Ruh Sağlığı İçin Egzersiz Şart

Sağlık Konusu: toz66 on Mayıs 12, 2009 | Yorum Yok

Her insan sağlıklı olmak ister fakat sağlık konusu düşünüldüğü kadar basit olarak ele alınmamalıdır. Sağlık, sadece fiziksel sağlıktan ibaret olmamalı; kişiler ruh sağlıklarını da bedensel sağlıklarına paralel olarak zinde tutmalıdırlar. Çünkü ruh sağlığımız yerinde olmadığı takdirde fiziksel olarak kendimizi iyi hissetmemiz pek de mümkün değildir.

Uzmanlar ruh sağlığını zinde tutabilmek adına egzersiz yapılmasını ve bu egzersizlerin bir düzen içerisinde sürdürülmesinin gerekliliğini her geçen gün daha yüksek sesle ifade ediyorlar.Fakat doğru zamanda doğru egzersiz yapmanın gerekliliği çok daha önemli de diyebiliriz. Çünkü bilinçli olarak yapılmayan ve zamansız uygulanan egzersizler, vücut sağlığımıza olduğu gibi ruh sağlığımıza da zarar verebilir.

Öncelikle yapmamız gereken tüm ön yargılardan sıyrılmamız ve yapacağımız egzersizlerin ruh sağlığımıza dolaylı da olsa bir faydası olacağına inanmamız olmalıdır. Sağlıklı bir insan, önce ruh sağlığını düzenlemelidir.

Beynimizi Rahatlatmak İçin Thai Chai

Pilates ya da yoga gibi sakinleşmemizi sağlayacak ve bizi bir noktaya odaklayacak egzersizlerden birisi olan thai chai, beynimizi rahatlamak açısından bire bir gelecektir. Beyin sağlığı, tüm vücudu etkileyecek olduğu için rahatlamaya başımızdan başlayacağız.

Aykalarımız yüzeye paralel olacak şekilde ve yeri kavrayacak biçimde konum alalım ve nefes alış verişlerimizi kontrol edelim. Diğer düşüncelerden kurtulmak, beynimizi sadece nefes alış verişimizi odaklayacaktır, bu da beynin yavaşlamasını ve daha zinde olmasını sağlayacaktır. Günde 20 dakika kadar kısa bir süre ile her yeni güne daha zinde bir halde merhaba diyebiliriz…

Dinlenmek, tüm endişelerimizden kendimizi arındırmak ve daha rahat bir uykuya sahip olmak için ise yine plates, yoga gibi egzersizler yapabilir ya da egzersiz niteliğinde yürüşler ve jogging koşuları yapabiliriz. Fakat unutmayın sağlıklı bir vücut için, düzenli egzersiz şart…

Bat Guano

Sağlık Konusu: toz66 on Mayıs 11, 2009 | Yorum Yok

Bat Guano

İnsanlar için sağlık oldukça önemlidir fakat bahçe ile ya da tarım ile uğraşanlar için çok daha önemlidir. Çünkü bahçe ile ya da tarım ile uğraşırken cildimiz doğrudan bitkilere ve çeşitli ürünlere temas etmektedir. Ve bu temas kimi zaman gübreleme sırasında yaşanmaktadır. Sağlığa zararlı gübreleri kullandığımızda kimi yan etkileri olmaktadır…

 Bu sebeple bahçe dekorasyonu gibi konular ile ilgilene ve tarım ile uğraşan ziyaretçilerimize, sağlığa hiçbir zararı dokunmayan bir ürünü, bat guano gübresini tanıtacağız ve hakkında çeşitli bilgiler vereceğiz. Eğer topraktan verim alırken, kendi sağlımızdan da taviz vermek istemiyor isek bat guano gibi sağlığa zararı olmayan ve hiçbir yan etkisi bulunmayan gübreleri tercih etmeliyiz.

Bat Guano Nedir?

Bat guano, yarasa dışkısının doğal yollardan kuruması ve mikroorganizmalar tarafından en küçük bileşenlerine kadar ayrışmasıyla oluşmuş, %100 organik gübredir. İlk olarak Amerika bölgesinde kullanılmaya başlanılan ve günümüzde Türkiye’de bat guano rezervi çok geniş 3-4 merkez olan bu gübre, toprakta su filtresi görevini üstlenerek bitkiye fayda sağladığı kadar toprağı da verimli kılıyor.

Bizim de ilgi alanımız olan sağlık konusunda ise çok önemli artılrı bulunuyor. Diğer gübreleme yöntemlerinden hiçbir farkı bulunmayan yarasa gübresi, kullanım sırasında herhangi bir tehlike de içermiyor. Sağlığa zararı dokunmadığı gibi bitkilerin ve meyvelerin daha verimli oluşmasını ve daha çok besin değeri taşımasını sağlıyor.

