Cinsel Gücü Arttıran Sprey

Sağlık Konusu: admin on Nisan 8, 2009 | Yorum Yok

Dublin’li bilim adamları cinsel organı uyuşturmadan erken boşalmayı önleyen ve cinsel performansı 6 kat yükselten bir sprey icat etti.

Cinsel birleşme olmadan ortalama 5 dakika önce kullanılması gereken sprey, boşalma süresini eskisinden 6 kat daha uzun bir süreye yükseltiyor. 2 seneye kadar piyasaya cıkması beklenen sprey erkeklerin aşırı heyecanlanmasını ve erken boşalmasını önleyen kimyasal maddeler içeriyor.

Üçyüz denek üstünde kullanılan araştırmada, deneklerin ilişki öncesi ve sonrası zaman ölçümü yapması istendi. Erken boşalma problemi olan insanların %90 oranında ilişki sürelerinde artış olduğu bildirildi. Spreyi kullanan denekler mükemmel olduğunu dile getirdiler..

Cinsel ilişki ve evreleri

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Kadınlar cinsel etkinlik sırasında, düzenli fizyolojik olaylar zinciri şeklinde cinsel yanıt verirler. Cinsel yanıt aşamaları erkekte de olduğu gibi, cinsel istek, cinsel uyarılma, orgazm şeklinde sıralanır. Her aşamadaki aksaklık, kendisinden sonraki aşamaları da olumsuz etkileyebilir. Cinsel isteğimizi genel durumumuz, sağlığımız, kullandığımız ilaçlar, iş ve sosyal yaşamımız, gündelik sorunlarımız, adet döngümüz, cinsel eşimizle olan ilişkimiz, duygularımız gibi pek çok faktör etkileyebilir. Kişisel ve durumsal farklılıklar olmasına rağmen, genellikle kadınların cinsel açıdan uyarılma süresinin fizyolojik olarak erkeklerden daha uzun olduğu kabul edilir.

Cinsel uyarılmamızda, cinsel isteğimizin olduğu kadar yeterli fiziksel uyarıyı alıp almamamızın da önemli rolü vardır. Bedenin duyarlı bölgeleri ve tercih edilen uyarılma biçimleri kişiden kişiye değişiklikler gösterebilir. Ama bütün kadınların cinsel organlarının en fazla sinir ucu bulunan, en duyarlı bölümü klitoristir. Dolayısıyla klitorisin fiziksel uyarıyı, uygun şekilde ve yeterli süre alması gereklidir. Cinsel birleşme sırasında penis vajina içinde hareket eder. Kadın cinsel organlarının yapısına baktığımızda, bu kadın için en uyarıcı durum sayılamaz. Penisin vajina içindeki hareketi, dışarıda yer alan klitorisi doğrudan uyaramaz, vajinanın 2/3 lük iç bölümü duyarsızdır, dış 1/3 lük bölümündeki uyarılar, klitorise iletilirse de, bu dolaylı bir uyarıdır ve bir çok kadının doğrudan klitorisinin uyarılmasına ihtiyacı vardır.

Bazı kadınlarda, cinsel birleşme öncesinde klitoris yeterince uyarılırsa, birleşme sırasındaki dolaylı uyarı yeterli olur. Bazılarının ise cinsel birleşme sırasında da, doğrudan klitoris uyarısının sürdürülmesine ihtiyacı vardır. Cinsel uyarılma sırasında, bedenimizde değişiklikler olur, kan dolaşımı ve solunum hızlanır, kas gerginliği artar, cinsel organların duruş biçimleri değişir, bu bölgeye kan dolar, büyük ve küçük dudaklar, klitoris ve meme başları kabarır, renkleri koyulaşabilir. Bartolin bezlerinden vajinaya salgılanan kaygan sıvı miktarı artar ve dış cinsel organlar ıslanır. Bu sırada vajinadaki durum değişiklikleri, vajina ağzında hafif bir genişleme ve açılma yaratır. Vajinadaki açılma ve ıslanma, kadının cinsel açıdan uyarıldığını gösterdiği gibi, aynı zamanda cinsel birleşme sırasında penisin vajinaya kolayca girmesini de sağlar.

Cinsel uyarılma düzeyi arttığında orgazm oluşur. Kadın orgazmı, karın içi ve cinsel organlar çevresindeki kasların ritmik kasılmaları ve buna eşlik eden zevkli duyumlardan ibarettir. Aslında orgazmın tam ve doyurucu bir tanımını yapmak pek mümkün değildir. Ama her kadın orgazm olup olmadığını anlar. Cinsel konulardaki bilgisizlik ve yanlış cinsel inanışların yaygınlığı nedeniyle, günümüzde de birçok kadın orgazm oluşturacak uygun ve yeterli uyarıyı almadığı halde, kendisinin cinsel açıdan yanıtsız olduğunu düşünür. Kadınların cinsel açıdan uyarılmaları ve orgazm olmaları için, klitorisin yeterli uyarıyı alması gerekir. Kimi kadına uzun süreli doğrudan fiziksel uyarı gerekir, kimisi kısa süreli doğrudan fiziksel uyarıyı izleyen cinsel birleşme sırasındaki dolaylı uyarı ile orgazm olur, kimisi için de cinsel birleşme sırasında doğrudan klitoris uyarısının sürdürülmesi şarttır. Cinsel birleşme sırasında, vajina ağzındaki kaslardan iletilen duyumlarla, yani dolaylı uyarı ile orgazm olan kadında da, orgazmın kaynağı gene klitoristir. Aynı kadın için de günden güne, dönemden döneme değişiklikler olabilir. Genellikle kadının yaşı,dolayısıyla cinsel deneyimi arttıkça, cinsel uyarılma ve orgazm süresi kısalır. Burada kendi bedenini ve cinsel tepkilerini öğrenmenin rolü vardır.

Orgazmdan sonraki dönemde bedensel işlevler ve cinsel organlar, uyarılma öncesindeki normal durumlarına geri dönerler. Kadınların cinsel uyarılmaları erkeklere göre daha yavaş olduğu gibi, orgazmdan sonra normal durumlarına dönmeleri de daha uzun sürer. Bu nedenle bazı kadınlar, orgazm sonrası cinsel uyarılmaları azalmadığından, erkeklerden farklı olarak peş peşe birkaç kere de orgazm olabilirler.

Cinselliğin evreleri

Arzulama evresi:

Bu evre cinsellik dürtüsünün ortaya çıktığı ve cinselliği ifade etme arzusunun duyulduğu evredir. Hayaller ya da eşten alınan görsel uyarılarla başlayabilir.

Uyarılma evresi:

Arzulamayı uyarılma evresi takip eder. Bu evre parasempatik sistem tarafından yönetilen ve erotik duygular eşliğinde kadında vajinal salgının arttığı “ıslanma” dönemidir. Vajina duvarlarından ve vajina girişindeki Bartholin bezlerinden salgılanan sıvılarla birlikte nabız ve solunum hızlanır, tansiyon yükselir, genel bir sıcak basması hali, memelerde dolgunluk, kas gerginliğinde genel bir artış, meme başlarında dikleşme ortaya çıkar. Ciltte yama tarzında renk değişiklikleri, klitoris ve labiumlarda şişme, göğüs bölgesinde ve memelerde kızarma meydana gelir. Tüm bunlarla birlikte vajina uzar ve genişler. Rahim yükselerek pelvis dışına çıkar.
Erkekte ise uyarılma evresi penisin ereksiyonu (sertleşmesi) şeklinde gerçekleşir.

Plato evresi:

Bu evrede seksüel gerginlik ve erotik duygular yoğunlaşır ve had safhaya ulaşır. Cilt değişiklikleri daha belirgin hale gelir, meme başları daha da dikleşir. Dudaklar şişer ve koyu kırmızı bir renk alır. Vajinanın alt 1/3′lük kısmı şişip kalınlaşarak “orgazmik platform” adlı yapıyı meydana getirir. Rahim tümüyle yukarı çıkmıştır. Yeterli uyaran olduğunda bu dönem orgazmla son bulur.

Plato evresinde ejakulasyon (boşalma) öncesinde erkekten sıklıkla berrak ve yapışkan kıvamlı bir sıvı gelir. Bu sıvının içinde az sayıda canlı sperm de bulunabileceğinden kadının erkek boşalmadan önce de (”geri çekme” adı verilen yöntemle) gebe kalabilmesi mümkün olmaktadır.

Orgazm evresi:

Orgazm esasen sempatik sistem tarafından yönlendirilen bir kasılma cevabıdır. Uyarılma ve plato evresinde birikmiş olan gerginliğin boşaltılmasıdır ve tüm cinsel hisler arasında en güçlü ve doyurucu olanıdır. Orgazm esnasında vajina, perine, anüs ve orgazmik platform adı verilen yapıyı oluşturan kaslarda 3-15 adet arası 0.8 saniye süren refleks ritmik düzenli kasılmalar oluşur ve bu kasılmalar orgazm duygusunu ortaya çıkarır. Orgazm esnasında birçok kadın ayrıca uterusta da kasılmalar hisseder. Bu yüzden bazı kadınlarda histerektomi (ameliyatla uterusun çıkarılması) sonrası orgazmın niteliklerinde değişiklik olabilir.

Erkeklerde ise orgazmı ejakulasyon (boşalma) takip eder. Erkekler orgazm döneminden sonra belli bir refrakter (cevapsız) döneme girer ve bu dönemde uyaranlara cevapsızdırlar. Kadınlarda ise böyle bir dönem olmadığından çok sayıda orgazmı arka arkaya yaşayabilir ve tek bir ilişki esnasında ve/veya öncesinde ardarda çok sayıda orgazm olabilirler.

Çözülme evresi:

Orgazmla birlikte uyarılma evresinde biriken tüm gerginlik kaybolur ve kadında bir gevşeme ve kendini iyi hissetme duygusu ortaya çıkar. Takiben uyarılma evresinde ortaya çıkan değişikliklerin tümü “çözülerek” geri döner. Tüm bu geri dönüş süreci 5-10 dakika sürer.

Cinselliğe ve cinselliğin ifade edilmesine etki eden faktörler:

Kişisel özellikler: Kadınların cinselliğe olan ilgileri değişkendir. Bazı kadınlar diğerlerinden daha isteksiz, bazıları ise çok aşırı istekli görünebilir ve bu tümüyle normaldir. Bazı kadınların cinselliğe olan ilgileri yüksek olmasına rağmen cinsel ilişkiye olan ilgileri daha zayıf olabilir. Bu kadınlar cinsel ilişkiden daha çok yakın temasa ve dokunulmaya önem verirler. Masturbasyon da kadınların sıklıkla uyguladığı bir cinsellik ifadesi olup kadının cinsel ilişkiye olan ilgisinden tümüyle bağımısız bir olaydır.

Yaş: Yaşlandıkça cinsellik arzusu ve cinsel ilişki sıklığı azalmakla birlikte kadınlar tüm hayatları boyunca cinselliğe olan ilgilerini ve cinsellikten aldıkları zevki sürdürürler. Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan anatomik değişiklikler (vajinanın kısalması, daralması, duvarlarının
incelmesi, elastikiyetin azalması, dış genital bölgeler ve klitorisin duyarlılığının azalması, memedeki gerileme gibi özellikler) nedeniyle vajina ve idrar yolu enfeksiyonu sıklığı artar. Bu enfeksiyonlar şiddetli olduklarında disparoni (ilişki esnasında ağrı) nedeni olabilirler. Ancak düzenli olarak ilişkiye devam eden kadınlarda vulva ve vajinadaki bu olumsuz değişiklikler daha ender görülür.

Yapılan çalışmalarda 20-50 yaş arasında kadın ve erkeklerin haftada 2-4 kez ilişkide bulunduklarını, 50 yaştan sonra bu sıklıkta hafif azalma olduğunu ancak hem erkek hem de kadında cinselliğe ilginin ömür boyu devam ettiğini göstermişlerdir.

Gençliğinde cinsel yönden diğerlerine göre daha istekli ve aktif olan kadınların menopoz döneminde de diğerlerinden daha bariz olarak aktif oldukları da diğer bir gerçektir.

Yaş asla önyargılı bir şekilde cinselliği azaltan bir faktör olarak görülmemelidir. Menopozda da ve hatta en ileri yaşlara kadar kendisine bakmayı bilen ve düzenli doktor kontrollerine giden kadın eşiyle uyumlu bir cinsel yaşamı ömür boyu sürdürebilir.

İlaçlar: Çok çeşitli ilaçlar (tansiyon, depresyon, sakinleştiriciler gibi) cinselliğin evreleri üzerinde olumsuz etkiler yapabilirler. Böyle durumlarda ilacın değiştirilmesi veya doz ayarlaması gerekebilir.

Hastalıklar: Jinekolojik (kısırlık, düzensiz kanama gibi) ya da dahili (tansiyon, nörolojik hastalık gibi) çok sayıda hastalık cinselliği olumsuz yönde etkileyebilir. Etkili bir şekilde tedavi edildiklerinde genellikle cinsellik eski haline geri döner.

Histerektomide (uterusun ameliyatla çıkartılması) vajina kısaltılmamış ve yumurtalıklar alınmamışsa ameliyat sonrası cinsel işlev bozukluk ortaya çıkma olasılığı düşüktür.

