Demir zehirlenmesine dikkat!

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

Kansızlığı önlemek için verilen demir ilaçlarının belirtilen dozun üzerinde alınması zehirlenmelere yol açıyor.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Küçüködük, kansızlığı önlemek için verilen demir ilaçlarının belirtilen dozun üzerinde alınmasının zehirlenmelere neden olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Küçüködük, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuklada demir zehirlenmelerine sıkça rastlandığını söyledi. Demir eksikliğinin kansızlığa yol açtığını ifade eden Küçüködük, çocuklarda kansızlığın önlenmesi ve tedavisinde demir ilaçlarının kullanıldığını belirtti. Belirtilen dozdan fazla ilaç alımının zehirlenmelere yol açacağını vurgulayan Küçüködük, şunları kaydetti: “Kansızlığın önlenmesi ve tedavisinde demir preparatları sıkça kullanılır. Bu preparatlar rengarenk olduğu için çocukların dikkatini çeker.

——————————————————————————–
Demirin emilimi çok hızlıdır. Yüksek dozda alındığında hızla emilerek dolaşımda serbest halde bulunur ve bütün dokularda özellikle karaciğerde birikerek hücre ölümüne yol açabilir. Sonuçta karaciğer yetmezliği gelişir ve çocuğun kaybedilmesine neden olabilir.” Demirin yakıcı olup mide yüzeyinde belirgin zedelenme ve kanamaya yol açabileceğini bildiren Küçüködük, “Yüksek dozlarda kalp yetmezliği ve şoka neden olur. Çocuklarda demir zehirlenmelerine sıkça rastlanmakta, ciddi zehirlenmeler ölüme bile neden olmaktadır” dedi. Demir zehirlenmelerinde belirtilerin kusma, solukluk, halsizlik, karnın üst bölümünde ağrı, uyku hali, şok olduğunu belirten Küçüködük, “Bu durumda çocuk kusturulmalı ve hastaneye götürülene kadar karın masajı yapılmalıdır. Tüm zehirlenmelerde mutlaka hastanın tam teşekküllü bir hastaneye götürülmesi gerekmektedir” diye konuştu. Prof. Dr. Küçüködük, çocuklarda kansızlığı önlemek için, ilk 6 ay anne sütü verilmesini ve ek gıdalara geçildikten sonra tavuk, karaciğer, kuru baklagiller, balık, üzüm pekmezi gibi demir yönünden zengin gıdalarla diyet uygulanmasını tavsiye etti.

 

Kategorisi: Çocuk Sağlığı

Sporcu çocuk nasıl beslenmeli?

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

Spor yapan çocukların beslenmesi daha da önem kazanır. Günde 1.5-2 saatten fazla egzersiz yapan çocuk, ekstra besinlere ihtiyaç duyar.
Tüm çocuklar için dengeli ve yeterli beslenme önemlidir ancak çocuğunuz sporla uğraşıyorsa büyüme ve gelişmesiyle spor performansının kalitesi için bu konuda daha dikkatli olmak gerekir. Çocuğunuz, aktivite düzeyine göre ekstra besinlere ihtiyaç duyulabilir. Genç sporcular hangi besin öğelerine ihtiyaç duyar? Eğer çocuğunuz her gün yeterli ve dengeli olarak her besin grubundan tüketiyorsa ihtiyacı olan tüm besin öğelerini alıyor demektir. Ancak günde 1.5 - 2 saatten fazla yüzme veya koşu gibi egzersiz yapan çocuğun artan enerji ihtiyacını karşılamak için daha fazla besine ihtiyacı vardır. Çocuğunuzun yeterli besin tüketip tüketmediğinden emin olun ve aşağıdaki besin öğelerini alıp almadığını kontrol edin.

——————————————————————————–

Vitamin ve mineraller:
Çocuğunuzun çok çeşitli vitamin ve minerallere ihtiyacı vardır. Yeşil yapraklı sebzeler, havuç, biber, meyveler çok sayıda vitamin ve mineral sağlar. Ayrıca yeterli seviyede kalsiyum ve demir alması da önemlidir. Kalsiyum sağlıklı ve güçlü kemikler için gereklidir. Bu şekilde kemik kırıklarının oluşumu da önlenebilir. Kalsiyumdan zengin besinler süt, yoğurt, peynir, brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler ile kalsiyumla zenginleştirilmiş besinlerdir. Demir vücutta ihtiyacı olan yerlere oksijen taşınmasına yardımcı olur. Kırmızı et, tavuk, balık, yumurta, kurutulmuş meyveler, yeşil yapraklı sebzeler ve tam tahıllar demirden zengindir.

Protein:
Düzenli idman ve egzersiz yapan çocuğunuzun kaslarını geliştirmek için yardımcıdır. Ancak çok fazla ekstra miktarda protein almaya gerek yoktur, çünkü bu dehidrasyona ve kalsiyum kaybına neden olabilir. Balık, et, süt ürünleri, tavuk, yumurta, yağlı tohumlar proteinden zengindir.

Karbonhidratlar:
Vücuda enerji sağlar. Genç sporcu için karbonhidratlar çok önemli yakıt kaynağıdırlar. Bu nedenle müsabaka öncesi mutlaka karbonhidrat depolarını dolu tutmalı, böylece müsabaka sırasında performans düşmesini engellemelidir. Esmer pirinç, bulgur, makarna, tam tahıllı ekmek ve kahvaltılık gevrekler gibi tam tahıl ürünleri az işlem görmüşlerdir ve lif bakımından zengin besinlerdir. Lif kolesterol seviyesini düşürürken, diyabet ve kalp hastalıklarına karşı da koruyucu etki yaratır.

Sıvı alımı çok önemli
Dehidrasyona girmeden (vücudun susuz kalması), performans düşüklüğü yaşamadan yeterli sıvı alımı mutlaka sağlanmalıdır. Gün içinde su içmek en iyi yoldur. Ancak egzersiz öncesi, esnası ve sonrasında da mutlaka su içilmelidir. Fiziksel aktivitede her 20 - 30 dakikada bir bardak (200-240 mililitre) su içilmelidir. Egzersiz sonrasında terle kaybedilen sıvı yerine konulmalıdır.