Günümüzde bat guano rooms olarak bilinen Yarasa evlerinde yarasaların dışkıları toplanıyor ve fırınlama yöntemiyle kurutuluyor. Yine doğal yapısını koruyan Bat guano, daha kısa sürede elde edilmiş oluyor. İşlenmemiş bat guano, 5 dolardan alıcı bulurken, işlenmiş bat guano kimi zaman kilosu 25 dolara kadar alıcı bulabiliyor…

Bat Guano hakkında daha detaylı bilgi edinmek için http://www.makrobat.com adresini ziyaret edebilirsiniz…

Tags:  

Kategorisi: Genel Sağlık

Romatoid Artrit Hastalığının Tarifi

Sağlık Konusu: admin on Mart 5, 2009 | Yorum Yok

Romatoid Artrit Hastalığın Sebepleri
Özet

Romatoid Artrit (Artrit = Eklem iltihabı) en yaygın romatizmal hastalıktır ve daha fazla kadınlarda olmak üzere nüfusun % 0,5 inde görülmektedir. Hastalığın sebebi henüz tam olarak açıklanamamıştır, ancak genetik faktörler ile oto imunite (= bünyenin kendi dokularına karşı çalışması) süreçleri ile bağlantılar mevcuttur. Tipik semptomlar arasında, geceleri ve gündüzleri el parmaklarında, genelde simetrik olarak, oluşan ağrılar ile sabahları bu eklemlerin 15 dakikadan daha fazla tutuk ve uyuşuk olmasıdır. Devamında başka eklemlere de sıçrama gerçekleşir. Eklemler deforme olur. Ender olarak organlara da sıçrar (gözlere, tükürük ve göz yaşı bezlerine, cilde, kalp ve akciğerlere).

Teşhisin konulmasında hastalığın geçmişi ile el ve ayakların röntgen filmleri belirleyici olmaktadır. Laboratuar değerleri sadece fikir vermektedir. Hastalığın sebep olacağı zararları engellemek veya geciktirmek için uygun tedavinin vakit geçirilmeden başlaması önemlidir. Bu tedavi, temel ilaçlar dediğimiz ilaçlarla (özellikle Methotrexat) ve gerekirse iltihap önleyici başka ilaçların kombinasyonu ile yapılmaktadır. Tamamlayıcı olarak fizik tedavi, Ergoterapi, Hasta jimnastiği ve cerrahi tedavi yardımcı olmaktadır.
Tanımlama

Kronik Poliartritis olarak da adlandırılan Romatoid Artrit kronik iltihaplı bir hastalıktır. Bu hastalık ağırlıklı olarak eklemleri etkilemekle birlikte ender de olsa göz ve cilt gibi iç organları da etkileyebilmektedir.
Sıklık

Romatoid Artrit iltihaplı romatizmal hastalıklar içerisinde en sık görülenidir. Almanya’da nüfusun yaklaşık % 0,5’i bu hastalıktan mustarip. Bu hastalığın kadınlarda görülmesi erkeklere göre 3:1 oranında daha fazladır.
Romatoid Artrit her yaştaki insanda, hatta küçük çocuklarda dahi görülebilmektedir. Bununla birlikte hastalık daha çok 35 ile 45 yaş arasında ve 60. yaştan sonra başlamaktadır.
Sebepleri

Romatoid Artritin oluşumuna neyin sebep olduğu konusu halen kesin olarak çözülmüş değil. Ancak muhtemelen hastalığın başlangıç sürecinde imun sistemine (bağışıklık) ait hücreler aktif hale gelerek bir oto imünite sürecinin başlaması ile kendi vücutlarına karşı savaşa geçmektedirler. Bu süreç birkaç adımda gerçekleşmektedir:

Ak yuvarların özel bir şekli olan T-Lenfositleri aktif hale gelir. Belirli yüzey molekülleri ağır Romatoid Artrit hastalarında daha sıklıkta görülmektedir. Bu nedenle genetik bir eğilim muhtemeldir.

Hastalığın oluşumundaki sonraki adımlarda eklem iç zarı (sinovyal zar), bağışıklık sisteminin neredeyse tüm hücreleri ile bağ dokusunun sinovyal hücreleri dahil olmak üzere iltihaplanır. Bu iltihap, hücreler arasında iletişimi sağlayan bağışıklık sisteminin elçi maddeleri, yani Sitokinler tarafından yönetilmektedir. Bir verici hücre etki maddeleri (sitokin) çıkartır. Bu maddeler hedef hücreye ulaşır. Hedef hücrenin hücre zarında reseptörler bulunur. Sitokin molekülleri bu reseptörlere kilit - anahtar misali yanaşabilmektedirler. Böylece hücre içlerine sinyaller gönderilir ve bu sinyaller hedef hücrenin belirli bir cevapta bulunmasına neden olurlar. Romatoid Artritin oluşumunda en önemli sitokinler Tümör Nekrose Faktörü - alpha (TNF - alpha) ve İnterlökin - 1 (IL-1) sayılmaktadır.

Sitokinlerin etkisi ile Sinovyalden yumru şeklinde bir doku oluşur. Pannüs denilen bu doku belli bir süre sonra kıkırdak, kemik, tutucu aparatlar ile söz konusu ekleme ait diğer yapıları bozmaktadır. Bu yıkıcı iltihab sürecinin sorumlusu olarak TNF-alpha görülmektedir. Bu mekanizmayı çözmek için yeni bir tedavi katkısı, TNF-alpha’ nın hedef alınarak antikorlar veya çözünebilir TNF-reseptörleri ile bloke edilmesidir.

