileceğiniz pek çok şey vardır:

- Sizi uyandıran ya da uyutmayan şeyleri belirleyen birçok şey olabilir.

- Ozel problemlerle gün içinde ya da akşam ilgilenmeye çalışın - tamamen üstesin -den gelinmediyse en azından ertesi gün ilgilenmek üzere hareket planı yapmaya çalışın; daha sonra onları gece boyunca bir kenara koymak için çaba sarf edin. Bazı kişiler hareket planlarını yazmayı yararlı bulmaktadır.

- Gece geç saatte harekete geçirici aktivitelerden uzak durun - bunun içinde iş (bazen önlenemeyen ya da kurs!), ağır egzersiz ve tartışmalar vardır.

- Hemen yatma saati öncesi aşın yemeyin

- Kahve, çay ve tütün gibi uyarıcılardan gece geç saatte uzak durun

- Gece aşırı alkolden kaçının - alkol uyumanıza yardımcı olacak gibi gözükse de harekete geçirdiği uyku kalite açısından zayıftır ve ertesi sabah kendinizi zinde hissetmemenizi yoiaçar.

- Kendinize her akşam yapacağınız rutin bir iş bulun. Bu sizi rahatlatacak ve hoşunuza gidecek bir şey olmalıdır.

- Yatak odasını sadece uyku için kullanın - yatak odasında okuma (bunun uyumanıza yardım ettiğini bildiğiniz takdirde aksi olabilir), televizyon seyretme, yemek yeme ve kesinlikle çalışma yapılmamalıdır

- Hergün hatta erken kalkmanız gerekmeyen günlerde bile kendinizi erken kalkmak üzere ayariayın

- Eğer uyanma güçlüğünüz varsa, odanın diğer bir tarafına çalar saat koymayı ya da uyandığınızda hemen ışıkları açmayı deneyin

- Düzenli egzersiz yapmaya çalışın

- Yatak odasını yatmak için hazırlayın, fakat sadece yorgun olduğunuzda yatağa gidin

- Tüm bunlara karşın uykuya daima güçlüğünüz olduğunu fark ederseniz yatakta uyanık bir halde oradan oraya dönmeyin. Kalkın ve başka bir odada rahatlatıcı bir şeyler yapın. Kendinizi yorgun hissedene kadar da yatağa geri dönmeyin.

- Gece yarısı ya da sabah erken uyanırsanız yatakta yatmayı sürdürmeyin. Kalkın ve başka bir odada bir şeyler yapın. Eğer gece yarısı kendinizi böyle bir durumda bulursanız endişelenmeyin. Normalde yapma fırsatı bulamadığınız bir şeyler yapın,örneğin kitap okuyun, hafif müzik dinleyin ya da normalde yoğun olan dünyanızın huzur, sessizlik ve sakinliğinin tadını çıkarın. Uyku problemi ve uyku sorunlarınızı çözmek sizin elinizde.

 

Kategorisi: Ruhsal Sağlık

Doğal afetler ve ruh sağlığı deprem ve sağlığımız

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

İster büyük olalım ister küçük, ister kadın olalım ister erkek, ister varlıklı olalım ister yoksul, deprem hepimizi korkuttu. Korku, zaman zaman tüm insanların yaşadığı bir duygudur. Deprem gibi beklenmedik, bize zarar verebilecek bir şeyle karşılaştığımız zaman korkmak, vücudumuzu verdiği doğal bir tepkidir. Bize zarar verebilecek bir şeyle karşılaştığımız zaman, beynimiz ve sinir sistemimiz bizi bu tehlikeye karşı hazırlar. Örneğin bir arabanın hızla üzerinize geldiğini düşünün. Bir anda kendimizi geriye atar ve kaçarsınız. Bunu yapabilmeniz, vücudunuzda salgılanan bazı hormonlarla mümkün olur. Bu hormonlar kaslarımıza daha fazla kan gitmesini sağlar ve böylece çok çabuk hareket ederiz. Bu da bizim tehlikeli durumdan kaçmamızı sağlar. Deprem sırasında da bir anda kendinizi dışarı attınız, sevdiklerinizi kucaklayıp taşıdınız, ağır eşyaları kaldırdınız, ayaklarımız kırık camlardan kesildiği halde belki fark etmediniz.

Tüm bunlar kendiliğinden oldu, çok fazla düşünmeden hareket ettiniz, çünkü bu gibi durumlarda vücudunuz otomatik olarak hareket eder. Bizi korkutan durumlarda vücudumuzu verdiği bir başka doğal tepki de donup kalmaktır. Bazı durumlarda kaçmak yerine hareketsiz kalmak daha iyi olabilir. Bazılarınız depremde hiç hareket etmeden beklemiş olabilir. Bu da sizi düşen eşyalardan, karanlıkta eşyalara takılıp düşmekten korumuştur. Korktuğumuz birşeyle karşılaşınca kaçmak da, donup kalmak da doğal tepkilerdir.
Depremin üzerinden çok zaman geçti. Artçı şoklar ve başka yerlerde olan depremler size o korktuğumuz geceyi hatırlatsa bile zamanla kendimizi daha iyi hissedip, gündelik yaşamınıza dönmeye başladınız.Yani bizi korkutan olay yavaş-yavaş geride kalıyor. Ancak bazen kendinizi çok rahat hissetmiyor olabilirsiniz.