 

Kategorisi: Cinsel Sağlık

İktidarsızlık, sertleşme bozukluğu

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

İktidarsızlık sertleşme bozukluğu : İktidarsızlık çeşitli biçimlerde görülür.
* Sertleşmenin hiç olmaması: İster kendiliğinden ya da bir dış uyarıyla, isterse yalnızken ya da cinsel ilişki sırasında sertleşme gerçekleşmez (iktidarsızlık).
* Yetersiz sertleşme (iktidarsızlık) : Cinsel birleşmede dölyolu ağzının aşılması için kamış sertliğinin belirli bir düzeye ulaşması gerekir. Bu düzey genellikle yarı sertleşme olarak tanımlanır ve oran olarak yüzde 50’ye, 10 üstünden yapılan derecelendirmede 5’e karşılık gelir. Yetersiz sertleşmede hasta ve eşi genellikle başarısız cinsel ilişkiden yakınırlar.
* Kararsız sertleşme (iktidarsızlık) : Cinsel ilişki sırasında setleşme düzeyi değişiklik gösterir. Birleşme öncesinde gelişen tam sertleşme, birleşme anında kaybolabilir. Buna karşın yarı sertlikle birleşme tamamlanabilir.

* Yerine göre sertleşme (iktidarsızlık) : Hasta yalnız kaldığında kendiliğinden ya da mastürbasyon sırasında sertleşme gerçekleşir. Ama başkasıyla birlikteyken yeterli sertleşmenin olup olmayacağı kestirilemez. Bu durum kişiye ya da dış koşullara bağlı olabilir. Bir erkeğin özel yaşamanı paylaştığı kişinin yanında ulaştığı sertleşme ile böyle özel bir ilişkide olmadığı birinin yanında ulaştığı sertleşme arasında belirgin farklar görülebilir.
* Ağrılı sertleşme (iktidarsızlık) : Genellikle enfeksiyon ve sinir iltihabı (nevrit ve peyroni) gibi hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkar. Ama uzun dönemde ağrı ortadan kalksa bile yerine göre sertleşme görülebilir.

İktidarsızlık, peniste herhangi bir nedenle sertleşmenin olmaması ve hastanın cinsel ilişkiye girememesi olarak tanımlanabilir. İktidarsızlık (diğer bir adıyla İmpotans), 40 yaşlarında %5, 70 yaşlarında %15 olarak görülmektedir.
İktidarsızlık nedenleri, 6 madde halinde incelenir;
PSİKOLOJİK NEDENLER:

Psikolojik nedenli iktidarsızlığın kökeninde ilişkilerde çatışma durumları, kıskançlık, rekabet, aldatılma korkusu, acemilik, uygun olmayan ortam, özgüven eksikliği, libido yani cinsel istek azalması, suçluluk hissi, performans anksiyetesi denilen başarısızlık korkusu ve en önemlisi de ilk gece sendromu denilen gerdek gecesi başarısızlık gibi etkenler yatmaktadır.
NÖROLOJİK (Sinirler ile ilgili) NEDENLER
HORMONAL NEDENLER
ATARDAMAR İLE İLGİLİ NEDENLER
TOPLARDAMAR İLE İLGİLİ NEDENLER
PENİSİN KENDİSİ İLE İLGİLİ NEDENLER

Kullanılan birtakım ilaçlar, özellikle yüksek tansiyon nedeniyle kullanılan ilaçlar, psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle kullanılan ilaçlar özellikle depresyon ilaçları, alkol ve sigara kullanımı penisteki sertleşmeyi engellemektedir. İktidarsızlık başka hastalıklarla birlikte de görülebilir.

Şeker hastalığı, kronik böbrek yetmezliği, kronik karaciğer hastalıkları ( Siroz), kanser nedeniyle ilaç veya şua tedavisi olan hastalarda iktidarsızlık sıkça görülmektedir.
TEDAVİ:

Vakum ereksiyon cihazı
Psikolojik nedenli iktidarsızlık tedavisi, psikoterapistler ve bu konudaki eğitimli seks terapistleri ile birlikte uygulanmaktadır.
Organik yani psikolojik nedenli olmayan iktidarsızlıklarda tedavi seçenekleri hastalığın altında yatan nedenlere bağlı olarak değişse de genel başlık olarak tedaviler şöyle sıralanabilir:

1- Vakum ereksiyon cihazları denen bir grup tedavi yönteminde dışarıdan uygulanan pompaya benzer bir aletle peniste sertleşme sağlanabilmektedir.
2- Atardamar ve toplardamarlar ile ilgili hastalık teşhis edildiğinde genellikle ameliyat ile tedavi yoluna gidilmektedir.
3- Ağızdan alınan ilaçlar. Bu ilaçlar genelde hormonlarla ilgili hastalıklara bağlı oluşan impotansta kullanılmaktdır.Ayrıca cinsel isteği arttıran bazı ilaçlarda bu grupta kullaanılabilir.
4- Penis içine ince bir iğne yardımıyla bir takım ilaçlar verilerek sertleşme sağlanabilmektedir.
5- Mutluluk Çubuğu ( Penis protezi ). Mutluluk çubukları kısaca 2 tiptir.
Mutluluk Çubuğu (Penis protezi)
Vakum ereksiyon cihazı

MALLEABLE (EĞİLİP BÜKÜLEN TİP)
Eğilip bükülen tipte, penis içine 2 adet çubuk yerleştirilmekte, bu çubuklar sayesinde penis devamlı sert halde kalmaktadır. Sonuçları oldukça başarılı olan bu ameliyat tipi hastalar tarafından da en çok tercih edilen tiptir.

INFLATABLE (POMPALI TİP)
Bu yöntemde ameliyat ilkine göre daha karmaşık, daha uzun süren ve hastanede ameliyat sonrası daha fazla kalmayı gerektiren yöntemdir.
Bu yöntemde vücut içine bir su rezervuarı yerleştirilirken penis içine de bu rezervuar ile ilişkilendirilmiş iki adet torbacık konulur. Testis (erbezi) üzerine yerleştirilen pompa yardımıyla hasta gerektiği zaman penisteki sertliği sağlayabilmektedir.
Önceleri ülkemizde sadece belli başlı birkaç merkezde uygulanabilen bu ameliyatlar artık uygun ameliyathanesi bulunan hastanelerde, bu konuda eğitimli ve deneyimli ürologlar tarafından rahatlıkla yapılabilmektdir.
Ameliyat sonrası oluşabilecek en önemli komplikasyon enfeksiyondur, yani protezin mikrop kapmasıdır. Ancak son zamanlarda ameliyat sonrası oluşan iltihaplanmalar alınan önlemler sayesinde yaklaşık 100 hastanın birinde görülmektedir.
EREKTİL DİSFONKSİYON VE TEDAVİSİ

Erektil Disfonksiyon nedir?
Erektil Disfonksiyon ya da kısa tanımıyla ED; erkeğin cinsel ilişkide bulunabilmesi için yeterli penis sertleşmesini (ereksiyon), sürekli ve kalıcı olarak sağlayamaması ve/veya sürdürememesi olarak tanımlanır. Geçici nitelikteki, anlık sertleşme sorunları ise ED olarak tanımlanmaz.
ED, erkeğin utanacağı bir durum değildir. Öncelikle bilinmesi gereken, ED’nin cinsel doyum ve boşalma veya üreme yeteneği (kısırlık) ile ilgili olmadığıdır. Üstelik, ED, birçok erkek için tedavi edilebilir bir olgudur. ED, eşler arası ilişki, mutluluk arayışı ve erkeğin özgüveni açısından önemlidir.
Ereksiyon nasıl meydana gelir?

Erkeklik organı-penis-birbirine paralel uzanan, tüp biçimli, iki ana yapıdan oluşur. Bu yapılar, süngerimsi özelliktedir ve duvarları, büzüşmüş kan damarları içerir. Bu büzüşmüş damarlara kan dolmadığı süre boyunca, penis, normal ve yumuşak halini korur.
Cinsel uyarı sonucu, damarların içleri kan ile dolarak genişler. Bu aşamada, toplardamarlar büzüşerek, penisten kanın geri boşalmasını yavaşlatırlar. Penis genişler ve ereksiyon gerçekleşir.
Erektil Disfonksiyon Nedenleri

Erektil Disfonsiyon (ED), penisteki damarların yeterince genişleyememesine bağlı olarak, peniste gerektiği kadar kanın birikmemesi veya birikmiş kanın penis içinde yeterli süre boyunca kalmamasıdır.

Bu duruma, aşağıda sayılan faktörlerden biri veya birkaçı neden olabilir;
Stres, korku ve kuruntuların yarattığı gerginlik, anksiyete ve ruhsal çöküntüler, depresyon, sigara, aşırı alkol ya da uyuşturucu kullanımı, Yüksek kan basıncı (hipertansiyon), yüksek kolestrol, şeker hastalığı, atardamarların esnekliklerini yitirmesi, Spinal kord travması, Multipl Skleroz (merkezi sinir sistemi hastalığı), inme, kalın bağırsak veya prostat cerrahisi sonrası sinir travmaları, hormonal hastalıklar, böbrek veya karaciğer yetmezliği, diüretiklerin kullanımı veya diğer bazı kan basıncını düzenleyen ilaçların, şeker hastalığı ilaçlarının, anti-depresan ilaçların, epilepsi sara ilaçlarının, kolesterol düşürücü ilaçların, bazı kanser tedavisi ilaçlarının veya non-steroidal anti-enflamatuvar ilaçların kullanımı.
ED Tedavisinde eşler birbirine nasıl yardımcı olabilir?

Erektil Disfonksiyon (Ed), yalnızca erkeğin sorunu değildir. Bu durum, eşlerin ortak sorunudur. Karşılıklı anlayış ve duyarlılık ile yaklaşılmadığı takdirde, daha büyük sorunlara neden olabilir.

ED nedeniyle, duygusal açıdan, kendinizi eşinizden uzaklaşmış bulabilirsiniz… Eşiniz ise, bu sorunu kendisine açmadığınız için bambaşka düşünüyor olabilir! Kim bilir, belki de kendisini çekici bulmadığınız ve ona ilgi duymadığınız düşünüyordur… Böyle bir durumda sessiz kalmak, paylaşmamak, sorunu yeni, farklı ve hiç arzu edilmeyen boyutlara taşıyabilir.

Unutmayın; ED, yalnızca size özgü bir durum değildir.
Bugün, dünyanın bir çok ülkesinde, birçok çift aynı sorunu yaşamaktadır. Bu sorun, çözümü eşinizle birlikte arayıp bulabileceğiniz bir sorundur.
Önerilerimiz;

Mutlaka, eşinizle konuşun… Duygularınızı eşiniz ile paylaşırsanız, beraberliğinizin ne kadar önemli olduğunu karşılıklı hissedeceksiniz.

Doktorunuzun koyacağı teşhis sonrası belirlenecek tedavini utygulanmasında, en yakın yardımcınız, eşiniz olacaktır.
Doktorunuz ile görüşmede ve izleyen ziyaretlerinizde, eşinizin sizinle birlikte olmasını isteyebilirsiniz.

Karşılıklı konuşma ve birlikte hareketin sizi, ikinizi de mutlu edecek çözümlere daha kolay ulaştıracağını unutmayınız.
Eşinize yardımcı olmanız için…

Bu kısım “Bayanlara Özel”
Bu tür konuların konuşulmasının erkekler için ne kadar güç olduğunu tahmin edersiniz… Ancak, bu rahatsızlığın tedavisi için eşinizi destekleyecek ve yüreklendirecek en yakın kişide sizsiniz.
Eşinize, elinizden geldiğince yardımcı olmalısınız.
Bu rahatsızlığın tedavisinin mümkün olduğunu, kendisine bu sorunu aşması için destek olacağınızı söyleyiniz.
Daima, Doktor-Hasta-Eş üçlüsü içinde yer alınız. Zaman ayırarak, bundan sonraki doktor ziyaretlerinde eşinizle birlikte olunuz. Böylece, hem sorun hem de tedavi üzerine en doğru bilgileri edinebilir, sizler için en iyi olana birlikte karar verebilirsiniz.

Cinsel İlişkiye Hazırlık

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

1. ATMOSFER

İnsan yapısı, öteki yaratıkların tersine heyecanlara karşı davranışta bulunabilme yeteneğine sahip bir ruh ile donatılmıştır. Bazı ayrıklıklar dışında, cinsel ilişki için uyarılmaya bir hazırlık aşaması gereklidir.

Bu faaliyet doğrudan doğruya bedensel uyarılmayı içine almaz. Cinsel isteklerin uyarılması daha çok görme, koklama ve işitmeyle olur. Değişik türde uyarılmaların oluşturduğu cinsel atmosfer, cinsel istekleri doğal yoldan sağlar; vücut ve ruhu, her ikisini birleştirir.

Duyguları okşayan müzik, renkler, sanat, resimler, davranış ve kokuların önemi gayet iyi bilinir. Fakat bunların en önemlisi karşılıklı konuşmadır. Dr. Van De Velde cinsel ilişkiye hazırlık yollarının en etkilisinin konuşma olduğunu kesinlikle ileri sürmektedir. En önemlisi ise sevgidir ve bunun etkisi kendi kendisine telkin ve karşılıklı telkine bağlıdır.