Interlökin-1 (IL-1) kıkırdak dokusunun bozulmasını teşvik eder ve kemik yapısını bozan hücreleri, yani Osteoklastları, aktif hale getirir. Bu etki organizmada normal olarak IL-1 reseptör antagonisti IL-1Ra tarafından düzeltilmektedir. IL-1Ra, hücre zarındaki reseptörleri karşıt oyuncular ile, yani Reseptör antagonistleri ile bloke ederek hedef hücrenin cevap (tepki) vermesini engeller. IL-1Ra, reseptörün kilidine uygun ama “kör” bir anahtar sunar. IL-1’ in yanaşabileceği kilitler böylece bloke edilmiş olurlar. Hücre içerisine bir sinyal verilmemiş olur. Hücrenin korkunç cevabı gelmez. Romatoid Artrit hastalığında, yeterli sayıda IL-1 reseptör antagonisti bulunmadığından, bu denge bozulmuştur.

 

Kategorisi: Genel Sağlık

Ne kadar sağlıklısın? Mini Check-Up

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Ne kadar sağlıklısın? Mini Check-Up
Kendi kendinize yapabileceğiniz mini testler sonucunda zayıf noktalarınızı öğrenebilir, bunları daha iyi hale getirebilirsiniz…

1.Akciğer kapasitenizi ölçün Ciğerlerinizdeki bütün havayı boşaltın ve göğüs çevrenizi ölçün. Şimdi derin bir nefes alın ve yeniden ölçün. Sonuç: Dolu ciğerler, boşa göre yüzde 10 daha fazla yer kaplamalı. Sizdeki ölçü daha azını mı işaret ediyor? O zaman dik bir duruş, yoga egzersizleri ve yüzmeyle birlikte ciğer kapasitenizi artırabilirsiniz. Eğer sık sık öksürme veya nefessiz kalma gibi sorunlarınız varsa mutlaka bir doktora görünmelisiniz.
2.Hafızanızı yoklayın

Hafızanızla ilgili de kendi kendinize küçük bir test yapabilirsiniz. Aşağıda 3 sıra halinde rakam dizisi görüyorsunuz. Önce aşağıdan iki sırayı elinizle kapatın ve gördüğünüz rakamları 5 saniye boyunca kafanıza yerleştirin. Sonra kafanızı çevirin ve bu sayıyı boş bir kağıda yazın. Bu minik testi diğer sayılar için de satırları ikişer ikişer kapatarak yapın. Ne kadar hata yaptınız?

3864332
7645512
7505531
3. Eğer toplamda 6 hatanız varsa sorun değil

Ancak bunun ötesindeki yanlış sayısı bir konsantrasyon probleminiz olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni beyni yavaşlatan stres hormonları olabilir. Bunun için günde 30 dakikayı kendinize ayırın. Bu 30 dakika boyunca sadece canınızın istediğini yapın. Yine de bir fayda göremiyorsanız bir uzmana başvurun.
4. Temiz bir nefes için

Ağız kokusunu test etmek için beyaz bir bezi dilinizin üzerine yerleştirin. 10 saniye bekleyin ve sonra koklayın.
Dişlerinizi düzenli fırçaladığınız halde ağzınızda koku var ya da test yaptığınız bez sarı renge mi dönüştü? Dilinizde çok fazla bakteri birikiyor olabilir. Bunun için her gün yumuşak bir bezle dilinizi temizleyin, Yine de istediğiniz sonucu alamıyorsanız o zaman bir iltihap söz konusu olabilir. Diş hekiminize başvurun..
5. Sırtınız ne kadar esnek

Omurganızı bir duvara dayayın. Bacaklarınız kapalı ve öne doğru gergin dursun. Şimdi üstgövdenizi öne doğru eğin ama dizlerinizi bükmeyin, bacaklar gergin! Ayak uçlarına mümkün olduğunca uzanmaya çalışın ve 3 saniye pozisyonda kalın.
Ayak parmaklarınıza ne kadar yaklaşabildiniz?

Parmaklarınızla ayaklarınız arasında bir el mesafesi varsa sorun yok. Vücudunuzun yeterince esnek olduğunu ve bu hareketliliğin de sırtınızı koruduğunu söyleyebiliriz. Ancak eğildiğinizde parmaklarınız ancak dizlerinize gelebiliyorsa o zaman haftada 2 kez esnetme egzersizleri yapmalısınız. Yoga da bunun için çok faydalı olabilir. Eğer öne eğilirken dizlerinizi hiç gergin tutamadıysanız en iyisi bir doktora ya da fizyoterapiste başvurun.
6. Dengede durabiliyor musunuz?