Özellikle size depremi hatırlatan şeylerle karşılaşınca, ya da aklınıza depremle ilgili şeyler gelince, kalbinizin daha hızlı atmaya başladığını, ellerinizin titrediğini ve terlediğini, karnınızda bir şeylerin hareket ediyor gibi olduğunu, dilinizin damağınızın kuruduğunu, başınızın döndüğünü hissedebilirsiniz. O sırada aklınızdan “Ya yine deprem olursa”, “Ya bana ve sevdiklerime bir şey olursa”, “Depremde pek çok şey kaybettim, ya daha fazlasını kaybedersem”, “Ya yer yarılır içine düşersem”, “Kötü bir şey olacak”, “Çoluğumu çocuğumu kaybedebilirim” gibi düşünceler geçebilir. Gözünüzün önüne depremde yaşadıklarınız gelebilir. Bazı sesleri tekrar işitebilirsiniz. Bunun üzerine tüm bunlardan kurtulmak için yaşadıklarınızı unutmaya, dikkatinizi başka bir şeylere vermeye çalışabilir, bulunduğunuz ortamdan uzaklaşabilirsiniz. İşte vücudunuzda hissettikleriniz, düşünüp hayal ettikleriniz ve bunlar darı kurtulup kaçmaya çalışmanız, sizin kaygılandığınızın/endişelendiğinizin ifadesidir.

Deprem sırasında yaşadığınız korku, gerçek bir olaya bağlıydı. Şimdi yaşadığınız kaygı ve endişe de bu olayla bağlantılı, ancak daha çok size depremi hatırlatan şeylerle ilgilidir: Mesela başka yerlerde olan depremler, hafif artçı şoklar, televizyondaki programlar sizi endişelendirmektedir çünkü size depremi hatırlatmaktadır.

Özellikle evinize girdiğiniz zaman, evinizin sağlam olduğunu bilmenize rağmen kaygınızın, endişenizin artlığını hissedebilirsiniz. Oysa ki u anda deprem olmadığını siz de bilmektesiniz. Hele eviniz sağlamsa, gerçekten korkacak bir şey yoktur. Buna rağmen daha önce yaşadığınız o korkutucu olayı hatırlatan bir sürü şey olduğu için yine de o duyguları yaşarsınız. Deprem sırasında yattığınız yatak, dışarı çıkarken ayağınıza takılan tabure, duvarlar, düşen çerçeveler gibi. Tüm bunlar, yukarıda bahsettiğimiz, “Ya yine…..” düşüncelerini harekete geçirir. Vücudunuz sanki yine deprem oluyormuşçasına kaçmaya hazırlanır. Böylece kaygınız endişeniz artar ve kendinizi evden dışarıya atarsınız. Bu sefer size zarar verebilecek depremden değil, onu size hatırlatan ve aslında size zarar vermeyecek olan şeylerden kaçmaktasınız. Gösterdiğiniz bu tepki artık genellenmiş bir korku/kaygıdır. Yani, depremi size hatırlatan pek çok şeye (evde olmak, yatağınız, eşyalar, depremle ilgili aklınızdan geçenler, gözünüzün önüne gelenler, vs.) “sanki depremmiş gibi” tepki vermektesiniz.

Eğer kaygınızı, endişenizi kontrol etmeyi ve zamanla yenmeyi öğrenmezseniz, bir süre sonra bu duyguları daha yoğun yaşamaya başlayabilirsiniz. Bu kaygı hiç beklemediğiniz anlarda o kadar yoğunlaşabilir ki panikleyebilir, sanki hiç bir şey kontrolünüzde değilmiş gibi hissedebilirsiniz. Kalbiniz çok hızlı çarpar, bayılacakmış gibi olursunuz. “Eyvah yine deprem olacak!”, “Deliriyorum” gibi düşünceler aklınızdan geçer. Kendinizi çok çaresiz, eliniz kolunuz bağlı hissedebilirsiniz. Deprem düşüncesini bir türlü kafanızdan atamazsınız. Bir işe konsantre olmakta güçlük çekebilirsiniz. Kötü rüyalar görmeye başlayabilir, gündüz uyanıkken bile bazı görüntülerin gözünüzün önünden gitmediğini fark edebilirsiniz.
Uykularınızda düzensizlikler olabilir. Zaman zaman vücudunuzda uyuşmalar da hissedebilirsiniz. Gelecekten umudunuzu kesebilir ve kendinizi.çok mutsuz hissetmeye başlayabilirsiniz. Sizi kaygılandıran, endişelendiren veya panik yaşatan durumlardan iyice kaçmaya başlayabilir ve böylece eve, çadıra kapanabilirsiniz. Bu da sizi iyice yalnızlaştırıp sevdiklerinizden koparabilir. Şu anda bile bu tür yakınmalardan bazılarını yaşıyor olabilirsiniz. Ama merak etmeyin! Bu belirtileri yaşayan pek çok insan vardır ve bu belirtilerin tedavisi mümkündür. Eğer siz de bu belirtileri yoğun olarak yaşıyorsanız ve söz konusu belirtiler gün geçtikçe azalmıyorsa, en kısa sürede bir psikolog veya psikiyatristten yardım isteyin.
Özetleyecek olursak, deprem hepimiz korkuttu. Bu doğal bir tepkiydi. Depremin üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen halen kaygınızın/endişenizin hala devam ettiğini hissedebilirsiniz. Bu kaygı ve endişe, size depremi hatırlatan şeylerle karşılaşınca daha da artıyor olabilir. Yani bu endişe aslında o anda yaşadığınız bir olaya (örneğin o andaki bir artçı sarsıntıya) değil, depremi size hatırlatan şeylere verdiğiniz bir tepkidir. Bu tepkiyi (yani kaygıyı ve endişeyi) daha ciddi sorunlar ortaya çıkmadan kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz.