Sporcu gençlerin bazı durumlarda en yüksek performansa ulaşmak için kilo kaybetmeleri veya kilo almaları gerekebilir. Bu durumda sağlıksız yeme alışkanlıkları, konsantrasyon güçlüğü ve performans azalmasına neden olabilir. Sağlıklı yeme alışkanlıkları ve doğru kilo kaybı için mutlaka diyetisyen yardımı alınmalıdır.

Ana ve ara öğün tavsiyeleri
Müsabaka günü genç sporcunun iyi beslenmesi gerekir. Kahvaltı düşük yağlı yoğurt ile muz olabilir. Öğle yemeği ise düşük yağlı peynir, domates ile hazırlanmış sandviçten oluşabilir. Akşam yemeği, ızgara tavuk, pirinç, sebze veya domates soslu makarna ve yağsız biftek beraberinde salata olarak ayarlanabilir. Ara öğünlerde kuru üzüm, kuru kayısı gibi kuru meyveler veya taze meyveler tüketilebilir.

Müsabaka günlerinde nelere dikkat etmeli?
Müsabaka günlerinde çocuğunuzun iyi beslenmesi çok önemlidir. Ancak müsabakadan iki saat önce yemeğin bitmiş olmasına dikkat edilmelidir. Bu şekilde müsabakadan önce sindirim için yeterli zaman olur. Müsabaka öncesi normal zamanlardaki beslenmesinden çok farklı besinler tüketmemelidir. Beslenme içeriği protein ve karbonhidratan zengin olmalıdır. Aşırı yaÇ tüketilmemlidir, çünkü yağların sindirimi daha zordur ve mideyi rahatsız edebilir. Müsabakadan sonra iyi dengelenmiş bir öğün çocuğunuz için uygun olacaktır. Çocuğunuzun, egzersizden sonra devam eden 24 saat boyunca kas dokuları yeniden yapılanır ve karbonhidrat depoları yeniden dolar. Bu esnada sıvı alımı da önemlidir.

 

Kategorisi: Çocuk Sağlığı

Altını ıslatma ciddi problem!

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

Beş yaşındaki çocukların yüzde 20’si, 7 yaşındaki çocukların yüzde 10′u ve ergenlik çağındaki çocukların ise yüzde 2’si altını ıslatma problemi yaşıyor.
Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Çocuk Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Işık Ağras, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gece idrar kaçırmanın çocuklarda sık görülen bir sorun olduğunu söyledi.Beş yaş üstündeki bir çocuğun, uyku sırasında ayda ikiden fazla istem dışı idrar kaçırmasının bir sorun olarak kabul edilebilineceğini belirten Ağras, bazı çocukların gündüz uyanıkken de idrar kaçırabildiğini kaydetti. Ağras, “Beş yaşındaki çocukların yüzde 20’si, 7 yaşındaki çocukların yüzde 10′u, ergenlik çağındaki çocukların ise yüzde 2’si altını ıslatma sorunu yaşıyor” diye konuştu.

——————————————————————————–
Ailelerin, çocuklarını doktora götürmede bazen geç kaldıklarını dile getiren Ağras, “Ailelerin, çocuklarının altını ıslatmasını doğal karşılaması ve ailedeki diğer altını ıslatan çocuklar gibi bir yaşta düzeleceğini umması ve çocuğun ya da ailenin olayı utanç verici bulması gibi nedenlerden dolayı, doktora getirmekte geç kalabiliyorlar” dedi.

Ağras, çocukların, doktora geç başvurulması yüzünden yıllarca idrar kaçırmanın yarattığı çeşitli sorunlarla karşılaştıklarını anlattı.

Altını ıslatmada, birden fazla etkenin söz konusu olduğunu belirten Ağras, idrar kaçırma sorunu olan her çocuğun, öncelikle idrar yolu enfeksiyonu, böbrek hastalıkları, mesane ile ilgili problemler veya çocukluk çağı diyabeti gibi tedavi edilmesi gereken başka bir hastalığın varlığı açısından değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi. Ağras, bu nedenle, altını ıslatan çocukların mutlaka çocuk sağlığı hastalıkları uzmanlarınca değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Çoğunlukla olayın psikolojik olduğu düşünülerek psikiyatri uzmanlarına yönelindiğinde yukarıda sayılan hastalıkların tanı alması güçleşiyor” diye konuştu. Ağras, altını ıslatma tedavisine gerekli testler yapılarak başka bir hastalık olmadığından emin olunduktan sonra
başlanabilineceğini söyledi.

Ailelerde de idrar kaçırma öyküsü var

Altını ıslatmada, birebir genetik geçiş olmadığını belirten Ağras, çocukların aileleri incelendiğinde yüzde 60-80 oranında idrar kaçırma öyküsü ile karşılaşıldığını kaydetti. Ağras, anne ve babasında çocukken altını ıslatma problemi olan çocukların yaklaşık yüzde 75′inde, sadece bir ebeveynde altını ıslatma problemi olan çocukların ise yüzde 40′ında hastalığın ortaya çıktığını söyledi.

“İdrar kaçırmada psikolojik etkilenme ikincil bir neden” diyen Ağras, hastalardaki en belirgin sorunun çocuğun uykuda mesane doluluğunu hissedememesi ve tuvalete gitmek üzere uyanamaması olduğunu dile getirdi.

Tedavi yöntemleri

Ağras, sorunun tedavisinin tek bir ilaçla mümkün olmadığını belirterek, tedavideki başarının, çocuğun tedaviye katılması, duyduğu utanç ve suçluluk duygusundan uzaklaşması ve bu sorundan kurtulmayı istemesine bağlı olduğunu kaydetti.

Tedavi yönteminin, çocuğun anlayabileceği şekilde anlatılmasını öneren Ağras, “Çocuk, asla bu sorun nedeni ile cezalandırılmamalı ve düzelme konusunda attığı her adım ödüllendirilmeli” dedi.

Ağras, tedavide öncelikle gündüz tuvalete gitme alışkanlığının düzenli olmasının sağlanması, idrar tutma alışkanlığının kırılması, iki saatte bir mesanenin düzenli olarak boşaltılması gerektiğini söyledi. Uyku öncesi iki saatlik dönemde, sulu gıdaların kısıtlanmasının, gece uyanmalarını azalttığını ve tedavinin başarısını artırdığını ifade eden Ağras, “Hastanın mutlaka işeme günlüğü tutması istenmelidir. Bu, hem tedavi başarısının izlenmesi hem de çocuğun olaya katılımı açısından önemlidir” dedi.