Dengenizi test edebilirsiniz. Bunun için bacaklarınızı omuz hizasında hafif açın. Kollarınızı göğsünüzün üzerinde çapraz yapın. Ellerinizi omuzbaşlarınıza yapıştırın. Şimdi öndeki bacağınızı dizinizle ayakucunuz bir çizgi teşkil edecek şekilde bükün. Ağırlığınızı öndeki bacağınıza verin, arka ayağınızı da 10 cm kadar yukarı kaldırın. Eğer yapabiliyorsanız gözlerinizi de kapatın. Kıpırdamadan, titremeden ne kadar süre böyle kalabiliyorsunuz?
Sonuç:

Eğer 6-10 saniye arasında gözleriniz açık olarak kalabiliyorsanız iyi. Hatta gözünüz kapalı olarak da 3 veya daha fazla saniye dayanıyorsanız yine süper! Dengede iyi durabilmeniz tüm kaslarınızın, sırtınızın ve eklem yerlerinizin yeterince güçlü olduğunu gösterir. Eğer böyle bir koordinasyonu sağlayamıyorsanız size dans etmeyi veya Chi-gong gibi sporları öneriyoruz. Eğer hiç beceremiyorsanız bir fitness eğitmeniyle birlikte çalışabilirsiniz.
7. Kalbinizin gücünü ölçün

Sakin bir zamanınızda, otururken nabzınızı ölçün. Bunun için iki parmağınızı bileğinizin iç kısmına bastırın ve saymaya başlayın. Dakikada ne kadar vuruş olduğunu tespit edin. Daha sonra 3 dakika boyunca yerinizde zıplayın, sonra 3 dakika bekleyin ve yeniden ölçüm yapın.
Nabız sayısı ne kadar?

Sakin bir anda nabızın 60-70 olması normaldir. Bu sayı sürekli spor yapanlarda dakikada 50 olabilir. Eğer 3 dakika dinlendikten sonra da nabzınız sakinleşmiyorsa o zaman kalbinizi güçlendirmek için bir şeyler yapmalısınız. Haftada 3 kez 30′ar dakikalık yürüyüşler veya yüzmek iyi fikir. 8 hafta sonra yine bir iyileşme görmezseniz doktora başvurmalı ve gerekiyorsa bir EKG çektirmelisiniz.
8. Retinada problem olabilir mi?

Retinadaki sorunları tespit etmek için geliştirilen ‘Amsler-Gittertest’i evde kendiniz de uygulayabiliyorsunuz. Şimdi bir elinizle tek gözünüzü kapatın, diğeriyle birkaç saniye boyunca ortadaki siyah noktaya odaklanın. Bu testi gün ışığında ve siyah noktaya 30-40 cm uzaklıkta yapın. Sonra kapalı gözünüzü açın ve diğerini kapatın.
Bütün çizgiler olduğu gibi düz duruyor

Müthiş o zaman bir sorununuz yok. Ancak hücrelere yamru yumru veya biraz kaymış gibi görünüyorsa göözünüze o zaman bir göz doktoruna gitmelisiniz. Hatta doktorunuz kolesterolünüzü ölçtürmenizi de isteyebilir. Çünkü yüksek kolesterolün retina bozukluklarına sebep olduğu biliniyor.
9.Pelvis kaslarınızne kadar sağlam

Bu testi en iyi; tuvalet ihtiyacınızın had safhada olduğu bir zamanda yapabilirsiniz! 10 saniye boyunca pelvis (leğenkemiği bögesindeki) kaslarınızı sıkın. Sonra serbest bırakın ve yeniden sıkın. Bu işlemi dayanamayacak hale gelinceye kadar sürdürün. Kaç kere yapabiliyor sunuz?
15′ten az ise

Eğer 15′ten az ise sonuç kaslarınızı çalıştırmaya ihtiyacınız var. Güçlü pelvis kasları orgazm gücünüzü de arttırır. Özellikle doğum yapan kadınlarda bu kasların gücü biraz azalır. Bu yüzden doğumdan sonra bu kasları hızla güçlendirmekte fayda var. Bunun için yukardaki egzersizi her gün bir kez yapabilirsiniz. Bu rakamı 20′ye kadar çıkarabilirsiniz! Eğer 3 hafta sonra bir gelişme görmezseniz bir jinekologa başvurabilirsiniz.

Tags:  

Kategorisi: Genel Sağlık

Adan Zye Tüm Rahatsızlıklar

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

http://www.saglikmerkez.com/genel-saglik

 

Kategorisi: Genel Sağlık

Ağrıyla baş etmenin 10 yolu

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Baş ağırısı, bel ya da boyun ağrısı… Her türlü ağrıya karşı yapmanız gerekenleri anlatan mini bir rehber hazırladık. Bu rehber, günlük yaşam alışkanlıkları ve tedavi yöntemlerini kapsayan 10 öneriden oluşuyor.
Türk Eczacılar Birliği ve Türk Ağrı Derneği’nin yaptığı araştırma sonuçlarına göre; ülkemizde her 100 kişiden 63′ü ağrı çekiyor. En çok da baş ağrısından yakınılıyor. Bunu, bel ve bacak ağrıları izliyor. Çoğumuz ağrının stresten veya yorgunluktan kaynaklandığını düşünüyor, şikayetlerimizi de genellikle göz ardı ediyoruz. Oysa ağrılar kanser gibi ciddi hastalıkların da habercisi olabiliyor. Dolayısıyla bu sorun karşısında yapmamız gereken şey, hiç kuşkusuz, doktorumuzdan randevu almak. Ardından da, yaşam kalitemizin olumsuz yönde etkilenmemesi için doktorumuzun önerilerini harfiyen uygulamak. Avrupa Ağrı Teşkilatları Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine ile İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Baki Göksan’dan aldığımız bilgiler doğrultusunda, ağrıyla baş etmeniz hiç de zor olmayacak!