KAYGILARIMIZLA/ENDİŞELERİMİZLE NASIL BAŞA ÇIKABİLİRİZ?
Yukarıda da bahsedildiği gibi kaygılanmak/endişelenmek, vücudumuzu, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı yoğun bir biçimde etkiler. Şimdi bu kaygıyı/endişeyi yenmek ve bedensel, zihinsel ve davranışsal olarak yaşadıklarımızı kontrol altında bulundurmak için neler yapabiliriz onu görelim.

VÜCUDUMUZ
Kaygılandığımız/endişelendiğimiz zaman kalbimiz hızla çarpar, kaslarımız gerilir, ellerimiz, terler veya titrer. Karnımızda sanki bir şeyler hareket ediyormuş gibi olur, dilimiz damağımız kurur, başımız döner, vs. Her şeyden önce kendinize bunların endişelendiğiniz zaman verdiğiniz doğal tepkiler olduğunu hatırlatın. Bütün bu tepkiler, sizi bir tehlikeden korumak için vücudunuzun çok kısa bir sürede, otomatik olarak verdiği normal tepkilerdir. Ancak bu tepkiler otomatik olarak ortaya çıktığı için bazen gerçek bir tehlike olmasa da sırf daha önce yaşanmış bir tehlikeyi hatırlatan şeylerle karşılaşınca da ortaya çıkar.

Vücudumuzun bu kaygı/endişe tepkisini normale döndürmek için yapabileceğiniz şeyler vardır. Öncelikle gergin olan kaslarınızı fark etmeyi öğrenin. Bunun için aklınıza geldikçe vücudunuzdaki kasları (ellerinizi, kollarınız, karnınızı, kalçalarınızı, bacaklarınızı, ayaklarınızı, yüzünüzdeki kasları) sık sık kasıp gevşetin. Bunu yaparken bedeninizin kasılmış hali ile gevşemiş rahat hali arasındaki farkı görmeye çalışın. Gün içinde işlerinizi yaparken gergin, kasılmış olan kaslarınızı mümkün olduğunca gevşetin. Vücudunuzdaki gergin kasları fark edip gevşetmeyi ve rahatlamayı öğrenmek biraz zaman alabilir. Sık sık alıştırmalar yapmanız gerekebilir. Bunun için kendinize zaman tanıyın.

Kaslarınızı gevşetmenin yanında, burnunuzdan düzenli nefesler alıp ağzınızdan vermek de vücudunuzun kaygıya verdiği aşırı tepkileri normale döndürebilir. Bunu yaparken en kritik nokta nefesinizi burnunuzdan aldığınızda, aşağıya karnınıza doğru itmektir. Yani nefes alınca karnınız şişmeli, göğsünüz değil. Nefesinizi verirken de ağzınızdan ve uzun sürede verin. Diğer bir deyişle nefesiniz içinizde uzunca bir süre kalmalı. Bu tür derin nefesler sayesinde içinize alacağınız bol oksijen kalp çarpıntılarınızı yavaşlatır, soluk alıp vermeyi rahatlatır, tansiyonunuzu normale döndürür.

Düzenli yapılan egzersizler, yürüyüşler de aynı şekilde vücudunuza daha fazla oksijen almanıza yardımcı olur ve rahatlamanızı sağlar. Her gün boş vakitlerinizde hızlı hızlı yürüyüşler yapın. Mümkün olduğu kadar beslenmenize dikkat edin ve dengeli beslenmeye çalışın. Vücudunuzun B ve C vitamini ihtiyacını karşılamak için bu vitaminleri içeren besinleri bol bol tüketmeye çalışın. Mesela yoğurtta B, yeşil biber ve poı2akalda C vitamini vardır. Kahveyi, çayı ve kullanıyorsanız sigarayı mümkün olduğu kadar azaltın. Çok fazla kahve kendi başına vücudunuzda kasılmalara yol açar.

Kaygınızı/endişenizi azaltmak için asla alkol veya hekim kontrolü dışında ilaçlar kullanmayın. Unutmayın, alkol ve madde bağımlılığı, kaygıdan daha zor baş edilen sorunlardır.