Gündelik evlilik yaşamında konuşmanın önemini unuturuz. Koca içini çekip, şöyle söyleyebilir: “Ben sana sevgi üzerine ne biliyorsam, hepsini söyledim.” Evli bir kadın utangaç bir bakışla şöyle diyebilir: “Erkeğin görevi bu konuda kadınla konuşmaktır.” Her ikisi de haksızdır. Erkeğin okşamalarından mutluluk duyan kadın, tatlı aşk fısıltılarıyla karşılık verir. Kadın ara sıra bazı sözler duymak ister. Fakat, bu, her şey olup bittikten sonra, insanın nefesini kesici bir yığın sıfat işitmek istediği anlamına gelmez.

Kadın, “seni seviyorum”, gibi içten kelimelerin söylendiği bir konuşmadan mutlu olur. Her ne kadar erkek sevgi sözleri söylemeye pek fazla yanaşmasa da, kendisine sevgi dolu sözler söylendiğinde, bundan hiç de hoşlanmaz değildir. Hatta bu gibi sözler, onda cinsel istek bile uyandırabilir.

Erkek ve eşi, evlilik öncesi yılları ve evliliklerinin ilk zamanlarını anımsamalıdır. O zamanlar nasıl aşk fısıltılarının özlemini duymuşlardır! Sevgi dolu sözlerin onları sadece manevi sevgiye uyarmakla kalmadığını, aynı zamanda düzenli, sürekli kendisini yenileyen bir sevgiyi sağladığını hiç bir zaman unutmamalıdırlar.

Aşk oyununa götüren, gitgide koyulaşan atmosfer içinde, bölgesel uyarılma daha başlamadan, cinsel organların içindeki irade dışı salgılama çalışması başlar. Bu da cinsel ilişkilerin bir sonraki aşamasına, okşamalara götürür.

2. HAZIRLAYICI OKŞAMALAR

Cinsel ilişki öncesinde okşamalar sadece kadın için gerekli değildir; erkeğin de buna gereksinimi vardır. Heyecan öpüşmeyle başlar, kucaklamalarla, vücudun çeşitli kısımlarının, özellikle cinsel organların ilişkisiyle artar. Çoğunlukla okşamalara erkek başlar. Bu, evliliğin ilk zamanlarında yeterli olabilir; fakat kendisi okşamalara başlamayı reddeden kadın, kısa zamanda kocasının sevgisini yitirecektir. Öte yandan okşamalar salgılamayı artırır, kanın cinsel organlara dolmasını sağlar ve cinsel ilişki için hazırlıkları tamamlar.

Erkek, kadın kadar çok sıvı salgılamaz. Bu az oluş büyük bir sorun değildir. Fakat kaygan sıvıyı kadının çok az salgılaması, cinsel ilişkiyi zorlaştırır ve cinsel ilişkiden sonraki aktiflik üzerine olumsuz etki yapar.

Aşk fısıltıları kolayca okşamalara götürür; eşlerden biri ötekini yönetmeden, her ikisi birden aynı anda da buna başlayabilirler. Cinsel birleşim sırasında erkek ve kadın normal olarak bir sessizlikler ve karanlıklar dünyasına gömülürler ve böylece büyük bir zevk tadarlar. Fakat bu, odanın karanlık olması anlamına gelmez. Aşk fısıltıları ve arada dile getirilen mutluluk itirafları, çifte karşı konmaz, bedensel bir heyecan, libido sağlar ve onları sadece kendilerine ait olan bir dünyaya götürür.

Burada erkeğin ve kadının dikkat etmeleri için bazı uyarılarda bulunmak gerekir. Cinsel organlar başlangıçta daima yumuşak hareketlerle uyarılmalıdır. Daha sonra, salgılama başlayınca, uyarma gitgide artırılabilir. Başlangıçtaki birdenbire, şiddetli uyarma, acı hissi ve iltihaplanmaya neden olabilir.

Özellikle penisin baş kısmına sabırsızca yapılacak kuvvetli uyarmalardan kaçınılmalıdır. Bazıları kadının kaygan salgısı az olduğunda tükrüğe başvurur. Fakat buna tam anlamıyla güvenilmemelidir. Bunun yerine salgının doğal yoldan çıkışını başka şekilde sağlamaya çalışılmalıdır.

Tutkulu okşamalar, kuvvetli uyarılmanın tek yoludur. Dört gözle beklenen anda hareketlerin yavaşladığını ve yumuşadığını akıldan çıkarmamamız gerekir. Ritmik uyarmalar zevk duygusunu artırmak için çok etkili olabilir.

Evlilikte okşamalar, evlilik öncesindekilerden pek az farklıdır. Her türlü okşama, hatta cinsel organların ağız yolu ile uyarılması bile doğal ve normal olarak kabul edilmelidir. Eşlerden her biri, aralarına soğukluk girmemesi için, hangi çeşit okşamaya başvururlarsa vursunlar, vücutlarını temiz tutmalıdırlar. Her gece yatağa girmeden cinsel organlarını yıkamaya alışmalı, ilişkide bulunmasalar bile bunu savsaklamamalıdırlar.

Akşamları banyo yaptıktan sonra tuvalete giderlerse de yıkanmalıdırlar. Çünkü, cinsel organlar vücut dışkılarını dışarı atmaya da yarar. Bu gerçek, cinsel yaşamda unutulmamalıdır.

Tags:  

Kategorisi: Cinsel Sağlık

Boşalma Güçlüğü

Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok

Boşalma güçlüğü boşalma zorluğu boşalma sıkıntısı

Erkeklerin çoğu, sevişme sırasında, daha eşleri doyuma ulaşmadan, hatta yeterince heyecanlanmadan, kendilerinin hızla orgazm oldukları durumları yaşamışlardır. Sevişmenin daha başlangıcında meydana gelen böyle bir erkek orgazmına, erken boşalma denir. Erkeklerin cinsel sorunları arasında en yaygın olanı budur. Bazılarında boşalma, penis daha dölyoluna girmeden bile olabilir. Çoğundaysa, bir iki sürtünmenin ardından hemen orgazm gelir. Teknik anlamda, cinsel birleşme gerçekleşmiştir. Eğer erkeğin orgazmı, penis vajinanın içindeyken olmuşsa, erken boşalmaya rağmen kadın gebe kalacaktır.

Cinsel eylemin hangi aşamasında olursa olsun, boşalma erkeğe belli bir haz verir, zevkli bir gevşeme, rahatlama sağlar. Ama sevişme, heyecanlanma ve cinsel gerilim süresi ne kadar uzunsa, boşalma ve rahatlamayla gelen haz da o kadar büyük olur. Dolayısıyla, erken boşalmanın getireceği fiziksel ve duyusal haz, uzun süreli bir sevişmenin ardından gene orgazmın vereceği hazdan daha az olacaktır. Bunun da ötesinde, birşeyin daha başlamadan bitmesi anlamına gelen böyle bir durum, boşalmadan duyulan hazza mutlaka yetersizlik, başarısızlık ve kaygı duyguları karıştıracaktır. Eşini doyuramamış olmak da erkeğin bu başarısızlık ve kaygı duygularını şiddetlendirecektir.

Erken boşalma, genellikle, ilk cinsel deneylerini hep “aceleyle” yaşamış kişilerde görülür. Bu deneylerin esas amacı, erkeğin cinsel geriliminin fazla gecikmeden giderilmesidir ve kadın da, eğer varsa, sadece bu amaca ulaşmak için kullanılan bir araç durumundadır. İlk gençlik yıllarında erkeklerin genelevlerdeki ilişkileri ya da genel olarak, hiçbir mahremiyet koşulunun bulunmadığı durumlarda aceleyle tamamlanan cinsel birleşme deneyleri, erkeklerde erken boşalmayı bir alışkanlık haline getirebilir. Aynı şekilde, yakalanma korkusu içinde yapılan masturbasyon da, eğer çok sık denenen bir doyum yolu haline gelmişse, cinsel birleşme sırasında erken boşalmanın nedeni olabilir. Erkek yaşantısında çok sık görülen bütün bu deneylerin ortak yanı, yakalanma korkusundan veya herhangi bir başka nedenden ötürü orgazmını aceleye getirmesidir. Cinsel arzunun ilk uyanışıyla boşalma arasındaki süre, kadın erkek arasındaki bedensel ve ruhsal temasın verdiği haz duygusuyla değil, gerginlik, kaygı ve sabırsızlıkla doludur. Erkek bu süreyi kısaltmaya çalışmaktadır; öyle ki, bunun yarattığı koşullanma, onun en küçük uyarılara karşı aşırı ölçüde duyarlılaşmasına neden olduğu için, daha sonra kadınlarla girişeceği cinsel birleşme deneylerinde de erken boşalma kaçınılmaz olacaktır.

Erken boşalmadan yakınan erkeklerin çoğu, merkezi sinir sistemleri aşırı ölçüde duyarlı kişilerdir. Bu durum, çocukluklarında sık sık yataklarını ıslatmalarına neden olmuştur; bundan ötürü cezayla ya da alayla karşılaşmaları, onları ergenlik çağına doğru daha da duyarlı ve kaygılı kişilere dönüştürmüştür. İngiltere ve Amerika’da kliniklerde yapılan gözlemler, erken boşalma sorunundan yakınan erkeklerin genellikle çevrelerinden kopuk kişiler olduğunu ortaya koymuştur. Bu kopukluk ya çok ürkek ve ezik bir kişilikte ya da aşırı ölçüde saldırgan ve iddialı davranışlarda kendini belli etmektedir. Bu tür kişiler, başkalarının kendileri hakkındaki düşünce ve yargılarına hastalık derecesine varan bir önem vermekte ve bu yüzden insanlara karşı sürekli tetikte durmakta, kimseye güvenmemektedir. Çoğu zaman ilk cinsel deneylerini büyük bir gizlilik içinde yürütmüşlerdir. Çünkü çevrenin kendilerini ayıplamasından korkmaktadırlar. Kadınlarla ilk ilişkilerinde de, özellikle fazla değer vermedikleri, bağlanmayacakları kadınları seçmişler ve gerçek doyuma ulaşmaktan çok erkeklik güçlerini kanıtlamayı amaçlamışlardır. Daha sonraları, uzun süreli bir ilişkiye girdiklerinde de, erken boşalmanın ve doyumsuzluğun ilk belirtileriyle karşılaşmışlardır.

Kuşkusuz, bu türden komplekslerden uzak, rahat kişiler de erken boşalma sorunuyla karşılaşabilir. Sırf başka bir eş bulamamaktan ötürü edinilen bir genelev alışkanlığı, oldukça sık görülen bir nedendir. Erkek cinselliği ile kadın cinselliği arasındaki fark da bir etken olabilir: erkekler görsel uyarılardan şiddetle etkilenirler, eşlerinin çıplak bir görüntüsü onlara ilk heyecanı vermeye yeter, bundan sonra gelen bir fiziksel temas, bir sürtünme, onları kolayca orgazma götürebilir. Oysa kadınların heyecanı, çoğu zaman ancak dokunsal uyarıların, bedensel temasın belli bir aşamasında başlar; ve orgazma ulaşmaları için de oldukça uzun bir süre gerekir.

Erkeklerin çoğu, küçüklüklerinde çişlerini tutmayı öğrendikleri gibi, yetişkinliklerinde de orgazmlarını geciktirmeyi öğrenirler, ama aşırı heyecanlı, duyarlı ya da düpedüz bilgisiz olanlar bunu başaramayabilir ya da gerek duymayabilirler. Eğer çok köklü psikolojik nedenlerden kaynaklanmıyorsa, erken boşalma basit cinsel terapi teknikleriyle giderilebilecek bir sorundur. Bu sorunla karşılaşmış çoğu erkek, dikkatlerini başka bir şeye çevirerek, örneğin işlerini düşünerek ya da birden yüze kadar sayarak boşalmayı geciktirmeye çalışırlar. Ama bu , çok etkin bir çözüm değildir; hatta erkekteki kaygıyı arttıracağı için tam ters sonuç verdiği de olur. Dahada önemlisi, bu yöntem, erkeğin kendini bütün varlığıyla cinsel coşkuya teslim etmesini önler; oysa gerçek doyumun temel şartı da budur. Bir başka denenmiş yol da, erkeğin kadına hiç acele etmeden, yumuşakça girmesi ve bir süre hareket etmeden bu durumda kadının üzerinde yatmasıdır. Bu durumda penis, vajina içinde hiç hareketsiz dururken, erkek karnını kadının klitoris bölgesine ağır ağır ama bastırarak sürtebilir. Bu kendi boşalmasını geciktirirken, kadının orgazmını hızlandıracaktır.

Bu tür teknikler, boşalmayı geciktirmekle birlikte, erkeğin kendini unutmasını önledikleri ve hep kontrollu davranmasını gerektirdikleri için, cinsel birleşmeden alınan zevki azaltırlar. Bunların hepsinde, erkek, doyurucu bir cinselliğin ana koşulu olan kadınla iletişim ve bütünleşme yerine kendi hareketlerini aşırı ölçüde kontrol edecek, kendisiyle başbaşa kalacaktır. Buna karşılık, kadın eşin de cinsel terapide aktif bir rol alması, terapiyi de sevişmenin bir parçası haline getireceği için alınan sonuçlar daha başarılı olmaktadır. Masters ve Johnson tarafından geliştirilen ve iki eş arasında uygulanan bir yöntem şudur: herşeyden önce kadınla erkek mutlaka orgazma ulaşma düşüncesini bir yana atarlar. Kadın yatakta sırtını bir yastığa dayayarak oturur. Erkek, başı kadının göğsüne yaslanacak şekilde, kadının bacakları arasına uzanır ve bacaklarını açar. Bundan sonra kadın, dikleşene kadar erkeğin penisiyle oynar. Erkek, boşalmanın yaklaştığını hissettiği an kadına işaret eder. Bunun üzerine kadın, penisin başını kuvvetlice sıkar; bu sıkma dört saniye kadar devam etmelidir. Bu, boşalma dürtüsünün zayıflamasına neden olacaktır. Otuz saniye kadar sonra kadın yine eliyle eşinin penisini uyarmaya başlar.

