Yıllık kontrollerimi ne sıklıkta yaptırmam gerekir?

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Yıllık kontrollerimi ne sıklıkta yaptırmam gerekir?

Menopozun belirtileri nelerdir? Öncesinde hangi testler yaptırılmalı? Muayeneler ne sıklıkta yapılmalı? Uzmanlar yanıtlıyor…

Soru: Yıllık jinekolojik muayene kontrollerimi ne sıklıkta yaptırmam gerekir?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Habibe Seyisoğlu:

Yılda bir kez smear testi ve jinekolojik muayene, kadınları jinekolojik kanserlerden koruyup, erken tanı sağlayabiliyor. Yapılan tetkikler kadının yaşına göre farklılık göstermektedir. Genç yaş grubundaki üreme çağındaki kadınların cinsel aktivitenin başlangıcından itibaren yılda bir jinekolojik muayene, vajinal smear tetkiki, meme muayenesi, ultrasonografik muayene ile rahim yumurtalık ve rahim içi zarı değerlendirilmesini mutlaka yaptırması gerekiyor.
40 yaş üzeri hastalarda ise bunlara ek olarak mammografi ve gerekirse meme ultrasonografisi, kan biyokimyası (kan lipidleri, açlık kan şekeri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tiroid fonksiyon testleri), gaitada gizli kan tetkiki yılda bir kontrol ediliyor.
Rutin sağlık taramalarında kadınlardan özgeçmişe ait detaylı sağlık bilgileri alınarak mevcut risk faktörleri belirleniyor. Takiben ultrasonografik değerlendirme eşliğinde jinekolojik muayene yapılıyor ve bu esnada vajinal smear alınıyor.
Gerek üreme çağında ve gerekse menopoz sonrası dönemde kadınlarda en sık yapılan tarama testi vajinal smear tetkikidir. Vajinal smear testi rahim ağzı kanserlerinin erken tanı ve taramasında kullanılan bir testti.
Menopozun belirtileri nelerdir? Öncesinde hangi testleri yaptırmalıyım?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Birgül Karakoç ve Dr. Deniz Gökalp:

Menopoz döneminde doğurganlık çağı bitmekte ve overler fonksiyon bakımından saf dışı olmakta, kadın için doğurganlığın ortadan kalktığı yeni bir çağ başlamaktadır. Genelde olayın ortaya çıkmasının nedeninin overin yaşlanması olduğu kabul edilmektedir. Sonuçta kadın östrojen metabolizmasında azalma görüldüğünden, bu sürede görülen belirtilere “östrojen yetersizliği sendromu” da denilmektedir.
Genellikle bu devre 40 ile 60 yaş arasındadır. Menopoza girme yaşı toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. Gelişmiş toplumlarda çeşitli çevresel etkilerin bu yaşı etkilediği kabul edilmektedir. Ülkemizde bu yaş 46,5-47 civarındadır. Kadınların yaşamını 1/4, 1/3′lük kısmı menopozda geçmektedir. Ortalama yaşam süresi tüm dünyada uzamış olduğundan bu dönemde koruyucu hekimliğine çok iş düşmektedir.
Kadınlarda 40 yaştan sonra her 5 yılda bir tam fiziki muayene, yıllık meme ve jinekolojik muayene, pap-smear testi, gerekirse cinsel yolla bulaşan hastalıkların taraması yapılmalıdır.
40′lı yaşlarda bir TSH ölçümü yapılmalı ve 60 yaştan sonra 2 yılda bir tekrarlanmalıdır.
50′li yaşlardan sonra gaitada gizli kan bakılmalıdır.
Yine 40′lı yaşlarda mammografik tetkike başlanması önerilmektedir.
Menopoz tanısı ağırlıklı olarak klinik açıdan konulmaktadır. Menopoza yakın dönemde adet kanamalarının karakteri değişik şekillerde olabilir. Hastanın adeti tamamen kesilebilir. Adet kanamasının hem süresi hem de miktarı kademeli olarak azalabilir ve bu en sık rastlanan tiptir.
Bazı kadınlarda kanama miktarı artar ve düzensiz olabilir. Bu durumda özellikle jinekoloğa başvurulmalıdır.

 

Kategorisi: Kadın Sağlığı

Yağ dokusundan yeni meme

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Yağ dokusundan yeni meme…

Kanser veya bir başka nedenle memesi alınan kadınlara, karın bölgesinden, kalçadan ve uyluktan alınan yağ dokularıyla yeni meme yapılabiliyor

Bir çok kadın kanser çıkacağı ve memelerinin alınacağını düşünerek meme muayenesi olmaktan kaçınıyor. Oysa uzmanlar günümüzde memesi alınan hastalara, aynı seansta yeni meme yaptıklarını belirtiyor.

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Dr. Ömer Özkan, bu tür operasyonlarla hastanın memesiz bir dönemin verebileceği psikolojik sıkıntıdan kurtulduğuna işaret ediyor. Konuyla ilgili bilgi veren Özkan, şunları söyledi:

“Kadınlar, kanser çıkacağı ve memelerinin alınacağını düşünerek meme muayenesi olmaktan kaçınıyor. Bu nedenle de teşhiste ve tedavide geç kalıyor. Artık kadınların ‘memem olmayacak’ diye korkmalarına gerek yok. Her kadına uygun bir yöntem var, çünkü cerrahi müdahale ile alınan memenin yerine karın bölgesinden, kalçadan ve uyluktan alınan dokularla yeni bir meme yapabiliyor, hatta diğer memeye de şekil verilerek, daha estetik bir görünüm kazanmasına yardımcı oluyoruz. Böylece hasta eskisinden daha da mutlu olabiliyor.”

Karın germesi uygulamalarında, alınan dokunun daha önceleri atıldığına işaret eden Özkan, yeni uyguladıkları yöntem sayesinde bu dokunun atılmadığını, atılmadığı gibi hem meme yapılabildiğini hem de hastanın bu arada karın germe ameliyatının yapılabildiğini belirtti.

“KAYBETTİĞİM BİR ŞEYİ YENİDEN KAZANMAK ÇOK GÜZEL”
Kanser nedeniyle 7 yıl önce her iki memesi de alınan Nermin Açıksöz, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde gerçekleştirilen ameliyatla yeniden memelerine kavuştuğunu anlattı.
Memeleri alındıktan sonra geçen 7 yıl içinde bazı psikolojik problemler yaşadığını kaydeden Açıksöz, göğüslerin kadının simgesi olduğunu, yokluğunda bir takım sıkıntılar yaşadığını ve diğer
kadınları kıskandığını söyledi. Açıksöz, “Karın bölgemden alınan yağlarla göğüslerime yeniden kavuştum. Kaybettiğim bir şeyi yeniden kazanmak çok güzel” dedi.

Tags:  

Kategorisi: Kadın Sağlığı

Rahim kanserine karşı aşılı önlem

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

İki büyük ilaç firmasının geliştirdiği, 12 yaşındaki kızlara yapılacak aşının rahim ağzı kanserinden ölümleri yüzde 75 oranında azaltması bekleniyor
İLAÇ firmaları, rahim ağzı kanserinden ölüm oranının, 12 yaşındaki kız çocuklarına uygulanacak bir aşıyla yüzde 75 oranında düşürüleceğini açıkladı. İngiltere’deki 2 büyük ilaç firması, GlaxoSmithKline (GSK) ile Merck, ilk rahim ağzı kanseri aşısını üretmek için yarışa girdi. Cinsel yolla bulaşan rahim ağzı kanseri aşısının, henüz cinsel ilişki yaşamadıkları için en çok 12 yaşındaki kız çocukları üzerinde etkili olacağı belirtiliyor.

DAHA çok birden fazla seks partneri bulunan kadınlarda görülen rahim ağzı kanserine, özellikle papilloma virüsü (HPV) yol açıyor. Yeni aşı, HPV enfeksiyonuna karşı koruma sağlıyor. GSK firması yetkilileri, aşının, rahim ağzında “sonradan kansere dönüşebilecek herhangi bir değişiklik olup olmadığını gösteren” smir testi uygulamasını da yüzde 52 oranında azaltacağını belirtiyor.

 

Kategorisi: Kadın Sağlığı

Menopoz

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Menopoz nedir?

Kadın hayatının ortalama olarak üçte biri menopoz döneminde geçer. Menopoza girme yaşı tüm dünyada ve antik çağlardan beri fazla değişme göstermemiştir ve ortalama 45-55 cıvarındadır. 40 yaştan önce menopoza girmek “erken menopoz ” olarak tanımlanmaktadır. Menopoz genellikle hayatın doğal bir aşaması olarak kabul edilmektedir.