DÜŞÜNCELERİMİZ
Bahsedildiği gibi, kaygılandığınız zaman aklınızdan “Yine deprem olacak!”, “Ya başıma birşey gelirse?”, “Ya sevdiklerime birşey olursa?” gibi düşünceler geçebilir. Bu düşünceler kaygınızı daha da artırır.Dolayısı ile bu düşünceler “olumsuz” düşüncelerdir. Temel amacınız bu olumsuz ve sizi kaygılandıran düşüncelerin yerine olumlu, kaygınızı azaltan ve daha gerçekçi alternatif düşünceler üretmek olacaktır, Şöyle bir örnek düşünelim. Eviniz hasarsız olmasına rağmen girmekte zorluk çekiyorsunuz. Eve girdiğinizde kaygınız/endişeniz artıyor. Kendinizi kötü hissediyorsunuz. Evde olmak size depremi hatırlatıyor ve endişeleniyorsunuz. Derin bir nefes aldıktan sonra kendinize ilk söyleyeceğiniz “Şu anda deprem olmuyor. Dolayısı ile gerçek bir tehlike ile karşı karşıya değilim” olabilir. Eğer aklınızdan “Ya şimdi deprem olursa?” gibi bir düşünce geçerse o zaman da, yine derin bir nefes alarak “Ama bunu kimse bilemez. Üstelik ben artık deprem konusunda deneyiınliyim. Ne yapacağımı biliyorıım. Bunun yanında evde bir hasar da olmadığını biliyorum” gibi alternatif olumlu düşünceler üretebilirsiniz. Buradaki alternatif düşünceler örnektir. Siz kendi kafanızdan geçen olumsuz düşünceleri belirledikten sonra, sizi en fazla rahatlatacak ve aklınıza yatan, mantıklı bulduğunuz düşünceyi üretmelisiniz.

İsterseniz adım adım giderek olumsuz düşüncelerle nasıl başa çıkacağınızı öğrenelim.

l. Öncelikle sizi kaygılandıran ve eve girmenize engel olan olumsuz düşünceleri fark edin ve gerekirse yazın. Daha sonra bunlara ne kadar inandığınızı değerlendirerek 10 üzerinden bir not verin. En çok inandığınız düşüncelere 910, daha az inandığınız düşüncelerinize de daha düşük notlar verebilirsiniz.

2. Daha sonra bu olumsuz düşüncelere karşı olumlu, mantıklı düşünceler üretin. Her olumlu düşünce üzerinde kafa yorun ve onu geliştirin. Onun gerçekçi, aklınıza yatan ve sizin kaygınızı azaltan bir düşünce olmasını sağlayın. Bu yeni düşünceye de ne kadar inandığınızı da 10 üzerinden değerlendirin. Çok az inandığınız bir düşünce işinize yaramayacaktır. O durumda yeni ve daha çok inanacağınız bir düşünce üretin.

3. Daha sonra ilk olumsuz düşüncenin şimdi ne kadar inandırıcı geldiğine dair ikinci bir not verin. Göreceksiniz ki bu. ikinci not ilk nottan daha düşük bir not olacaktır. Yani olumsuz düşünce inandırıcılığını kaybedecektir. Bu da sizin kaygınızın düşmesine neden olacaktır.

DAVRANIŞLARIMIZ
İnsanlar onları korkutan şeylerden kaçarlar. Bu son derece doğal bir tepkidir. Ancak gerçek bir tehlike artık yoksa, bizi hala kaygılandıranlar genellikle o tehlikeleri bize hatırlatan şeylerdir. Böyle gerçek bir tehlikenin olmadığı zamanlarda, BİZİ KAYGILANDIRAN ŞEYLERİN ÜZERİNE GİDERSEK VE YETERLİ BİR SÜRE (KAYGIMIZ TAMAMEN ORTADAN KALKANA KADAR) K.AÇMAMAYI BAŞARIRSAK KAYGILARIMIZ AZALACAKTIR:

Geceleyin bir anda elektrikler kesilirse, karanlık önce bizi kaygılandırır. Ancak daha sonra duruma uyum sağlarız ve kaygımız azalır. Diğer deyişle, eğer bizi kaygılandıran ortamda yeterli bir süre kalır ve kaçmazsak, kaygımızın azaldığını görürüz.

Eviniz gerçekten sağlam olduğu halde eve gitmek sizi kaygılandırıyorsa şöyle bir yöntem izleyebilirsiniz: Önce derin bir nefes alın ve “Kaygıyı yenmenin en iyi yolu üzerine gitmektir” diye düşünün. Yukarıda bahsedildiği gibi olumsuz düşüncelerinizi belirleyin ve her birine karşıt gelen olumlu, mantıklı düşünceler üretin. Böylece eve girmeye daha olumlu bakmaya başlarsınız. Daha sonra yine derin bir nefes alarak eve girin. Eve girdiğinizde de olumlu düşünceleri aklınıza getirin. Bir yandan da vücudunuzu dinleyin. Gerilen kaslarınızı gevşetin. Düzenli olarak burnunuzdan derin nefesler alıp ağzınızdan verin. Unutmayın, o anda gerçek bir tehlikeyle değil, depremi size hatırlatan şeylerle baş etmeye çalışıyorsunuz.

Aşağıdaki tabloda, eve girmekle ilgili kaygı yaşayan birinin bu kaygıyla başa çıkma yolları özetlenmiştir. Sizin kaygınız eve girmekle ilgili olmayabilir. Ancak sizi kaygılandıran şey ne olursa olsun, bu yöntemleri kullanabilirsiniz.

Eğer eviniz sağlam olmasına rağmen içeriye girmek sizi kaygılandırıyor ve girince duramayıp çıkıyorsanız:

1. Kaygının/endişenin vücudunuzda yarattığı etkileri fark edin. Gerilen kaslarınızı gevşetmeyi öğrenin. Düzenli bir şekilde ve derin derin burnunuzdan nefes alıp ağzınızdan verin. Alkolden ve hekimlerin önermediği ilaçlardan uzak durun. Kahveyi, çayı ve sigarayı mümkün olduğu kadar azaltın. Düzenli egzersizler veya hızlı yürüyüşler yapın.