Erkek boşalmak üzere olduğunu haber verince kadın yine sıkma yöntemini uygular. Bu, erkek boşalana kadar 10-15 kez uygulanmalıdır. Erkeğin bundan önce orgazma ulaşmasında bir sakınca yoktur. Çift, bu yöntemle, orgazm olmadan uyarılma süresini uzattıktan sonra, sıra penisin dölyoluna girişine gelir. Bunun için 7-15 günlük bir “sıkma” uygulamasının geçmesi gerekir. Artık kadınla erkek cinsel birleşmeye geçebileceklerdir. Bu, erkeğin sırtüstü yatması ve kadının üste çıkarak penisi içine alması şeklinde olur. Ama bu noktada hiçbir zorlama ve sürtmenin olmaması önemlidir, çünkü amaç erkeğin dölyoluna girme duygusuna yavaş yavaş alışmasıdır. Boşalmanın yaklaştığını anlayınca kadına işaret edecek ve o da gövdesini erkeğin üstünden biraz kaldırarak yine sıkma hareketine geçecektir. Böyle birkaç uygulamadan sonra penisin dölyolu içine hareket ettirilmesi ve sürtme aşamasına geçilebilir. Masters ve Johnson, on yıllık araştırma dönemi içinde, bu yöntemi uygulayan 186 hastadan 182’sinin olumlu sonuç aldığını bildirmektedir.

Aşağılık Duygusu

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Aşağılık Duygusu

Cinsel tepkileri zayıflatan veya cinsel isteği öldüren duygusal engellerden biri de aşağılık kompleksidir. Bazı kişiler, çeşitli nedenlerden ötürü, başka insanlara oranla “eksik” ve “yetersiz” olduklarını düşünür. Bu düşünce, sonunda kişinin cinsel gücünü de etkileyebilir. Başlangıçta hiçbir sağlam temeli olmayan bir “ben beceriksizim, yetersizim” düşüncesi, sonuçta kişiyi gerçekten beceriksizleştirebilir. Bazen de kişilerin genel bir aşağılık kompleksine değil, sadece cinsel yeteneklerinin yetersizliğine ilişkin bir duygunun etkisi altında kaldıkları görülür. Çoğu zaman bunun nedeni, kişinin çocukluk ve ergenlik döneminde arkadaşlarından dinlediği, gerçekle ilgisi olmayan mucizevi cinsel başarı öyküleridir.
Bir başka delikanlının bir gecede dört kadınla birlikte yattığını ve sekiz defa “yaptığını” işiten deneysiz bir gencin kendisiyle ilgili bir kuşkuya kapılması doğaldır. Oysa çoğu zaman bunlar doğru değildir ve zaten herkesin cinsel tepkilerinin her zaman birbirinin aynı olması da beklenemez. Kadın ve erkek her insanın, başkasıyla kıyaslanamayacak kendine özgü bir cinsel doyum ve başarı düzeyi vardır. Bundan fazlasını beklemek bu düzeyi de düşürebilir. Bir gecede iki kereden daha fazla “yapamadığını” gören bir erkek aşağılık duygusuna kapılabilir ve bu da ertesi gece onun bir kere bile “yapmasını” engelleyebilir.

Erkeklerin cinsellikle ilgili aşağılık duyguları çoğu zaman penislerinin büyüklükleri noktasında toplanır. Ergenlik çağındaki erkek çocuklar arasında en sık görülen seks oyunlarından biri, penis büyüklüklerinin karşılaştırılmasıdır. Bu tür deneyler sonunda bazı kişiler penislerinin diğer erkeklerinkinden küçük olduğu kanısına varabilirler ve cinsel gücün, penis büyüklüğüne bağlı olduğu gibi yanlış bir düşünce de taşıdıkları için, kendilerinin eşlerine zevk verecek kapasitede olmadıklarından endişe edebilirler.

Cinsel organ büyüklüğü, bir çok toplumda görülebilen bir saplantıdır. Bugün Selçuk’taki Efes müzesinde bulunan Romalılar dönemine ait Bes Tanrısı Heykeli, bir cinsel ve toplumsal güç simgesi olarak büyük penisin taşıdığı önemi gösterir. Rönesans dönemi Avrupası’nda da Aristokrat Sınıf’tan erkeklerin de, cinsel organlarını büyük göstermek için pantolonlarının içine çeşitli maddeler yerleştirdikleri bilinir. Penis büyüklüğü saplantısı, çeşitli kültürlerde, cinsel faaliyetin başlatıcısı ve aktif öğesi olarak erkeğe verilen önemle ilgilidir. Kadının pasif ve bekleyen bir seks nesnesi, erkeğin ise cinsel hazzın asıl “sahibi” olarak görülmesi, penise de gerçek dışı bir rol yüklemiştir. Oysa organ büyüklüğünün cinsel güçle bir ilişkisi yoktur. Bu, büyük burnu olan erkeklerin büyük penise, büyük ağzı olan kadınların da geniş dölyoluna sahip oldukları iddiasına benzeyen bir hurafedir. Diğer yandan, büyük penisli erkeklerin eşlerine daha çok zevk verecekleri düşüncesi de doğru değildir. Cinsel birleşme sırasında dölyolunun en duyarlı bölümü, ağıza yakın alt kısımlarıdır; penis, büyüklüğü ne olursa olsun, dölyolunun bu kısmına değecek bir uyarıcı görevini yapacaktır. Üstelik, çoğu kadının asıl cinsel duyarlık merkezi; dölyolu değil, klitoristir. Cinsel birleşme sırasında klitoris erkeğin penisine değil, penisin üstünde yeralan tüylü bölgeye değer ve bu bölgenin basıncıyla uyarılır. Eğer bir kadın, sırf bilgisizlikten ötürü, büyük bir penisin kendisine daha çok zevk vereceği düşüncesine saplanmışsa ve bu saplantıdan ötürü küçük penisler kendisine psikolojik bir haz vermiyorsa, sorun organ büyüklüğünden değil, yalnızca bir psikolojik koşullanmadan kaynaklanmaktadır.

 

Kategorisi: Cinsel Sağlık

Evlilikte İlk gece korkusu

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Evlilikte ilk gece korkusu :
Kadın hiç yaşamadığı bir duyguyu yaşayacağı için heyecan duymakta ve aynı zamanda korkmaktadır . Erkek ise belki ilk beraberliğini yaşayacak veya hayatını birleştireceği kadınla ilk deneyimi olacaktır. Bu yüzden onda da başarılı olma duygusu ve korkusu hakimdir. Kızlık zarının yırtılması abartıldığı gibi acı veren bir olay değildir. İlk ilişki sırasında kadın belki bir iğne batması ve ya sinek ısırığı tarzında bir acı duyabilir ve ya duymayabilir ve az miktarda pembemsi bir kanaması olabilir,daha sonra ise daha evvel bilmediği bir dolgunluk ve bası hissi duyacak zaman ilerledikçe ve güven arttıkça bu dolgunluk hissi zevke dönüşecektir. İlişkinin ilk ayında her ilişkide belki başlangıçta çok hafif bir sızlama veya rahatsızlık duyulacak ama bu kısa sürede kaybolacaktır. Cinsel hayatınızı daha kolaylaştırmak ve vajendeki dolgunluk hissine alışabilmek için ilk hafta belirli aralıklarla beş - on dakika vajeninize bir tampon koyabilirsiniz.

Bu hem kızlık zarındaki hem de vajina deki genişlemeye alışmanızı sağlayacak, rahatsızlık duymanızı engelleyecektir.

Kızlık zarının bozulmasından sonra kadınlarımızın ilk gece yaşadığı sıkıntıların ikinciside vajinismus dediğimiz vajina çevresini saran kasların spazmı sonucu cinsel ilişkinin imkansız yada çok ağrılı hale gelmesidir. Bu sıklıkla baskılayıcı cinsel yetiştirme sonucu yani aile ve sosyal çevre olarak cinselliğin kötü, yanlış bir şey olduğuna inanılarak yetiştirilen veya çok acı duyacaklarına inanan kadınların cinsel ilişki yaşayacakları sırada bilinçaltının koruma dürtüsü ile vajen girişindeki kasları kasması sonucu oluşur. Yapılması gereken sakinleşmek, belki belli bir süre ilişki denemesine ara vermek veya birkaç gün ertelemektir. Bu arada kadını rahatlatmak ona yaşanacakların evli çiftler arasında hak olduğunu, ayıp olmadığını ve ona zarar vermeyeceğini anlatmaktır. Eğer tekrar denememizde gene aynı sorunla karşılaşıyorsak yapmamız gereken şey profesyonel yardım almak yani bir hekime başvurmaktır. Hekiminiz sizin hem bedensel hem psikolojik olarak rahatlamanızı sağlayacaktır.

Cinsel ilişki sırasında kadını tedirgin eden olaylardan bir tanesi de gebe kalma korkusudur. Çocuk sahibi olmak istenmediği bir sırada gebe kalmak, bunun sorumluluğu veya kürtaj olmanın korku ve baskısı kadını cinsellikten uzaklaştıracak ve soğutacaktır. Evlenmek üzere olan çiftler hemen çocuk sahibi olmak istemiyorlarsa ilk cinsel ilişkiden itibaren gebelikten korunmalıdırlar. Korunmak için bazı yöntemlere evlenmeden önce başlanılmalıdır. Gebeliği önleyici haplar doktor kontrolünde alınmalıdır. Uygun zamanda başlandığında ilk cinsel ilişkiden itibaren gebelikten korurlar . İlk cinsel ilişkide gebelikten korunmak için kondom – prezervatif kullanılması da önerilebilirse de uygulamada pek rahat olmadığı görülmektedir.
İLK İLİŞKİ MUTLAKA AĞRILIMIDIR? :

Kızlık zarı kadınların %90′ ından fazlasında nispeten ince ve esnek bir mukoza parçası yapısındadır. Kadının kendisini tümüyle hazır hissettiği durumlarda “ön sevişmeyle” bölgede yeterli ıslaklık sağlandığında, erkeğin de yumuşak davranması ve zorlayıcı hareketlerden kaçınması durumunda kadın kızlık zarının yırtılması esnasında ağrı hissetmez, yada çok az bir ağrı hisseder. Cinsel ilişkide alınan hazzın ön planda olduğu bir durumda bu ağrının beynin üst merkezlerinde bilinçli olarak algılanması ve sonradan “hoş olmayan bir anı” olarak hatırlanma olasılığı oldukça düşüktür.
İLK İLİŞKİDE MUTLAKA KANAMA OLUR MU? :

İlk cinsel ilişkide kanamanın olmaması, kültürümüzde ve diğer bazı kültürlerde kadının bakire olmadığının bir kanıtı olarak kabul edilmektedir. Bu çok büyük bir yanlıştır, zira her kadının anatomik yapısı birbirinden farklıdır. Kızlık zarı bazı kadınlarda o kadar esnektir ki, penis içeriye girdiğinde özelliklede vajina giriş bölgesi yeterince ıslanmış ve kayganlaşmışsa kızlık zarı yırtılmadan kalır. Bu durumda 100 kızdan birinde rastlanabilir. Bazı kadınlarda da kızlık zarının damarlanması zayıf olduğundan zar yırtılmasına rağmen kanama gerçekleşmeyebilir.

KIZLIK ZARININ KALIN OLMASI İLİŞKİYE ENGEL MİDİR? :

Bazı durumlarda ilk cinsel birleşme birinci denemede ve sonraki birkaç denemede gerçekleşmeyebilir. Bunu en sık görülen nedeni sanıldığı gibi kızlık zarının kalın olması değildir. En sık görülen neden, genç kadının kendisini cinsel ilişkiye hazır hissetmemesidir. Bu durumda kadın kendini gevşetmeyecek, vajinanın girişinde yer alan güçlü kaslar kasılı kalacak ve vajina giriş bölgesinde yeterince ıslanma ve kayganlaşma olmayacağından penisin vajinanın girişinde yer alan kas ve kızlık zarı engelini aşması zor olacaktır. Pek az da olsa diğer bir neden de kızlık zarının gerçekten kalın olmasıdır. Jinekoloji kliniğine “ilk ilişkiyi başaramama” sebebiyle baş vuran kadınların bir kısmının özgeçmişinde arka arkaya yapılan ilişki girişimleri sonuçsuz kalmıştır ve muayenesinde de gerçekten de kızlık zarı kalındır. Bu durumlarda bazen cerrahi müdahale ile kızlık zarının doktor tarafından küçük bir operasyonla açılması gerekebilir.