Gerçekten de menopoz, kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir aşamasıdır. Ancak menopozda oluşan bazı değişiklikler kadının hayatını derinden ve öylesine olumsuz etkiler ki bu durum pek çok hastalıkların ortaya çıkmasına ve kadının yaşam kalitesinin azalmasına neden olur.Bu gün menopoz olumsuz etkileri önlenmeye ve tedavi edilmeye çalışılan bir hastalık gibi kabul edilmektedir.

Menopozun kadın hayatının doğal bir parçası olması nedeniyle hiç bir şey yapmadan izlenmesi artık eskilerde kalmıştır.Özellikle kadın yumurtalık hormonlarının laboratuar koşullarında üretilip kullanılmaya başlanmasıyla bu kavram daha da ön plana çıkmıştır. Menopozda azalan yumurtalık hormonlaının yerine konmasıyla menopoza ait tüm olumsuz değişiklikler ve hastalıklar kolaylıkla önlenebilmekte veya en aza indirgenebilmektedir.

Menopozdaki temel değişiklik kadınlık hormonu olan östrojenin yumurtlamanın durması sonucu azalmasıdır.Böylece kadında
-Ateş basma,terleme,çarpıntı
-Uykusuzluk,sinirlilik,(ruhsal çöküntü) depresyon,unutkanlık,halsizlik,çabuk sinirlenme
-Bazan cinsel istekte (libido) azalma
-Kemik erimesi(osteoporoz)
-Damar sertliği (ateroskleroz) gelişme eğilimi
-Cinsel organlarda çekilme(atrofi) ,kuruluk,ağrılı ilişki
-İdrar kaçırmaya kadar varan idrar yollarında atrofi ortaya çıkmaktadır.

Kadınlar bir sabah uyandıklarında kendilerini menopoza girmiş olarak bulmazlar.Menopoz 20 yıl süren değişikliklerin tam ortasındaki dönemdir.40 yaşından sonra kadınlarda önce yumurtlamanın azalmasına bağlı olarak düzensiz adet kanamaları,aralıklı ateş basma ve terlemeler,psikolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar.Daha sonra yakınmalar giderek artar ve adet tamamen kesilir. Bu dönemde 1 yıl adet kanamalarının olmaması menopoz tanısı için yeterlidir. 6 aydan daha fazla adet gecikmeleri araştırılıp kandaki estrojen ve yumurtlamayı uyaran hormon (FSH) seviyeleri ölçülerek kesin tanı konulur. Ancak adet düzensizlikleri veya düzensiz kanamalar “menopoza giriyorum” düşüncesiyle normal karşılanmamalı; hasta doktoruna başvurarak bu değişikliklerin gebelik ve kadın cinsel organlarının kanserlerinde de görülebileceği göz önünde tutularak bu hastalıklar dikkatle araştırılmalıdır.

MENOPOZDA KALP VE DAMAR HASTALIKLARI

Menopozda estrojen hormonunun azalması sonucu, bu hormonun koruyucu etkisi ortadan kalktığından kalp-damar sistemi hastalıklarında %60’a varan artışlar görülmektedir. Önceleri kalp-damar hastalıklarından korunmak ve ateroskleroz oluşumunu önlemek veya geciktirmek için menapozda estrojen tedavileri önerilirken, son zamanlarda tamamlanan büyük bazı araştırmaların ( WHI , One-million Women Study) sonucu bu tedavinin faydalı olmadığı hatta kalp-damar sistemini daha da olumsuz etkileyebileceğini göstermektedirler. Daha önce kalp-damar hastalığı olanlarda, bunun düzelmesi için hormon kullanımının faydasız hatta var olan hastalığın seyrini daha da kötüleştirebileceğini bildiren araştırma sonuçları vardır.

Kısaca menopozda kalp-damar hastalıklarından korunmak için kardioloji kliniklerinin önerdiği diyet, egzersiz, kolesterolu düşüren ilaçlar (statinler) kullanılmalı,menapozda hormon replasman tedavisi (estrojen ) bu amaçla kullanılmamalıdır.

MENOPOZDA KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ)

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 25 milyon kadının sorunu olan menopoz sonrası osteoporoz kabaca kemik dokusunun temel minerali olan kalsiyum’un yaşlanma ve menopozdaki östrojen eksikliği sonucu kalıcı olarak kaybedilmesidir.İlk 5-8 yılda kemik kaybı ortalama yılda %4-8 iken daha sonra kısmen azalarak kadın her yıl kemik dokusunun yaklaşık %1′ini kaybeder ve 75 yaşına geldiğinde ortalama olarak 35 yaşındaki kemik dokusunun %30′unu kaybetmiş olur.Bunun bağlı olarak menopozla beraber hızla artan kemik erimesi sonucu sessiz omurga kırıklarlarıyla bel ağrıları,boyda kısalma ve kamburluk ortaya çıkar.Menapozdan sonra bir kadında boy 65 yaşına kadar ortalama 4 cm ,75 yaşına kadar 9 cm kısalır.Omurga kemiklerindeki çökme kırıklarına bağlı olarak ortaya çıkan kamburluk ve göğüs kafesinin kemik yapısının bozulması sonucu hastada solunum sıkıntısı gelişebilir.Kadınlar menopozda çarpma düşme sonucu kalça,el bileği ve diğer kemik kırıklarına da daha kolay maruz kalabilirler.Bu kırıklardan en ciddi olanı kalça kırığıdır ve kalça kırığından sonra hastalardan %12-20’si 2 yıl içinde kaybedilmektedir.Kalça kırığı geçirmiş hastaların geriye kalanlarının bir kısmı sürekli bakıma ihtiyaç duymaktadırlar.Bu nedenle ABD’de yapılan yıllık tedavi ve rehabilitasyon harcamalarının tutarı 20 milyar doları bulmakta ve bu rakam her yıl giderek artmaktadır.Korunma bu açıdan en ekonomik,en insancıl ve en kolay yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır.Kemik erimesine zemin hazırlayan risk faktörleri,

-Çok çocuk doğurma
-Sigara,alkol kullanımı
-Beslenme bozuklukları (kalsiyumdan fakir diyet)
-Güneş banyosu alışkanlığının olmaması
-Spor yapma alışkanlığının olmaması
-Uzun süre yatağa bağlı kalmaya neden olan hastalıklar
-Bazı endokrin (hormonal ) bozukluklar (hiperparatiroidi,hipertiroidi(guatr),böbrek üstü bezinin aşırı çalışması veya steroid hormonlarının ilaç olarak uzun süreli alımı vb)
-Bağ dokusu hastalıkları(Romatoid artrit,sarkoidoz) ,siroz,böbrek hastalıkları,erken menapoz
-Genetik faktörler(ailede osteoporoz varlığı)

MENOPOZDA İDRAR YOLLARI DEĞİŞİKLİKLERİ

Östrojen hormonunun eksikliği kadınlık organlarına komşuluğu ve fizyolojik beraberliği nedeniyle idrar yolları ve mesane fonksiyonlarını da etkiler.Vajen ve idrar deliği (üretra) destek dokuları zayıflar, mesane fonksiyonları bozularak idrar kaçırma varsa artabilir veya ortaya çıkabilir.Bu dönemde mesane fıtıklaşması,atrofiye bağlı rahim(uterus) ve vajina sakmaları da idrar kaçırmanın bir nedeni olabilir.Ancak menapozda görülen idrar kaçırmanın en sık nedeni mesanenin zamansız kasılmasına bağlı olan aşırı aktivitedir(detrusor instability).Bu hastalar genellikle sıkıştıklarında yetişemeyip tuvalet kapısında idrarlarını kaçırırlar. Menapoz öncesi dönemde kadınların %10′unda görülen bu durum menapozdan sonra %20-30′unda rastlanır.Vajinal veya ağızdan uygulanan östrojen hormonu yakınmaları azaltır veya düzeltir.