——————————————————————————–

1.Gerginliğe son verin
Strese girmenize yol açan durumları belirleyin ve onlardan uzak durmaya çalışın. Çünkü stres tek başına bile ağrıyı başlatan nedenlerden biri olabiliyor. İş, ailevi veya sosyal hayatınızla ilgili sorunlarınızı çözmek için gerekirse psikolojik danışmanlık hizmeti de alarak gevşeme tekniklerini öğrenin.

2. Hareketlerinize dikkat edin
Bel ve boyun ağrılarından yakınmak istemiyorsanız, günlük yaşantınızda hareketlerinize dikkat etmelisiniz. Örneğin, koltuktan veya yataktan kalkarken ani hareketler yapmayın. Ağır bir eşya kaldırmamaya da dikkat edin. Eşyayı yere çömelerek kaldırın, böylece omurganızın doğal eğriliklerini korumuş olursunuz. Boyunuzu aşan bir yerde duran eşyayı, sandalyenin veya yükselmenizi sağlayan başka bir nesnenin üzerine çıkarak rafın hizasına geldikten sonra alın.

3-Ayakkabı seçimi…
Bel, boyun ve eklem ağrılarından şikayetçiyseniz, uzun topuklu veya tam aksine topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabınızın topukları normal, ökçeleri ise yumuşak olmalı. Ayakkabı seçimini, ayaklarınızın şiştiği günün geç saatlerinde yaparsanız, en doğru kararı verebilirsiniz.

4. Masajın gücünden yararlanın…
Bedeninizi sihirli ellerin gücüne bırakın. Masaj, hem ağrıyı azaltıyor hem de kasları gevşetmeye yarıyor. Uzmanlar, vücudu hırpalamadan yapılan yumuşak kas masajlarından oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirtiyorlar.

5. İşlere ara verin
Ağrınız başladığında işlerinizi bir kenara bırakın ve istirahat edin. Ancak unutmayın ki bel ağrısından şikayetçi iseniz sert yatakta yatmamalısınız. Sert yataktan kastettiğimiz, üzerine yattığınızda şekli bozulmayan yataklar. Dolayısıyla, bel ağrınız varsa, vücudunuzun şeklini alabilen yatakları tercih etmeniz gerekiyor.

6.Sıcak soğuk
Kompres yapın İçine birkaç adet buz koyduğunuz naylon torbayı havluyla sardıktan sonra gergin olan kasların veya ağrıyan bölgenin üzerinde 5 dakika bekletin. Veya, havluyu sıcak suya batırdıktan sonra iyice sıkarak da kompres yapabilirsiniz. Bu yöntemler ağrının algılanma şiddetini azaltıyor. Siz siz olun, cildinize ispirto kompresi yapmayın. Çünkü içinde metil alkol olan ispirto, ciltten hızla emilerek kalıcı körlüğe yo açabiliyor.

7. Zayıflayın
Aldığınız her fazla kilonun beliniz ve eklemlerinize ilave bir yük oluşturacağını, bunun da vücudunuzun biyomekaniğini olumsuz yönde etkilediğini unutmayın. Bu nedenle, fazla kilolarınız varsa, beslenme ve diyet uzmanından yardım alın. Uzmanlara göre; sadece 5 kilo vermeniz bile eklem ağrılarının azalmasında etkili oluyor.

8. Bitki çayları
Özellikle baş ağrılarınızın giderilmesinde şifalı bitkilerle hazırlanan çaylar da etkili oluyor. Günde 2 fincan melissa veya adaçayı içmek ağırınızı hafifletecektir.

9. Egzersiz yapın…
Vücudumuz egzersiz sırasında, doğal ağrı kesiciler olarak bilinen ‘endorfin’ maddesi üretiyor. Siz de ağrılarınızın hafiflemesi için düzenli olarak yürüyüş yapabilir, yüzebilir veya aerobik egzersizleri uygulayabilirsiniz. Eğer ağrılarınız şiddetliyse, sizin için en uygun egzersiz programının belirlenmesi için fizik tedavi uzmanına başvurun.

10. Yemek saatiniz kaçmasın…
Özellikle de migreniniz varsa, stresli olduğunuz anlarda ya da yolculuk sırasında öğünlerinizi atlamamaya özen gösterin. Ayrıca ağrınızı tetikleyen besinlerden uzak durun. (Kahve, çay vb)

Tags: ,  

Kategorisi: Genel Sağlık

Bilgisayar hasta ediyor

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Bilgisayar kullanıcıları belli bir zamandan sonra bel, boyun, baş ağrısı, ellere kramp girme ve gözlerde yaşarma gibi sorunlarla karşılaşıyor.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Güler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bilgisayar kullanıcılarını uzun bir zaman sonra bekleyen tehlikeler bulunduğunu belirterek, zaman içinde bilgisayarın sağlık düşmanı olabileceğini söyledi.Çok gelişmiş bir araç olmasına karşın bilgisayarın pek çok zaman sağlığa zararlı olduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti:

“Bilgisayara veriler klavye ve fare kullanılarak girilir. Çalışma sonuçlarını görmek için sürekli olarak monitöre bakmak gerekir. Üstelik bunları yaparken saatlerce bilgisayar karşısında hareketsiz oturmanız gerekebilir. Böyle olunca bilgisayar kullanırken sağlığınızı korumak için bazı konulara dikkat etmelisiniz. Bazı bilgisayar kullanıcıları yemeği bile unutabilirler. Dünyanın en güzel bilgisayarı sizin olabilir ama doğru şeyleri yapmazsanız en sıradan ve can sıkıcı hastalıklara sahip olabilirsiniz.”