2. Eve girmenizi engelleyen olumsuz düşünceleri fark edin. Onları yazın. Her düşünceye ne kadar inandığınızı değerlendirin ve 10 üzerinden bir not verin. Daha sonra her olumsuz düşünceye karşıt olabilecek ve sizi rahatlatan mantıklı, aklınıza yatan, alternatif olumlu düşünceler üretin. Bu olumlu düşünceler üzerinde düşünün. Onları gerçekten aklınıza yatan olumlu ve gerçekçi düşünceler haline getirin ve her birine 10 üzerinden değerlendirin. Bunu yaptıktan sonra baştaki olumsuz düşüncelere ne kadar inandığınızı tekrar gözden geçirin ve 10 üzerinden yeni bir not verin. Göreceksiniz ilk verdiğiniz nottan daha düşük bir not vereceksiniz.
3. Burnunuzdan derin bir nefes alın ve evinize girin. Gerilen kaslarınızı gevşetin. Burnunuzdan düzenli nefes alıp ağzınızdan verin. Unutmayın, depremle değil, onu size hatırlatan zararsız şeylerle mücadele ediyorsunuz. Aslında sizi kaygılandıranlar kendi olumsuz düşüncelerinizdir. Daha önceden oluşturduğunuz olumlu düşünceler üzerinde yoğunlaşın.

4. Kaygınız/endişeniz tamamen geçinceye kadar evde kalın! Eğer kaygınız azalmadan kaçarsanız, aslında başınıza birşey gelmediğini görmeden gitmiş olursunuz. Bu durumda da kaygınızı/korkunuzu yenemezsiniz. Eğer evinizde yeteri kadar uzun kalırsanız bir şey olmadığını göreceğiniz için kaygınızın tamamen geçtiğine şahit olacaksınız.

 

Kategorisi: Ruhsal Sağlık

Stres reaksiyonları ve stresle mücadele

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Stresin Nedenleri : Stres Selye’nin (1974) ifadesiyle vücudumuzun herhangi bir “taleb”e karşı verdiği genel bir cevaptır. Bu yaklaşım içinde, oluşabilecek “talepler’ strese neden olan olaylar olarak düşünülecek olursa, iki türde olaydan bahsedilebilir. Birinci tipteki olaylar yüksek beyin fonksiyonlarını pas geçip direkt olarak stres reaksiyonunun oluşmasına neden olabilirler. Amfetamin, kafein ve nikotin gibi maddeler herhangi bir algı gerektirmeden otomatik reaksiyon oluştururlar ki, bu tür uyaranlar stresin biyojen nedenleri olarak adlandırılmaktadır (Everly, 1989). Öte yandan psikososyal nedenler gerçekten olmuş veya hiç gerçekleşmemiş olaylardır. Bu tipteki olaylar dolaylı yönden stres reaksiyonuna neden olmaktadırlar. Çünkü olayın kendisi değil nasıl algılandığı reaksiyonun asıl sebebidir.

Tanımadığınız bir insanın ölümüne şahit olmak üzücü fakat geçici bir durum olabilirken, aynı ölümün sizin yüzünüzden olduğu düşüncesi, üzüntünün çok daha uzun süreli olmasını sağlayabilir. Verilen iki durumda da aynı vaka söz konusu iken, ikinci durumu muhakeme ediliş tarzı verilen reaksiyonun daha yoğun ve krorıik olmasını getirebilir. Stresle mücadele konusunda işte bu hayat olayları ve bunlara bakış tarzı ön plana çıkmaktadır.

Stres Reaksiyonları : Selye (1974), Genel Adaptasyon Sendromu olarak tanımladığı strese karşı reaksiyon verme sürecini “Alarm” durumu ile başlatmaktadır. Bu aşamada herhangi bir olayın meydana gelmesiyle homeostatik düzen bozulmaktadır. Bu düzensizliğe henüz hazır olunmadığından, bünye kısa bir süre alarm durumuna geçer ve tekrar denge durumuna gelebilmek için işlemler başlatır. İkinci aşama “Direnç” olarak adlandırılmıştır. İşleme giren savunma mekanizmaları meydana gelen olaya karşı koyabilmek için enerji ve güç sağlarlar. Bu destek sayesinde en basit anlamda kendimizi korumamıza yarayan “savaş ya da kaç” reaksiyonu için zemin hazırlanmış olur.

Üretilen herhangi bir davranış sonrası olay hala dengeyi tehdit edici özelliğini gösteriyorsa üretilen davranış tekrarlanır veya değiştirilir. Ancak tüm çabalar sonucu tehdit ortadan kalkmıyorsa bünye üçüncü aşama olan “Tükenme” durumuna geçebilir, zira yeni bir davranış için gerekli enerji rezervleri sonsuz değildir.

