Sorunlu hamilelik bebeğin kalbine zararlı

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Hamilelikteki sorunlar bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkileyebiliyor.
Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Pediatrik Kardiyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Ertuğ, hamilelikteki sorunların bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkileyebildiğini bildirdi.Prof. Dr. Ertuğ, doğuştan kalp hastalıklarının sadece yüzde 5′lik kısmının nedeninin bilindiğini, hastalığın, çok faktörlü hastalıklar grubuna girdiğini ifade etti.
Doğuştan kalp rahatsızlıklarında annenin hamilelik döneminde karşılaştığı sorunların da etkili olduğunu vurgulayan Ertuğ, gereksiz ilaç kullanımının anne karnındaki bebeğin kalp gelişimi üzerinde olumsuz etkileri bulunduğuna dikkati çekti. Bu etkilerin oluşmasında epilepsi ilaçlarının başta geldiğini belirten Halil Ertuğ, ayrıca gebelik kusmaları için kullanılan bazı ilaçların da doğuştan kalp hastalıklarının oluşmasında etkisinin olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

Özellikle hamileliğin ilk üç ayının bebeğin kalp gelişimi açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Ertuğ, bu ayda ilaç alımı, röntgen çekilmesi gibi çevresel etkilerin anne karnındaki bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkilediğine işaret etti. Prof. Dr. Ertuğ, annenin geçirdiği bazı hastalıkların da anne karnındaki bebek üzerinde diğer vücut gelişimi bozukluklarıyla birlikte kalp yönünden anormalliklere yol açabildiğini bildirdi.

Annenin döküntülü hastalık geçirmesinin bebekte doğuştan kalp hastalığı oluşmasında etkisinin olabileceğine dikkati çeken Ertuğ, şöyle konuştu:

“Bunların arasında en iyi bildiğimiz annenin kızamıkçığa yakalanması. Kızamıkçık bir çocukluk hastalığı olmasına rağmen eğer anne çocukluk döneminde geçirmemişse, tesadüfen gebelikte de buna yakalanabilir.

Oldukça riskli bir hastalık. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında yakalanırsa, bebeğinde, yüzde 100′e yakın oranda diğer organların gelişim bozukluğuyla birlikte kalp anomalisi ortaya çıkıyor. Kalpte akciğer damarıyla şah damarı arasında bağlantı olabiliyor. Akciğer damarının çıkışında koroner darlık dediğimiz kalp rahatsızlığı olabiliyor. Anne hastalığa gebeliğin ne kadar erken evresinde yakalanırsa risk artıyor.”

Tags: ,  

Kategorisi: Hamilelik

Nasıl bir hamilelik tasarlıyordunuz?

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Artık iki kişi olduğu halde kendisini yalnız hisseden hamilelere soruyorum: Nasıl bir hamilelik isterdiniz?

Tam 16 hafta oldu. Çalışma arkadaşlarımdan göbek farkıyla öndeyim artık. Herkes şaşırıyor. Çünkü bu fark, son bir haftada “oluştu!” Asansörde Çetin bey, yemekhanede de Şener abi göbeğimi kastederek önce “Hayrola?”, sonra da “Hayırlı olsun” dediler. Aile ve arkadaş çevresinin bana karşı geliştirdiği yeni davranış modeli, göbeğimi okşamak şeklinde.
Haftanın benim için bir diğer sürprizi, kendimle ilgili yeni bir keşif yapmış olmamdır: Hayatımın hiçbir döneminde olmadığı kadar sık, çeşitli markaların kataloglarına bakıyorum. Elbiseler şahane de olsa çoğu kez elbiselere değil, mankenlere bakıyorsunuz. Hamile ama inceler çünkü! Şükür, gerçekten hamile olduğuna hükmettiğim bir manken gördüm kataloglardan birinde de rahatladım.
Bir de, hamileliğimin bitmesine sadece beş ay kaldığını fark edip paniğe kapıldım. Hâlâ hayal ettiğim gibi bir hamile değilim! Sakin olmak isterdim; etrafa derin bir huzurla bakmak isterdim. Ama…

Artık iki kişi olduğu halde kendisini eskisinden daha da yalnız hisseden ya da iki kişilik bedeninin kendisini yarım kişilik bir performansa mahkûm ettiğine inanan hamile kadınlara soruyorum: Siz nasıl bir hamile olmayı tasarlıyordunuz?
Her kadının doğurmak için bir nedeni vardır sanırım. Mesela Latife Tekin sessizleşmek için doğurmuş ikinci çocuğunu. Sessizlikle kuşatılmayı isteyen kadınlardanmış. “Hamilelik süreci benim için büyülüdür, tadıyla yaşadım o zamanı. İçine girdiğim sessizlikten hoşlandığımı, mutlu olduğumu söylemek isterim. Öyle, sessizlik içinde yaşadım o dönemi. Biraz yazının dışına çıktım, hamilelik, doğum, kadınları unutkan yapar, her şeyle ilgili ayrıntılar silinir, sanki, anne artık sadece bebeğe ait olsun diye…”
Belki de Pınar Kür gibi hayatın tam ortasında ve dimdik duran bir hamile olmayı tasarlıyordunuz. Kür kötü giden evliliği sırasında karar vermiş doğurmaya: “Evlilik o kadar da iyi gitmiyordu. Günün birinde ayrılacağımız belliydi. Ama şimdi ayrılacağım, başkasını bulacağım, tekrar evleneceğim… Ben ne zaman çocuk yapacağım? Bari bu beş yılın bir anlamı olsun dedim ve doğurmaya karar verdim.”

Önce karar verin
Hamileliğe bir de erkeklerin açısından bakalım. Hamdi Koç’un “Kalpten Parçalar” romanında erkek kahraman, hamile karısından giderek uzaklaşır çünkü karısı sürekli yer. Cildi çirkinleşir, sivilcelenir, elleri-ayakları şişer, yediği ağır şeyler pis kokar vs. vs.
John Fante “Hayat Dolu” isimli romanında “Taş gibi aramıza girmişti bebek” diyor. Karısının kendisinden bağımsızlaşmasını, güçlü ve sağlam durmasını kıskançlıkla izleyen bir kocadır buradaki.
Demem o ki, anne-çocuk kitaplarını okumaya başlamadan önce, nasıl bir hamilelik istediğinize karar verin.

 

Kategorisi: Hamilelik

Hamilelik döneminde dişlere dikkat!

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Hamilelik döneminde diş ve ağız sağlığına dikkat eden hamileler çürük yapan mikroorganizmaları bebeklerine bulaştırmıyor.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde yapılan araştırmada hamilelik döneminde diş ve ağız sağlığına dikkat eden hamilelerin çürük yapan mikroorganizmaları bebeklerine bulaştırmadıklarının tespit edildiği bildirildi.OMÜ Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Eda Güler, tamamladıkları çalışma hakkında bilgi verdi.
Dekan Prof. Dr. Hülya Köprülü başkanlığında yürüttükleri çalışmada 60 gebeyi 30 çalışma, 30 kontrol grubu olarak ayırdıklarını belirten Güler, 30 gebenin hamilelikleri boyunca ağız bakımı yapmadıklarını, çalışma grubuna ise diş sağlığı eğitimi verilerek, diş dolgularının yapıldığını ve düzenli diş bakımı yapmalarının sağlandığını anlattı.