Ağras, günümüzde, tedavide en çok “alarm” yönteminin kullanıldığını belirterek, “Bu yöntemle, çocuğun gece mesane doluluğu hissi ile uyanmasını öğrenmesi sağlanıyor” diye konuştu. Hastanın, bu tedavi ile en az 3-6 ay izlenmesinin önemli olduğunu anlatan Ağras, bunun yanı sıra gece idrar miktarını azaltmaya yönelik hormon tedavisi ve “imipramin” gibi mesane üzerine etkili ilaçların da kullanıldığını kaydetti. Ağras, bu ilaçlar kesildiğinde idrar kaçırmanın tekrarlama sıklığının oldukça yüksek olduğunu, bu nedenle çok tercih edilmediğini de söyledi.

 

Kategorisi: Çocuk Sağlığı

Sigara hiperaktiviteyi tetikliyor!

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

Hamileyken sigara içen annelerin çocuklarının hiperaktif olma ihtimali yükseliyor. Hiperaktivite tedavi edilmezse ciddi sonuçlara neden olabiliyor.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun zekâ seviyesiyle bir ilişkisi var mı? Hastalığın ortaya çıkmasında hangi faktörler rol oynuyor? Hangi içecekler tetikleyici etkiye sahip?Toronto Üniversitesi Tıp Fakültesi Profesörü ve Scarborough Hastaneleri Psikiyatrik Araştırmalar Direktörü görevlerini sürdüren, Scarborough Hastaneleri’nde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Kliniği, Eğitim ve Araştırma Enstitüsü Direktörlüğü ile Psikiyatri Bölümü Araştırma Direktörü ve Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevlerini yürüten, Kanada Dikkat Eksikliği Eğitim ve Araştırma Örgütü Kurucu Üyesi ve Eğitim Direktörü Prof. Dr. Atilla Turgay, merak edilenler hakkında sorularımızı yanıtlamayı sürdürüyor.

——————————————————————————–

DEHB bir beyin hastalığı mı?

Kesinlikle bir beyin hastalığı. Özellikle son 5 yıldır bu çocukların beyinlerinde nerede, ne gibi değişiklikler olduğunu görebiliyoruz. Bu hastalarda, iki beyin merkezini birleştiren yerlerde bozukluklar var. Green cevherinde azalmalar var. Bunlar doğumdan gelen sorunlar. Ayrıca beyinde glukoz yani şeker kullanımında bozukluklar ve elektrofizyolojik anormallikler var.

Teşhis için hangi tetkiklerin yapılması gerekiyor?

Beyindeki değişiklikler MR’la görüntülenebiliyor.

DEHB’nin zekâ seviyesiyle bir ilişkisi var mı?

Genel kanı olan ‘hiperaktif çocuk zekidir’ anlayışı çok yanlış. Aynı şekilde hiperaktif çocuk eşittir geri zekâlıdır diye düşünmek de çok yanlış.

Hastalığın ortaya çıkmasında sigara, alkol kullanımı gibi çevresel faktörler etkili mi?

Harvard Tıp Fakültesi’nde yapılan bir çalışmaya göre sigara içen annelerle içmeyenleri karşılaştırdığınızda sigara içen kadınların DEHB’li çocuk doğurma olasılığı daha fazla. Anne aşırı alkol kullanıyorsa, çocukta fetal alkol sendromu dediğimiz bir beyinsel bozukluk görülüyor. Bu sendromun olduğu çocuklarda DEHB olma olasılığı da yüzde 90′ları buluyor. Türkiye’de yok denecek kadar az olan bu oran, Kuzey Amerika’da çok yüksek.

Hastalığı tetikleyen yiyecekler var mı?

Renkli, asitli içecekler DEHB’li çocuklarda tetikleyici rol oynuyor. Kafein de çarpıntı yaparak çocukların büyük bir çoğunluğunda hastalığın belirtilerini artırabiliyor veya ona benzer belirtiler gösterebiliyor.

Okul öncesi ve okula başlayan dönemdeki DEHB’li çocukların belirtileri nelerdir?

Erken çocuklukta, anaokul çağındaki çocuklarda en fazla görülen belirtiler yerinde duramama, oyuncak paylaşamama, kavgacı ve geçimsiz olma, arkadaşlık kuramamadır. Oysaki okul çağına gelince sınıfta oturamama, dersini bitirememe gibi belirtiler görülür.

DEHB’i olan çocuk okulda başarılı olabilir mi?

İlaçlar çocuklarda başkaldırı, agresiflik gibi davranışları da ortadan kaldırıp sosyalizasyonu sağladığı gibi okul başarısını da artırıyor. Yaptığımız çalışmada bir yıl içinde çocuğun eğitiminde, okul notlarında çok ciddi düzelmeler olduğunu gördük.

Eğer çok akıllı bir çocuk üniversite sınavlarına giriyor, kazanamıyorsa ve DEHB sorunu varsa, bu, çocuğun belirli bir süre içinde sınavlarını çok iyi yapamadığı anlamına gelir. Bu nedenle bu çocuklara sınavlarda daha fazla zaman verilmesi gerekiyor.

İlaçlar iştahı keser mi?

DEHB’in dört tipi var. Bir tanesinde hiperaktivite olmaksızın dikkat eksikliği bozukluğu var. Bu çocuklarda şişmanlık varsa uyarıcı ilaçlar, özellikle kısa etkili metilfenidat günde 3 kez ve yemeklerden bir saat önce alınıyorsa iştahı kesici etkileri var. Bu ilacı kullanan çocuklarda bir iki kilo kaybı olabiliyor.

Bu çocukların suç işleme riskleri var mı?

Saldırganlık, yangın çıkarma, hırsızlık gibi suçlara karışan, davranış bozuklukları gösteren ve hapse giren çocukların yüzde 80′inde DEHB bulduk. Ama bütün bu sorunu olan çocuklar kötü olacak diye ebeveynleri korkutmuyoruz. Büyük çoğunluğu devlet adamı, bilimadamı, sanatçı, müzisyen olabiliyorlar, bu da bir gerçek. Ama çocukta DEHB varsa ve bunun yanında saldırganlık, çalma gibi davranım bozukluğu görülüyorsa, bu çocukları izlediğimiz zaman iki yıl sonra baktığımızda ciddi sorunlar ortaya çıkıyor.