MENOPOZ TANI VE TEDAVİSİ

Menopozun olumsuz etkilerinin en aza indirgenmesinin en önemli ön koşulu tanısının en erken aşamada konulup erken tedaviye başlanmasıdır.Çünkü menopozdaki kayıplar ilk yıllarda en fazladır.Menopoz temel olarak yumurtlamanın durması (doğal) veya yumurtalıkların alınması(cerrahi) veya çalışamayacak kadar hasar görmesine bağlı olarak ortaya çıkar.40 yaşından sonra 1 yıl süreyle adet görmeyen ve yakınmaları da olan bir kadın başka araştırma yapılmaksızın menopozda kabul edilebilir.Menopoza geçiş döneminde ,gebelik ve düzensiz kanamaya neden olan kötü huylu hastalıklar ayırt edilmelidir.Bunun için seyrek adet gören ,ateş basma,çarpıntı,terleme ve psikolojik değişiklikleri olan bir kadının adetin 3. günü alınan kanında, yumurtalıkları uyaran hormon(FSH,LH) düzeyleri artmışsa tanı daha kesin ve erken konmuş olur ve tedavi de hemen başlanabilir.Düzensiz (genellikle seyrek) adet gören bir kadında FSH 40 pg/ml üzerinde ise menopoz tanısı kesinlikle konur.FSH değerinin 25-40 pg/ml arasında olması halinde menapoza giriş sürecinin başladığı ancak seyrek de olsa yumurtlama ve gebelik de olabileceği düşünülür.Ancak her durumda gebelik ve düzensiz kanamaya neden olan diğer hastalıklar gebelik testi,ultrasonografi ve endometrial biopsi (kürtaj) vb ile araştırılmalıdır.

HORMONLA TEDAVİ

Başlıca bozukluk veya eksiklik östrojen hormonun azalması olduğundan ,temel tedavi de östrojen hormonu vermektir.Tanı konur konmaz eğer hasta için sakıncaları yoksa;
-Ağızdan
-Cilte yapıştırılan bantlar veya sürülen jellerle
-Vajinal yolla
östrojeni yerine koyme tedavisine başlamak esastır.
Hormon Kullanımına Engel Oluşturan Durumlar:
-Yeni kalp krizi(miyokard enfarktüsü) geçirmiş olanlar
-Geçici iskemik atak
-Geçirilmiş inme (serebrovasküler olay),beyin damar tıkanıklıkları
-Karaciğer fonksiyonlarının bozuk olması
-Östrojen ile ilerleyen tümör varlığı(Meme ,rahim)
-Tromboemboli (damariçi pıhtılaşma ile damar tıkanıklığı)
Dikkatli ve Kontrollü Kullanılacak Durumlar:
-Kalpte iskemik hastalık(damar sertliğine bağlı beslenme bozukluğu)
-Hipertansiyon(yüksek tansiyon)
-Safra kesesi hastalıkları ve taş
-Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)
-Hiperlipemi (kanda yağ,kolesterol, oranının yüksek olması)
-Migren tipi başağrıları
-Miyom(rahimde tümör)
Hormon tedavisine başlanmadan önce,bu ilaçların olası yan etkileri ve uzun yıllar kullanılmasına bağlı ortaya çıkabilecek durumlar hasta tarafından bilinerek ,ön hazırlıklar yapılmalıdır.Ön araştırmalar:
-Genel vücut ve jinekolojik muyene,tansiyon ,kilo,ağırlık ölçümü
-Karaciğer fonksiyonları (kandaki karaciğer enzimleri,yağlar,kolesterol ölçülür)
-Kan ve idrar tetkiki( genel kontrol)
-Servikal smear(Rahim ağzı kanserini araştırmak için alınan sürüntü)
-Mammografi (Meme kanseri taraması)
-Endometrial biopsi ve/veya vajinal ultrason ile endometrial kalınlık ölçümü(rahim kanserini tarama)
-Açlık Kan Şekeri (Şeker hastalığı araştırılması)
-Elektrokardiografi (Kalpte kriz veya beslenme bozukluğu araştırılması)
-Gerekirse kemik yoğunluğu ölçümleri(kırıkları önlemek ve diğer ilaçların gerekliliğinin araştırılması için)
Bu tetkikler hastanın durumuna göre en az 1 yıl aralıklarla tekrarlanır.

HORMONSUZ TEDAVİ

Genellikle direkt olarak menopoza karşı değil ,oluşturduğu hastalıklara (osteoporoz vb ) karşı kullanılan ilaç ve yöntemleri içerir.
-Kalsiyum desteği
-Bifosfonatlar
-D Vitamini

DİYET

-Kalsiyumdan zengin diyet esastır.Süt ,yoğurt,peynir vb diyetle kemik kaybı önlenmeye çalışılır.
Bazı yiyeceklerin kalsiyum içeriği aşağıda gösterilmiştir.

.Besinler Miktar Kalsiyum (mgr)
Süt 100 ml 120
Yoğurt 100 ml 115
Yumurta (beyaz) 100 gr 11
Yumurta (sarısı) 100 gr 152
Peynir (yağlı) 100 gr 162
Peynir (yağsız) 100 gr 96
Çökelek (kuru) 100 gr 505
Gravyer (%8 tuzlu) 100 gr 1011
Kaşar Peyniri 100 gr 700
Koyun Eti 100 gr 10
Sığır Eti 100 gr 11
Tavuk Eti 100 gr 12
Kuru Fasulye 100 gr 144
Kuru Nohut 100 gr 150
Kuru Barbunya 100 gr 135
Ceviz 100 gr 99
Fındık 100 gr 208
Kara Lahana 100 gr 116
Kuru İncir 100 gr 126
Pestil 100 gr 86
Kivi 100 gr 100
Asma Yaprağı 100 gr 392
Bamya 100 gr 92
Ispanak 100 gr 93

EGZERSİZ

Her gün 30 dakikalık yürüme ve basit ağırlık kaldırma, kas güçlendiren hareketler ilaçlar kadar önemlidir. Yaz aylarında güneş ışığından (ultra viole) faydalanmak için düzenli güneşlenme yararlıdır.

OLUŞAN HASTALIKLARIN TEDAVİSİ

Amaç hastalıkların önlenmesi olmakla beraber önlenemediği zaman uygun tedaviler yapılır.

KEMİK ERİMESİ

Kırık oluşmuşsa uygun tedavi yapılır ve fizik tedavi ile rehabilitasyon sağlanır. Kırıklara bağlı ortaya çıkan kamburluk nedeniyle oluşan ağrı ve solunum sıkıntısı için fizik tedavi ve uygun aletlerle hastaya yardımcı olunmaya çalışılır. Kırıkların oluşumunun önlenmesi için ev hastaya göre yeniden düzenlenmelidir. Merdiven kenarlarına, banyo ve tuvalete tutunacak kollar yapılır. Elektrik kesintisi anında oluşabilecek çarpma ve düşmeleri önlemek için özel pilli veya jenaratörlü lambalar merdivenlere yerleştirilebilir. Yerdeki kaygan örtü malzemeleri (halı, kilim vb.) sabit hale getirilebilir.

İDRAR KAÇIRMA

Mesane boyunun sarkmasına veya mesane aktivitesinin artmış olmasına (detrusor instabilitesi) göre değişir. Mesane boyu hareketliliğinin arttığı durumlarda cerrahi; mesane kasının zamansız kasılmasına bağlı idrar kaçırmalarına ilaç, fizik tedavi ve/veya mesanenin elektrik stimulasyonuna dayalı tedaviler uygundur. Hangi tedavinin yapılacağına konunun uzmanı bir hekim tarafından yapılan muayene, laboratuar ve ürodinamik (mesanenin dolum, işeme ve kaçırma basınçlarının bilgisayarla kaydı) çalışmalarla karar verilmelidir. İyi seçilmemiş hastalarda tedavi idrar kaçırmayı düzeltmeyeceği gibi artışına neden olabilir.

PSİKOLOJİK SORUNLAR

Özellikle ilk yıllarda kadınlarda adetten kesilme, ateş basma, terleme, çocuk doğurma yeteneğini kaybetme gibi bozukluklar eksik kadınlık, izolasyon, depresyon, içe kapanma, uykusuzluk, aşırı sinirlilik, saldırganlığa neden olabilir. Bu durumda bir psikiyatrisin öneri ve tedavisine gerek vardır. Alışmaya çalışmak sorunu derinleştirebilir.