“Yaptığımız çalışmada “birincil koruma” olarak adlandırılan gebelere uygulanan koruyucu uygulamaların önemi vurgulanmıştır” diyen Güler, çalışma hakkında şu bilgileri verdi:
“Çalışmamız, ağız-diş sağlığı eğitimi verilen, büyük çürüklü dişlerinin dolguları yapılan ve diş macunlarında da bulunan florür ile dişlerine yerel uygulamalar yapılan çalışma grubu gebeleri ve bu uygulamaların yapılmadığı kontrol grubu gebeler üzerinde yürütüldü. Sonuç olarak çalışma grubu gebelerimizin bu uygulamalar sonrası ağızlarında çürük yapan mikroorganizma sayısının azaldığını ve doğumdan sonra bebeklerine bu mikroorganizmaları bulaştırmadığını tespit ettik. Üzücü bir sonuç olarak da kontrol grubu gebelerimizde doğum yaptıktan sonra ağızlarında bulunan çok sayıda çürük yapıcı mikroorganizmaları bebeklerine bulaştırdıklarını belirledik. Bu nedenle anne adeylarının ağız sağlığına verdiği önem doğacak çocukların ağız sağlığı açısından da önemli.”
Yrd. Doç. Dr. Güler, ağız sağlığına dikkat etmeyen gebelerin doğacak çocuklarının ağız ve diş sağlığını da tehlikeye attıklarını ifade ederek, ağzında çok sayıda diş çürüğüne yol açan mikroorganizma bulunan bebeklerin dişleri çıkmaya başladığında, söz konusu mikroorganizmaların direk dişlere saldırdığını, bu bebeklerin süt dişlerinin kısa sürede çürüdüklerini anlattı.
Anneler ve anne adaylarının kendi ağız-diş sağlığı bakımına özen göstererek, çocuklarının ağız-diş sağlığına önemli bir katkıda bulunacaklarına işaret eden Güler,
“Henüz dişleri bile ağızda bulunmazken bu mikroorganizmaların dişlere saldırmaya hazır ağızda beklemeleri ağız-diş sağlığı açısından büyük tehlikeyi göstermektedir. Her anne çocuğu için en iyisini ister” diye konuştu.
Yrd. Doç. Dr. Güler, birincil korumanın en ucuz, en güvenilir, en akılcı ve en çağdaş yaklaşım olduğunu ifade ederek, yaptıkları araştırmanın bunu ortaya koyduğunu belirtti.
Güler, bebeklerin diş gelişiminin anne karnında 3. veya 6. ayda başladığını da hatırlatarak, gebelerin ağız bakımlarına özen göstermelerinin yanı sıra çocuklarının sağlıklı dişlere sahip olması için özellikle A, C ve D vitaminleri, protein, kalsiyum ve fosfor yönünden zengin gıdalarla beslenmeleri gerektiğini de sözlerine ekledi.

 

Kategorisi: Hamilelik

Hamileler de tatil yapabilir

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Hamilelerde Tatil Yapabilir

Hamileyim deyip kendinizi kısıtlamayın! Uzmanlar güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzmeyi tavsiye ediyor
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. İnci Öz, tatile çıkacak olan hamilelere, “güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzmeleri, deniz ya da çok yoğun olmayan havuzları tercih etmeleri” konusunda uyardı.

İnci Öz, yaptığı açıklamada, gebelerin tatil için hava sıcaklığı ve nemin çok yoğun olmadığı, tam teşekküllü sağlık kuruluşlarına kolay ulaşılabilecek yerleri seçmeleri gerektiğini ifade etti.

Gebelikte tatilin, uygun ortam ve koşullar sağlanması halinde çok rahat geçebileceğini vurgulayan Öz, şu önerilerde bulundu:

“Güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzün. Deniz veya çok yoğun olmayan havuzları tercih edin. Güneşte fazla kalmayın. Sabah erken ve akşam saatlerinde çok yorucu olmayacak şekilde uzun yürüyüşler yapın. Hayvansal ve bitkisel proteinler ile sebze ve meyve ağırlıklı beslenin. Az ve sık yiyin, günlük sıvı alımını da 3-4 litreye kadar artırın.”

İnci Öz, hamilelere, çok yoğun ve karbonhidrat ağırlıklı besinler ve aletle yapılan su sporlarından uzak durmaları uyarısında da bulunarak, yüksek koruma faktörlü güneş koruyucularının da mutlaka kullanılması gerektiğini söyledi.

Öz, tatile çıkmadan önce ve dönüşte yapılması gereken gebelikle ilgili değerlendirme ve tetkiklerin de aksatılmamasını önerdi.

 

Kategorisi: Hamilelik

Hamile Kalmadan Önce Aşı Yaptırmak Gerekli midir?

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Doktorunuzla şimdiye kadar yaptırdığınız aşılarınızı konuşup, su çiçeği ve kızamıkçık gibi hamile kalmadan önce tamamlamanız gereken aşıları planlayabilirsiniz.

Hamilelikte geçirilebilecek bazı hastalıklar hem anne hem de bebek açısından ciddi risk oluşturabilmektedir. Bu nedenle hamile kalmayı planlayan bir kadının hamile kalmadan önce bu hastalıklara karşı korunuyor olduğundan emin olması gerekmektedir. Bu hastalıklar içerisinde en önemlisi kızamıkçıktır. Kızamıkçık hamilelik döneminde geçirildiğinde Doğumsal Kızamıkçık Sendromu adı verilen ve anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde kızamıkçık virüsünün yarattığı etki ile meydana gelen bir tablodur.

Hamileliğin ilk üç ayı içerisinde kızamıkçık geçiren bir annenin bebeğine de kızamıkçık virüsünü bulaştırması sonucunda bebeklerin %95’i sağırlık, göz defektleri, kalp defektleri, zeka geriliği gibi doğumsal bir sakatlıkla doğmaktadır. Hamileliğin erken dönemi (ilk 12 hafta içinde) enfeksiyonun en tehlikeli olduğu dönemdir. Kızamıkçık enfeksiyonuna bağlı sakatlık görülme ihtimali, enfeksiyon hamileliğin geç dönemlerinde geçirilirse azalmaktadır (20 haftalık hamilelikten sonra)…

Bu nedenle hamile kalmayı planlayan doğurgan yaştaki kadınların kızamıkçık geçirdiklerini ve buna bağlı olarak kızamıkçığa karşı bağışık olduklarını göstermeleri (kan testi ile) ya da kızamıkçık geçirmediler ise mutlaka kızamıkçık aşısı ile korunuyor olmaları gerekmektedir. Kızamıkçık aşısı olacak anne adaylarının unutmaması gereken en önemli nokta aşıdan sonra en az bir ay süreyle hamile kalmamalarıdır. Kızamıkçık aşısı hamile kadınlara uygulanmaz.