Selye bünyenin söz edilen standart reaksiyonundan bahsederken Lazarus (1991 ) reaksiyonun verilip verilmeyeceğini, verilecekse ne çeşit olacağının belirlendiği iki aşamalı bir psikolojik süreci vurgulamaktadır. Birinci aşamada olayla karşılaşan kişi bunun amaçları ile ne kadar ilgili olduğunu değerlendirir. Olayla amaçlar arasında bir ilgi bulunmuyorsa bir reaksiyon verme gereği ortadan kalkar. Ancak olay amaçlarla ilgili ise olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğu değerlendirilir. Olumlu bir olayda yani amaca ulaşmayı kolaylaştırdığı algılanan olayda olumlu duygular ortaya çıkar. Olumsuz değerlendirilen durumda ise ikinci aşamadaki değerlendirme sağlığın korunması veya kaybedilmesi açısından önem taşır. Olumsuz olaya karşı direnme veya yok etme gücü olduğunu, bunu yapabilecek potansiyeli olduğu değerlendirmesini yapan bir kişi, meydana gelen olumsuz olay sonunda olumsuz duygular hissetmeyebilir. Birinci bölümde açıklanan araştırmada ambulans personelinin fazla stres hissetmediklerini belirtmesi bu faktöre bağlı olarak açıklanabilir. Karşılaşacağı stresli durumları bilen, bunlarla karşılaşsa bile üstesinden gelebilmek için gerekli eğitimle donanmış ve eğitimini beceriye dönüştürebilmiş bir kimse artık stresli durumla mücadele edebilme cesaretini ve gayretini gösterir.

Kişilik Yapısı ve Stres İlişkisi : Olaylara bakış açısının geçmişte benzer olaylarda yaşanan tecrübeler sonunda kemikleştiği ve kişiliğin bir parçası olduğu düşünülebilir. Belli bir tarzda gelişen bazı kişilik yapılarının çoğu zaman kişiyi stresin olumsuz etkilerine yatkınlaştırabileceği bildirilmektedir. Bunlar arasından mükemmeliyetçi kişilik ve öğrenilmiş karamsarlık tipik örneklerdir. Kendisi hakkında devamlı mükemmel beceri ve sonuçlar bekleyen bir insan (mükemmelliyetçilik), yaşayacağı hayal kırıklıkları nedeniyle olumsuz reaksiyonlar gösterebilir veya meydana gelen olumsuz olaylar kişinin hep kendinden kaynaklanan sebeplere atfedilir ve olayların devamlı bu şekilde süreceğine inancı (öğrenilmiş karamsarlık) depresyon yaratabilir.

Diğer taraftan Kobasa (1979) tanımladığı mücadeleci kişilik yapısındaki stresle başa çıkmada etkili olabilen üç olumlu özellikten bahsetmektedir. Bu özelliklerden ilki olayları bir tehdit olarak değil kendini geliştirebilme fırsatı olarak görebilmektir. İnsanın sahip olduğu değerleri hayat boyu geliştirebilme potansiyeli vardır. Bu potansiyelin varlığına inanan insanlar yeni ve tehditkar durumları kaçma veya hostil davranışlar göstererek atlatmak yerine bu olayları mücadele gücü nispetinde yaşamayı ve bir daha aynı olayla karşılaşıldığında daha tecrübeli olmayı yeğleyebilirler. İkinci özellik meşgul olunan işin bir anlam ifade etmesidir. İşin bir anlam ifade edebilmesi için daha önceden yapılmış olan planlar içinde yer alması gerekir. Dolayısıyla bu özelliğe sahip olan insan planları dahilinde ilerlemekte ve anlamlı bir iş üzerinde çaba sarf eden ve bu onlarda olumlu hisler uyandırır. Üçüncü özellik ise içinde bulunulan şartların kontrol edilebileceğine ait inançtır. Bu özellik birinci bölümde açıklanan araştırmada da desteklendiği gibi stresle mücadelede oldukça önemli rol oynamaktadır. Stres veren durum mücadele edilmedikçe hayatı kısıtlayan bir faktör olabilir. Kısıtlılıklar amaçlara gem vurduğundan olumsuz duygular uyandırır. Halbuki kişinin yaşadığı çevreye etki edebileceğini hissetmesi olumlu bir duygudur.

Stresle Mücadele : Stresle etkin mücadele direkt olarak stres kaynağının tanımının doğru yapılmasına ve doğru reaksiyonun verilmesine bağlıdır. Birinci bölümde kontrol algısının, hissedilen stres seviyesi ile ilişkili olduğundan bahsedilmişti. Bu yüzden psikososyal stres kaynaklarını kontrol edilebilirlikleri açısından da inceleyerek daha etkin mücadele yapabilmek mümkün olabilir

1. Kontrol edilemeyen psikososyal kaynaklar
Bu kategoriye verilebilecek en tipik örnek trafikte yaşanan sıkıntılardır. Kimi insan kendisini tehlikeli bir şekilde sollayan bir aracı araç sahibine bir ders vermek amacı ile takip edip tehlikeli bir şekilde sollar. Bu tür bir ders verme amacı ile trafik kuralları dışında yapılan hatalı sollamalar diğer araç sahibini kızdırmaktan başka bir işe yaramadığı gibi hatalı sollamaların sayısını arttırmaktadır. Ancak ders verme girişiminde olan kişi durumu kendisinin kontrol edebileceği ve değiştirebileceği bir durum olarak gördüğünden yanlış bir tanım yapmakta ve yanlış bir müdahalede bulunmaktadır. Trafik içerisinde sizin hakkınızın yenmemesini, hayatınızın başkaları tarafından tehlikeye atılmamasını sağlayacak durum herkesin kurallara uyması ile mümkündür. Bu olaylarda insanın kontrol edebileceği şeyler kendi uyumu ile kısıtlıdır, başkalarının trafik kurallarına uymadığını görerek aynı uyumsuzluklarla müdahale etmek daha fazla uyum getirmez. O halde bu durumda şöyle bir soru akla gelir: Başkalarının bana yaptığı haksızlıkların neden olduğu öfke kaygı gibi olumsuz duygularla bütün günümün rezil olmasına izin mi vermem gerekir? Buradaki kilit nokta, olaylar müdahalelerle olumlu yönde değiştirilemiyorsa, olumsuz duygularla baş etmenin yolunun öğrenilebileceğidir. Yani başkalarının bize haksızlık etmesi gibi bir stres kaynağını o anda belki engelleyemeyiz ama duygularımıza olan hakimiyetimizle günün rezil olmasını değiştirebiliriz. Bu konu duygularla baş etme olarak aşağıda incelenecektir