Tags:  

Kategorisi: Kadın Sağlığı

Meme Kanseri Riski

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Meme Kanseri Riski

Kadınların korkulu rüyası olan meme kanseri’nin görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Bazı kadınların diğer kadınlara göre daha fazla risk taşıdığını belirten Memorial Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Gürsel Soybir, kimlerin daha fazla risk altında olduğunu Mahmure kullanıcıları için anlattı. - Daha önce memede kansere öncü sayılabilecek bir lezyonun bulunmuş olması
- Genetik olarak meme kanseri gelişimine yatkın genlerin taşınmması

- Ailesinde veya akrabalarında meme kanseri gelişmiş olması

- Uzun süreli doğum kontrol haplarının kullanılması

- Menopoz sonrası dönemde uzun süreli ve yüksek dozlarda östrojen replasman tedavisi yapılması

- Çocukluk veya gençlik çağında başka bir nedenle göğüs bölgesinin ışınlanmış olması

- Adet başlama yaşının erken, adetten kesilme yaşının geç olması

- Hiç doğum yapılmaması veya ilk doğumunu 30 yaşından sonra yapılması

- İlerlemiş yaş. Meme kanseri en sık 50-65 yaşları arasında görülüyor

- Aşırı yağlı gıdalarla beslenme

- Mamografi taramalarında yoğun meme saptanması

- Yumurtalık ya da rahim kanseri hikayesi olması

- Elektromanyetik alanlara ve radyasyona sürekli maruz kalınması

Meme kanserinin belirtileri nelerdir?

1- Memede şişlik olması. Genellikle ağrısız, sertçe, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen kitle varlığı

2- Memenin genel olarak boyutunda veya şeklinde oluşan değişik olması

3- Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi noktasal çekintiler şeklinde değişikliklerin meydana gelmesi

4- Meme başı ve çevresinde renk ve şekil değişikliği, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar oluşması, yaralar çıkması

5- Meme başından gelen kanlı veya kansız akıntı

6- Koltuk altında görülebilen veya elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişliklerin varlığı

Doç.Dr. Gürsel Soybir, meme kanseri riskinizi test etmeniz için küçük bir test hazırladı.

Meme kanser riskiniz nedir?

1- İlk adetinizi görme yaşınız kaçtır?
A) 11 yaşından sonra
B) 11 yaşından önce

2- Menapoza girme yaşınız kaçtır?
A) 55 yaşından önce
B) 55 yaşından sonra

3- İlk doğum yaşınız kaçtır?
A) 30 yaşından önce
B) 30 yaşından sonra veya hiç doğum yapmamış iseniz

4- Uzun süre doğum kontrol hapı kullandınız mı?
A) 3 yıldan daha az süreli kullanmış iseniz
B) 3 yıl ve daha uzun süre kullanmış iseniz

5- Uzak akrabalarınızda 1 veya 2 tane meme kanseri var mıdır?
A) Yok
C) Var

6- 1 tane yakın akrabanızda (anne, kız kardeş, çocuk) akrabanızda meme kanseri var mı?
A) Yok
D) Var

7- Birden fazla yakın akrabanızda meme ya da yumurtalık kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var

8- Yakın akrabalarınızda iki taraflı veya genç yaşta (40 yaşın altında) gelişen meme kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var

Puanlama:

A :0 puan, B : 1 Puan, C : 5 puan, D: 10 puan, E: 20 Puan

Değerlendirme:

0 Puan: Bir risk faktörünüz yok. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %10 civarında. Standart tarama programına giriniz.

1-4 Puan: Hafif risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma riskiniz %10-15 arasında. Standart tarama programına giriniz.

5-9 Puan: Orta dereceli risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız yüzde 10-20 arasında. Standart tarama programına giriniz.

10-19 Puan: Yüksek risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %20 nin üzerinde. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.

20-59 Puan: Oldukça yüksek bir risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız yüzde 20-85 arası. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.

Meme kanseri gelişme riski nasıl azaltılır?

1- Her ay memelerinizi kendiniz muayene ediniz.

2- Varsa risk faktörlerinizi belirleyiniz. Eğer bir risk faktörünüz varsa hangi periyotla nasıl takip edileceğinizi öğreniniz.

3- Yılda bir kere meme hastalıkları ile uğraşan bir cerraha muayene olunuz.

4- 40 yaşından sonra 2 yılda bir kez, 50 yaşından sonra her yıl düzenli mamografi çektiriniz.

5- Olabildiğince ideal kilonuzu korumaya çalışınız. Lifli gıdalar, bol sebze ve meyveye ağırlık veriniz.

6- Düzenli spor yapınız.

7- Sigara içmeyiniz, aşırı alkollü içkiden kaçınınız.

 

Kategorisi: Kadın Sağlığı

Kansere karşı aşı!

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Ülkemizde nisan ayında piyasaya sürülen aşısıyla gündeme gelen rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü.
Ülkemizde nisan ayında piyasaya sürülen aşısıyla gündeme gelen rahim ağzı kanseri, meme kanserinden sonra kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü olma özelliğini koruyor.Servikal kanser veya serviks kanseri olarak da adlandırılan rahim ağzı kanserine yol açtığı bilinen HPV virüsüne karşı geliştirilen aşı, tartışmalara rağmen bu kanser tipine karşı korunulabileceği bilincinin biraz olsun yerleşmesini sağladı.HPV aşısı, önerildiği yaş gruplarının dışında kalan, orta yaş kesimindeki kadınlara hatta ergenlik çağındaki erkeklere dahi uygulanır hale geldi.

——————————————————————————–

Artık korunulabilir bir hastalık

Aşının ‘çığır açtığı’ en önemli nokta, artık rahim ağzı kanserinin korunulabilir bir hastalık olarak kabul edilmesini sağlaması oldu. Bu nedenle Uluslararası Kadın Hastalıkları ve Doğum Federasyonu da rahim ağzı kanserinin önemine dikkat çekerek, korunma yöntemlerinin yaygınlaştırılması gerekliliğinin altını çiziyor.

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Başkanı, Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tezer Kutluk, dünyada her iki dakika bir kadının rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğini vurguluyor.
Prof. Dr. Tezer Kutluk, rahim ağzı kanserinin önemi ve yaygınlığıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Rahim ağzı kanserini tüm kanser türlerinden ayıran özellik nedir?

Rahim ağzı kanserini diğer kanserlerden ayıran en önemli özelliği, ”insan papilloma virüsü” adı verilen HPV’nin bu hastalığa sebep olmasıdır. Dolayısıyla bu kanserin sebebi, kesin olarak bilinmektedir. Sebebin iyi bilindiği durumlarda da hastalıkla mücadele daha kolay olabilmektedir.

Serviks kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türleri arasında kaçıncı sırada yer alıyor?

Serviks kanseri, tüm dünyada kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci en sık görülen kanser türüdür.

Her yıl 2000 yeni vaka çıkıyor

Dünyada ve Türkiye’de her yıl kaç vakada serviks kanseri teşhis ediliyor?

Dünyada her yıl 500 bin civarında kadın, serviks kanserine yakalanıyor. Türkiye’de ise 2002 yılı rakamları, her yıl 1350 serviks kanseri olduğunu gösteriyor. Ancak her yıl görülen yeni vaka sayısının 1500 - 2500 arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu, önümüzdeki 10 yılda önlem alınmazsa 15 bin kadının bu hastalığa yakalanacağı anlamına geliyor.

Hastalığın Türkiye için önemi nedir?

Taramaların yaygın yapıldığı ülkelerde serviks kanserine karşı savaşta önemli bir yol alınmıştır ve serviks kanserinden ölümler azaltılabilmiştir. Maalesef gelişmekte olan ülkelerde taramalar çok yaygın yapılmamaktadır. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde ekonomik nedenlerle aşı da yaygın kullanılmamaktadır.

Ülkemizde de bir taraftan serviks kanseri taramalarını yaygınlaştırmalıyız. Diğer taraftan da aşı hakkında toplumu bilgilendirerek zaman içinde aşı kullanımını yaygınlaştırmalıyız. Her yıl bin 500 vaka görülse bu 10 yılda 15 bin serviks kanseri demektir. O halde bu hastalıkla savaşta Türkiye de yol almak zorundadır.

Tüm dünyada kaç kişi HPV ile enfekte?

İnsan papilloma virusuyle enfekte ancak anormallik saptanmayan 300 milyon kişi vardır. Genital bölgede HPV’ye bağlı siğil olan 30 milyon kişi vardır. 30 milyon kadar düşük dereceli, 10 milyon kadar yüksek dereceli ‘kanser öncülü hastalığı’ olan kişi vardır. Bu rakamlar şöyle yorumlanabilir. Serviks kanseri riski taşıyan çok sayıda insan vardır. 2002 yılında bu virüsle enfekte olanlardan 493 bini, serviks kanserine yakalanmıştır.