Suçiçeği hastalığı hamilelikte geçirildiğinde bebek açısından hastalığın geçirildiği dönem ve ağırlığına bağlı olarak risk yaratabilmektedir. Hamileliğinin ilk 6 ayında Suçiçeği geçiren anne adaylarının bebeklerinin yaklaşık olarak %2’sinde Doğumsal Suçiçeği Sendromu adı verilen çeşitli organ bozukluklarının bir arada görüldüğü bir tablo oluşur. Bu organ bozuklukları genellikle kol ve bacakların gelişmemesi, katarakt, göz kürelerinin küçük kalması, görmeyi sağlayan göz tabakalarının etkilenmesi, ses telleri felci ve merkezi sinir sistemi bozuklukları gibi çeşitli sakatlıklar yaratacak ciddi bozukluklardır. Hamileliğin 7. ve 21. haftaları arasında Suçiçeği geçirilmesi bebeğin anne karnında etkilenip yukarıdaki bozuklukların oluşması için en riskli dönemdir. Bu nedenle hamilelik öncesinde suçiçeği geçirmemiş ve aşılanmamış ve hamile kalmayı planlayan anne adaylarının en az 1 ay ara ile iki doz olarak suçiçeği aşısı yaptırmaları önem taşımaktadır. Eğer suçiçeği geçirilip geçirilmediği hatırlanmıyor ve laboratuar tetkikleri ile de ortaya konma olanağı yok ise anne adayı mutlaka aşılanmalıdır. Bu arada yine unutulmaması gereken nokta suçiçeği aşısı uygulandıktan sonra en az 1 ay süreyle hamile kalınmaması gerektiğidir. Hamilelikte suçiçeği aşısı uygulanmaz.

Hamile kalmadan önce ya da planlanmamış bir hamilelik geçiriyorsanız hamilelik sırasında yaptırabileceğiniz bazı aşılar sizin için olduğu kadar bebeğiniz için de büyük önem taşımaktadır. Vücudumuzun bağışıklık sistemi hastalıklara karşı bizi korur. Vücuda giren mikroplar çoğalarak hastalığa neden olur. Bağışıklık sistemi ilk defa karşılaştığında bu mikropla ile tanışır ve antikor adı verilen ve bu mikroba karşı koruyucu görev yapan proteinler üretmeye başlar. Ancak antikor üretimi belli bir süre alacağı için bu arada hastalık başlar. İlk karşılaşmada üretilmiş olan antikorlar kanda yıllarca kalır ve aynı mikropla yeniden karşılaşınca hemen tanır ve mikrobu hızla yok ederek hastalığı önler. Yani hastalık etkeni ile vücut yeniden karşılaştığında halihazırda antikorları bulunduğu için hemen harekete geçip onu çoğalıp hastalık oluşturmasına fırsat vermeden yok eder. Bağışıklık sistemi son derece başarılı bir sistemdir ve bizler bu yüzden aynı mikroplarla yüzlerce kez karşılaşmamıza rağmen hastalıkları sadece bir kez geçiririz.
Aşılarla vücuda, hastalığa neden olan mikrobun inaktive (ölü) veya canlı ancak hastalık yapamayacak kadar zayıflatılmış hali verilir. Bağışıklık sistemimiz aşılarla verdiğimiz mikroplara karşı da aynen doğal mikropla ile karşılaştığı zaman geliştirdiği cevabı verir. Sonuçta aynen hastalığı geçirdiğimizde elde ettiğimiz gibi uzun süreli hatta bazen ömür boyu koruma elde ederiz. Sonuçta cevap mekanizması aynıdır, tek fark aşıların koruyucu cevabı bizler hastalanmadan oluşturmasıdır.

Geçirmiş olduğunuz hastalıklar ve yaptırmış olduğunuz aşılar sayesinde kazanmış olduğunuz bağışıklık ve o hastalıklara karşı vücudunuzda gelişmiş olan koruyucu antikorlar sizi o hastalıklardan korurken bebeğinizi de koruyacaktır. Nasıl mı? Koruyucu antikorlar bebeğinize de geçebilme özelliğine sahiptir ve daha henüz bebeğiniz mikroplarla tanışmadan onlara karşı korumaya sahip olarak doğacaktır. Bebeğiniz yeni doğduğunda vücudundaki pek çok sistem gibi bağışıklık sistemi de henüz tam gelişmemiş olacaktır. Bu nedenle geçici bir süre için devam edecek olsa bile sizden alacağı koruyucu antikorlar hayatının ilk aylarında bebeğinizin hastalıklara karşı savunmasında en büyük desteği olacaktır. Ancak unutmayınız ki sizin bebeğinize sağladığınız bu koruma sadece birkaç ay gibi geçici bir süre içindir. Bebeğinize kalıcı bir koruma sağlamak için doğumundan itibaren düzenli olarak aşılarını yaptırmanız gerekmektedir.

:: AŞI TAKVİMİ ::

- Bebek doğduğunda: Hepatit B 1. Doz

- 1. Ay : Hepatit B 2. Doz

- 2. Ay : 5’li karma aşı (Difteri-Tetanoz-Boğmaca-Çocuk felci-HIB) 1. Doz

- 3. Ay : BCG (Tüberküloz aşısı)

- 3. veya 4. Ay : 5’li karma aşı 2. Doz

- 4. veya 6. Ay : 5’li karma aşı 3. doz + Hepatit B 3. Doz

- 9. Ay : Kızamık aşısı*

- 12. Ay : 3’lü karma aşı (Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak) (MMR) + Hepatit A aşısı 1. Doz

- 15. Ay : Su çiçeği aşısı (Varisella)

- 18. Ay : 5’li karma aşı 4. Doz + Hepatit A aşısı 2. Doz

AŞI TAKVİMİ

Üçüncü aydan önceki aşılar:

Doğumda 1.ay 2.ay 3.ay
Hepatit B aşısı Hepatit B aşısı DTaP-IPV-Hib aşısı
Tüberküloz aşısı (BCG)

Üçüncü aydan sonraki aşılar:

4.ay 6.ay 9.ay 12.ay 15.ay 18.ay
DTaP-IPV-Hib aşısı DTaP-IPV-Hib aşısı

Hepatit B aşısı
Kızamık aşısı* Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak aşısı

Hepatit A aşısı Su çiçeği aşısı DTaP-IPV-Hib aşısı

Hepatit A aşısı

Kızamık Aşısı*: Bebeğinize 9.ayda Kızamık aşısının uygulanması gerekip gerekmediğini hekiminize danışınız.

Tags: ,  

Kategorisi: Hamilelik

Hamile Kalmadan Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Hamilelik her kadın için çok özel bir dönemdir ve bu dönemde hemen her anne adayı hem kendisi hem de bebeğinin sağlığını düşünerek son derece özenli davranması gerektiğini bilir. Günümüzde artık sadece hamilelik oluştuktan sonra değil hamilelik öncesinde de uygulanacak bazı yaklaşımların önemi ortaya konmuştur. Hamilelik sırasında bebeğin gelişiminde en önemli ve hayati aşamalar hamileliğin başlangıç döneminde yani anne adayı henüz hamile olduğunu fark etmeden önce oluştuğu için bu erken aşamada bilinçli davranarak bebeğinizi bazı enfeksiyonlardan, hastalıklardan, besin eksikliklerinden ve çevresel hasarlardan koruyabilirsiniz.