ZARIN YIRTILMASINA BAĞLI OLAN KANAMA SÜRESİ :

Kızlık zarının yırtılması esnasında yırtık bazen kızlık zarından vajinaya doğru genişleyebilir. “Deflorasyon” (kızlık zarının yırtılması) kanaması olarak adlandırılan bu durum genellikle ön sevişmenin yetersiz olmasına rağmen yapılan girişimden kaynaklanmaktadır. Çoğu durumda erkek, kadının ağrı duymasına duyarsız bir şekilde girişimi sürdürmüş ve yırtık olması gerekenden daha büyük olmuştur. Normalde kızlık zarı bozulduğunda kanama en geç yarım saatte durur. Geniş bir yırtık oluştuğunda ise ya hemen başlayan şiddetli bir kanama yada ilişki bitmesine rağmen uzun bir süre devam eden kanamalarda söz konusudur. Yapılan jinekolojik muayenede yırtığın yeri tespit edildikten sonra lokal anestezi yada geniş yırtıklarda genel anesteziyle yırtık onarılarak kanama durdurulur. Anlaşılacağı üzere, tamamen doğal bir olay olması gereken “ilk gece” bazı durumlarda aynı gece yada takip eden günlerde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı’na başvurulmasını gerektirebilmektedir.

Kalın kızlık zarı gibi, çiftlerin elinde olmayan nedenlere bağlı normal dışı durumlar için erkeğin ve kadının yapabileceği bir şey elbette ki yoktur.

İlk gecede erkeğe düşen görevler :

*

Başarılı bir ilk gece için kadının yapması gereken; eşine hazır olduğu yada hazır olmadığı mesajını net olarak verebilmesi, ön sevişme aşamasının kontrolünü kendi eline almasıdır. Erkek de kontrolü kadına bırakmada gönüllü olmalıdır.
*

Erkek ise kadının kendisinden farklı doğasını kabul etmeli, bir kadının cinsel ilişkiye hazır olmasının erkekten daha uzun sürdüğü gerçeğini göz önünde bulundurmalıdır.
*

Daha sonraki ilişkilerinin aynısı olabilecek ilk ilişkide erkek, kadının gevşemesi ve rahatlaması için elinden geleni yapmalı ve çok sabırlı olmalıdır.
*

Kadının ileri cinsel hayatını da göz önünde bulundurarak erkek ilk ilişkide aşırı zorlayıcı hareketlerden kaçınmalıdır.
*

Bunu erkek içinde son derece gerginlik yaratan bir durum olduğu göz önüne alınmalıdır.
*

Kadının ilk cinsel deneyiminde erkeğin üzerinde düşen görev fazla olacağından, onda da gerginlik ve korku olması normaldir. Erkekler bunun için cinsel ilişkiden sonra “nasıldım ama?” yolunda konuşmalar yapabilir. Ancak kadının ruh halini göz önüne alarak bundan kaçınıp “nasıl hissediyorsun?” şeklinde sorması daha uygun olacaktır.

 

Kategorisi: Cinsel Sağlık

Kızlık Zarı

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Kızlık Zarı
Kızlık zarı doğa tarafından vajenin giriş kısmına yerleştirilmiş olan ve kesin görevi bilinmeyen bir dokudur. Bazı bilim adamları adet görünceye kadar vajeni ve rahmi dışarıdan gelebilecek mikroplara karşı koruyan bir oluşum olarak, bazıları da sadece bir doku kalıntısı olarak değerlendirirler.

Kızlık zarı,mukoza dediğimiz ağız içi yapısına benzeyen bir yapıya sahiptir. Bazı kadınlarda doğuştan bulunmayabilir. Vajina (dölyolu) girişinde yaklaşık 1-2 cm. içeridedir.

Kadından kadına çok büyük farklılıklar gösterebilmekle beraber belli başlı altı-yedi çeşide ayırabiliriz. Bunlar; annuler kızlık zarı yani halka şeklinde kızlık zarı, en sık rastlananıdır. Yarım halka zarın dıştan içe kalınlığı fazla olmadığı için genelde ilişki sırasında yırtılmaz. Ancak doğum sırasında yırtılır. Delikli zarların ilişki esnasında yırtılması biraz daha fazla acılı ve zordur.

Kalınlığı fazla olan zar da ilişkide kolay kolay yırtılmayan, bazen cerrahi müdehale gerektiren, bazen de kanaması çok fazla olabilen tipte kızlık zarıdır. Kapaklı kızlık zarında ise hiç bir açıklık bulunmamaktadır. İlk adet görmeyle beraber problem başlayacak, adet kanı dışarı akamayacağı için şiddetli bir ağrı şikayeti olacak ve sonuçta bu zar üzerinde adet kanının dışarı akmasını sağlayacak kadar delikler doktor tarafından açılacak ve kişi rahatlayacaktır. Bu işlem, kişinin cinsel ilişkide kanamasına mani olmaz.

Kızlık zarı, ilişki dışında nadir olarak uzakdoğu sporu, jimnastik gibi aktif ve normalin dışında bacak açma hareketi yapanlarda, kaza sonucu yırtılabilir. Kızlık zarının yırtılan kısımları hiç bir zaman kendiliğinden tekrar birleşmez.

Sadece sürtünme yoluyla masturbasyon yapılmasıyla yırtılmaz. İlişki sonucu yırtılmazsa bir jinekolog tarafından uyuşturularak hiç bir acı verilmeden açılabilir. İlk ilişki sonucunda pembe renkli (vajen salgıları ile karıştığı için kanın rengi açılır) birkaç damla kan gelebilir. Çok kalın kızlık zarlarında bazen kan akışı uzun sürebilir.

Kızlık zarı dikilebilir. Eğer bu işin uzmanı tarafından dikilmişse dikilen bir zar yüzde yüz kanar. Dikilen bir kızlık zarının dikildiği, ilişkiye girilen kişi tarafından anlaşılamaz. Çocuk doğurmuş kadınlarda dahi bu kızlık zarı tamir edilebiliir.

Kızlık Zarı
Kızlık zarının latince adı hymendir ve HYMEN Yunan mitolojisinde Evlilik Tanrısının ismidir. Kızlık zarı ülkemizde ve dünyanın belli bölgelerine halen sosyal ve kültürel önemini korumaktadır. Kızlık zarının henüz bozulmamış olması hatalı olarak kadının bekaretinin, yani
bir erkekle birlikte olmadığının sembolü ve yine hatalı olarak ilk ilişkide kanama olmaması kadının daha önceden bir erkekle cinsel ilişkide bulunmuş olduğunun kanıtı olarak görülmekte ve birçok masum genç kız bu yüzden tüm yaşamlarını etkileyecek olaylarla
karşılaşabilmektedir. Bu durum yalnız bizde değil, birçok kültürde geçerlidir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanları ne yazık ki genç kadınların “kızlık zarı muayenesi” için kliniğe getirilmelerine ve böylecebazen küçük düşürülmeye varacak kadar aşağılanmalarına tanık olmaktadırlar.

Bu yazı kızlık zarı hakkındaki bazı yanlış bilinenleri düzeltmek veya bilinmeyenleri açıklığa kavuşturmak için basitliği korumak açısından soru-cevap şeklinde hazırlanmıştır.

Kızlık zarı tam olarak nerededir?

Kızlık zarı, vajina girişinin 1-1.5 santimetre iç kısmında yer alan ince bir yapıdır.

Neden böyle bir yapı var?

Anatomik ve fizyolojik açıdan kızlık zarının bilinen bir işlevi yoktur. Genital sistem enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir işlevi olduğu düşünülmesine karşın, ortada delik olan bir yapının nasıl olup da enfeksiyonlara karşı koruyucu olacağı tartışma konusu olduğundan bu görüş tam olarak geçerli değildir. Aslında enfeksiyonların bakire olanlarda daha ender oluşmasının nedeni bu kızların cinsel yolla bulaşan hastalıklara maruz kalmamış olmalarıdır. PID (pelvik enfeksiyon) ve vajinit gibi enfeksiyon hastalıkları aktif cinsel yaşam başladığında, önemli bir kısmı cinsel yolla bulaşan bakterilerle başlatılan enfeksiyonlardır.

Kızlık zarları yapısal olarak farklılıklar gösterebilir mi?

Anatomik olarak kızlık zarı vajinanın hemen giriş kısmında yerleşmiş, en sık görülen şekliyle ortasında adet kanının ve vajinal salgıların akmasına yarayan ufak bir delik bulunan yarı esnek, ince bir yapıdır. Bazı kadınlarda bu yapı çok sert veya çok esnek olabilir. Bazı kadınlarda ortada bir yerine iki veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Ender durumlarda zarın ortasındaki delik o kadar büyüktür ki, muayenede neredeyse zar hiç yok sanılabilir. Bazı çok ender durumlarda ise zarda hiç delik yoktur (imperfore himen). Bu durumda adet kanaması genç kızlıkta görülen ilk kanamadan itibaren sürekli genital kanal içinde birikir ve her adet döneminde kız “adet olamamaktan, ancak aşırı ağrı duymaktan” yakınır.
Kanama öyle ileri boyutlarda birikebilir ki, tüm rahim ve tüm vajina kanla dolmuş ve genç kızda halen ilk adet kanaması gerçekleşmemiş olabilir. Bu ciddi bir durumdur ve kadının genital sisteminin zarar görmemesi için ameliyatla kızlık zarına delik açılarak içerideki kanın boşalması sağlanmalıdır.

Daha detaylı ve tıbbi bir sınıflandırma ise şöyle yapıla bilinir;

Şekline göre

Tipik
hymenler

Halka
şeklinde hymen (H. annulare)
Yarımay
şeklinde hymen (H. semilunare)
Dudak
şeklinde hymen (H. labiale)

Atipik
hymenler

Deliksiz
hymenler (H. imperforatus)
Kalbur
biçimde hymen (H. cribriformis)
Kalbur
şeklinde hymen (H. septatus)
Kupa
kağıdı şeklinde hymen

Karakterine göre

Deliğin
karakteri

Çok
küçük delik
Orta
boy delik
Çok
geniş delik

Serbest
kenarın karakteri

Düz
kenarlı
İnce
tırtıklı (H denticulaire)
Derin
çentikli (loblu hymen)
Çiçek
tacı (H corollaire)
Saçaklı
(H fronge)
Katmerli

Mukavemetine göre

Zayıf

Tül
gibi ince

Sağlam

Lifli
(H fibroze)
Tendon
kıvamında (H tendinoze)
Kıkırdağımsı
(H kartilajinoze)

Elastikiyetine göre

Lastik
gibi genişleyen
Elastikyeti
hiç olmayan (1,2,3,7,8)

Bunları daha anlaşılabilir olması açısından
belli başlı sınıflara ayırırsak genellikle görülen 6 şekil
ortaya çıkar.

Annuler kızlık
zarı Semilunar kızlık
zarı Septalı kızlık
zarı

Cribriformis
kızlık zarı Fimbriatus
kızlık zarı Carnosus
kızlık zarı

Annuler (halka şeklinde) kızlık zarı
en çok rastlanan şekildir.

Semilunar (yarım halka veya esnek) kızlık zarının dıştan içe kalınlığı fazla olmadığı için
genelde ilişki sırasında yırtılmaz. Ancak doğum sırasında yırtılır.

Cribriformis (delikli veya elek tarzında) kızlık zarlarının ilişki esnasında yırtılması biraz
daha fazla acılı ve zordur.
Carnosus (etli) kızlık zarı ise kalınlığı fazla olduğundan ilişkide kolay kolay yırtılmayan,
bazen ufak bir cerrahi müdahale gerektiren, bazende kanaması çok fazla olabilen tipte kızlık zarıdır.

Bu resim kızlık zarının kişiler arasında yapısal farklılıklarını göstermektedir. Üstteki resimlerde cinsel ilişki öncesinde en sık görülen kızlık zarı tipleri görülmektedir. Altta solda yer alan resim delik içermeyen ve bu nedenle kız çocuğunda ciddi sorunlar yaratabilen kızlık zarı yapısını göstermektedir. Doğum sonrasında kızlık zarı yalnızca kalıntılar şeklinde varlığını
sürdürebilir.

Kızlık zarı cinsel ilişkide mutlaka kanar mı?

Kızlık zarı nispeten esnek olmasına karşın, vajinanın içine girme denemelerinde (cinsel ilişkiyle, parmaklarla veya muayene aletleriyle) kolaylıkla yırtılan ve kanayan bir anatomik yapıdır. Ancak kişiler arası önemli yapısal farklılıklar nedeniyle kızlık zarı aşırı esnek olanlarda veya zar üzerinde yapısal olarak az sayıda damar bulunması durumunda ilk cinsel ilişkide kanama gerçekleşmeyebilir. Bunun sıklığını belirleyen bir çalışma olmamakla beraber
deneyimler kadınların muhtemelen %1-2’sinde kızlık zarının ya aşırı esnek olması, veya damarlanmasının az olması nedeniyle ilk cinsel ilişkide kanamadığını göstermektedir.

Bakire bir kadının jinekolojik muayene olması mümkün müdür?

Jinekolojik muayenenin en önemli aşamalarından biri vajinanın ve rahim ağzının gözlenmesi için yapılan spekulum muayenesidir. Günlük tıp uygulamalarında bakire olanların muayenesinde çoğunlukla bu işlem uygulanmamakta ve elle muayene makattan yapılmaktadır.
Doktorlar arasında yaygın olan diğer bir eğilim de bakire birinin yalnızca ultrasonografiyle değerlendirilmesidir. Bu yaygın eğilimin nedeni, halk arasında “muayenenin ultrasonografiye göre daha az gelişmiş bir yöntem olduğu” şeklindeki yaygın görüş
nedeniyle kadınların doktorlarını “yalnızca ultrasonografiyle tanı koyan doktor”lar arasından seçme eğilimleridir.
Bakire bir kadının değerlendirmesinde yalızca karından yapılan ultrasonografi yeterli değildir. Akıntı, kasık ağrısı gibi şikayetlerin değerlendirmesinde kızlık zarına hiç bir zarar vermeden makattan muayene yapılması mümkündür ve ihmal edilmemelidir.