DEHB’e başkaldırı gibi isyankârlık, söz dinlememe eşlik ediyorsa bu çocuklarda bir yıl sonra kanunları çiğneme, hırsızlık, vurma kırma, yangın çıkarma gibi bozuklukların ortaya çıktığını görüyoruz.

 

Kategorisi: Çocuk Sağlığı

Hiperaktivite kader değil

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda tedavi, davranış sorunlarında olumlu sonuç veriyor.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), çocuğun gelişimini, anne-çocuk ilişkilerini, öğrenmelerini olumsuz etkileyen ve diğer çocuklardan geri kalabilmelerine yol açabilen önemli bir sorun. Buna rağmen tedavi, DEHB sorunu olan çocukların büyük bölümünde yarar sağlıyor. Hastaların yaklaşık yüzde 80′inde 4 - 5 hafta gibi kısa bir süre içinde çok belirgin düzelmeler görülüyor.
Toronto Üniversitesi Tıp Fakültesi Profesörü ve Scarborough Hastaneleri Psikiyatrik Araştırmalar ve Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Kliniği Direktörü, Kanada Dikkat Eksikliği Eğitim ve Araştırma Örgütü Kurucu Üyesi Prof. Dr. Atilla Turgay, sorularımızı yanıtlamaya devam ediyor.

EHB tedavisine ilaçların en büyük yararı nedir?

En belirgin yararı, ilaç kullanan çocukları normal çocuklardan farklı olmayacak şekilde düzeltebilmemiz.

Peki tedavideki son yenilikler neler?

Son 5 yıldır olan çalışmalar gösteriyor ki DEHB’de kullanılan metilfenidat ve uzun etkili metilfenidat, sosyal davranımı düzeltiyor, saldırgan davranışı büyük ölçüde önlüyor. Aynı zamanda anne babayı dinlememe gibi başkaldırıcı davranışları da düzeltebiliyor. DEHB olsun olmasın saldırgan davranışlar gösteren çocuklarda bir tek bu ilacı kullanırsanız, söz konusu davranışlarda da düzelme görüldüğü saptandı. Ama bu ilaçların yan etkileri konusunda ailelerin endişesi var…
Önümüzde maalesef olumsuz önyargı var. Aileler çocuklarına ne kadar az ilaç verirlerse o kadar iyi anne baba olduklarını düşünüyorlar. Bu çok yanlış bir tutum. Halbuki ne zaman çocuğun olumsuz davranışlarını tedaviyle giderirlerse o zaman iyi anne baba olurlar.

DEHB, eğer erken yaşlarda tedavi edilirse bu çocuklardaki alkol kullanımı tehlikesi çok düşük oluyor. Ama tedavi edilmezse yüzde 40′ında alkol ve yabancı madde kullanma olasılığı var. Bu uyarıcı ilaçlar alışkanlık yapmıyorlar. Kötü alışkanlıkların gelişmesini önlüyorlar.

Hastaların yüzde kaçı tedaviyi devam ettirebiliyor?

Ne yazık ki hastaların büyük bir çoğunluğu altı ay ya da bir yıl sonra ilacı kullanmamaya başlıyor. Bunların en önemli nedenlerinden biri, ne yazık ki Türkiye’de bu daha da fazla, ilacın gereken dozundan çok daha düşük kullanılması. Örneğin metilfenidat 5 miligram veriliyorsa, bu başlangıç dozudur. Hastaların yüzde 10′u kadarı buna cevap verir. 10 miligram verirseniz yüzde 25 - 30′u cevap verebilir. 15 miligram verirseniz hastaların büyük bir çoğunluğu ilaç tedavisine iyi cevap verir. Dolayısıyla ilaçtan aldıkları yanıtın etkisiyle ilaç kullanımını sürdürürler. İşte bu nedenle anne babaların ‘Ne kadar az ilaç verirsek o kadar iyi’ demesinin bir anlamı yok. Eğer düzenli ve yeterli dozda ilaç kullanılırsa, ilk kullandığımız uyarıcı ilaca hastaların yanıt verme oranı yüzde 80′dir.

Bu tedavilere yanıt vermeyen çocuklara hangi ilaçlar öneriliyor?

Türkiye’de kullanılan ilaçlardan biri imipramin dediğimiz antidepresan. Kısa ya da uzun süre etkili metilfenidata hasta cevap vermediyse imipramine cevap verme olasılığı yüzde 60 - 70′i buluyor. Onu kullanabiliyoruz. Hastada saldırganlık varsa, davranış tedavisine cevap vermiyorsa, Türkiye’de var olan ve çok iyi kullanılan ilaçlardan biri de risperidon. Hem DEHB hem de otistik bozukluğu olan hastalarda da çok iyi sonuç veriyor. Risperidon’un da aşırı saldırganlığı düzenleyici etkileri var.
Bu ilaç metilfenidat ve uzun süreli metilfenidata cevap vermeyen, hâlâ ciddi saldırganlık ya da kendini incitici davranışlar gösteren hastaların yüzde 90′ında hem DEHB’i, hem de aşırı davranış bozukluğunu düzeltebiliyor.

Tedavideki en önemli gelişme ne sizce?

Eskiden bu davranışların yüzde 50’si düzeldiğinde çok mutlu oluyorduk. Son 2 - 3 yıldır biliyoruz ki uygun dozda ilacı verdiğimiz zaman bu hastaların en az yüzde 50’sinde bir normalleştirme oluyor. İlaç kullanan çocukları, normal çocuklardan farklı olmayacak şekilde düzeltebiliyoruz.
Diğer yüzde 30′unda ise çok belirgin düzelmeler görebiliyoruz. Okul ve evdeki davranışlarında, öğrenmesinde, sosyal ilişkilerinde, saldırganlığında çok belirgin düzelmeler görebiliyoruz. Diğer yüzde 5 - 10′unda ise hafif düzelmeler görüyoruz. Hâlâ daha yüzde 10 - 15′inde ilaca cevap vermeme durumunu görebiliyoruz.