Hamile kalmadan birkaç ay önce doktor kontrolünden geçmeniz faydalı olacaktır. Kan grubunuz, hepatit B ve kızamıkçık gibi hastalıkları geçirip geçirmediğinizi anlamak üzere kan testi yaptırabilirsiniz. Bütün hastalıklar hamilelik döneminde anne ve bebek için tehdit oluşturur. Hamilelik sırasında geçirilen bazı hastalıkların (su çiçeği, kızamıkçık, hepatit gibi) anne ve bebek sağlığı üzerindeki etkisi, hastalığın hamilelik dışında geçirilmesinden daha fazladır. Özellikle bebeklerde geri dönüşü olmayan sonuçlara, sakatlıklara yol açmaktadırlar ve çoğu zaman bebekler kaybedilmektedir.

Doktora başvurduğunuzda;

- Bugüne kadar yaşadığınız tıbbi problemler konusunda doktorunuzu bilgilendirmeniz gerekir.
- Jinekolojik muayene ile özellikle rahim ve rahim ağzının değerlendirilmesi gereklidir.

- PAP Smear testi ile rahim ağzı kanseri açısından kontrolünüz mutlaka yapılmalıdır.

- İdrar testi, idrar incelemesi ile idrar yolu enfeksiyonları ve böbreklerinizle ilgili problemler tespit edilebilir.

- Anne adayının ve eşinin kan gruplarının belirlenmesiyle kızamıkçık, sarılık, taksoplazmozis gibi hamilelik sırasında geçirildiği takdirde bebekte anormalliklere yol açabilecek enfeksiyonlara karşı bağışıklık durumunun belirlenmesi gerekir.

- Kan basıncının (Tansiyon) yüksek bulunması halinde hamilelik öncesinde gerekli önlemlerin alınması gerekir.

- Cinsel temas yoluyla geçen klamidya, üreoplazma gibi enfeksiyonların tespit edilmesi ve düşüklere yol açabilen bu enfeksiyonlara karşı hamilelik öncesinde gerekli tedavinin yapılması gerekir.

- Tiroit bezinin fonksiyonu ile ilgili problemler hamileliğin elde edilmesini ve sağlıklı bir şekilde devam etmesini engeller. Tiroit bezine ait bozukluklar tedavi edildiğinde sağlıklı bir bebek sahibi olmak mümkündür.

Yüksek tansiyon veya şeker hastalığı gibi özel durumlar hamileliğinizi etkiler. Ailenizde genetik bozukluğa bağlı bir hastalık varsa ve 35 yaşın üzerinde iseniz bir genetik uzmanına başvurabilirsiniz.

Sağlıklı beslenme ve kilo dengesini koruyarak vücudunuzu hamileliğe hazırlayabilirsiniz. Bazı hekimler hamilelikten 3 ay önce başlamak üzere günde 400 mcg Folik asid (B vitamini) alınmasını önerir. Folik asid hamileliğin ilk 3 ayı içinde oluşabilecek nöral tüp defekti adı verilen beyin ve omurilikteki bozuklukları önlemeye yardım eder. Folik asidi içeren besinleri de bol tüketmenizde fayda vardır. Bunlar; portakal suyu, yeşil lifli sebzeler, kuru ve doğal baklagillerdir.

Egzersiz yapmaya şimdiden başlayabilirsiniz ve hamileliğiniz süresince de çok ağır olmamak koşulu ile egzersize devam edebilirsiniz. Sigara ve alkol kullanıyorsanız bunları kesmelisiniz çünkü bebek üzerinde zararlı etkileri vardır. Doktora danışmadan ilaç kullanmamalısınız ancak halihazırda bir hastalığınız sebebi ile ilaç kullanmak zorunda iseniz hastalığınızı ve kullandığınız ilacı doktorunuzla konuşmalısınız.

 

Kategorisi: Hamilelik

Gebelikte vücut bakımı

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Gebelikte vücut bakımı
Kadın vücudu gebelik sırasında diğer zamanlardan daha fazla bakım ister. Bu dönemde bedeninize gösterdiğiniz ilgi hem sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmenizi hem de doğum sonrasında vücudunuzun eski haline kolayca dönmesini sağlar. Bu yüzden hamilelik döneminde vücut temizliğinize ve bakımınıza gerekli ilgiyi göstermelisiniz…

Banyo
Gebelik sırasında günlük yıkanma alışkanlık haline getirilmelidir. Çünkü bu dönemde ter bezleri normalden aşırı bir çalışma gösterir.

Yıkanırken kullandığınız su 37-38 derece olmalıdır. Aşırı sıcak su sağlığınız açısından zararlıdır. Ayrıca banyo süresinin 15 dakikadan fazla olmamasına dikkat etmelisiniz. Aksi takdirde kanama geçirme riskiniz artacaktır.

Banyo yaparken kapınızı hiçbir zaman kilitlemeyin. Hatta evde kimse olmadığı zamanlarda banyo yapmamaya özen gösterin.

Göğüslerin bakımı
Hamilelik döneminde en çok dikkat ve özen gösterilmesi gereken yer göğüslerdir. Bu dönemde şişen göğüslerde çatlak oluşmaması için ılık bir duştan sonra nemlendirici kremlerle göğüslere masaj yapılmalıdır. Aksi halde göğüslerde çirkin bir görüntü oluşturan çatlaklar oluşabilir.

Göğüs sarkmalarını engellemek için göğüsler günde iki defa soğuk suyla yıkanmalıdır.

Kalça ve göbek bakımı
Karın çizgisinin yerleşip iz bırakmasını en aza indirmek ve kalçalara gerekli özeni göstermek için bu bölgeler badem yağıyla her gün ovulmalıdır.

Cilt bakımı

Cildin sağlıklı bir şekilde nefes alması hamilelik döneminde her zaman olduğundan daha önemlidir. Bu yüzden bu dönemde yatmadan önce makyajınızı mutlaka temizlemeli, yüzünüze ve ellerinize besleyici krem sürmelisiniz.

Saç bakımı

Gebelik döneminde saçlara istenilen şekli vermek her zamankinden daha zor olabilir. Saçlar parlaklıklarını, canlılıklarını yitirirler. Saçların sık sık yıkanması ve saç tipine uygun bakım yapılması bu sorunu büyük ölçüde giderecektir.

El ve ayak bakımı

El ve ayak tırnakları gebelik sırasında donuk bir renk alır ve kolayca kırılır. Tırnakların katmanlarının ayrılmaması için güçlendiricili parlatıcılardan kullanabilirsiniz.

Tırnaklarınızı üç günde bir havalandırmalısınız. Çünkü bu dönemde oje sürmek tırnağın kurumasına neden olur.

Ağız bakımı

Hamile kadınların tükürüklerinde bulunan ve diş minelerini etkileyen maddeler, bu dönemde diş çürümelerine sebep olur. Ayrıca dişlerin sağlamlığında rol oynayan fluor maddesi de yeterince sağlanamaz. Bu nedenle hamilelik döneminde hiçbir ağrı duyulmasa bile diş doktoruna düzenli olarak görünülmelidir.