Bilgisayar karşısında doğru oturma biçimi

Prof. Dr. Güler, bilgisayar kullanırken ilk olarak oturulan koltuğun doğru seçilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:

“Yüksekliği ayarlı, sırt için desteği olan yumuşak minderli ve dayanıklı bir koltuk almalısınız. Sert ve ayarlı olmayan bir koltukta uzun süre oturmak şiddetli bel ve boyun ağrılarına neden olabilir.

Koltuk seçiminden sonra eğer yoksa bir bilgisayar masası almalısınız.

Normal çalışma masaları çoğu zaman bilgisayarlar için kullanışlı değildir. Örneğin bilgisayar monitörünün gözünüzden biraz aşağıda ve tam karşınızda bulunması gereklidir. Ayrıca klavyenin, dik oturduğunuz zaman kollarınız dirsekten 90 derece kıvrıkken ellerinizle aynı hizada ve tam karşınızda olması gereklidir.” Bilgisayar kullanırken gereken fare, telefon, printer ve diğer araçların da masa üzerinde kolayca ulaşabilecek yerlerde olması gerektiğini dile getiren Güler, “Bilgisayar kullanırken sık olarak yazı okumanız gerekirse yazıları bir askı ile tam önünüze koyup monitörü biraz yana almalısınız. Monitörünüzün pencereden veya diğer ışık kaynaklarından uzak olması gereklidir. Ayrıca monitörünüzün rezolüsyonunu yazıların kolayca okunacağı bir ayara ve yenileme hızını titreşme olmayacak bir hıza ayarlanması gereklidir” dedi.

Bilek, diz ve dirsek kireçlemesi

Prof. Dr. Güler, parmak, el bileği ve dirseğin bilgisayar kullanırken yaptığı küçük ve tekrarlayıcı hareketlerin özellikle el bileği hizasında bozukluklara neden olabileceğini kaydederek, “Bu hastalık da el bileği içinden geçen sinir ve tendon denilen kasların kemiğe yapıştığı dokular zedelenip sıkışır. Bu durumda elde uyuşukluk ve ağrı, başparmak hareketlerinde ve el sıkma gücünde azalma ortaya çıkar, el becerisi bozulur. Bu rahatsızlığın tedavisi için bir ortopedi uzmanına danışmalısınız” diye konuştu.

Göz bozuklukları

Uzun süre bilgisayar karşısında çalışmanın gözlerde de bazı rahatsızlıklara neden olabildiğine işaret eden Prof. Dr. Güler, şunları kaydetti:

“Böyle durumlarda en sıklıkla göz çevresi ve başta ağrı, gözlerde yorgunluk hissi, yanma, batma ve kızarıklık görülebilir. Yakınmalar daha çok günde 4-6 saatten fazla bilgisayar karşısında çalışan, özellikle gözlerinde miyop veya astigmatizm kusurları olan kişilerde sık görülür.

Bilgisayarla çalışmanın gözlerde kalıcı bir etkiye neden olmadığı bilinmektedir. Fakat gündelik yaşamda pek sorun oluşturmayan astigmatizm gibi kusurlar bilgisayar karşısında rahatsızlıklara neden olabilir.

Yanma, batma, kızarıklık, sulanma gibi yakınmalar monitöre bakarak çalışan kişilerde göz kırpma sayısındaki belirgin azalmaya bağlı olabilir.” Ekranın gözlerden 50-70 santimetre uzakta ve göz hizasından biraz aşağıda bulunmasının yorgunluk yakınmalarının azalmasını sağlayabileceğini ifade eden Güler, “Gözle ilgili yakınmaların azaltılabilmesi için öncelikle iyi bir göz muayenesi yapılmalıdır.

Ayrıca çalışma sırasında sık ara vermek ve aralarda örneğin pencereden uzak nesnelere bakmak göz sağlığı açısından önemlidir” dedi.

Bel, baş ve boyun ağrıları

Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güler, bel, baş ve boyun ağrıları, omuz ve boyun tutulması, boyun ve belde disk zorlanmaları, sırt bölgesinde şekil bozuklukları, eğilmeler, osteoporoz gibi bölgelerde ağrıların oldukça sık görülen rahatsızlıklar olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Hatta iş güç kaybına ve sağlık hizmeti alma açısından şirketlere ve devletlere oldukça büyük yük getirmektedir. Bunların bilgisayar kullanımı ile ilgili olarak sıklıkla uzun süre hareketsiz kalma, stres, uygun olmayan duruş biçimi gibi nedenlerle ortaya çıkarlar. Kas, kemik, sinir ve damarların aşırı gerilme ve uygun olmayan duruş biçimlerine bağlı olarak şekil bozuklukları bu tip hastalıkları yaratabilir. Bu rahatsızlıklar olduğu zaman ihmal etmeden öncelikle bir ortopedi uzmanına muayene olmalısınız.”