Taramayı ihmal etmeyin

Rahim ağzı kanseri, aşıyla korunulabilmesi avantajı sayesinde artık diğer kanserlerden farklı değerlendirilecek diyebilir miyiz?
Bu hastalıkla savaşta iki temel yöntem vardır. Birincisi, uzun yıllardır bilinmekte olan ‘’serviks kanseri taramasıdır”. Pap smear testi adı verilen muayene ve incelemelerle serviks kanseri, çok erken dönemde teşhis edilmekte ve tedavi edilebilmektedir.

Aşı ise serviks kanserinden korunmada çok önemli bir gelişmedir. Aslında Hepatit B aşısı ile tüm dünyada karaciğer kanserlerinden korunmada önemli bir yol alınmaktadır. HPV aşısı ile serviks kanserlerinin yüzde 70 - 80′ini önlemek mümkün olacaktır. Bu gerçekten önemsenmesi gereken bir durumdur.

Rahim ağzı kanseri nedir?

Rahim ağzı kanseri, uterusun (rahim) üst kısmı ile vajinayı birbirine bağlayan konik biçimli serviks (rahim ağzı) bölgesinde ortaya çıkar. Rahim ağzı kanseri, HPV infeksiyonuna yanıt olarak serviks duvarında anormal hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmaysıyla gelişmeye başlar. Anormal servikal hücreler bir araya gelerek tümör - kitle oluşturabilir. Benign (iyi huylu) tümörler yayılmaz ve genelde zararsızdır. Malign (kötü huylu) tümörler ise bulundukları yerden yayılarak hayati tehlike oluşturan kansere dönüşürler.

 

Kategorisi: Kadın Sağlığı

‘Kadınsal’ sorulara cevaplar

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Jinekolojik muayeneler ne sıklıkta yapılmalı?Menopozun belirtileri nelerdir? Öncesinde hangi testler yaptırılmalı? Uzmanlar yanıtlıyor…
Yıllık jinekolojik muayene kontrollerimi ne sıklıkta yaptırmam gerekir? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Habibe Seyisoğlu: Yılda bir kez smear testi ve jinekolojik muayene, kadınları jinekolojik kanserlerden koruyup, erken tanı sağlayabiliyor. Yapılan tetkikler kadının yaşına göre farklılık göstermektedir. Genç yaş grubundaki üreme çağındaki kadınların cinsel aktivitenin başlangıcından itibaren yılda bir jinekolojik muayene, vajinal smear tetkiki, meme muayenesi, ultrasonografik muayene ile rahim yumurtalık ve rahim içi zarı değerlendirilmesini mutlaka yaptırması gerekiyor.

——————————————————————————–
40 yaş üzeri hastalarda ise bunlara ek olarak mammografi ve gerekirse meme ultrasonografisi, kan biyokimyası (kan lipidleri, açlık kan şekeri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tiroid fonksiyon testleri), gaitada gizli kan tetkiki yılda bir kontrol ediliyor.

Rutin sağlık taramalarında kadınlardan özgeçmişe ait detaylı sağlık bilgileri alınarak mevcut risk faktörleri belirleniyor. Takiben ultrasonografik değerlendirme eşliğinde jinekolojik muayene yapılıyor ve bu esnada vajinal smear alınıyor.

Gerek üreme çağında ve gerekse menopoz sonrası dönemde kadınlarda en sık yapılan tarama testi vajinal smear tetkikidir. Vajinal smear testi rahim ağzı kanserlerinin erken tanı ve taramasında kullanılan bir testti.

Menopozun belirtileri nelerdir? Öncesinde hangi testleri yaptırmalıyım? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Birgül Karakoç ve Dr. Deniz Gökalp:

Menopoz döneminde doğurganlık çağı bitmekte ve overler fonksiyon bakımından saf dışı olmakta, kadın için doğurganlığın ortadan kalktığı yeni bir çağ başlamaktadır. Genelde olayın ortaya çıkmasının nedeninin overin yaşlanması olduğu kabul edilmektedir. Sonuçta kadın östrojen metabolizmasında azalma görüldüğünden, bu sürede görülen belirtilere “östrojen yetersizliği sendromu” da denilmektedir.

Genellikle bu devre 40 ile 60 yaş arasındadır. Menopoza girme yaşı toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. Gelişmiş toplumlarda çeşitli çevresel etkilerin bu yaşı etkilediği kabul edilmektedir. Ülkemizde bu yaş 46,5-47 civarındadır. Kadınların yaşamını 1/4, 1/3′lük kısmı menopozda geçmektedir. Ortalama yaşam süresi tüm dünyada uzamış olduğundan bu dönemde koruyucu hekimliğine çok iş düşmektedir.

Kadınlarda 40 yaştan sonra her 5 yılda bir tam fiziki muayene, yıllık meme ve jinekolojik muayene, pap-smear testi, gerekirse cinsel yolla bulaşan hastalıkların taraması yapılmalıdır.
40′lı yaşlarda bir TSH ölçümü yapılmalı ve 60 yaştan sonra 2 yılda bir tekrarlanmalıdır.

50′li yaşlardan sonra gaitada gizli kan bakılmalıdır.
Yine 40′lı yaşlarda mammografik tetkike başlanması önerilmektedir.

Menopoz tanısı ağırlıklı olarak klinik açıdan konulmaktadır. Menopoza yakın dönemde adet kanamalarının karakteri değişik şekillerde olabilir. Hastanın adeti tamamen kesilebilir. Adet kanamasının hem süresi hem de miktarı kademeli olarak azalabilir ve bu en sık rastlanan tiptir.

Bazı kadınlarda kanama miktarı artar ve düzensiz olabilir. Bu durumda özellikle jinekoloğa başvurulmalıdır.

 

Kategorisi: Kadın Sağlığı

Kadınlar için Viagra!

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | 1 Yorum

Kadınlar için libidoyu artırıcı ‘testosteron bantları’ piyasaya sürülüyor. İlaç şirketlerinin, kadınlarda seks arzusunu artırması amacıyla üzerinde çalıştıkları ‘Intrinsa’ bu hafta İngiltere’de satışa çıkacak.

Bandı takan kadınlarda, erkeklik hormonu olan testosteronun cilt üzerinden kana karıştığı ve bu şekilde testosteron eksikliği yaşayan kadınların sekse olan ilgisinin canlandığı belirtildi. İlacın bu tür sorunları olan kadınlar için reçeteyle satılacağı, ancak tıpkı Viagra gibi “herkes tarafından kullanılan bir ilaç haline gelebileceği” de vurgulandı.

 

Kategorisi: Kadın Sağlığı

Kadınlarda idrar kaçırma tedavi edilebilir

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Rutin işler sırasında, idrarın ani ve istemsiz olarak idrar yolundan dışarı çıkması, “idrar kaçırma” olarak tanımlanıyor. ABD’de yapılan araştırmalara göre, her beş kadından biri, hayatının bir döneminde bu sorunla karşı karşıya kalıyor.
Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Tolga Ergin, erken safhalarda tanı konulduğu takdirde, pek çok kadının ortak sorunu olan idrar kaçırmanın ilaç ve egzersizle bile ortadan kaldırılabildiğine dikkat çekiyor.İdrar kaçırma sorununa dikkat çekmek amacıyla Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümü bünyesinde kurulan “Ürojinekoloji Kliniği”nde en modern tanı yöntemlerinden yararlanılıyor ve çağdaş tedaviler organize bir şekilde sunuluyor. Doktorunuz ile idrar kaçırma konusunu açıkça konuşmanız, tedavi seçeneklerini öğrenmenizi, bir zamanlar yaşadığınız tam ve aktif yaşam tarzını yeniden kazanmanızı sağlayabiliyor.

Kadınlarda idrar kaçırma tedavi edilebilir

——————————————————————————–

TİPLERİ
Doç. Dr. Tolga Ergin, idrar kaçırmanın belli gruplara ayrılarak incelendiğine dikkat çekerek, “Çünkü tedavi yaklaşımları idrar kaçırmanın tipine göre farklılık gösteriyor” diyor.

Stres idrar kaçırma:
Kadınlardaki idrar kaçırmanın en sık görülen tipini oluşturuyor. Stres tipi idrar kaçırmanın en sık nedeni pelvik taban kaslarının zayıflaması. Pelvik kasları, taban üretrayı, idrar yapma zamanı gelinceye kadar kapalı tutuyor. Pelvik taban zafiyeti olduğunda, egzersiz ve öksürme gibi karın iç basıncını artıracak durumlar, üretranın açılmasına ve idrar kaçırmasına neden oluyor. Bir diğer nedenini ise mesane boşalmasını kontrol eden kasların yetersizliği oluşturuyor. Bu kaslar görevlerini yerine getiremediklerinde, öksürme ve egzersiz gibi çeşitli hareketler sırasında idrar kaçırılıyor. Çok sayıda müdahaleli doğum, iri bebek doğurma, obezite, ailesel yatkınlık ve menopoz, idrar kaçırma sorununda risk faktörlerini oluşturuyor.

