Bu sayfayı gorebilmeniz icin javascript aktif olmalıdır..
Lutfen browser'ınızdan Java Scripti Aktif hale getiriniz.
Java Scripti Aktif hale getirdikten sonra Click here to go back to Sağlık Merkez
 

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Ziyaretçi İstatistikleri

Bugün306
Dün1743
Bu Hafta13955
Bu Ay9865
Toplam846567

Son Yorum Yazıları

MS'de erken tedavi umut...
ms
insallah cözümü en kısa zamanda bulunur
21/01/08 17:57 Devamı...
Yazar: tomar

Sporcu çocuk nasıl beslenmeli?
sporcu çocuk nasıl beslenmeli?
ayyy çok güzel bir siteymiş bu site...
20/01/08 19:40 Devamı...
Yazar: sena

Ne kadar sağlıklısın? Mini...
Arka ayak
:grin İnsanlarda arka ayakmı var??
16/01/08 12:25 Devamı...
Yazar: Hasan Arsan

Türk kadınları kanseri...
meme kanseri
meme kanseri olmuş biri tedavi olduktan...
11/01/08 19:51 Devamı...
Yazar: aylin

Kanserin ilacı tütün!
kanserolduğunda yapılacaklar
meme kan seri olan tadavilerini...
11/01/08 19:43 Devamı...
Yazar: aylin



Öpüşme PDF Yazdır E-posta

Okunma Sayısı : 1255    


Öpüşme..

Victor Von Scheffel günümüzde artık önemini yitirmiş olan «Sâckingen Trompetçisi» adlı yapıtında kurnaz kedi Hidigeigei’ya şöyle seslenir: «İçimde çok düşünüp, tartmama karşın bir türlü çözemediğim bir problem var. İnsanlar niçin öpüşüyorlar? Bu kin değil, birbirlerini ısırmıyorlar, açlık da değil, birbirlerini yemiyorlar…»

Öpüşmenin kökeni ile ilgili birbiriyle çelişen çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Bazı düşünürlere göre öpüşme en eski tapınma biçimlerinden biridir: İnsanın yemek, içmek nefes almak gibi en doğal ihtiyaçlarını ağız yoluyla gidermesi, insanın ancak ağzı sayesinde yaşayabileceğinin kabul edilmesine yol açmıştır. Ayrıca nefes kesilmesi ölümle sonuçlandığından, yaşama gücünün gövdelerin bu bölümünde varolduğu inancı daha da kuvvetlenmiştir. Bu görünmez gücü insanlara veren ve tekrar alan ruhlardır. İlk insan hayvanlara, bitkilere, taşlara dudaklarıyla dokunarak bu ruhsal gücü onlara da aktarmak istemiştir. Sonraları bu jestin ruhlarla yakın ilişkileri olduğu kabul edilen kişiler tarafından (bunlar hekimler, rahipler, hükümdarlardır] tekrarlandığı görülmüştür. Öpüşme giderek sevginin, arkadaşlığın ve aşkın sembolü olmuştur.

Antropolog ve cinsel bilim araştırıcısı Ferdinand von Reitzenstein ise: «öpüşmede ruha can verici bir gücün varolduğu görüşünü savunanlara katılmıyorum.» demektedir.

Bununla birlikte günümüzde bile bazı Avustralya ilkel kavimlerinde döllenmenin ağız yoluyla olduğu ve spermin de yalnızca embriyonun beslenmesinde rol oynadığı görüşü hakimdir.

Freud ve Havelock Ellis’e göre öpüşme basit anne öpücüğünden ve çocuğun meme emmesinden doğmuştur.

«Sadizm ve Mazohizm» adlı yapıtta A. Eulenburg, öpüşme, bir ısırma, hattâ sembolik bir ısırmadır diyerek, koku alma duygusuyla cinsel zevk arasında sıkı bağıntı olduğunu söylemektedir. Nasıl yemek kokusu kişinin iştahını açarsa, cinsel zevk duyulduğu anda gövdedeki ter kokusu da çene kaslarını uyarmaktadır. Cinsel içgüdü uzun süre duyurulmadığı, ya da yeterli derecede doyurulmadığı takdirde, kolaylıkla şiddete dönüşen bir tedirginlik yaratmaktadır. Bazı hayvanlar, (örneğin inekler, kısraklar, tavuklar, mandalar, köpekler, leylekler, güvercinler) çiftleşme mevsiminde öylesine hırçındırlar ki, yanlarına yaklaşan herşeyi hat tâ dişilerini bile ısırıp, öldürebilirler. Öpüşme açlık içgüdüsüyle de bağdaştırılmak istenmiştir. İlk insanın açlık ve cinsel içgüdülerinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu ileri sürülmüştür. Bundan dolayı sık sık kullanılan «öyle sevimlisin ki, seni çıtır çıtır yiyebilirim» sözünde belki biraz gerçek payı gizlidir.