İlaca cevap vermeme durumu neden kaynaklanıyor?

O çocukların galiba kalıtsal olarak kimyasal farklıları var. Bu şekilde ilaca cevap veremeyen çocuklar çok farklı ilaçlara cevap verebiliyorlar.

Ne yazık ki Türkiye’de ikinci ve üçüncü ilaç seçeneği olmadığı için bu çocuklara çok fazla yardım edilemiyor. Çok rahatlıkla ikili ilaçları ve yeni geliştirilen ilaçları kullanarak bu düzelmeleri yapabiliyoruz.

İlaçlar 3 yaş sonrası kullanılabilecek

DEHB tedavisinde ABD’de onaylanma aşamasında yeni bir ilaç var. Yeni ilaçlarla etkinliğin 16 saatten 24 saate kadar devam etmesi hedefleniyor. 24 saat etkinliği gösterilen ilaçlar var.
En yeni gelişme ise, ilaçlar ne yazık ki 6 yaşından yukarı çocuklarda kullanabiliyordu. Fakat metilfenidatın aslında 3 - 6 yaş arasındaki çocuklarda da etkin ve güvenilir bir şekilde kullanılabileceği çok merkezli çalışmalarda gösterildi. Artık ABD’de FDA’ın bu ilacı o yaşlarda da onaylaması bekleniyor.

 

Kategorisi: Çocuk Sağlığı

Bebeğiniz çok mu ağlıyor?

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

Bebeğinizin ağlama nedeni yalnızca hasta olması, acıkması olmayabilir. Belki de ihtiyacı olan şey sevginizdir!
Ailelerin, çocuklarıyla ilgili en fazla yakındıkları sorunların başında gelen “ağlamanın”, herhangi bir biyolojik rahatsızlık değil, sevgisizlikten de kaynaklanabileceği bildirildi.Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Acil Tıp Birimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayri Levent Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bebeklerin sadece hastalandıklarında değil, duygusal yönden açlık hissettiklerinde ve ilgisiz kalındığında da ağlayabildiklerini söyledi.Doç. Dr. Yılmaz, hiçbir rahatsızlığı olmamasına rağmen günde 3 saatten daha uzun süren, haftada 3 günden daha fazla tekrarlayan bebek ağlamasının mutlaka dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Doç. Dr. Yılmaz, “Ağlayan bebek yakınması, çocuk acil polikliniklerinde sık karşılaşılan, hem anne ve babayı endişelendiren hem de hekime dedektiflik görevinde genellikle faili meçhul dosyalar açıp kapattıran bir yakınma” dedi.

——————————————————————————–
Ağlamanın genellikle fiziksel sağlık açısından sorun oluşturmadığını belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumlarda hekimin ağlayan bebeğin ağlama nedenini çok dikkatli bir öykü, fizik inceleme ve yakın gözlemle bulması ve tedavi etmesi gereklidir” dedi.

Doç. Dr. Yılmaz, ağlama nöbetlerinin bebeklerde genellikle yaşamın 2 ve 3. haftasında başladığını, saatlerce sürebildiğini, ağlamanın çoğunlukla ikindi zamanı, akşamları ve gece yarısında tetiklendiğini, 4′üncü aydan sonra ise genellikle ortadan kalktığını, ancak günde 3 saatten fazla süren ağlamanın mutlaka nedeninin araştırılıp çözüm yoluna gidilmesi gerektiğini kaydetti.

Dikkat çekme isteği

Hiçbir neden bulunmamasına rağmen ağlayan bebeğin, sevgisiz kalıp dikkat çekme isteğinde olduğunun akla getirilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Yılmaz, şunları söyledi:

“Aileler, bebekleri ağladığında önce hasta oldukları akıllarına geliyor, oysa sevgisiz kalmış olabileceği düşünülmüyor. Bebeği rahatlatmak sadece altını temiz tutmak, karnını doyurmakla olmaz, sevgiyi de hissettirmek zorundayız. Bebeğin hafif dokunuşlarla saçının okşanması, vücuduna yine hafif dokunuşlarla masaj yapılması ona inanılmaz bir mutluluk verir. Onunla ilgilenmek, gülmesini sağlamak, küçük hediyelerle şaşırtmak ya da ilgisini çekecek ortamlarda bulunmasını sağlamak bebeği duygusal yönden besler.”

Doç. Dr. Yılmaz, bebeğin gelişiminde uyku, beslenme ve iyi bakım ne kadar önemliyse sevgi ve güven gibi ona ilk yıllarda aşılanabilecek duyguların da büyük önemi bulunduğuna işaret ederek, annelere şu önerilerde bulundu:

“Annenin sıcaklığı, kulağa fısıldanan tatlı sözler, kucağa alınıp okşanması, bebeğe hayattaki ilk dersi olan sevgiyi öğretir. Bebeğiniz daha ilk doğduğunda, onu kollarınızın arasına aldığınızda, kendisine değer verdiğinizi hisseder. Zaman içinde bu sıcak duyguları iyice öğrenen bebeğiniz, sevginizi karşılıksız bırakmayacaktır. Sevgi bir annenin bebeğine öğretebileceği en güzel duygudur. Aslında tanımlanması zor olan bu duyguyu ona dokunarak, konuşarak, sarılarak öğretebilirsiniz. Bu duygunun kendisi için önemli olduğunu anlayan bebeğiniz, sizin yokluğunuzda bu duyguyu arayacak, sevgiyi böylece öğrenmiş olacaktır.”

Doç. Dr. Yılmaz, bebeğin ilk aylarda öğrenebileceği bir başka duygunun ise güven olduğunu belirterek, şöyle dedi:

“Her zaman yanında olduğunuzu bilmek, ağladığında kucağınıza almanız, onu önemsediğinizi gösterir. İlk aylarda aşılanan bu güven duygusu, ileride onun yaşantısını önemli ölçüde etkiler. Kendine güvenli bir birey olarak yetişmek için, güven duygusunu hissetmelidir.”

 

Kategorisi: Çocuk Sağlığı

Güvenli oyuncak nasıl olmalı?