2. Kontrol edilebilen psikososyal kaynaklar
Yukarıda bahsedilen trafikte seyreden diğer araçların kurallara uymaması gibi bir stres kaynağına o anda müdahale etmek kontrolümüzün dışındadır, bununla beraber bazı stres kaynaklarına direki olarak müdahale edebilir ve stres kaynağı olmaktan çıkarabiliriz. Bu duruma tipik bir örnek olarak alınan fazla sorumluluklardan dolayı aşırı çalışmak zorunda kalmayı verebiliriz. Bazı insanlar sorumlulukların kendilerine aşırı derecede yüklenmesini istemezler ama bir otorite figürü kendilerine yeniden bir iş verince “hayır’ da diyemezler. Strese sebep olan otorite figürleri ile ilişki tarzı sosyal beceri kazanımları ile daha az stres verici hale getirilebilir. Girişkenlik ve sosyal beceri eğitimleri ileride detaylı bir şekilde incelenecektir.

Psikososyal stres kaynakları ile aslında stres vermeyebilecek bir olayın yanlış algılanması sonucunda da karşılaşılmaktadır. Bu durumda kaynağın kendisi değil algılanış tarzı strese neden olmaktadır. Bu tür durumlardaki stresle mücadele için durumu çeşitli yönleriyle muhakeme edebilmenin öğrenilmesi iyi bir yol olabilmekledir.

Olumsuz Duygularla Mücadele : Duygularımız hayatımızın renkleridir. Olumsuz duygularımız uzun süreli ve çok yoğun olmadıkları sürece hayatımıza anlam katarlar. Bununla beraber yaşanan anlık ve çok yoğun olumsuz duygular davranışlarımızı yönlendirdiği zaman, olumsuz duygunun daha uzun sürelerde devam etmesini sağlar. Yoğun yaşanan duygularda genellikle görülen tipik bir özellik vücudun uyarılma seviyesinin artışıdır. Uyarılmışlığın çok yüksek olduğu ve yapılması gereken işin komplike olduğu durumlarda performansın düştüğü bilinmektedir. Yaşanan durumun uyarılmışlık seviyesini arttırması sempatik sinir sisteminin aktivasyonu ile ilgilidir ve bu sistemin temel görevi, durumla başa çıkılabilmek için yeterli gücü sağlamaktır. Uyarılmışlık seviyesi kızgınlık ve öfke gibi duygularda ne kadar yüksekte ise, insan o anda ürettiği gücü boşaltma ihtiyacı hissedebilir. Bu gücü kavga etmek, karşıdakini sindirmek gibi davranışlara dönüştürme muhtemeldir. Bununla beraber bu tür davranışlar da durumdaki olumsuz duyguların yatışmasını getiremezler. Dolayısıyla uyarılma seviyesini çok yukarılara taşıyan olaylarda soğuk kanlılığın korunması ve kendimizi koruyacak kararların bu anda alınarak davranışlarımıza aktarılması oldukça yararlı olabilir. Bu manevra bir nevi semptom tedavisi olarak düşünülebilir. Yani eğer bir hastalık varsa en etkin mücadele hastalığın kaynağının ortadan kaldırılması olabilir. Bununla beraber kaynağa ulaşamadığımız veya etkileyemediğimiz durumlarda, hastalıkla ortaya çıkan semptomları hedef alan bir tedavi uygulamak mantık kazanır. Stresle mücadele de kaynağın üzerinde çalışmıyorsak kaynağın neden olduğu semptomlar (burada aşırı uyarılmışlık) seçilerek müdahale yapılabilir. O halde burada önem kazanan soru uyarılmışlık seviyesine nasıl müdahalede bulunulacağıdır.

 

Kategorisi: Ruhsal Sağlık

Panik atak yoğun korku

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Panik atak ruh sağlığı (psikiyatri) açısından hastalık değil bir hastalık belirtisi sayılır. Bu ataklar sadece bir kez ortabildiği gibi, birkaç aydan daha uzun sürecek şekilde de yaşanabilir. İnsan hayatını olumsuz yönde etkileyen panik atak, psikoterapi ve ilaç tedavisiyle giderilebiliyor. Panik atak, diğer birçok hastalıkta olduğu gibi, ciddiye alıp hemen uzmana başvurmayı gerektiriyor. Aksi halde durum, kişiyi depresyona sokacak kadar ciddi boyutlara varabiliyor. Tabii sosyal hayatın bozulması da bunun ardından geliyor.