Urge idrar kaçırma:
Güçlü bir tuvalete gitme ihtiyacı hissedildiği anda tuvalete yetişemeden idrar kaçırma olayına bu tipte rastlanıyor. Stres idrar kaçırmadan farklı olarak pelvik tabandaki zayıflıktan değil, mesane kaslarının aşırı aktif olmasından kaynaklanıyor.

Miks idrar kaçırma:
Stres idrar kaçırma ile urge idrar kaçırmanın bir arada olduğu durumlarda miks idrar kaçırmadan söz edildiğini belirtiyor. Örneğin hasta hem öksürdüğünde ya da hapşırdığında, hem de bazen ani bir sıkışma hissi sonrasında idrarını kaçırabiliyor.

Taşma idrar kaçırma:
Mesanede kapasitenin üzerinde idrar depolandığında idrar yapma zorunluluğu hissetmeden küçük miktarda idrar kaçırma görülüyor. Kadın hiçbir zaman mesanesini tamamen boşaltamadığı hissine kapılıyor. Diyabet, pelvik yaralanma, geniş pelvik cerrahi, omurilik yaralanmaları ve multipleskleroz gibi durumlarda kas tonusunun kaybolması sonucu oluşuyor.

NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?
Tanıda idrar tipinin belirlenmesi büyük önem taşıyor. Çünkü her tip idrar kaçırmada her tedavi yaklaşımı etkili olmayabiliyor. Bu açıdan en doğru tedavinin idrar kaçırma tipine göre belirlenmesi gerekiyor.Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç.Dr. Tolga Ergin, tedavi yöntemleri konusunda şunları söylüyor:

Kegel egzersizleri:
Pelvik taban kaslarını güçlendirmeye yönelik egzersizler bazı durumlarda tek başına ancak genelde yardımcı yöntem olarak etkili oluyor. Bu tedaviyle idrar torbası ve idrar yapmayla ilgili kasların kontrol altına alınması sağlanarak pelvik taban kasları güçlendiriliyor. Bu egzersizlere ek olarak bir günlük (idrar günlüğü) oluşturularak bu program çerçevesinde mesane eğitimi sağlanmaya çalışılıyor. Bu egzersizlerle birlikte veya tek başına uygulanan biofeedback ile elektrik stimulasyonu da, zayıflamış pelvik taban kaslarının güçlendirilmesinde etkili oluyor.

İlaç tedavisi:
Bazı idrar kaçırma tipleri ilaçlar ya da hormonlarla tedavi ediliyor. Özellikle urge idrar kaçırma tipinde ilaç tedavisi ilk seçenek. Günümüzde bu soruna karşı oldukça etkili ilaçlar var. İlaç tedavisinin süresi ise hastadan hastaya değişiyor. Ancak stres idrar kaçırma tipi ilaç tedavisine yanıt vermiyor.

Cerrahi tedavi:
Diğer tedavi yaklaşımları başarısız olduğunda cerrahi müdahale yapılıyor. Doç.Dr. Tolga Ergin, artık günümüzde lokal anestezi altında dahi uygulanabilen çok basit, daha az invazif (daha az kesi ile yapılan) çok kısa sürede uygulanabilen oldukça etkili, taburcu olma ve iyileşme dönemi çok daha kısa yeni metodların geliştiğini belirtmekte.

NE ZAMAN BAŞVURMALI?

Aşağıdaki sorulardan birine yanıtınız “evet” ise bir uzmana danışın.

Güldüğünüzde, öksürdüğünüzde veya hapşırdığınızda
Yürürken veya egzersiz yaparken
Ağır bir eşya kaldırırken
Oturur ya da yatar durumda ayağa kalktığınızda idrar kaçırıyorsanız
Gün boyunca sık sık tuvalete gitmek zorunda iseniz
Bu sorun nedeniyle ped kullanmak zorunda kalıyorsanız
İdrar yapma hissi geldiğinde tuvalete yetişemiyorsanız
Tuvalette hiçbir zaman idrarınızı tamamen boşaltamadığınız hissine kapılıyorsanız…

Doç. Dr. Tolga Ergin, “İdrar kaçırma, sıklıkla tedavi edilebilen bir durum olsa da her kadında ve her tip idrar kaçırmada her tedavi yaklaşımı etkili olamayabiliyor. En doğru tedavi, idrar kaçırma tipine göre belirleneceğinden dolayı, idrar kaçırmanın tipinin belirlenmesi ve doğru tanının konması çok önemli” dedi.

GECE İDRAR KAÇIRMADA TEDAVİ…
Gündüz idrar kaçırma yakınması ile başvuran kadınların bir bölümünde problemin gece de devam ettiği görülmektedir. Bu yakınmanın da olduğu hastalarda “Urge İnkontinans” probleminin araştırılması bakımından mesaneye kateter konularak yapılan “Ürodinami” çalışmasının yapılması gereklidir. Elde edilen sonuca göre bu hastalarda öncelikle ilaç tedavisinin uygulanması daha uygun olacaktır.

Dr. Hakan Özveri, “İdrar kaçırma sorunu artık kolaylıkla tedavi edilebiliyor. Tedaviden başarılı sonuç alınabilmesinde idrar tipinin belirlenmesi ve multidisipliner bir yaklaşım büyük önem taşıyor. Yani, ürolog ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanının birlikte çalışması gerekiyor” dedi.

Idrar kaçirma baslica 3 ana grupta incelenir
Gerçek Stres Inkontinans (Kas, sinir güçsüzlügüne bagli)
Detrusor Instabilitesi (Mesanenin kontrol edilemeyen otomatik kasilmasi)
Karisik (her iki durumun da varligi)

Gerçek Stress Inkontinans
Daha çok dogum yapmis kadinlarda görülür. Kasik adalelerinin veya sinirlerinin dogum sirasinda zedelenmesi sonucu, mesane boynu öksürme, hapsirma, gülme, merdiven çikma, yük tasima, cinsel iliski sirasinda yer degistirerek veya kapanamayarak karin içinde artan basinçla hasta idrar kaçirir. Tedavi genellikle cerrahidir. Fizik tedavi (kasik adalelerinin güçlendirilmesi , elektrikle uyarma (stimulasyon), menapozdaki kadinlarda hormon tedavisi de uygulanabilir.

Detrusor Instabilitesi
Genellikle daha ileri yaslarda görülmesine ragmen, mesanenin tahris oldugu durumlarda (iltihap, tas, tümör vb) her zaman ortaya çikabilir. Bu hastalarda küçükken gece yataga iseme, gece uykudan uyanarak idrar yapma (normalde 2 kez olabilir), gündüz çok idrara çikma (normalde 6 kez) daha siktir. Su sesi ile idrar hissi veya sikisma olabilir. Genellikle fiziksel aktivite (gülme, konusma, hapsirma,öksürme, yük kaldirma, cinsel aktivite gibi) ile de tetigi çekilebilen ansizin idrar yapma hissi duyarak tuvalete kosan hasta tuvalet kapisinda idrarini tutamayip kaçirir. Tedavide cerrahinin yeri yoktur. Fizik tedavi (mesanenin yeniden terbiyesi), elektrikle uyarma (stimulasyon), ilaç tedavisi uygulanir.

Karisik Idrar Kaçirma
Yukarida bahsedilen her iki durum ayni hastada birlikte vardir. Her tedavi seçenegi de uygulanabilir. Önce ameliyat,sonra fizik tedavi, ilaç veya elektrikle uyarma veya önce fizik tedavi sonra ameliyat denenebilir.