Bilgisayar kullanırken yapmanız gerekenler

Prof. Dr. Güler, bilgisayar kullanılırken, bazı hareketlere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bilgisayar karşısında dik olarak oturun. Yazı yazarken klavyedeki tuşlara fazla güçlü olmayan bir biçimde dokunun. Fareyi yumuşak bir biçimde tutun. Kollarınızı ve parmaklarınızı yazma işlemi yapmadığınız zaman dinlendirin. Uzun süreler çalışmayın ve sık sık aralar verin. Çalışma sürenizi planlayın. Her gün belli sürelerle çalışın ve ara verin” diye konuştu.

Uzun süre aynı pozisyonda oturulmaması gerektiğini dile getiren Güler, şunları söyledi:

“Oturduğunuz sandalyenin arkası belinizi destekleyecek şekilde olmalı, bilgisayarınız göz hizasında olmalı, bileğinizi olabildiğince düz bir şekilde tutun. Ayağa kalkın ve sağ elinizle sol omzunuzu sol elinizle sağ omuzunuzu kavrayın. Başınızı kolunuzun aksi yönünde çevirebildiğiniz kadar hareket ettirin. Başlangıçta kendinizi zorlamayın. Gün geçtikçe ve boyun kaslarınız güçlendikçe zaten hareket mesafesi artacaktır.

Boynunuzu beşer kez sağa sola öne ve arkaya doğru hareket ettirin. Her iki omuz, dirsek ve el bileği eklemlerini ve parmakları 2-3 saat arayla hareket ettiriniz, açıp kapatın. Oturduğunuz yerden kalkarak ayakta durunuz ve dizlerinizi kırmadan parmaklarınız yere değecek şekilde öne eğilin. Ayrıca sağa sola ve arkaya belden eğilmeye çalışın. Oturduğunuz yerde derin nefes alıp verin. Bu hem gerginliğinizi azaltır, hem de kaslarınızı gevşetir.”

Tags:  

Kategorisi: Genel Sağlık

Yüksek nem kulaktan vuruyor!

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Yüksek nemin yol açtığı terleme, önlem alınmadığı takdirde kulak hastalıklarını tetikleyerek işitme kaybına neden olabiliyor.
Yüksek nemin yol açtığı terlemenin, gerekli duyarlılık gösterilmeyip, önlem alınmadığı takdirde kulak hastalıklarını tetikleyerek işitme kayıplarına neden olabileceği bildirildi. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaz aylarıyla birlikte en önemli sorun olan nemin, özellikle hassas olan dış kulakta sorunlara yol açarak işitme kayıpları ve önemli hastalıkları beraberinde getirebileceğini söyledi.

Dış kulak cildinin çok hassas olduğunu ve çabuk tahriş olabildiğini hatırlatan Aydoğan, “Dış kulakta en ufak kaşıntı dahi enfeksiyonu kolaylaştırıcı faktör oluyor” dedi.
Yapısı itibariyle nemin dış kulakta kolayca toplanabileceğini anlatan Aydoğan, şöyle konuştu:

“Özellikle yaz aylarıyla birlikte terleme de doğal olarak artar. Ter kulak içinde saklanabilir. Oluşan nem, dış kulakta mikroorganizmaların kolay ve hızlı bir şekilde üremesini sağlar. Nem, bu bölgede kaşıntıya yol açar. Kaşıntı ise dış kulakta zedelenmeyi, beraberinde ise mantar oluşumunu tetikler. Nemle birlikte dış kulakta oluşacak mikrobik iltihaplanmalar, ilerleyen günlerde işitme kayıpları gibi önemli kulak rahatsızlıklarını beraberinde getirir.”

Kulağınızı kaşımayın

Tekrarlayan kulak enfeksiyonlarının şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin habercisi olabileceğini vurgulayan Aydoğan, kulağın, başta parmak olmak üzere sert cisimlerle kaşınmaması gerektiğini söyledi.

Serinlemek amacıyla girilen havuz ve deniz suyunun temiz olmasına özen gösterilmesinin önemine dikkati çeken Aydoğan, kirli suların kulaktaki enfeksiyonu artıracağını, sık tekrarlayan durumlarda ise mutlaka bir uzman doktora başvurulması gerektiğini kaydetti.

Aydoğan, dış kulak iltihaplanmalarına karşı alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı:

“Havuza veya denize gireceğiniz durumlarda tıkaç kullanın. Suya girdikten sonra mutlaka kurulanın. Kulaklarınızı temizlediğiniz pamuklu çubukları çok içine sokmadan hafifçe kullanın. Bünyenizde alerjiye yol açan gıdaları tüketmeyin. Doktorunuz tarafından verilmiş kulak damlalarını, özelliği dolayısıyla açıldıktan sonraki 15 günlük süreçte kullanın. Kulağınızı kaşıdıysanız ardından suyla temas etmeyin.”

 

Kategorisi: Genel Sağlık

Sabun mikrobu öldürmüyor!

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Ellerimizde bulunan mikroorganizmalar bir çok hastalığa neden olurken, sabun bu mikropları öldürme konusunda etkisiz!
Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim öğretim üyesi Başkanı Prof. Dr. Yusuf Durak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlıklı beslenme ve yaşamada temizliğin büyük önem taşıdığını belirterek, temizlikte de en önemli noktanın eller olduğunu söyledi.Elin vücuttaki en önemli mikrop taşıyıcısı durumunda olduğunu ifade eden Durak, el aracılığıyla hastalık yapıcı mikroorganizmaların vücudun hemen her yerine bulaşabildiğini ve bulaştığı yerde hızla çoğalabildiğini bildirdi.