Arada sırada dişleri bir antiseptikle çalkalamak da mikropların dişlerde yuvalanmasını önleyecektir.

Gebeliğe Hazırlık

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Bir çiftin yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biri belkide en önemlisi bebek sahibi olmaya karar vermektir. Daha önceki jenerasyonlarla mukayese edildiğinde günümüzde, çocuk sahibi olup olmamaya karar vermek daha çok kontrolümüzdedir. 1990 lı yıllarda kadınların çoğunluğu ileri yaşlarda bebek sahibi olmayı tercih ediyorlar. Bir kadının en verimli dönemi 20 li yaşlarının ilk yılları dır. 35 yaşından sonra ise doğurganlık özelliği giderek azalmaya

Öyle yada böyle, 20 li,30 lu hatta 40 lı yaşlardasınız bebek sahibi olmaya karar verdiğinizde şansınızı artıracak pek çok şey artık size bağlı. Bütün mesele karar vermede çünkü her şeyi dikkate alarak karar verdiğinizde zamanlamayı doğru yaptınız demektir.Hamile kalma şansınız, hem sizin hem eşinizin genel sağlık durumu ve yaşam biçiminize bağlıdır. Vücudunuzu hazırlamanız ve şansınızı artırmanız için ise almanız gereken bazı önlemler vardır.Sigarayı bırakın ve alkollü içki kullanmayı azaltın
Çok sigara içmek hamilelik şansınızı üçte bire indirir; hamilelikte düşük ve kanama riskini artırır. Alkol de doğurganlığınızın düşmesine neden olur; bu yüzden, hamile kalmak istiyorsanız, kendinizi günde bir kadeh şarapla sınırlamalısınız.Genel sağlığınız için dengeli beslenme büyük önem taşır. Beslenme rejiminizde mutlaka bol taze meyve ve sebzeye, esmer ekmeğe, makarna, pirinç, baklagiller, yağsız süt ve süt ürünleri, balık ve beyaz etlere yer vermelisiniz. Yağ ve şeker tüketiminizi azaltmalısınız.

Gerilim ve endişeden kurtulun
erilimden kurtulmak doğurganlığınızı artıracak; yaşama zevkinizi ve cinsel arzunuzu gelitirecektir. Psikolojik baskılar, kadının da erkeğin de cinsel verimliliğini düşürür. Kadınlarda ovülasyonu engellerken erkeklerde sperm üretimini azaltır, erken boşalma ve iktidarsızlığa yol açar.

Takviye ilaç alın
Doktorlar hamileliğin 12. haftasına kadar günde 0.4 mg folik asit almanın bebeğin omurga ve omurilik sorunlarıyla doğma riskini % 70 oranında düşüreceğini söylüyorlar. Eczanelerden satın alınabileceği gibi, folik asit bolca yeşil, lifli sebzelerde ve tahıl ürünlerinde bulunur.

Doğum kontrolüne son verin
Şayet doğum kontrolü olarak hap kullanıyor idiyseniz, kullanmayı bıraktıktan sonra tam bir adet döneminin geçmesini yani hormon yapınızın eski haline dönmesini beklemek özellikle doğumun gerçekleşeceği tarihi belirlemek açısından son derece önemlidir.

Hamilelikte psikolojik değişiklikler
Ruhsal olarak sağlıklı kadınlar hamileliği, kendilerinigerçekleştirme, temel bir ihtiyacı tatmin etme, dişilik hakkında kendileriyle ilgili şüphelerini azaltan ve kadın kimliklerini tam olarak yaşamalarını sağlayan bir üretme eylemi olarak algılarlar. Hamilelikte duygusal değişime neden olan etkenler şu şekilde sıralanabilir:

HAMILELIK & EGZERSIZ
Hamilelikte Egzersizin Yararı :
·Egzersiz Sırasında Dikkat Edilecek Noktalar..
·Karın ve Sırt Kaslarını Geliştiren Hareketler..
·Boyun ve Omuz Kasları…
·Dolaşımı Kolaylaştıran Hareketler..
·Ayakta, Dik Durma Şekli..
·Toplum olarak zora gelmeyi pek sevmeyiz. Yan gelip yatmak, miskinlik etmek, ah ile vah ile zaman geçirmek ulusal eğilimimizdir. Egzersiz yapmak ise disiplin ister, biraz fedakarlık ister.
Hele hamilelikde egzersiz yapmak… “Aman ha… Çocuğun düşer, erken doğum olur, bebeğine kordon dolanır.”
Bu kocakarı inanışları modern hamilelik bakımının ayrılmaz parçası olan egzersizin toplumda yaygınlaşmasının önünde ayrı bir engel oluşturmaktadır.

Hamilelikte egzersizin yararı nedir?
·Hamilelikte vücutta oluşan önemli değişiklikler nelerdir? ·Yapılacak egzersizler hangi amaçlara yönelik olmalıdır?
·Günlük harekette dikkat edilecek davranışlar nelerdir?
·Dinlenme ve gevşeme nasıl yapılır?Gelin kısaca bu konulara göz atalım..

Hamilelikte Egzersizin Yararı :
Hamilelikte egzersiz günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Egzersiz düzenli yapıldığı takdirde vücudu hamileliğin bazı olumsuz etkilerinden korur. Daha da önemlisi zihinsel ve psikolojik olarak rahatlık sağlar.
Kilo arttıkça, karın büyüdükçe ve şiştikçe Anne kendini ağır, hantal, cazibesiz ve sıkıntılı hisseder. Hareketliliğini kaybeder, iki büklüm ya da kambur gezmeye başlar.Özgüvenini kaybeder.
Egzersiz önemli bir psikolojik destek aracıdır.
4. aydan başlayarak lohusalık sonuna kadar zorlanmadan düzenli olarak yapılan egzersizler fizik gücü önemli derecede arttırır.
Egzersiz yapan hamile kendini çok daha iyi hisseder. Çocuğuna çok daha umutlu ve olumlu yaklaşır. Hamileliğini stressiz geçiren Annelerın bebekleri yaşantılarında psikolojik yönden daha sağlam olmaktadırlar.
Düzenli egzersiz ve diyet çok daha rahat ve sağlıklı hamilelik geçirilmesini sağlar.
Hamilelikte ve lohusalıkta yapılan egzersiz Anne’nın kendine güvenini destekler.

Hamilelikte vücutta oluşan önemli değişiklikler.
·Hamilelik ilerledikçe sırttaki kemik zincire, karın duvarı kaslarına ve karın içi organların ve kadın üreme organlarının yerinde kalmasını sağlayan pelvik taban dediğimiz kaslara yük binmeye başlar. Bu bölgeler zorlanır.
·Ayrıca hamilelikte salgılanan hormonlar tüm dokuları gevşetir, yumuşatır. Destek sağlayan dokuların gücü azalır.
·Kas ve kirişlerinin esnekliği artar.
·Kalça ve diz eklemlerinin taşıma gücü azalır.
·Sırt kasları kısaldığı için sırt ağrıları ve yorgunluk ortaya çıkar.
·Memeler büyüdüğü için göğüs kasları kısalır, omuz arası ağrılar ortaya çıkar.