“İlk gecede” nelere dikkat etmek gerekir?

İlk gecede veya daha geniş anlamıyla ilk cinsel ilişkide hem kadına hem erkeğe düşen önemli görevler vardır. Bu ilk deneyimin güzel ve hatırlandığında iyi duygular uyandıran bir deneyim olması için kadının kendini bu ilk deneyime psikolojik olarak hazır hissetmesi
gerekir. Ön sevişmeyle vajinada yeterli kayganlaşma sağlanmalı, eğer bu sağlanamazsa kayganlaştırıcı jel şeklinde eczanede satılan ve reçetesiz alınabilen ilaçlar kullanılmalıdır

İlk cinsel deneyimin mutlaka ağrılı olması gerekmez. Kadın kendini yeterince gevşettiğinde, erkek de yumuşak davrandığında ağrısız bir ilk deneyim gerçekleşmesi çok muhtemeldir.

Kadınların ilk deneyimlerinde en önemli korkularından biri gebe kalmaktır. Bu yüzden erkeğin prezervatif kullanması veya kadının doktoruna danışarak uygun bir korunma yöntemini kullanmaya başladıktan sonra ilişkide bulunması en idealidir.

İlk cinsel ilişkide zar aşırı kanayabilir mi?

Özellikle erkeğin çok aceleci ve sert davranması durumunda ufak yapılı kadınlarda zarla birlikte vajina dokusu da yırtılabilir. Bu durum çok aşırı kanamayla seyreden ve büyük olasılıkla dikiş atılarak tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Kızlık zarının çok aşırı sert yapısı olması da bu duruma katkıda bulunabilir.

Normalde ilk ilişkide oluşan kanama birkaç dakika içinde en geç yarım saatte durur. Eğer kanama çok şiddetli olursa veya uzun süreler geçmesine rağmen durmazsa böyle bir durum söz konusu olabileceğinden doktora başvurmak gerekir.

Bazı durumlarda ilk ilişkide kanama olur, yırtık yeri iyileşir, daha sonraki ilişkilerde tekrar kanar. Bu da kızlık zarının aşırı sert veya fazla “damarlı” olmasından kaynaklanır. Kanama
miktarı fazla değilse, her ilişkide oluşan kanama kısa süreliyse endişelenecek bir durum yoktur.

Kızlık zarı ilişki dışında ne zaman yırtılır?

İlişki dışında nadir olarak bazen uzak doğu sporu, jimnastik gibi aktif ve normalin dışında bacak açma hareketi yapanlarda, kaza ve bazen düşmelerde yırtılabilir.

Kızlık zarının ne tarafından yırtıldığı bilinebilir mi?

Yırtılmış bir kızlık zarının ne tarafından ve nasıl yırtıldığı bilinemez,ilişkide penis ile mi, parmak veya başka bir nesne ile mi veya düşme veya başka bir nedenle mi yırtıldığı bilinemez.

Ne zaman yırtıldığı bilinebilinir mi?

Yırtılmış olan bir kızlık zarının ne zaman yırtıldığı da bilinemez ancak yeni yani yırtılmadan sonraki yaklaşık ilk 7-10 gün içerisinde muayene edilirse yeni olduğu söylenebilir,yoksa ister bir ay ister 10 yıl önce olmuş olsun fikir yürütülemez,ne zaman yırtıldığı bilinemez.

Yırtılan kızlık zarı sonra tekrar iyileşir mi? Kapanır mı?

Hayır,farklı bir yapıya sahip olan kızlık zarının yırtılan kısımları hiç bir zaman kendiliğinden tekrar birleşmez.

Mastürbasyon yaparken yırtılabilir mi?

Eğer içinize bir şey sokmadan sadece sürtünme yoluyla mastürbasyon yapıyorsanız yırtılmaz.

Kızlık zarının tamiri mümkün müdür?

Kızlık zarının tamiri mümkündür ve tüm dünyada bunu uygulayan doktorlar ve uygulamayı talep eden kadınlar vardır. Bu tamirin başarılı olup olmayacağının en önemli belirleyicisi yırtılmanın ne zaman olduğudur. Kısa zaman önce (günler önce) olan bir yırtılma kolaylıkla
tamir edilebilir. Çok sayıda cinsel ilişkide bulunmuş, doğum yapmış kadınlarda ise kızlık zarının parçaları azalmış olduğundan tamiri çok zor olabilir, başarısız olabilir.

Dikilen bir kızlık zarı yüzde yüz kanar mı?

Evet,eğer bu işin uzmanı tarafından dikilmişse dikilen bir zar yüzde yüz kanar.

Dikilen bir kızlık zarının dikildiği ilişkiye gireceğim kişi tarafından anlaşılır mı?

Kesinlikle hayır, sadece kadın doğum uzmanları veya adli tıp uzmanları bunu anlayabilir.

Kızlık zarı dikilmesi için ilişki sayısının veya ne kadar süredir ilişkiye girildiğinin önemi var mıdır?

Hayır yoktur, çocuk doğurmuş kadınlarda dahi bu kızlık zarı tamir edilir.

Kızlık zarım yırtılmıştı, diktirmiştim, tekrar diktirebilir
miyim?

Evet ,defalarca dahi tamir edile bilinir.

Kızlık zarı dikişi acıtır mı? ne kadar sürer? nasıl bir
ameliyattır?

Hayır acımaz, siz uyutularak veya o bölge uyuşturularak yapılır,10 ila 30 dakika arasında sürer,operasyondan sonra rahatlıkla yürüyebilir veya çalışabilirsiniz.Hiç kimse sizin böyle bir operasyon geçirdiğinizi anlamaz.

Kızlık zarı ilişkiden ne kadar zaman önce dikilmelidir?

Bu kızlık zarınızın tipine ve hekiminizin yapacağı ameliyata bağlıdır, bazen bir kaç ay evvel, bazen bir kaç gün evvel bazen de bir yıl önce dikmek gerekir.

Dikildikten sonra nelere dikkat etmek gerekir? Duş ve saire gibi şeyler
zararlı mıdır?

Özel bir şey gerektirmez ilk bir kaç gün hekiminizin önerilerine uymak gerekir, rahatlıkla bir kaç gün sonra duş alabilirsiniz.

Kızlık zarı bozulmadan gebelik oluşabilir mi?

Evet. Gebelik oluşması için kızlık zarının bozulması şart değildir. Yukarıda anlatıldığı gibi esnek olan bir zar tam bir cinsel ilişkide bozulmamış olmasına karşın gebelik oluşabilir. Diğer bir yol da yine ender görülmesine karşın erkeğin kızlık zarına çok yakın bir yere boşalmasıdır. Spermler oldukça hareketli hücreler olduklarından vajinanın girişinden rahim ağzına ve buradan da iç genital sisteme geçerek gebeliği başlatabilirler.

Muayenede kızlık zarının sağlam olup olmadığı anlaşılabilir mi?

Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının yaptığı bir muayenede kızlık zarının yırtılmış olup olmadığı, yırtılmışsa bunun eski bir yırtık mı, yeni bir yırtık mı olduğu anlaşılabilir. Ancak Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları resmi bir kurumda adli tabip olarak görevli olmadıkları sürece bu muayeneyi yapmamayı tercih etme veya muayene sonucunda rapor vermeyi reddetme özgürlüğüne sahiptirler.
Dahası Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları hastanın kendisi dışındaki
birine muayene sonucunu bildirmek zorunda da değildirler.

 

Kategorisi: Cinsel Sağlık

Kızlık Zarı Bozulması, Hymen Bekaret Bozma

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Kızlık zarı bozulması (hymen) bekaret bozma, kadın seks ve cinsel sağlık dendiğinde akla gelen belkide ilk konudur. Bekaret, bakire, bakirelik, kızlık zarı bozma, seks, kadın cinsel yaşam ve cinsel sağlık gibi terimleri irdelemek gerekir. HYMEN , Yunan ve Roma mitolojilerinde Dionysus ve Afrodit’in oğlu olan “evlilik ve düğün tanrısı” dır. Gerdek gecesi bu Tanrı’ya adandığından kızlık zarı da aynı isimle anılmaktadır. (Bu tanrının özelliği, kanatlı olması ve elinde bir meşale taşımasıdır) Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik bir öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı (latincesi) “Hymen” dir. Özellikle Müslüman ülkelerde daha önceden cinsel ilişkinin olup olmadığının bir kriteri olarak görüldüğünden önemi büyüktür. Günümüzde dahi, evlendikten sonraki ilk ilişkide kanamanın olmaması nedeniyle, pek çok kızımız haksız yere bakire olmadığı düşüncesiyle apar topar kollarından tutularak kızlık zarı muayenesi için biz jinekologlara getirilmektedir.

Bu durumda bu genç kızlarımız son derecede küçük durumlara düşürülmekte ve evliliklerine maalesef çok kötü bir anıyla başlamak zorunda kalmakta; çoğu zaman da duyulan güvensizlikler nedeniyle evlilikleri kısa zaman içinde boşanmalarla sonuçlanabilmektedir.

İnsanoğlunun tarihsel gelişimi süresince pek çok toplum hymeni saflığın ve el değmemişliğin yani “bekaretin sembolü” olarak görmüştür. Bu inanışın uzantıları hala daha bizim toplumumuz gibi dünyadaki pek çok toplumda sıklıkla yer almaktadır. Ülkemizde çok yakın zamanlara kadar liseye başlama çağlarında yatılı okullara yerleştirilecek genç kız öğrenciler yönetmelik gereği zorunlu olarak kızlık zarı muayenesinden geçiriliyor ve jinekologlar tarafından düzenlenen “bakirelik” raporları ile ancak kayıtları yapılabiliyordu. Yeni kanun düzenlemeleri ile bu yüz kızarıcı uygulamalar yürürlükten kaldırılmıştır.

Fizyolojik Yapı
Kızlık zarının fizyolojik (işlevsel) görevi bugüne kadar tam olarak açıklanamamıştır ve genellikle özel bir görevinin olmadığı düşünülmektedir. Yine de bazı araştırmacılar ise kızlık zarının, mikroorganizma ve yabancı cisimlerin vajina içine girişini önlediğini ileri sürmüştür. Adli tabiplikte ise cinsel şiddete veya istismara maruz kalan çocukların tanısında kullanılmaktadır. Günümüzde kızlık zarının fizyolojik bir görevinden çok “sosyolojik bir fonksiyonu” vardır.

Anatomi
Hymen, anatomik olarak vajinayı oluşturan ve “mukoza” adı verilen dokunun vajina girişini oluşturan doku kıvrımıdır. Yani kızlık zarı vajina içinde değil vajinanın hemen girişinde dudakların yaklaşık 1-1.5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır. Bu yapı, dış genital oluşumlardan birisi olarak kabul edilir. Dışarıya bakan ön yüzü deriye, vajina içine bakan arka yüzü ise mukozaya benzer. Kız çocukların hemen hepsine bulunan hymen çok nadir olarak doğuştan hiç bulunmayabilir. Çocukluk çağında daha sert olan doku ergenlikle birlikte östrojen hormonunun salınmasına bağlı olarak değişime uğrar ve esneklik kazanır.
Yukarıdaki resimde 18 yaşındaki genç bir kızın genital organları önden bakış açısıyla görülmektedir. Kızlık zarı, vajina girişinin 1-1.5 cm iç kısmında yer alan ince bir yapıdır.

Kızlık zarı vajina girişini tamamen kapatmaz, ortasında adet kanının ve vajinal salgıların dışarıya akmasını sağlayan bir delik bulunur. Bu deliğin şekli ve yapısı hymen türlerinin belirlenmesinde kullanılır. Kızlık zarının şekli, kalınlığı ve elastikiyeti kişiler arasında büyük farklılıklar gösterir.

KIZLIK ZARI TÜRLERİ

Kızlık zarı pek çok anatomik varyasyona sahiptir.
Annüler Hymen (Yuvarlak halka) Kızlık zarı yuvarlak halka şeklinde olup ortasında yine halka şeklinde bir delik bulunur. Ortadaki delik çok büyükse penisin geçişine rağmen zar yırtılamayabilir. Bu durumda “hymen duhule müsait” denir. Halk arasında ise “esnek zar” tabiri kullanılır. En sıklıkla görülen hymen şeklidir(%60-95 oranında)

Kresentrik Hymen (Yarımay) Zar yarımay şeklindedir. Üst kısımda zar daha incedir veya hiç yokken arka kısımda belirgindir. Görülme sıklığı %3.5 ile %20 arasında değişmektedir. Bu tür zarlar genelde ilişki sırasında yırtılmaz.

Septalı Hymen (Ara bölmeli) Kızlık zarının orta kısmında boşluğu bölen, zara ait ara bir doku parçası vardır. Görülme sıklığı %1.5-5 arasındadır.

Kribriform Hymen (Çok delikli, kalburumsu) Hymenin ortasında tek değil birden fazla delik vardır. Bu görüntüsü ile adeta bir “kalbura” benzer. Görülme sıklığı %1′den daha azdır.