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

Çocuğunuzun oyuncaklarının güvenliğini tehdit etmemesi için oyuncak seçiminde nelere dikkat etmek gerekiyor?
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’nde (RSHM) güvenli oyuncak için analiz yapabilecek bir laboratuvar kurulacak. RSHM Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği desteğinde yürütülen “Oyuncak Güvenliği Projesi” çerçevesinde aileler, miniklerin devam ettiği ana okullarında görevli eğitimcilerle üniversitelerin çocuk gelişimi bölümlerine devam eden öğrencilerin eğitileceğini bildirdi.Bu proje çerçevesinde ilgili çevrelerin bilgilendirilmesi amacıyla bir web sitesi hazırlandığını belirten Ertek, eğitim için bazı materyaller de temin edildiğini söyledi.

——————————————————————————–
Oyuncak güvenliğinin önemine de işaret eden Ertek, bunun için bir “Oyuncak Laboratuvarı” kuracaklarını bildirdi.

Burada kullanılacak cihazlardan bazılarının alındığını kaydeden Ertek, şunları kaydetti:

“Bu laboratuvarda oyuncak güvenliği için analiz yapabileceğiz. Uzak doğudan ülkemize çok sayıda güvenilir olmayan oyuncak giriyor. Biz de kurulacak laboratuvarda piyasa denetim ve gözetim yetkisi olan kuruluşlarca gönderilen oyuncakları inceleyebileceğiz.”

10 adımda oyuncak güvenliği

Ertek’in verdiği bilgiye göre, “10 adımda oyuncak güvenliği” için şunlara dikkat edilmeli:

“-Oyuncak çocuğun yaşına uygun olmalı,

-Etiketinde güvenlik uyarıları bulunmalı ve bunlar mutlaka okunmalı,

-Kullanma kılavuzu olmalı ve dikkatlice incelenerek çocuğa bilgi verilmeli,

-Çocuğun oyuncağın ambalajı ve poşetiyle oynamasına izin verilmemeli. Bunlar çocuğun yüzüne yapışınca nefes almasını engelleyip boğulmasına neden olabilir,

-Büyük çocuk için alınan oyuncaklar küçük çocuk için tehlikeli olabilir. Bu nedenle oyun sırasında çocuklar gözetim altında tutulmalı,

-Çocukların bakımını üstlenen bakıcı ve aile büyükleri oyuncak güvenliğiyle ilgili bilgilendirilmeli,

-Oyuncaklar için güvenli saklama koşulları sağlanmalı, -Oyuncaklar sık sık gözden geçirilip tehlike arz edecek şekilde kırılmış ya da bozulmuş olanlar atılmalı,

-CE (Ürünün AB teknik mevzuatına uygunluğunu belirten resmi işaret) işareti olmayan oyuncaklar satın alınmamalı,

-Güvenliği tehdit eden ürünler Sağlık Bakanlığının internet sitesindeki “Ürün güvenliği şikayet ve ihbar formu” kanalıyla bildirilmeli.”

 

Kategorisi: Çocuk Sağlığı

Tıp Bayramı

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

Türkiye içinde bulunduğu Dünya Sağlık Örgütünün Avrupa bölgesindeki 53 ülke arasında hekim sayısı bakımından sondan ikinci sırada yer alıyor.
Ülkemizde modern tıp öğretiminin başlamasının üzerinden 180 yıl geçmiş olmasına rağmen, tıp alanında hekim sayısının yetersizliği başta olmak üzere bazı sorunlar hala devam ediyor.

Sağlık Bakanlığı yetkilileri, Türkiye’nin, içinde bulunduğu Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) Avrupa bölgesindeki 53 ülke arasında hekim sayısı bakımından sondan ikinci sırada yer aldığına dikkati çektiler.

AB ülkelerinde her 100 bin kişiye ortalama 280, Türkiye’de ise 140 doktor düştüğüne işaret eden Sağlık Bakanlığı yetkililerine göre, DSÖ’nün Avrupa bölgesindeki bazı ülkelerde 100 bin kişiye düşen doktor sayıları şöyle:

——————————————————————————–

ÜLKELER 100 BİN KİŞİYE DÜŞEN DOKTOR SAYISI
——- ———————————-
İtalya 567
Almanya 363
Azerbaycan 359
Bulgaristan 344
Fransa 330
Türkmenistan 300
Kırgızistan 272
Polonya 220
Özbekistan 213
Tacikistan 212
Bosna-Hersek 145
Türkiye 140

Doktor sayısı artmalı

Sağlık Bakanlığı yetkilileri, ülkede doktor sayısının mutlaka artırılması ve yeni tıp fakülteleri açılması gerektiğini de ifade etti.

Türkiye’de 1986-1987 öğretim yılında 21 tıp fakültesine toplam 5 bin 231 yeni öğrenci kayıt yaptırırken, bu dönemde toplam öğrenci sayısının 29 bin 955, öğretim üyesi sayısının bin 875, öğretim üyesi başına düşen tıp fakültesi öğrenci sayısının ise 15.9 olduğunu ifade eden yetkililer, 2005-2006 öğretim yılında 52
tıp fakültesine toplam 4 bin 987 öğrencinin kayıt yaptırdığını, aynı dönemdeki toplam öğrenci sayısının 33 bin 99, öğretim üyesi sayısının 9 bin 20, öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının ise 3.6 olduğunu belirttiler.

Yetkililer, bu oranın Almanya’da 22.5, İspanya’da 14.4, İtalya’da 11.6 ve Fransa’da 10.5 olduğuna dikkati çektiler.

Doğu ve Güneydoğu’daki doktor sayısı

Sağlık Bakanlığının verilerine göre, Türkiye’de sağlık hizmetleri sınıfında toplam 225 bin 807 personel görev yapıyor.

Bunların 63′ü baştabip, 163′ü baştabip yardımcısı, 670′i klinik şefi, 671′i klinik şef yardımcısı, bin 46’sı baş asistan, 23 bin 919′u uzman, 8 bin 213′ü asistan ve 29 bin 49′u ise tabip.

Uzun yıllar sağlık personeli açısından yetersizlik yaşanan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 23 ile devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamında bugüne kadar toplam 4 bin 409 hekim atandı.

Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Hakkari, Iğdır, Kars, Kilis, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli ve Van’a bu kapsamda toplam 2 bin 953 pratisyen, bin 456 uzman tabip atandı.