Egzersiz Sırasında Dikkat Edilecek Noktalar…
Hareketler yavaş olmalıdır. Ani hareketlerden kaçınılmalıdır. Hareketler bilinçli yapılmalı, hangi hareketin ne işe yaradığı bilinmelidir. Hiç bir zaman zorlanmamalıdır.
Yorulana kadar yapılmalı, yoruldukça dinlenilmelidir.

Hareketlerin Amaçları…
a) Gerilmiş ve sarkmış sırt, karın, ve boyun kaslarının yeniden elastikiyet kazanmasını sağlar.
·b) Kısalmış bel ve göğüs kaslarını gerdirir.
·c) Diz, kalça, pelvis, ve omuz eklemlerindeki gerginliği azaltır.
·d) Göğüs kaslarını güçlendirerek memeleri destekler.
·e) Duruş şeklini düzeltir, akciğer kapasitesini arttırır. Tek bir solumada vücudunuza daha çok hava girer.

Hareketlerin Yapılma Sıklığı..
Günde iki kez (sabah ve akşam), her hareket 3-4 kez yapılarak başlanır. 10 sefere dek çıkartılır.·Hareketler dinlenme ve gevşemelerle yapılır.·Sırt üstü ya da yan yatar pozisyonlar tercih edilmelidir.Hareketleri zaman içinde oturarak ve ayakta tekrar edilmesi yararlıdır.

Egzersizlerin Yapılma Sırası..
Egzersizlere hafif hareketlerle başlanır. Kol çevirme, omuz ve boyun çevirme, gövde bükülmesi gibi hafif hareketler yapılır.
Hareketler müzik eşliğinde yapılmalıdır. Solunum egzersizler sırasında ritmik olarak alınmalı ve verilmelidir.

Karın ve Sırt Kaslarını Geliştiren Hareketler…

En önemlisi Pelvik tilt dediğimiz harekettir. Sırt üstü yere yatın, dizleri bükün ayak tabanlarını birbirinden 40 cm açık olarak yere koyun.Abdominal Toner.. Pelvik tilt pozisyonunu alın. Soluk verirken kalçayı kaldırın. Kafayı hafifçe kaldırın. Elleri dize doğru yaklaştırın. 4 saniye durun. Bu sırada normal soluk alın. Karın kasları ayrıksa elleri ileri uzatmayın. Karnınızı sıkıca kucaklayın. Ters taraftaki kası böylece orta hatta yaklaştırmış olursunuz.Oblik Abdominal… Aynı pozisyonda nefes verirken el ve baş beraber kaldırılır. Her iki el sol dize doğru götürülür. 4 saniye beklenir. Nefes verilerek gevşenir. Aynı hareketi sağ dize doğru tekrar edin.Kalça, Diz ve Bilek hareketleri… Pelvik tilt pozisyonunu alın.. Nefes alıp verin. Dinlenin. Soluk verirken sağ dizi çeneye doğru yaklaştırın, sonra tavana doğru soluk verirken kaldırın, 4 saniye tutun. Bu sırada ayak bacağa doğru yaklaşmış olacak. Soluk verirken yavaşça yere doğru indirin ve bükerek başlangıç pozisyonunu alın.

Boyun ve Omuz Kasları..
·Bağdaş kurup oturun.
·Boynunuzu dairesel olarak çevirin. Sonra omuzu sırasıyla kulağa, geriye, öne oynatın.
·Parmak uçlarınızı omuzlarınıza koyun. Dirseklere dairesel hareketler yaptırın.
·Sırt dik, çene yere paralel olacak.
·Bu hareketler sırt ve omuzdaki kasları gevşetir.

Sırtın Üst ve Karın Yan Kasları…
·Bağdaş kurarak oturun.. Dirsekler yanda ve bükük, parmak uçları omuzda.
·Soluk alırken sağ el yukarı dik kaldırılır. Gerdirilir.
·Gövde dik tutulur. Göğüs kafesi ve sırt gerdirilir. Bu pozisyon korunmalıdır. Hafifçe soluk verirken kolu başlama pozisyonuna getirin.
·Sol kol ile hareketi tekrar edin.
·Her iki kol ile tekrar edin
.·Zamanla gövdeyi dik tutarken sağ kol gergin vaziyette sola doğru eğilinir.
·Ters tarafa doğru tekrar edilir.Bu egzersizler akciğer kapasitesini çok arttırır. Göğüs kafesi ve sırtın üst kısımları gerilir. Karnın yan kısımları gerilir, güçlenir. Doğum sonrası iyileşme kolaylaşır.
·Göğüs hizasında kamburluklar düzelir.

Göğüs ve Memenin Desteklenmesi..
Artan meme ağırlığı için ek destek gereklidir. Göğüs kasları güçlendirilmelidir.
·Oturma pozisyonunda önkollar (bilek ile dirsek arası) diğer kolun eliyle tututlur. Dirsekler omuz seviyesinde, ellerle dirseklere doğru baskı yapılır. Gömlek kolunu itiyormuş gibi. 4 saniye tutulur. Sonra gevşetilir. Birkaç kez yapılır. Solunum normal olmalıdır.

Baldır ve Dizlerin Güçlendirilmesi…
Oturur pozisyonda ayakları uzatın ve rahatsız olmayacak kadar açın. Eller ve kolları omuz seviyesine uzatın. Kalçalardan öne doğru yavaşça eğilin. Kolları aynı hizada tutun. Ani hareket yapmayın. 4 saniye durup tekrar eski pozisyonunuza dönün.

Dolaşımı Kolaylaştıran Hareketler..
Ayak bileğindeki şişlikleri azaltmak için ayak parmaklarını yatar pozisyonda uzaklaştırın ve yaklaştırın. 6-8 kez yavaşça yapın. Ayrıca ayak bileğine iki yönlü dairevi hareketler yaptırın. Ayaklar biraz yüksekte olursa daha iyi netice alınır.
Varisleri olanlar, bacak krampları olanlar, oturarak çalışanlar için bu egzersizler çok yararlıdır. Bu durumlarda en az 30 kez tekrar edilmelidir.

El ve Parmaklar Için…
Oturur pozisyonda dirsekler ve eller bükük, masada, eller havada olacak. Yumruk yapıp ileri, geri ve döndürme hareketleri yapın.

Pelvik Taban (Kegel) Egzersizleri..
Normal doğum sırasında ıkınırken bebeğin daha güçlü itilmesini sağlar. Idrar kaçırmayı önler.
Önce idrar sırasında birkaç kez idrarı tutun, birkaç saniye sonra salın. Bu şekilde kasların farkına varırsınız. Ayrıca makat çevresindeki kasları kasarak çıkışı kapatın. Vajenin etrafında bir kas varmış gibi düşünün. Sık sık pratik yapın. Her yerde her pozisyonda yapılabilir. Hiç olmazsa saatte 4 kez yapılmalıdır. Eşinizle ilişkide iken eşinizin cinsel organını sıkmaya çalışarak yine bu kasları tanır ve çalıştırabilirsiniz.
Pelvik kasları asansör gibi farzedip çok yavaş ve konsantre olmuş bir şekilde, kademe kademe yükseltmeye çalışın. Sonra yine yavaş yavaş gevşetmeye ve itmeye çalışın. Her seferinde daha çok ilerleterek ve daha çok tutularak yapmaya çalışın.
Doğumdan sonra da bu hareketler yapılmalıdır. Doğum sonrası sarkmalarından korunma da ve ağrıların azalmasında çok yararlı bir harekettir..