Tanı:
Hastanin idrar kaçirmasinin sekli ögrenilir. Daha sonra jinekolojik muayene yapilarak mesane, mesane boynu, vajen ve rahimde sarkma olup olmadigi, özellikle daha önce geçirilmis ameliyatlara bagli idrar yollarindan hazneye olusan kanalcik, fistüllerle olusmus sürekli kaçaklar olup olmadigi arastirilir. Bu islemlerden sonra hastanin idrar tahlili, iltihap açisindan idrar kültürleri yapilir. Bu tetkiklerde anormal bulgu tespit edilirse uygun tedavi yapilir. Daha sonra hastanin idrar kaçirmasini gözlemek için mesaneye bir miktar sivi verilerek veya sikismasi beklenerek ikindirma ile idrar kaçirma gözle görülmeye çalisilir. Idrar kaçirmanin varligini veya miktarini tespit edebilmek için ped test yapilabilir. Hasta bu test için 24 saatlik bir zaman içerisinde degistirdigi pedleri getirir. Pedlerin kuru ve islak agirliklari arasindaki fark hesaplanarak kaçirmanin varligi ve miktari tespit edilmeye çalisilir. Özellikle daha önce idrar kaçirma ameliyati olmasina ragmen idrar kaçirmaya devam eden hastalar ve ameliyat yapilacak hastalarda daha ayrintili bir inceleme olan Ürodinami yapilir. Bu islem sirasinda hastanin mesanesine yerlestirilen bir kateter ile tuzlu su verilerek dolma, kaçirma ve iseme basinçlari bilgisayar yardimiyla kaydedilerek rakamsal ve grafik olarak yazdirilir. Ürodinami son derece karmasik ve pahali bir test olmasi nedeniyle her hastaya uygulanmasi dogru degildir. Muayene ve hastalik öyküsünden faydalanilarak bazi tedaviler denenip sonuca göre ürodinami veya operasyona karar verilebilir.
Hamilelikte İdrar kaçırma

Hamile kadınlar kaçıncı aydan itibaren bu sorunu yaşayabilirler?
Hamilelikte idrar kaçırma şikayetinden önce genel hatları ile idrar kaçırmadan bahsetmek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Hamilelik sırasında idrar kaçırma kabaca iki sebebe bağlı olarak ortaya çıkar. Bunlardan birisi tuvalete gidene kadar idrar kaçırma ile kendini belli eden “urge inkontinans” diğeri öksürme aksırma gibi karın içi basınç artırıcı hareketlerle ortaya çıkan “stres inkontinans” tır. Urge inkontinansdaki faktör idrar torbası adalesinin bir nedenden ötürü irite olmasıdır. Gebelikte en sık sebep idrar yolu ve mesane enfeksiyonlarıdır. Stres inkontinanstaki neden ise idrar torbası ile idrarı dışarıya taşıyan yol olan üretra arasında yer alan sfinkter diye adlandırılan yapının zorlama karşısında dirençli davranamamasıdır. Hamilelikte idrar kaçırmanın nedeni henüz tam olarak bilinememesine karşın pek çok etkenin buna yol açabileceği düşünülüyor.

Bu nedenler nelerdir?
Gebeliğin ilk üç ayı içinde böbrekten geçen ve süzülen kanın miktarı artmaya başlar. İkinci üç ayında bu miktar en yüksek seviyelere ulaşır. Böbreklerden idrar yapımı artar. Bu sık idrara gitmeye, çabuk sıkışmaya yol açar. İdrar torbası ile büyüyen rahim arasında anatomik yer değiştirmeler meydana gelir. Genişleyen rahim, üzerinde bulunan idrar torbasını da beraberinde yukarıya ve geriye doğru çeker. Sfinkterin buna eşlik etmesi ile onu yerinde tutan bağ dokularında gerilmeler ortaya çıkmaya başlar. Gebelikte progesteron hormonu artar. Bu hormon, başta rahim olmak üzere pek çok organı istirahate ,gevşemeye sevk eder. Ancak progesteron hormonunun artışı ile ortaya çıkan gevşemeler aynı şekilde sfinkteri yerinde tutan dokularda da gevşemeye neden olur. Artmış progesteron östrojen reseptör sayısını azaltır. Bu da urge inkontinansa yol açan önemli faktörlerden biridir. Bu faktör idrar yolları enfeksiyonlarıyla birlikte hamilelik döneminde çok sıkışınca idrar kaçırmanın en önemli nedenleridir.

Kilo faktörü
Bunların dışında aşırı kilolu kadınlarda sfinktere binen yükün artması bir diğer sebeptir. Bazı kadınlarda ise yapısal olarak bağ dokuları güçsüzdür. Daha önce 4000 gramın üzerinde bebek doğuran kadınlarda bu doğum dikişli bile olsa, idrar kaçırma riski daha fazladır. Doğum sayısının artması, doğru orantılı olarak idrar kaçırma şikayetinin artmasına neden olur. Bu genel bilgiler ışığında idrar kaçırmanın belirgin bir gebelik ayından sonra başlayabileceğini söylemek mümkün değildir. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan gebelerde idrar kaçırma veya idrar yanmaları gebeliğin erken dönemlerinde de olabilir. Aşırı kilolu bir kadında veya yapısal olarak bağ dokusu güçsüzlüğü olanlarda öksürme, hapşırma ile idrar kaçırma erken dönemlerde görülebilir. Bazı kadınlarda ise gebeliğin sonuna kadar sık idrara gitme dışında başka bir şikayet görülmeyebilir.

Tüm hamilelerde bu sorun gözleniyor mu?
Hamilelerde en sık görülen sorun sık idrara çıkmadır. Neredeyse tüm gebelerde görülür. Sebebi de daha önce belirttiğim gibi böbreklerden idrar yapımının artmasıdır. Kilosuna dikkat eden daha önce hiç doğum yapmamış, idrar yolu enfeksiyonu geçirmeyen bir gebede hiçbir sorun görülmeyebilir.

Hamileyken idrar kaçıranların yapması gerekenler nelerdir?
Öncelikle doktorlarına bu şikayetlerden bahsetmeleri gerekiyor. ABD’de idrar kaçırma şikayeti olan kadınların yalnızca yüzde 28′i doktora başvuruyor. Ülkemizde bu oranın daha az olduğunu düşünüyorum. Bunun sebebi de utanma, çekinme gibi nedenlerle gebelerin öncelikle kendisinden daha deneyimli olanlarla problemlerini paylaşmalarıdır. Toplumda hanımların idrar kaçırmaları kanıksanmış olduğu için de bu şikayetler genellikle normal olarak değerlendirilmektedir. Doktora başvurulduğunda öncelikle idrar kültürü ve antibiyogram yapılarak idrar yolu enfeksiyonları birinci basamakta elenmelidir.

İdrar kaçırma bir rahatsızlık belirtisi mi?
İdrar kaçırma idrar kontrolünün henüz gelişmediği çocukluk dönemi dışında hangi yaşta olursa olsun normal bir olgu değildir. Gebelikte de normal kabul edilemez.

Hamilelikte yaşanan bu sorun doğumdan sonra da yaşanabilir mi?
Hamilelik sırasında ortaya çıkan anatomik ve fizyolojik değişikliklerin geri dönmesi, bu sorunların da gerilmesine neden olur. Bu süre de yaklaşık 6 haftadır. Genel anlamıyla sfinkterdeki hareketlilik diye anlatabileceğim “üretral hipermobilite”ye doğum sırasında ve doğumdan 3-5 gün sonra bakılmış. Bu ölçümde ileri derecede artma olanların sonraki hayatlarında stres inkontinans riskinin daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Urge inkontinans şikayetleri ise genellikle geri döner.

İdrar kaçırma ile başvuran kadınlara ne gibi işlemler uygulanır?
Öncelikle idrar kültürü ve antibiyogram ile enfeksiyon araması yapılır. Enfeksiyon varsa tedavi edilir. Bundan sonraki basamak, gebe olmayan kadınlarda ürodinamik inceleme ile idrar torbasının fonksiyonlarının belirlenmesidir. Ancak gebelerde değişen anatomik ve hormonal yapı olduğu için bu inceleme doğum sonrası 6. haftaya bırakılabilir. Bu haftada şikayetler devam ediyorsa tetkik edilir. Gebe olmayanlarda bırakılacak bir diğer inceleme sistoskopi ile üretra ve idrar torbasının içinin gözle muayenesidir. Bu işlem de doğum sonrasına ertelenebilir. İdrar torbası doluyken yapılacak muayene ve bilinçli bir sorgulama, idrar kaçırma tipini belirlemede yararlı olacaktır. İdrar kaçırma tipine göre tedavi seçimi yapılmalıdır.

Tedavi şekli nedir?
Urge inkontinansda sebep enfeksiyonsa, uygun antibiyotik tedavisi yeterlidir. Progesteron hormonu artışının yaratttığı östrojen reseptör miktarındaki azalmaya bağlı olan inkontinansda lokal olarak uygulanabilen östrojen kremler fayda sağlar.