İwan Bloch «Zamanımızın Cinsel Yaşantısı» adlı yapıtında düğün gecesi gelini ısıran, sonra da yiyen bir damadı anlatmıştır. Fakat burada söz konusu olan yamyamca bir cinsel içgüdü değil, bir akıl hastalığıdır… Bazı cinsel bilim araştırıcıları öpüşmenin kökenini, hayvanların çiftleşmeden önceki koklaşmalarında görüldüğü gibi cinsellikte önemli rol oynayan koku alma duygusuna bağlamaktadırlar. Yapılan toplumsal araştırmalarda dudaktan öpüşme yerine burundan öpüşmenin dünyada daha yaygın oluşu bu görüşü kuvvetlendirmiştir.

İleri sürülen tüm bu görüşlerde gerçek payı olmakla birlikte hiçbiri tek başına «insanlar neden öpüşmektedirler?» sorusunu cevaplandıramamaktadırlar. Öpüşme sırasında beş duyu da rol oynamakta ve birbirleriyle kaynaşmaktadırlar. Öpüşmede ruhsal yanımız cinsel yanımızla, hayvansal yarımız da insanlığımızla birleşmektedir.

Ünlü yazar Voltaire dudaklar ve cinsel organlar arasında direkt bir bağlantı olduğunu iddia etmişti. Fakat böyle sinirsel bir bağlantı yoktur.

Tüm vegetatif sinir sistemi cinsel uyarımı sağlamaktadır. Bu sistem aracılığıyla dudaklar gibi, diğer cinsel uyarı bölgeleri de uyarılmaktadır. Ancak dil ve parmak uçlarıyla dildeki duyarlılık uyandırılabilmektedir.

Dudağın en duyarlı bölümü iç tarafıdır. Bu nedenle dudaklar kapalı olarak öpüşüldü günde herhangi bir cinsel zevk alınamaz Ancak dudaklar açıldığında bu zevke varılabilir. Bu konuda Havelock Ellis şöyle demektedir: «Dudağın dış bölümüyle içteki bölümü arasındaki sınır bir çok yönden döl yoluna benzemektedir ve dilin hareketiyle buradaki duyarlılık çok daha artmaktadır”. Cinsel organların dışında cinsel zevki uyandıran tek şey öpüşmedir.»

«Ateşli bir öpüşme kaçamak cinsel birleşmeden çok daha doyurucudur.» der eski bir Hint atasözü. Ve Ovid «Aşk Sanatı» adlı yapıtında «Bir kez öpen ikinciyi istemezse birinciye bile lâyık değildir.» demiştir. Bir Fransız atasözü ise şöyledir: «Kadın eğer öpüşmeye evet demişse, gerisini erkekten esirgemeyecektir.»

«Kadının Şehveti» adlı yapıtında Fransız cinsel bilimcisi ve kadın hastalıkları hekimi Gerard Zwang: «Ağızdaki iki dudak ve yiyeceğe karşı olan istek dişiliğin bir belirtisidir. Dişinin cinsel organındaki kıvrımlara ağızda olduğu gibi dudak denmektedir. Eğer erkek konuştuğunda karşısındaki kadın açık ağızla dinliyorsa, kazandığını anlamalıdır.» demektedir.

Önemli olan bu görüşlere uyarak genellemeler yapmaktan sakınmaktır. Magnus Hirschfeld «Cinsel Bilim»de şunları yazmaktadır: «Flörtle aşk oyunu arasındaki sınır öylesine kolay aşılabilir türdendir ki çoğunlukla belirlenemez bile, örneğin öpüşmede olduğu gibi. Öpüşmenin süresi ve bıraktığı etki, bu davranışın şehevi mi değil mi, ayrıma flört mü yoksa cinsel ilişki kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiğini belirleyen kıstastır.»
 

Please Enter New Tags Separated By Comma's
  Or Close

Valid XHTML 1.0 Transitional

   
Bu makaleyi sitenizde yayımlayın
Yazdır.
Arkadaşınıza gönderin
İlgili haberler

Anahtar kelimeler : Sağlık Bölümü, Cinsel Sağlık, Öpüşme, cinsel bilgiler


Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
 
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  This image contains a scrambled text, it is using a combination of colors, font size, background, angle in order to disallow computer to automate reading. You will have to reproduce it to post on my homepage
Lütfen resimde gördüğünüz karakterleri kutuya giriniz:

   
   

Gönderilen yeni yorum yok

 
< Önceki   Sonraki >

Arama