Pelvik Taban Için Diğer Bir Egzersiz…
Sırtüstü yere yatın. Bacakları düz uzatın. Bilekler üzerinden çaprazlayın. Kalça etlerinizi sıkın ve bırakmayın. Kalçalar kasılı iken bacakları birbirine doğru sıkıştırın. Aynı anda baldır kaslarınızı kasın. Daha sonra da pelvik taban kaslarınızı kasın. Tüm kasları 5 saniye kasılı tutup bırakın. Günde iki kez 10 sefer yapın.Ayakta, Dik Durma Şekli..
·Büyük bir boy aynanın önüne geçin.
·Ağırlığınızı her iki ayağın merkezine ve orta hatta verin.
·Dizlerinizi hafifçe bükün.
·Karın kaslarınızı hafifçe kasın.
·Kalçaları hafif ileriye doğru alın. Yani geriye çıkıntı yapmasın.
·Göğüsü ileri doğru çıkarın.
·Boyunu dikleştirin.
·Kafanın üstü yere paralel olacaktır. Kafanızın üzerinde bir yük varmış da onu yukarı itmeye çalışıyormuş gibi davranın.
·Sık sık aklınıza geldikçe bu şekilde durmaya kendinizi zorlayın.

Yasak Olan Hareketler..
·Çift olarak bacak kaldırmak
·Mekik
·Köprü
·Akrobatik ve hızlı hareketler
·Çömelme şeklinde oturma..

 

Kategorisi: Hamilelik

Doğurganlığı Arttırmanın 10 Yolu

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Doğurganlığı Arttırmanın 10 Yolu

Zaman geçiyor ve bir an önce çocuk sahibi olmak istiyorsunuz. Peki ne yapacaksınız? Doğurganlığı nasıl arttırabilirsiniz?

En çok istediğimiz şeyler, sahip olamadıklarımızdır. Hele de iş çocuk sahibi olmaya gelince… Yapılan yeni bir araştırma, eskiden inanılanın aksine, doğurganlığın 35 yaşından itibaren değil, 27 yaşından itibaren azalmaya başladığını gösteriyor. Bu da, çocuk sahibi olmak için doğru yaşın ne olduğu konusunda yeni tartışmalar ortaya çıkarıyor. Buna karşılık modern kadın, çocukltan önce kariyerini düşündüğünden, doğurganlığı uzatmanın yolları aranıyor.

İstatistikler, hamile kalmakta zorlanan her 6 kadından birinin probleminin, Fallop tüplerinin tıkanıklığı gibi tıbbi nedenlerden ziyade, açıklanamayan bir kısırlıktan ileri geldiğini gösteriyor. Ancak Surrey Üniversitesi’nce yapılan yeni bir araştırmada, bu açıklanamayan kısırlığın, aslında o kadar açıklanamaz olmadığı ortaya çıktı. Buna göre, çiftler hayat tarzlarını ve beslenme şekillerini değiştirip, vitamin ve mineral takviyesi yaparak hamile kalma olasılıklarını yüzde 80 artırabiliyorlar.

Hamile kalmak istiyorsanız ve bunu engelleyen tıbbi bir sebep yoksa, belki siz de hayatınızda birtakım değişiklikler yapma yoluna gitmelisiniz. İşte önerilerimiz:

Bir beslenme uzmanına görünün
Bir tahlil yaptırıp beslenme uzmanına görünmenizde fayda var. Beslenme uzmanı, sizde hangi vitamin ve minerallerin eksik olduğunu saptayabilir ve size uygun bir beslenme programı hazırlayarak, eksikliğini çektiğiniz bu maddeleri içeren besinleri, diyetinize ekleyebilir. Böylece yaklaşık 4 aylık bir sürede, eski dengenize kavuşabilirsiniz.

Vitamin ve minerak takviyesi yapın
Besinler bir zamanlar daha besleyiciydi. Bugünse, katkı maddelerinden ve diğer sebeplerden dolayı besinler eskisi kadar besleyici değil. Bu nedenle de dengeli beslenmenin yanı sıra, vitamin ve minerallerle de kendinizi takviye etmeniz gerekiyor.

Eğer size özel hazırlanmış bir beslenme programı edinme şansınız yoksa, uzmanların tavsiyesine uyarak, günlük 1000 mg keten tohumu ya da yağı, 1000 mg C vitamini, çinko sitrat ya da amino asit şelatı (günlğk toplam 30 mg çinko) ve hamileler için tasarlanmış bir multivitamin almanızda fayda vardır.

Etiketleri okuyarak zararlı yağları kesin
Vücut yağa da ihtiyaç duyar ve her yağ tipi zararlı değildir. Örneğin somon, sardalya ve uskumru gibi yağlı balıklarda bulunan omega 3 ve omega 6 yağları son derece faydalıdır. Bu yağlar, hem kadın, hem de erkek doğurganlığı üzerinde son derece etkilidir. Çünkü hücre zarındaki akışkanlığı düzenler ve hücrelerin işlevselliğini sağlar.

Buna karşılık hidrojenli ve kısmi hidrojenli yağlar (mesela margarinlerde bulunur) ile et ve süt ürünlerinde bulunan doymuş yağlardan uzak durmanız gerekiyor. Çünkü bunlar, gerekli yağların vücut tarafından emilimini engelliyor.

Kısaca, market alışverişiniz esnasında ürün etiketlerini okuyun.

Kilo doğurganlıkla ilgili bir konudur
İş doğurganlığa gelince, çok zayıf olmak da, çok şişman olmak kadar kötüdür. Her iki durum da hamile kalma yetinizi azaltır.

Yapmanız gereken şey; sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve vücut kütle endeksinizi 20 ila 25 arasında tutmaktır. Egzersiz için, aerobik egzersizlerle beraber yapılacak hafif ağırlık çalışmaları tavsiye edilir.

Sigarayı azaltın
Sigara içmek, zehirli bir metal olan kadmiyumdan yüksek seviyelerde üretilmesine sebep olur. Bu da vücuttaki çinkoyu yokeder.
Araştırmalar, sigaranın kadınlarda erken menopoza, erkeklerde ise düşük sperm sayısına sebep olduğunu gösteriyor.

Alkol ve kafeini azaltın
Araştırmalar, ne kadar çok içerseniz, hamile kalma ihtimaliniz de o denli azaldığını gösteriyor. Aynı şey kafein için de geçerli. Günde tek bir kahve içmek bile, doğurganlığı azaltıyor.