Bunun dışında işeme egzersizleri hastalara önerilebilir. Stres inkontinans varsa, perine kaslarını çalıştırıcı egzersizler şikayetleri etkin biçimde azaltır. Gebeliğin son döneminde üretral hipermobilite de ciddi artış tespit edilirse, hiçbir şikayet olmasa da perine egzersizleri önemlidir. Doğum sonrası 6 hafta süreyle bu egzersizin yapılması sonraki problemleri engellemede çok faydalı olacaktır. Doğum sonrasında eğer şikayetler devam ediyorsa, uygun olan cerrahi veya fiziksel tedavi metodu seçilmelidir. Hamilelik sırasında cerrahi tedavi uygulanmamalıdır. Doğum sonrasında da cerrahi tedavi ilk seçenek olmamalı, öncelikle egzersiz ve fizik tedavi seçenekleri denenmelidir.

Önemli olan özellikle stres inkontinansa yol açabilecek risk faktörlerinin azaltılmasıdır. Hamilelik döneminde anne aşırı kilo almışsa, şeker hastalığı varsa, bunun iyi düzenlenmesi, genel hijyen şartlarının sağlanması, risk faktörlerini azaltacaktır. Doğumun şekli, ileride idrar kaçırma şikayetine maruz kalma açısından önemlidir. Burada normal doğuma karşı olduğum gibi mesaj alınmasın istemem. Ancak iri bir bebeğin doğum sırasında pelvik dokularının aşırı gerilmesinin ileride idrar kaçırma şikayetine yol açacağı pek çok uzman tarafından ispatlanmıştır. Hatta doğumun dikişli doğum denilen epizyotomi ile yapılması da bu riski azaltmamaktadır. Bebek başı doğum kanalından geçerken pudental sinir üzerinde belli yerlerde bası yapar. Bu sinir üzerinde yapılan araştırmalarda normal doğumların yüzde 60′ında bu sinirde zedelenme olduğu, bunların yüzde 60′ının da kalıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sinirdeki zafiyet ileride idrar ve gaita tutamamaya yol açabilir. Bu nedenle doğum yolunun ve doğumun şeklinin (vakum, forseps kullanımı) kadının ilerideki yaşantısı açısından önemlidir.

İdrar kaçırma bebeği etkiliyor mu?
Genel olarak bebeğe zarar vermez. Ancak idrar yolu enfeksiyonları erken doğumlara yol açabilir.

Hastanenizde bu tip sorunla başvuran kadınların oranı nedir?
Normal toplumda idrar kaçırma yaşa göre değişmekle beraber, yüzde 20-60 arasında değişir. Gebelerde yapılan araştırmalarda bu oranın yüzde 30-50 arasında olduğu bulunmuştur. Ancak Türkiye’de başvuran hastaların bu oranda oldukları söylemek mümkün değil. Bunun nedenin daha önce belirtilen sosyal kültürel yapımızdan gelen yanlış bilgilendirme olduğu düşünülmektedir.

Tags:  

Kategorisi: Kadın Sağlığı

Kadınlarda idrar kaçırma, depresyon nedeni

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Kadına özel rahatsızlıklardan biri olan idrar kaçırma, en önemli depresyon nedenlerinden biri…
Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Prof.Dr. İsmail Mete İtil, bir araştırmada Türkiye’de kadınların yüzde 17’sinde idrar kaçırma sorunu saptandığını bildirdi. En az yarısının utandığından ya da çaresiz olduğunu sandığından doktora gitmediği belirten İtil, “Her 5 kadından 1′inin derdi. Tedavi olup iyileşeceğine, depresyona giriyor, depresyon ilacı kullanıyor. Dünyada depresyon ilaçlarının en fazla kullanıldığı hasta gruplarından biri bunlar” dedi.

——————————————————————————–

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Sekreteri Prof. Dr. İtil, kadınlara özgü hastalıklardan ‘idrar kaçırma’ sorununa dikkat çekti.

İdrar kaçırma sorununun kadının yaşam kalitesini ileri derecede düşürüp depresyona sevk ettiğini, öldürmeyip sürekli rahatsız ettiğini belirten İtil, “Sorun yaş ve menapozla artıyor ama her yaş grubunda görebiliyoruz. Yaşlılığın doğal bir parçası olarak görmemelidir, tedavisi var” diyerek şunları söyledi:

“İdrar kaçırmaya özellikle rahim, mesane sarkmaları, zorlu doğumlar, yaş, menapoz etkileri, daha önce geçirilmiş rahim ameliyatları, karın içi basıncı artıran durumlar (kabızlık, şişmanlık, kronik öksürük) zemin hazırlıyor. Hastane bazlı yapılan bir çalışmada Türkiye’de kadınların yaklaşık 17’sinde az ya da çok oranda idrar kaçırma olduğu saptandı. Bunların birçoğu bu sorununun halledilemeyeceğini zandederek doktora gitmiyor ya da utandığından en yakınlarına bile sorununu açamıyor. Kişinin sosyal ve hijyenik durumunu bozan bu durum kadınları depresyona sürüklüyor. Dünyada depresyon ilaçlarının en fazla kullanıldığı durumlardan bir tanesi, idrar kaçırmadır.”

Prof.Dr. İtil, iki tip idrar kaçırma olduğunu söyledi. Prof.Dr. İtil, birinci tipin öksürükle, gülmeyle, yürümekle, egzersizle olduğunu, bu rahatsızlığın mesane boynuna uygulanan lokal anesteziyle bile yapılabilen sentetik askı operasyonuyla tedavi edildiğini kaydetti. Sık sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, tuvalete yetişememe gibi belirtilerle karakterize olan ikinci tip idrar kaçırma sorununun ilaçla tedavi edildiğine dikkat çekti. Prof.Dr. İtil, “Bir kadının günde 8 kez idrar yapması normalken bunlar günde 20-25 kez hatta daha fazla idrar yapıyor. Bu kadının yaşamını kısıtlıyor.

Örneğin uzun süren yolculuğa çıkamaz, eğer alışveriş merkezine gidecekse tuvaletlerin yerini bilmek, sinemaya gittiyse kapının kenarına oturmak zorunda kalmak gibi bütün hayatını alt üst eden bir sorun haline gelir. Eşiyle de cinsel sorunlar yaşar, ilişki sırasında idrar kaçırır, seksüel hayatı, sosyal hayatı bozulur.

Bunlar çözümsüz değil. Bu tip idrar kaçırmada da günümüzde son derece etkili ilaçlar ve fizik tedavi yöntemleri kullanılıyor. Hangi tip idrar kaçırma olduğunun ayırt edilmesi için ürodinami testlerin mutlaka hastaya uygulanması gerekir. Tıbbi tedavi görecek hastanın ameliyat olması, ameliyat olması gereken hastanın tıbbi tedavi görmesi son derece yanlıştır. Sorunları daha da artırır. Doğru teşhis ve uygun tedavi deneyimli kişilerce yapılmalıdır.

Hastalar sorunlarını doktorda açmaktan çekinmemelidir. Bunun tedavi edilir bir hastalık olduğunun bilincine varmalı, yaşlılığın doğal bir parçası olarak görmemelidir” diye konuştu.
21 yaşında da 80 yaşında da ameliyat ettikleri hastaları bulunduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. İtil, geç yaşta ameliyat olan hastalarının bu sorunu yıllarca boş yere çektiklerini gözlemlediklerini söyledi. Prof.Dr. İtil, şu önerilerde bulundu:

“Ameliyat sonuçları başarılı. Aynı gün hasta idrarını yapabiliyor, uzun süre sonda kalmasına gerek kalmıyor. İdrar kaçırma ile birlikte mesane, rahim sarkması varsa mutlaka tedavi edilmeli. Özellikle yaz aylarında açık giysiler giyiliyor. İdrar kaçıran hastalar pet kullanmak zorunda kalıyor, pet kullanmıyorsa giysisinden belli olma korkusu yaşıyor. İlaç tedavisi ise en az 6 ay süreyle veriliyor, hastanın durumuna göre doz azaltılarak ya da çoğaltılarak 1-2 yıllık uygulanıyor. İlaçların en önemli yan etkisi ağız kuruluğu, başka bir önemli etkisi yok ama hastaların dertlerinin çaresi olduğunu bilip hekime başvurması önemli.”

 

Kategorisi: Kadın Sağlığı

Eski Konular  


Sağlık Fotoğrafları

Sağlık Video

Sağlık Siteleri

 Sağlık Sayfaları 1 den 2 e Kadar  1  2 »