Ne kadar dikkatli olursa olsun eldeki mikropların ağız yolundan mide ve bağırsaklara kadar inebildiğini vurgulayan Durak, şunları kaydetti:

“Elle bulaşan mikroorganizmalar tifo, kolera, dizanteri gibi hastalıklara göz, sindirim ve solunum yolu rahatsızlıklarına, hatta kulakta bile bazı sorunlara yol açabilir. El üzerinde taşınan çok sayıda türde milyonlarca mikroorganizma el aracılığıyla ulaştığı herhangi bir yerde uygun ortamı bulması durumunda çoğalıp, hastalık yapabilir. Her çeşit mikrop farklı hastalıklara yol açabilir. Kişi, elinde ne tür mikrop taşıdığını, nereden ne bulaştığını kesinlikle bilemez ve göremez.”

Sabun mikrobu öldürmüyor!

Durak, su kesintilerinin başladığı bugünlerde tifo, kolera, dizanteri ve sindirim yolu rahatsızlıkları gibi özellikle bulaşıcı hastalıklardan korunmanın birinci şartının el temizliği olduğunu ifade ederek, normal bir temizlik için su ve sabunun yeterli olacağını bildirdi.
Sabunun mikropları öldürmediğinin iyi bilinerek ellerin yıkanmasını öneren Durak, şunları kaydetti:

“Son günlerde elin 20 saniye yıkanması gerektiği söyleniyor. Elin 20 saniye, bol su ile yıkanması diye bir durum olamaz. Sabunun mikroorganizmaları öldürme özelliği yoktur, sadece elden uzaklaşmasını sağlar. Bu yüzden uygun yıkama yeterlidir. Sabun elde iyici köpürdükten sonra ve elin hemen her yerine temas etmesinden sonra su ile iyice yıkanır. Bu yıkamada sabun mikropların tutunmasını önleyeceği için hastalık yapıcı mikroorganizmalar elden suyla akıp gidecektir. Ama (el 20 saniye yıkanmalı) şeklindeki öneri doğru değil. İlaç olsa zaman
önemli, ancak mikrobu öldürmeyen bir temizlik aracıyla saatlerce elinizi sabunlamakla birkaç saniye sabunlamak arasında fark yoktur.”

Durak, ellerin sabun köpürdükten sonra iyice ovulup suyla yıkanmasının normal bir temizliği sağlayacağını belirterek, “Fazla suyla yıkamak da fazla önem taşımıyor. Ancak hastane ziyaretlerinden sonra ya da bir hastaya dokunulmuşsa sabun yeterli olmayacaktır. Alkol temizliği de yapmak gerekir” dedi.

 

Kategorisi: Genel Sağlık

Havuzda gözlerinizi koruyun!

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Havuz suları göz hastalıklarına yol açabiliyor. Su virüsün, havuzda yüzen diğer kişilere kolayca bulaşmasına neden oluyor.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Gülhanım Hacıyakupoğlu, havuz sularının göz rahatsızlığına yol açtığını söyledi.Göz iltihabına neden olan ‘Adoneviral Konjonktivik’ adlı virüsün, havuzda bir kişiden, su içindeki herkese bulaşabildiğini belirten Prof. Dr. Hacıyakupoğlu, havuz yerine denizlerin daha sağlıklı olduğunu söyledi. Rahatsızlığın antibiyotik kullanılmasıyla düzeldiğini belirten Prof. Dr. Hacıyakupoğlu, “Virüsü alan kişinin gözünde yaklaşık 10 gün boyunca yanma, batma, kanama, kızarıklık, sulanma, ışıktan rahatsız olma ve şişme meydana gelir.

Kişi gözünde kum varmış gibi rahatsız olup, acı çeker. Hastalığın başkalarına bulaşmaması için önlem alınması gerekir. Bunun için havuza gelen kişilere sağlık görevlileri göz rahatsızlığı bulunup bulunmadığını sorup varsa suya girmemesi için uyarıda bulunmalıdır. Bir diğer çözüm de havuza giren her kişinin su gözlüğü takmasıdır” dedi. Prof. Dr. Hacıyakupoğlu, güneş ışınlarının göz sağlığını olumsuz etkilediğini anlatırken, güneş gözlüğü takmadan dışarı çıkılmaması önerisinde de bulundu.

Gözün uzun süreli güneş ışığına maruz kalmasının görme tabakasına ciddi boyutlarda zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Hacıyakupoğlu, “Özellikle güneşin daha etkili olduğu saatlerde koruyucu gözlükler mutlaka takılmalı. Güneş gözlüğü aksesuvar değildir. Güneş gözlüğü de zararlı ışınlara göre uygun koruyucu cama sahip olmalıdır” diye konuştu.

 

Kategorisi: Genel Sağlık

Eski Konular  


Sağlık Fotoğrafları

Sağlık Video

Sağlık Siteleri

 Sağlık Sayfaları 1 den 6 e Kadar  1  2  3  4  5  6 »