İmperfore hymen (Deliksiz) Hymenin ortasında delik yoktur ve vajina girişi tamamen kapalıdır. Bu zara sahip kızlar hiç adet kanaması görmezler. Normal şekilde gerçekleşen kanama vücut dışına atılamaz ve hymen arkasında vajina içinde birikir. Oldukça ağrılı bir durumdur ve mutlaka cerrahi bir işlemle açılması gerekir.

Mikroperfore hymen (Küçük delikli) Zarın ortasındaki delik çok küçüktür. Adet kanaması olur ancak oldukça ağrılıdır. Bazen cerrahi müdahale ile açılması gerekebilir.

Multipar hymen (Doğum yapmışlarda bulunan) Normal doğum yapmış kadınlarda kızlık zarı doğuma bağlı yırtılır ve geriye kalan kısımlar “karinkül (hymen artığı)” olarak adlandırılır. Şekil dışında kızlık zarları deliğin ve serbest kenarın karakteri, zarın kalınlığı ve mukavemetine göre de sınıflandırılabilir.

Kızlık zarı genelde ilk ilişki, yabancı cisim veya muayenede ile yırtılır. İlk cinsel ilişki esnasında hymen ortasındaki delik penis çapından küçük olduğu için halka şeklindeki zar bir kaç yerden yırtılır ve az miktarda kanama meydana gelir. Bu yırtıklar birkaç gün içinde nebbeleşir ve bir daha kanama olmaz. Çok nadiren ilk ilişkiyi takip eden bir kaç ilişki sırasında da kanama görülebilir.

Bazen bir ilişki olmasa da kızlık zarının serbest kenarı düz olmaz ve çentikler bulunur. Kadınların yaklaşık %20’sinde doğuştan gelen, “doğal çentik” adı verilen ve zarın tabanına kadar inmeyen bu tür çentikler bulunabilir. Doğal çentiklerin tespiti kızlık zarı muayeneleri ve adli tabiplik bekaret raporları açısından önemlidir.

Kızlık zarı ilk cinsel ilişkide mutlaka kanar mı?
Hayır. Kızlık zarı kısmen esnek olmasına karşın, vajinanın içine girilen ilk ilişkide kolaylıkla yırtılan ve kanayan damarlardan zengin bir anatomik yapıdır.

Ancak kızlık zarının özgün yapısı bazı kadınlarda penis girişine izin verir ve birden çok defa ilişkide bulunsa bile zarda yırtık meydana gelmez. Bu tür zarlara “duhule (geçişe) müsait zar” adı verilir. Halk arasında ise “elastik zar” olarak adlandırılır. Bu durumda zar ancak normal doğum sonrasında yırtılacaktır.

Diğer taraftan kişiler arası önemli yapısal farklılıklar nedeniyle, kızlık zarı aşırı esnek olanlarda veya zar üzerinde yapısal olarak çok az sayıda damar bulunması durumunda yine ilk cinsel ilişkide kanama gerçekleşmeyebilir. Bazen de ilk ilişkide yırtılmanın olduğu bölgede hiç damar olmayabilir veya bulunan çok küçük damarlar anında pıhtılaşabilir, böylelikle de hiç kanama izlenmeyebilir.

Kızlık zarının bozulması ağrıya neden olur mu ?

Bazı kadınlarda ilk ilişki sırasında ciddi miktarda bir ağrı olabilir. Bu kızlık zarının normalden kalın olması ve kişinin ağrı eşiğinin düşük olması ile ilişkilidir. Ancak genelde kızlık zarının yırtılması sırasında dayanılmayacak kadar çok bir rahatsızlık olmaz. Burada erkeğin davranışı ve yaklaşımı da son derece önemlidir. İlk ilişki ister istemez her kadında endişe ve korku sebebidir. Erkeğin yavaş, anlayışlı ve yumuşak davranışı olayın ağrısız olmasını sağlar.

Ayrıca her ilişkide olması gerektiği gibi ilk ilişkide de “ön sevişme” denilen kısım mümkün olduğunca uzatılarak vajenin yeterince ıslanmasının sağlanması, ilişkinin daha rahat ve ağrısız olmasına neden olacaktır.

Kanamanın miktarı ne kadardır ?

Kanamanın miktarı genelde çok azdır ve kısa sürede kendiliğine durur. Ancak çok nadiren hymen arkasından bir damar açığa çıkması sonucunda kanama durmazsa cerrahi müdahale ile dikiş atılması gerekebilir. Bazı durumlarda ise vajina girişinde, hatta derinlerde yırtıklar meydana gelmesi (“Coit yırtıkları”) sonucu şiddetli ve durmayan bir kanamalar görülebilir. Bu gibi durumlarda cerrahi müdahale ile dikiş atılması gereklidir.

Kızlık zarı bozulduğunda mutlaka kanama olur mu?

Hayır. Bazı durumlarda zarda yırtık meydana gelmesine rağmen hiç kanama olmayabilir.

Kanama olması kızlık zarının bozulduğunu mu gösterir?

Hayır. Bazı durumlarda kızlık zarı bozulmaz ancak dış kısımlarda yırtık ya da sıyrık olabilir ve buralardan kanamalar görülebilir.

Kızlık zarı ilişki dışında başka bir yolla bozulabilir mi?

Kızlık zarı genelde vajina içine giren ve genişliği hymen ortasındaki halkadan daha büyük olan cisimler ile de yırtılabilir. Ancak nadiren ata ya da bisiklete binme, bacakları çok açmayı gerektiren bale gibi aktiviteler, kaza ve travmalar sonrasında da bozulabilir veya zedelenebilir.

Mastürbasyon kızlık zarına zarar verir mi ?

Hayır. Vajina içine bir şey sokmaya denenmediği taktirde, yalnızca mastürbasyon ile kızlık bozulmaz.

Kızlık zarı kendi kendine iyileşir mi?

Hayır. Bir kez zedelenen kızlık zarı daha sonra hiç ilişki olmasa bile kendi kendini onarmaz.

Kızlık zarının ne zaman bozulduğu anlaşılabilir mi ?
Yırtığın eski yırtık mı (7 günden sonra), yoksa yeni yırtık mı (7 günden önce) olduğu kızlık zarı muayenesi ile anlaşılabilir. Ancak aradan 7-8 günden fazla zaman geçmişse (eski yırtıklarda) ilk ilişkiyle zarın ne zaman bozulduğu anlaşılamaz.

Kızlık zarının bozulduğu nasıl anlaşılır ?

Kanamanın olup olmaması ile kızlık zarının bozulup bozulmadığı anlaşılamaz, bu ancak bir muayene ile anlaşılır. Muayene son derece kısa ve ağrısız bir işlemdir. Bunun için doktorunuz gazlı bez ile büyük dudakları çekerek kızlık zarını gözlemler.

Kendi kendine kızlık muayenesi olmaz. Ayna ile hymeni görebilirsiniz ancak bunu yorumlamak bir deneyim gerektirir.

Bazı durumlarda bir jinekolog bile buna karar veremeyebilir ve “kolposkopik incelemeye” gereksinim duyabilir. Kolposkop, vajenin, rahim ağzı ve dış genital organların bir mikroskopla büyütülerek incelenmesini sağlayan cihazdır. Özellikle “doğal çentik” bulunan hymenlerde bekaret kararını vermek güç olabilir.

Bir kişinin bakire olup olmadığı ultrason, MR veya Bilgisayarlı Tomografi ile anlaşılabilir mi?
Hayır. Tüm bu yöntemlerle anlaşılmaz. Yalnızca deneyimli bir jinekolog tarafından yapılan jinekolojik muayene ile anlaşılabilir.

Kızlık zarı bozulmadan gebelik oluşabilir mi?

Evet. Gebelik oluşması için kızlık zarının bozulması şart değildir. Önceden anlatıldığı gibi esnek olan bir zar tam bir cinsel ilişkide bozulmamış olmasına karşın gebelik oluşabilir.

Diğer bir olasılık da yine ender görülmesine karşın erkeğin kızlık zarına çok yakın bir yere boşalmasıdır. Spermler kamçılarıyla hareket eden hücreler olduklarından vajinanın girişinden rahim ağzına ve buradan da tüplere geçerek yumurta ile karşılaşıp birleşerek (döllenme sonucu) dış gebelik de dahil olmak üzere gebeliği başlatabilirler.

Bu nedenlerle tam bir ilişki olmasa bile (dışarıya boşalma ile) gebelik şansı düşük gibi görülse de bu şans hiçbir zaman sıfır değildir.

Kızlık zarı bozulmadan muayene ya da kürtaj yapılabilir mi?

Evet. Zar yapısı uygun olan -yani açıklığı geniş olan- kişilerde hymen yapısına zarar vermeden “spekulum incelemesi” hatta kürtaj dahi yapılabilir.

Bakire bir kadının jinekolojik muayene olması mümkün müdür?

Jinekolojik muayenenin en önemli aşamalarından biri vajinanın ve rahim ağzının gözlenmesi için yapılan spekulum muayenesidir. Günlük tıp uygulamalarında bakire olanların muayenesinde çoğunlukla bu işlem uygulanmamakta ve elle muayene makattan yapılmaktadır.

Öte yandan akıntı sorunu olan hemen hemen tüm bakire genç kızlarda ve kız çocuklarında vajinal kültür almak mümkündür.

“İlk gece”de nelere dikkat etmek gereklidir?

İlk gecede veya daha geniş anlamıyla ilk cinsel ilişkide hem kadına hem erkeğe düşen önemli görevler vardır. Bu ilk deneyimin güzel ve hatırlandığında iyi duygular uyandıran bir deneyim olması için ön koşul kadının kendini psikolojik olarak rahat ve hazır hissetmesidir. Ayrıca karşı cinsel eşe güven de son derecede önemlidir.

İlk cinsel deneyimin illaki ağrılı değildir. Kadın kendini yeterince gevşettiğinde, erkek de yumuşak ve hoşgörülü davrandığında ağrısız bir ilk deneyim gerçekleşmesi çok olasıdır.

Erkek biraz sabırlı davranmalı ve “ön sevişme” denilen sürecin uzatılarak vajenin yeterince ıslanması sağlanmalıdır. Böylelikle penisin vajinaya girişi kolaylaşacaktır. Ayrıca, kayganlaştırıcı jel (=lubrikantlar) olarak eczanede satılan ve reçetesiz alınabilen ilaçlar da ilişki öncesi genital bölgeye uygulanabilir.

Kadınların ilk deneyimlerinde en önemli korkularından biri gebe kalmaktır. Bu yüzden erkeğin prezervatif kullanması veya kadının doktoruna danışarak uygun bir korunma yöntemini kullanmaya başladıktan sonra ilişkide bulunması en idealidir.

Tags:  

Kategorisi: Cinsel Sağlık

İktidarsızlık

Sağlık Konusu: admin on Mart 3, 2009 | Yorum Yok

İktidarsızlık tedavisinde sertleşmeyi sağlayıcı bazı ilaçlar ve iğneler kullanılıyor. Ancak başarı sağlanmazsa ya da hasta kesin çözüm isterse penis protezleri devreye giriyor. Son çare olan protezlerde sonuç yüz güldürücü oluyor.
İktidarsızlık tedavisinde İlaçların rolü nedir ?
Şuanda piyasada satılan ve sertleşme sağlayan 3 tür hap var. Bu ilaçların bazı yan etkileri olabilir. Özellikle bazı kalp ilaçları ile kullanılması, öldürücü bile olabilir. Doktora danıştıktan sonra kullanılırsa, kesinlikle çok güvenli. Ayrıca dozuna da dikkat edilmeli. Kişiye veya hastalığın durumuna göre dozların doktor tarafından belirlenmesi gerekli. Günde bir kereden fazla alınması da zararlı olabilir.

İktidarsızlık nedenleri ve en son tedavi yöntemleri

——————————————————————————–

İlaçlar yetrli iyileşmeyi sağlamadıysa neler yapılıyor?
Küçük bir iğne ile penise sertleştirici ilaç verilebilir. İnsülin yapılan iğneler gibi kullanılması kolaydır. Hasta bu iğneyi kendi kendine yapabilir. Penise iğne uygulaması direkt etki yapabilir.Genelde biraz daha kısa süreli ama hızlı ve iyi bir sertleşme sağlar.

Son çare penis protezlerimi?
Penis protezleri son ama kesin çaredir. Ömür boyu tedavi sağlar. Protezler, hastanın idrar yapmasında sorun oluşturmazlar. Bir avantajları da , hastada meni boşalması olsa bile, penisin sertliği istedikleri sürece devam eder. Penis protezlerinin 2 türü vardır. Bir tanesi eğilip bükülebilen olanları. Bu tip protezleri pek çok erkek çok rahat kullanabilir. İleri yaşta ve el becerisi çok iyi olmayan hastalar tarafından tercih edilir.Tek dezavantajı sürekli bir sertlik hissedilmesidir. Diğeri şişirilebilen tip protezlerdir. İki ana seçenek vardır. 3 parçalı ve 2 parçalı protezler. 3 protezliler pompayla çalışır. Pompa, vücudun uygun bir yerine özellikle yumurtalıkların yanına konur. Bir de depo görevi yapan bir hazneleri bulunur. Hazne de vücudun içine yerleştirilir ve bu hazneden pompa yardımıyla protezin silindirlerine sıvı pompalanarak sertlik oluşturulur. Protezlerin hiçbir parçası dışarıdan görülmez. Hepsi cilt altındadır. Çok başarılı bir sertlik ve indirildiğinde doğal yumuşaklığa yakın bir yumuşaklık sağlarlar.