Bunlardan bin 263′ü uzman tabip, iki bin 195′i pratisyen hekim olmak üzere toplam 3 bin 458′i görevlerine başladı.

 

Kategorisi: Çocuk Sağlığı

Sigarasız yaşam için ‘adım atın’

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

Günde en az 5 dakika yürümek nikotin ihtiyacını azaltarak sigarayı bırakmaya yardımcı olabiliyor.
Uluslararası Bağımlılık (Addiction) tıp dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, yürümek gibi hafif egzersizler sigara içenlerde nikotin ihtiyacını önemli miktarda azaltıyor.

Araştırmayı yapan Exter üniversitesinden egzersiz ve sağlık psikolojisi profesörü doktor Adrian Taylor ve meslektaşları, egzersiz ile nikotin ihtiyacı arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaları yeniden gözden geçirdi. Araştırma grubu, bu çalışmalarında yürümek ya da kasları esnetmek gibi spor salonu dışında yapılan egzersizler üzerinde odaklandı.

Araştırmacılar, hafif fiziksel gayret gösteren deneklere sigara isteyip istemediklerini sordu. Denekler sigara isteklerinin azaldığını ifade etti.

Bu tür egzersizin etkisinin ne kadar sürebileceğinin bilinmediğine dikkat çeken araştırmacılar, insanların sigarayı bırakmalarında, bu tür egzersizlere diğer sigarayla mücadele tekniklerinin de eklenmesinin daha çok yardımcı olabileceğini belirtti.

Doktor Taylor, egzersizin mutluluğu artıran dopamin hormonunu üreteceği için, tiryakilerin nikotin bağımlılığın azalacağı teorisini öne sürüyor.

 

Kategorisi: Çocuk Sağlığı

Çocuğunuzun baş ağrısını önemseyin

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

Yalnızca erişkinlerde değil, çocuklarda da baş ağrıları görülebiliyor. Bu ağrıların yaklaşık yüzde 50’sini ise çocukluk çağı migrenleri oluşturuyor.
Nörolojik hastalıklar hem erişkinlerde, hem de çocuklarda görülebiliyor. Ancak çocuklarda erişkinlere göre hem ortaya çıkış şekli, hem de teşhis ve tedavi yöntemleri bazı farklılıklar içeriyor. Beyinle ilgili olarak tüm beyin içi, beyin zarları, kafatası ile ilgili problemler nörolojinin kapsamı içine giriyor. Migren, epilepsi, menenjit/ensefalit, damar tıkanmalarına bağlı enfarktüsler, beyin kanamaları, doğum travmaları-gebelik-genetik vb. nedenlere bağlı CP’ler (cerebral palsy), beyinde madde birikimine ait hastalıklar, multipl skleroz ve lökodistrofiler gibi beynin ak madde hastalıkları, doğumsal veya aileden genetik geçiş gösteren hastalıklar, parkinson, kore, distoni vb. hareket bozuklukları, beyin içi basınç artışları ve beyin tümörleri çocuk nörolojisi içinde ele alınıyor. Beyin hastalıklarının yanı sıra omurilik hastalıkları (travma, doğumsal yapı bozuklukları, tümörler vs.), kas ve kavşak hastalıkları (sıklıkla kas distrofileri, miyasteniler), doğumsal ve sonradan olan nöropatiler denen sinir hastalıkları yine çocuk nörologları tarafından teşhis ve tedavi ediliyor.

——————————————————————————–
Cerebral Palsy (CP, Serebral Palsi, Beyin Felci) İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı, Çocuk Nörolojisi Birimi’nden Doç. Dr. Zuhal Yapıcı CP’nin başlıca belirtilerinin çocuğun gelişmesindeki duraklama veya gecikme olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Çocuk zamanında oturamaz veya yürüyemez, yürürse de sık düşmeler olur. Ellerini ve kollarını kullanması da zor olabilir. Yaş ilerledikçe bacaklarında fark edilen sertlikler nedeniyle halk arasında spastik teriminin yerleşmesine yol açmıştır. Hastalığın şiddetine göre bazı çocuklarda konuşma ve zeka da etkilenir ve hatta epileptik nöbetler (bilinç kaybının eşlik edebildiği krizler) de görülebilir. Ancak tüm serebral palsiler spastik değildir.” Yapıcı, hastalığın başlıca tiplerini ise şöyle sıralıyor: 1. Spastik (en sık görülen), 2. Distonik/diskinetik (el-kolda istemsiz hareketler, kıvrılma, bükülme), 3. Hipotonik, ataktik (gevşek), 4. Mikst (birden fazla özelliği taşıyabilir, örneğin hem spastik hem diskinetik). “Spastik tipte olanlar her iki bacakta (parapleji) veya hem kol hem bacaklarda (tetraparezi), vücudun tek yarısında (hemiplejik) ya da sadece bir bacakta (monoparezi) da olabilir” diyen Yapıcı, bu çocukların anne-babalarının teşhis için önce çocuk nöroloğuna ya da nöroloğa gitmeleri gerektiğini söylüyor. Yapıcı, muayene sonucunda çocuktan beyin MR’ı, EEG, ve gelişim-zeka testleri istenebileceğini, doktorun bunların sonucunda çocuğun beynindeki hasarın derecesini değerlendireceğini belirtiyor. Yapıcı, serebral palsinin çok çeşitli nedenleri olduğunu ifade ediyor: “Gebelik sırasında, doğum anında ve hatta bebeğin ilk yaşlarında başından geçen hastalıklar çocukta spastik CP’ye neden olabilir. Örneğin annenin gebeliği sırasındaki yüksek tansiyon, böbrek-kalp hastalığı, kullandığı ilaçlar, zehirlenmeler, enfeksiyonlar, doğum sırasındaki zorluklar, mor doğum, kordon dolanması, çocuğun oksijensiz kalması, bebeğin ilk yıllardaki ağır hastalıkları (menenjit, sepsis…) en iyi bilinen sebeplerdir.” Çocuktaki hastalık belirtilerine göre tedavi ediliyor. Sıklıkla fizyoterapi programına alınarak daha dengeli hareket etmesi, yürümenin hızlanması, elini kullanabilmesi sağlanıyor. Orta-ağır durumdaki çocuklarda fizyoterapiye ek olarak Botox uygulamaları, bazı kas gevşetici ilaçlar, ortopedik aletler, hatta nadir de olsa cerrahi girişimlere başvurulabiliyor. Epilepsi Epilepsi halk arasında sara nöbetleri olarak da biliniyor. Belirtileri, sanılanın aksine, sadece şiddetli kasılmalar ile yere düşüp bayılma şeklinde kendini göstermiyor; onlarca farklı çeşidi bulunuyor. Örneğin sadece gözlerde dalmalar, ağızda şapırdatma-yalanma-yutkunma, ağız köşesinde küçük kasılmalar, el-kolda küçük kasılmalar, gözlerde ışıklı görüntülerden sonra kusma atakları, ellerde veya vücutta korkar gibi sıçrayıcı hareketler çeşitli belirtiler arasında sayılabilir.