Tatil yapın
Pek çok kadın tatilde hamile kalır. Neden? Çünkü tatil, gevşemeyi sağlar. Stress, doğurganlığın düşmanıdır ve stresten uzak kalmanızı sağlayan her şeyi yapmakta fayda var (alkolü buna dahil etmiyoruz tabii ki). Refleksoloji, homeopati, akupunktur ve yoga gibi alternatif terapiler, duygusal açıdan rahatlamanızı sağlayabilir.

Sabırlı olun
Beslenme ve hayat tarzınızda değişiklik yaptıktan sonra, bunların etkisini gösterebilmesi için en az 4 ay süreye ihtiyacınız var. Bu nedenle sabırlı olun ve acele etmeyin.

Daha iyi seks
Tabii tüm bu değişikliklere odaklanırken, işin en önemli kısmını da unutmayın. Seksten bahsediyorum. Her akşam değil ama. Spermler futbolcular gibidir. Onlara dinlenmek için yeterince zaman tanımazsanız, yedek kulübesine göndermek zorunda kalırsınız.

Ne yiyorsanız, osunuz
Kadının doğurganlığı için en önemli mineral çinkodur ama çoğu kadında da, olması gerekenden daha az bulunur. Bunun nedeni günümüzde besinlerin çok fazla işlem görmesidir. Örneğin buğdayda çinko bulunmasına rağmen, bunun yüzde 80′i ekmek yapımı sırasında kaybolur.

Çinko açısından zengin besinler arasında mango, kabak çekirdeği ve balık bulunur. Afrodizyak etkileriyle tanınan istridyeler zengin bir çinko kaynağıdır.

 

Kategorisi: Hamilelik

Doğumdan Sonra Önceki Hale Dönmek

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Doğumdan Sonra Önceki Hale Dönmek
Doğum sonrası anne adaylarının yaptığı en büyük yanlış beslenme hataları. uzmanlar doğum sonrası doğru beslenerek ilk dört ay içerisinde aylık yarım veya bir kilo zayıflamanın normal olduğunu, ancak 2 kilo ve üzerinin sakıncalı olduğunu vurguluyor. Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan anne her gün yaklaşık altı-yedi çay bardağı yani 700 ml. süt salgılıyor. Bunun için her gün 500-700 kalori harcıyor ve bu bir saat orta seviyede egzersize eşdeğer. Emzirirken dengeli beslenen ve yeterli sıvı alan anne, eğer doğumu normal kilo kazanımı ile bitirdiyse altı ay sonunda fazla kilolardan kurtuluyor.

Bilinçsizce diyet sakıncalı
Anneler çok düşük kalorili diyetler sonrasında kas kaybı, su kaybı, emzirme kalitesinin düşmesi ve en önemlisi metabolizmalarının yavaşlaması gibi sorunlarla karşılaşır. Hızlı kilo kaybı, bebeğinizin sağlığı açısından sakıncalar doğurur.
İşte uzmanlardan anne adaylarına beslenme önerileri…
Emzirme sıklığı

Emzirme döneminde kilolardan kurtulmak için düzenli egzersiz yapmaya doğumdan iki ya da üç ay sonra başlanmalıdır. Doğum sonrası anneler karın, bel, sırt, kol, omuz, boyun ve bacak güçlenmesine ihtiyaç duyar. Kas germe ve nefes egzersizleriyle vücutta güçlenme, esneklik, doğru duruş kazanılır ve ortaya çıkan ağrılar en aza iner. Sütün veriminin artması için aşırı yağlı ve şekerli beslenilmesi ise sadece kilo aldırmaya yarıyor. Uzmanlar, özellikle günlük 1000 kcal enerjiden düşük diyetlerden kaçınılmasını önerirken, beslenmenin uzmanla planlanmasını öneriyor.
Çok yemek sütü arttırmaz
Az sütü olanlar, az ve sık beslenmeli. Yani üç saat arayla küçük öğünlerle süt verimini artırabilir. Ayrıca her emzirme sonrası 250 ml sıvı alımı olmalı.Anneler bu konuda rahat olup dengeli beslenirse, doğa dengesini sağlayacak, anne yavaş yavaş gebelikte aldığı kiloları verir.
Kalsiyom önemli
Özellikle karbonhidrat ve proteinden fakir beslenme, annenin sütünü azaltır. Protein ve kalsiyum açısından zengin süt-yoğurt- peynir-yumurta anne için çok önemlidir ayrıca her gün mutlaka et, tavuk veya balıktan birisi tüketilmelidir. Vejeteryan türü beslenenlerin süt verimi daha kötü olmaktadır. 3 litreden fazla su tüketiminin sütü artırıcı bir etkisi yoktur aynı şekilde şekerli sıvı tüketimi de gereksizdir. Karbonhidrat ihtiyacını tam tahıl ürünlerini seçmek daha doğrudur.
Neleri yememeli?
Kızartmalar, şeker ve şekerli ürünler (pasta, kek, limonata, komposto, hamurlu tatlılar, çikolata gibi), kuruyemiş, şarküteri ürünleri, kola, cips. Salam, sosis, sucuk, hazır çorbalar gibi gıda katkı maddesi içeren gıdalar ile diğer hazır besinler mümkün olduğunca tüketilmemelidir. Çay, kahve yerine ıhlamur gibi bitki çayları tüketilmelidir. Fazla tüketilen çay, kahve, kola demir emilimini azaltır.
Neler yemeli?
* Karnıbahar ve brokoli gibi sebzeleri haşlayıp yoğurtla tatlandırın.
* Salatalık, marul, roka, maydonoz, dereotu ve biberi iyice yıkayın ve ince dilimler halinde kesip üzerine bol bol limon suyu katın. Bu sebzelerin kalorisi azdır ve oldukça tok tutucu özelliktedir.
* Organik erik kurusu, tatlı ihtiyacınızı karşılayacaktır.
* Yeşil fasulye, uskumru balığı, kivi ve portakal içeren öğünler hazırlayın.
* Karabiberi yemeklerinize ekleyebilirsiniz.
* Balığın içeriğindeki iyot, tiroit bezinin işlevlerini hızlandırdığından metabolizmanızda olumlu etkileri olur.
* Elmayı, portakalı ince dilimler halinde salatanıza ekleyin.
* Kahvaltıda armudu yulafa katın veya yoğurda ekleyin.
* Yulaf ezmesi hazırlayıp içine kuru meyveler katın.
* Sütünüzün tadını değiştirebilecek lahana, kereviz, sarımsak, soğan, kuşkonmaz gibi besinlerden kaçınılmalıdır. Ancak bu besinleri tüketmek yasak değildir.
* Aspirin bile olsa, doktora baş vurulmadan ilaç alınmamalıdır. Bunlar sütünüze geçebilir veya sütünüzün azalmasına neden olabilir.
* Kabız olsanız bile müshil almaktan kaçınmalısınız. Bunlar bebeğe dokunabilir. Bu dertten sebze, meyve veya bol lifli besin tüketiminizi artırarak kurtulabilirsiniz.

 

Kategorisi: Hamilelik

Eski Konular  


Sağlık Fotoğrafları

Sağlık Video

Sağlık Siteleri

 Sağlık Sayfaları 1 den 2 e Kadar  1  2 »