Panik atak nasıl anlaşılır?
Yoğun korku ve rahatsızlık hissinin yanı sıra, panik atakta şu belirtilerin en az dördü yaşanabilir:

- Nefes darlığı
- Ölüm korkusu
- Çarpıntı, kalp nabzın hissedilmesi

- Aniden ortaya çıkan sıkıntı
- Baş dönmesi
- Bayılacakmış gibi olma
- Göğüste daralma
- Çıldırma korkusu
- Kontrolün kaybedileceği korkusu
- Karın bölgesinde gerginlik ya da bulantı
- Tehlikeli bir hastalığı olduğu hissine kapılma
- Ellerde, ayaklarda terleme, uyuşma, karıncalanma
- Üşüme ya da ateş basması

Panik atak neden kaynaklanır?
Panik atağa yol açan faktörler arasında:
- Stres,
- çok miktarda kafeinli içeceklerin tüketilmesi,
- panik bozukluk hastalığı,
- depresyon
- ve tiroit veya paratiroit bezi hastalıkları birincil etken olarak;
- sara (epilepsi) hastalığı,
- takıntılı kişilik,
- doğumdan sonra tiroit hormonunda bozulma
- ve adet öncesi sendromu da ikincil faktörler olarak sıralanabilir.

Stres : Stres, panik atağa yol açan etkenler arasında birinci sırada yer alıyor. Bir yakının ölümü, aşırı stres, incinme, tecavüz gibi yaşamı kötü yönde etkileyen özellikler, panik atağın oluşmasına yol açabiliyor. Örneğin, bir sınavda sürenin yetersiz kalacağı düşüncesi kişide panik atağı geliştirebiliyor.

Çok miktarda kafeinli içeceklerin tüketilmesi : Kafein, beyine doğrudan ulaşıyor. Bu nedenle kişinin uyanık kalmasını sağlıyor ve aynı zamanda vücuttaki seretonin düzeyini bozuyor ve merkezi sinir sistemindeki nörotransmetter maddelerinde düzensizlik yaratıyor. Bu durum da panik atağa yol açıyor. Bundan dolayı, özellikle aşırı miktarda kahve, kola gibi içecekler tüketen kişilerin, bunları azaltmaları gerekiyor. Bazı panik atak şikayeti olan hastalar, sadece kafeinli içecekleri azaltıklarında bile bu rahatsızlıklarından kurtulabiliyor.

Panik bozukluk hastalığı : Panik atakta sıklıkla rastlanan bu hastalık, tek başına veya özellikle topluma açık yerlerde korku ve endişe halinde ortaya çıkıyor. Panik bozukluğu hastalığı, genetik kaynaklı olabilme özelliği taşır. Özellikle 20’yle 30 yaş arasındaki insanları etkileyen bu hastalık, tedavi edilmediği taktirde kronikleşip depresyona yol açabiliyor. Panik bozukluğu hastalığında uyuşturucu ve alkol tüketimi fazla olur. Bu hastalığın uzun süre devam etmesi durumunda, somatizasyon diye tanımlanan hastalık korkusu ve şüpheciliği başlayabiliyor. Genç yaştaki hastalar, atak geçirirken kendini kesme eğilimine girebiliyorlar. Bu sırada vücutta salgılanan beta endorfin maddesi, hastanın ağrıya daha rahat cevap verebilmesini sağlıyor.

Depresyon : Özellikle tekrarlayan depresyon krizleri veya manik depresif hali, panik atak eşliğinde gelişebiliyor. Tedavinin yanıt verebilmesi için, rahatsızlık kaynağının depresyondan mı, yoksa panik ataktan mı kaynaklandığının belirlenmesi gerekiyor. Ağır depresyonda panik atak da yaşanırsa, hastanın intihar etmeye eğilim göstermesi artıyor. Bu nedenle, depresyon ve panik atak beraber tedavi gerektiriyor.

Tiroit bezi hastalıkları : Tiroit bezi hastalıklarından dolayı meydana gelen kalsiyum ve fosfor elektrolitlerinin düzensizliği, panik atağa neden olabiliyor. Tiroit bezi hastalıklarında asıl tedaviyi endokrilonoji uzmanı yapıyor. Gerekli durumda psikiyatrist de devreye giriyor.

Nasıl Bir Tedavi Gerekiyor? Panik atakta, öncelikle ataklara yol açan nedenler bulunuyor. Ardından buna göre bir tedavi uygulanıyor. Bu hastalık biyolojik ve psikososyal faktörler sonucu ortaya çıktığından, ilaç tedavisiyle birlikte psikoterapi uygulanıyor. Beyindeki noradrenalin ve seratoninini dengelemek için ilaç tedavisine başvuruluyor. Davranış psikoterapisiyle de, hastanın ataklar sırasında kontrolü sağlayabilmesi amaçlanıyor. Araştırmalara göre, iki tedavide birlikte uygulandığında, hastalarda atakların tekrarlama riski daha düşük oluyor. Tabii panik atağa yol açan etkenlerin de ortadan kaldırılması gerekiyor. 8 – 12 aylık tedaviler sonrasında, hastada panik bozukluğunun tekrarlama riski azalıyor.

diggDeliciousFurlredditblinklistTechnoratijeqq
Tags
See All Tags Add New Tag…
Please Enter New Tags Separated By Comma’s
Or Close

panik atak Valid XHTML 1.0 Transitional

Bu makaleyi sitenizde yayımlayın
Yazdır.
Arkadaşınıza gönderin
İlgili haberler

Anahtar kelimeler : Ruhsal Sağlık, panik atak yoğun korku, panik atak

 

Kategorisi: Ruhsal Sağlık

Eski Konular  


Sağlık Fotoğrafları

Sağlık Video

Sağlık Siteleri

 Sağlık Sayfaları 1 den 2 e Kadar  1  2 »