Bazı iyi huylu nöbetler sadece uykuda da görülebiliyor. Ancak bu hareketler sıklıkla saniyeler ya da birkaç dakikadan uzun sürmez ve gün içinde de tekrarlayabilir. Yapıcı, bu çocukların zekasının altta yatan nedene göre normal ya da gerilemiş olabileceğini ifade ediyor ve ekliyor: “Özellikle bebeklik döneminde uyanmayı takiben çocukta tekrarlayıcı kasılmalar anne için uyarıcı olmalı ve hemen nöroloğa başvurulmalı.” Teşhis için yine önce nörolog ya da çocuk nöroloğunun muayenesi şart. Sonrasında gerekli görülürse MR, EEG, zekâ testleri, PET, SPECT, video çekimlerinin biri veya birkaçı yapılabiliyor. Yapıcı, tedavi olarak antiepileptik ilaçlar kullanılacağını, şiddetli ve sık nöbetlerde 3-4 ilaca kadar çıkılabileceği gibi farklı tedavi yöntemlerine de başvurmak gerekebileceğini ifade ediyor. Çocuklarda baş ağrıları Yalnızca erişkinlerde değil, çocuklarda da baş ağrıları görülebiliyor. Yapılan istatistiklere göre bu ağrıların yaklaşık yüzde 50’sini çocukluk çağı migrenleri oluşturuyor. Yapıcı, bu ağrıları şöyle anlatıyor: “Erişkinlerdekine benzer şekilde zonklayıcı, çocuğu halsiz bırakan, ders yapmasına engel olan, uyumakla rahatlayabilen, bulantı ve kusmanın eşlik edebildiği ağrılardır. Yalnız süresi erişkinlere göre uzun sürmeyebilir.” Yapıcı, sadece bu bilgilerle migren teşhisi konulamayacağına da dikkat çekiyor ve “Baş ağrısına neden olabilecek başka faktörlerin de araştırılması, çocuğun nörolojik muayenesinin yapılması şarttır. Gerekirse görüntüleme yöntemlerinden (BT, MR), EEG den ve çocuk psikiyatrisinden yardım alınmalıdır. Çocuklarda kullanılabilecek ağrı kesiciler de erişkinden farklı olduğundan asla doktor bilgisi dışında kullanılmamalı, mutlaka bir çocuk nöroloğuna başvurulmalıdır” diyor

Beynin ilerleyici hastalıkları Bu hastalıkların belirtileri sıklıkla çocuğun doğumundan itibaren kendini gösterse de bazıları yürümeye başladıktan ya da oyun çocukluğu döneminden sonra da ortaya çıkabiliyor. Yapıcı ilk dikkati çeken belirtileri şöyle sıralıyor: “Çocuğun akranları gibi yürüyüp koşamaması, hareketlerinde yavaşlamalar, dengesizlik, konuşmasında bozulma, zekâsında eski performansın kaybolması.” Bu çocukların yüzde 40-50’sinin akraba evliliğinden olduğunun gözlendiğini söyleyen Yapıcı, tıpkı serebral palside olduğu gibi bunlarda da teşhis için çocuk nöroloğunun muayenesinden sonra özel kan tahlilleri ve MR yapılması gerekebileceğini vurguluyor ve ekliyor: “Her hastalığa özgü farklı kan-idrar tahlilleri olduğundan bunlar hasta sahiplerinin isteği ile laboratuarda yapılamaz. Çok özel araştırmalar için dünyanın bazı özel merkezlerine kan ve idrar gönderilmesi de gerekebilir. İlerleyici beyin hastalıklarının 20′den fazla türü olduğundan teşhis ve tedavi planlaması özelleşmiş merkezlerde (fakülte ve araştırma hastanelerinde) yapılmalı.” Kas-sinir hastalıkları Yapıcı, en sık görülen kas hastalıklarının (kas distrofileri) çocuk yürümeye başladıktan sonra belirti verdiğini söylüyor. “Sıklıkla düşmeler, yokuş ve merdiven çıkmada güçlük, yürüme konforunun bozulması, parmak ucunda yürüme gibi belirtileri vardır. Zaman içinde kas güçsüzlüğü artar ve yardımla yürümeye başlarlar” diyen Yapıcı, bu çocukların zekâ özürlerinin belirgin olmadığını ya da zeka özürleri bulunmadığını ifade ediyor. Teşhis için çocuk nöroloğunun muayenesinden sonra özel genetik testler ve EMG incelemesine başvurulacağını belirten Yapıcı, bazı olgularda kas biyopsisi gerekebileceğini söylüyor. “Sinir hastalıkları (nöropatiler, polinöropatiler) da çocukluk ya da ergenlik döneminde başlayarak el-ayaklarda güçsüzlük ve zaman içinde erimelerle karakterlidir” diyen Yapıcı, bu tür hastalıklarda teşhisin öncelikle EMG tetkiki, sonra da gerekirse genetik ve sinir biyopsileriyle kesinleştirileceğini ifade ediyor. Yapıcı ayrıca, her iki hastalık grubunda da rehabilitasyon programlarının genellikle konuyla ilgili özelleşmiş merkezlerde ilaç, ortopedik destek ve ihtiyaç olursa solunum desteği verebilen yerlerde yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Eski Konular  


Sağlık Fotoğrafları

Sağlık Video

Sağlık Siteleri

 Sağlık Sayfaları 1 den 2 e Kadar  1  2 »