Protezler kimlere takılır?
Protezler, diğer tedavilerden sonuç alamayan ya da istemeyen, uygulayamayan veya kalıcı bir çözüm isteyen hastalarda kullanılır. Yüzde 95 civarında iktidarsızlık sorununu çözer.

İktidarsızlık, peniste herhangi bir nedenle sertleşmenin olmaması ve hastanın cinsel ilişkiye girememesi olarak tanımlanabilir. İktidarsızlık (diğer bir adıyla İmpotans), 40 yaşlarında %5, 70 yaşlarında %15 olarak görülmektedir.

Farklı kaynaklardan İktidarsızlık hastalığı
İktidarsızlık, Nedenleri ve Çareleri
İktidarsızlık tıp dilinde ´erektil disfonksiyon´ olarak tanımlanıyor. Anlamını açmak gerekirse penisin sertleşmesi demek olan ereksiyonun, cinsel birleşmeyi sağlayacak derecede olamaması yani fonksiyon bozukluğudur. Aslında bu tür fonksiyon bozukluklarının bir kez ya da seyrek olarak görülmesi, hemen herkeste zaman zaman olabilen bir durumdur. İktidarsızlıktan yani erektil disfonksiyondan söz edilebilmesi için sertleşme kusurunun sürekli ya da çok sık olması gerekiyor.

On erkekten birinde görülebiliyor

´Cinsel güç´ çoğu erkek için temel konulardan biridir. Penisin sertleşme yeteneğinin azalması ya da kaybolması bu nedenle pek gündeme getirilmez. Ancak yapılan çalışmalar her on erkekten birinde böyle bir sorun olduğunu ortaya koymuştur. Tabii ki bu sıklığın yaşla da ilgisi var. Genç yaşlarda çok düşük olan bu oran, yaşla paralel olarak artmaktadır.

Erektil disfonksiyonu olanların sadece yüzde 10 kadarı bu konuya çare aramaktadır. Sorunu olduğu halde doktora başvurmayan, çare aramayanların bu denli çok olmasındaki etkenlerden birinin utangaçlık ya da böyle bir sorunun olduğunun başkası tarafından duyulmasını istememe olmasına karşın daha önemli bir grup bu konuda bir çare olduğunu bilmediği için, bir anlamda ´kaderine rıza göstermektedir´.

Neden olur?

Çoğu erkekte stres, yorgunluk, endişe ya da aşırı alkol kullanıldığında zaman zaman karşılaşılan bu durumun endişe edilecek bir yönü yoktur. Eğer bu durum çok sorun edilirse, ´başarısızlık korkusu´ eklenecek ve psikolojik olarak ciddi bir sorun haline geldiği için aslında geçici bir durum iken sabit bir sorun haline dönüşecektir. Her birleşmede bir önceki ´başarısızlık´ hatırlanacak, tekrarlama korkusu, cinsel hazzı engelleyerek penisin sertleşmesini önleyecektir.

Bundan 20 yıl öncesine kadar erektil disfonksiyonun oluşum mekanizmaları yeterince bilinmediği için olayın çoğu zaman psikolojik kökenli olduğu düşünülürdü. Daha sonraki çalışmalar bunların %70´inde organik sorunlar da olduğunu ortaya koymuştur. Böylece vakaların büyük bir kısmında organik ve psikolojik sorunların bir arada bulunduğu anlaşılmış oldu.

Erektil disfonksiyonu anlamak için penisin sertleşme mekanizmasını ana hatlarıyla gözden geçirmekte yarar var.

Cinsel uyarılar karşısında vücutta bazı kimyasal işlemler oluşmaktadır. Penise gelen ve penisten giden sinirlerin de katkısıyla atardamarlardan gelen kan toplardamarların kapanması sonucu penisin yapısını oluşturan süngersi cisimlerin içinde birikmekte ve penisin sertleşmesine neden olmaktadır. Daha sonra da toplardamarlar gevşeyerek biriken kanın boşalmasını sağlamakta ve sertleşme sona ermektedir.
Bu mekanizmayı etkileyen bir çok organik neden penisin sertleşmesini engellemektedir.

Fiziksel nedenler

Organik ya da fiziksel olarak adlandırılan nedenlerin başlıcaları şunlardır;

* Atardamarların daralması sonucu penise gelen kanın azalması
* Toplardamarların gereğinde kapanamayıp, gelen kanı geri kaçırması
* Penise gelen ya da giden damarların hasarlanması
* Hormon bozuklukları
* İlaçların yan etkileri
* Alkoliklik ya da uyuşturucu bağımlılığı
* Şeker hastalığı
* Aşırı sigara içmek
* Yüksek kolesterol
* Penisin süngersi yapısını etkileyen hastalıklar
* İnmeler (beyin kanaması vb.) sinir sistemi hastalıkları
* Ciddi organik kronik hastalıklar (böbrek yetersizliği, karaciğer yetersizliği vb.)

Psikolojik nedenler

Bir erkekte sertleşme kusurunun aniden ortaya çıkması, bazı birleşmelerde normalken bazen kusur olması psikolojik etkenleri düşündürür. Bazen tetikleyici faktör kolayca bulunabilir. Örneğin cinsel eşiyle ciddi uyuşmazlıklar, sevişme sırasında durdurulma ya da ev veya işte ciddi sorunlar gibi. Cinsel birleşme sırasında tatmin konusunda kaygılar duymak, depresyon yaşamak, ortamın uygunsuzluğu cinsel bilgi azlığı gibi konular da psikolojik etkenler arasında yer alabilir.

Böyle bir sorunla karşılaşan kişilerin ilk olarak bilmesi gereken şey, erektil disfonksiyon üzerinde özellikle son yıllarda yapılan çalışmalarla artık bunun tedavisi mümkün olmayan, çaresiz bir dert olmadığıdır. Bunu bilmenin önemi, sebebin organik olduğu hallerde bile olayın içinde psikolojik etkenlerin de katkısıdır. ´Başarısızlık´ korkusu sorunun ağırlaşmasına yol açacaktır.

Bundan sonraki basamak yaşam biçimindeki değişmelerdir. Sigarayı bırakmak, alkol miktarını azaltmak, stresten ve endişelerden uzaklaşmaya çalışmak çoğu kişide çare olacaktır. Bunlarla çözüme ulaşamayanların tıbbi yardım aramaları gerekir. Eğer bünyelerini tanıyan bir aile hekimleri varsa, sorunu ilk olarak onunla konuşmaları daha uygun olacaktır. Hekimleri bunu çözemediği taktirde üroloji klinikleri ya da uzmanlarının muayenehanelerine gönderecektir.

Tıbbi yaklaşım

Erektil disfonksiyon şikayeti ile başvuran hastalara karşı tıbbi yaklaşımın genel olması gerekiyor. Hekim, biraz önce hastaların kendi başına almaları gereken önlemler olarak anlattığım önlemlerin alınıp alınmadığını sorgulamalıdır. Eğer bunlar yapılmadıysa, öncelikle bunların yapılaması önerilmelidir. Ardından genel sağlık durumu araştırılmalı ve özellikle psikiyatri ve hipertansiyon alanında kullanılan ilaçlardan birini kullanıp kullanmadığı dikkatlice sorgulanmalıdır. Ardından cinsel yaşamı ve aile ilişkileri incelenmelidir.

Fizik muayenede damar sertliği, öncelikle incelenmesi gereken bir konudur. Nörolojik muayene ve reflekslerin incelenmesi, ereksiyonun sinir sistemi ile bağlantılı mekanizmasını araştırmak yönünden önemlidir. Penisin ve skrotumun (testis torbası) muayenesi buradaki fiziksel sorunlar ve gelişme durumu hakkında bilgi verecektir. İdrar ve kan tahlilleri ile dünkü yazımda belirttiğim sağlık sorunları ve hormon yetersizlikleri açısından bilgi verecektir. İleri tetkik olarak penisteki kan dolaşımı da incelenebilir.

Bazı merkezlerde penis içine ilaç zerk edilerek peniste ereksiyon (sertleşme) olup olmadığına ve oluyorsa ne kadar sürdüğüne de bakılmaktadır.

Tedavi olanakları

Yukarıdaki tetkikler sonunda hekimde, sorunun kaynağının ne olduğu ve hangi yöntemlerle tedavi edilebileceği yolunda bir kanı belirir. Erekti disfonksiyonun tedavisinde bazı yöntemler bulunmaktadır, hekim hastanın durumuna göre bunlardan birini ya da birkaçını bir arada uygulayabilir.

Cinsel yaşamı düzenleme: Özellikle sorunun psikolojik kökenli olduğu hallerde bunun yararı olmaktadır. Eşlerin cinsel yaklaşımlarını araştırarak bu yönde düzenleyici önerilerde bulunmak yararlı olmaktadır. Seks tedavisi olarak da adlandırılan bu uygulamalar, diğer tedavi yöntemlerinin yanısıra da uygulanabilmektedir.

Vakum aletleri: Vakum aletlerinin çok değişik modelleri bulunmaktadır. Hepsi hemen hemen aynı prensiple çalışan bu aletlerde bir tüp ve bu tüpün içindeki havayı boşaltan bir pompa sistemi bulunmaktadır. Penis bu içine konulmakta ve pompa ile silindirin havası boşaltılarak vakum yaratılmaktadır. Penisin dışındaki bu vakum etkisi ile kan penisin süngersi cisimlerinin içine dolar ve penisin doğal ereksiyonu gibi sertleşme olur. Yeterli ereksiyon sağlanınca penisin dip kısmına bir sıkıştırıcı band yerleştirilir. Silindirin mandalı açılarak içine hava girişi sağlanır ve silindir uzaklaştırılır. Band ile sıkıştırıldığı için kan geri akamayacağından penis ereksiyonu devam eder. Bilinmesi gereken husus sıkıştırıcı bandın yarım saat içinde çıkartılması gereğidir.

Penis içine iğne: Oldukça etkili bir yöntemdir. Hastaya ya da eşine, cinsel birleşme öncesi penisin süngersi cisimlerine iğne yapılması öğretilir. Bu amaçla kullanılan değişik ilaçlar bulunmaktadır. İğne yapıldıktan 10-15 dakika kadar sonra ereksiyon gerçekleşmektedir.

İdrar kanalına ilaç: İğnesiz tedavilerden biridir ve oldukça etkilidir. Küçük bir tablet özel uygulayıcısıyla üretradan (dış idrar yolu) içeri itilir. Burada eriyen ilaç, idrar yolu duvarından emilerek penis dokusunu etkiler ve 5-10 dakika içinde ereksiyon gerçekleşir.

Ağızdan hap kullanımı: Yakın bir zamana kadar bu amaçla kullanılan ilaç Yohimbin´di. Afrika´da yetişen bir ağaçtan elde edilen maddelerden üretilen bu ilaçla yapılan bir çok çalışma ereksiyon sağlamada yararlı olduğunu göstermiştir.

Halen mevcut, etkisi kanıtlanmış ve lisansı alınmış tek ilaç Viagra´dır. Cinsel birleşmeden bir saat kadar önce yutularak kullanılır. İlacı olumlu yönlerinden biri de cinsel uyarılma olmadığı zaman ereksiyon olmamasıdır.

Hormon kullanımı: Erektil disfonksiyonu olanların küçük bir kısmında neden hormon bozukluğudur. Bunlar arasında en sık rastlananı, erkeklik hormonu olan Testosteron´un eksikliğidir. Böyle bir durum tesbit edildiğinde bu hormonu içeren ilaçlarla

takviye yapılarak başarılı tedavi sağlanabilir. Testosteron eksikliği laboratuvar testleri ile kanıtlanmadığı sürece bu hormonu kullanmak yarar sağlamadığı gibi hormon dengesini bozucu etki yaratabilir.

Cerrahi tedavi: Erektil disfonksiyonu olan vakaların bir kısmında penis damarlarında, yeterli kan akışına izin vermeyecek derecede bozukluklar bulunabilir. Bu gibi hallerde yapılan ameliyatla damarlardaki sorunlar düzeltilebilir.

Penis protezleri: Ameliyatla penisin içine yerleştirilen cihazlardır. Başlıca iki tipi bulunmaktadır.

Bir tipi yarı sert çubuklar şeklindedir. Penise yerleştirildiğinde sürekli bir sertlik yaratır, gerekli olmadığı zaman aşağıya doğru bükülmeye olanak verir.

Diğer tipi daha karmaşık bir yapıdadır. İçerdiği hidrolik sistem nedeniyle gerektiğinde sertleşme sağlar. Bu sertleşme, skrotuma (testis torbası) yerleştirilen bir pompa ile sağlanır. Cinsel birleşme ertesinde de aynı mekanizma ile yumuşama sağlanmaktadır.

Penis protezi konulması sırasında penisin süngersi dokularının önemli bir kısmı çıkarılmaktadır. Bu nedenle daha sonra başka tedavi yöntemlerinin kullanılması söz konusu değildir. Bu nedenle protez ameliyatına karar vermeden önce diğer tedavi yöntemleri ile ilgili tetkiklerin yapılmış olması ve kesin karar verilmesi gerekmektedir.

Eşinizle paylaşın

Sorunlar paylaşıldıkça küçülür. Bu kural erektil disfonksiyonda da geçerlidir. Bazen erektil disfonksiyonu olan erkeklerin eşleri, bilmeyerek de olsa psikolojik sorun yaratırlar. Sorunun konuşulup tartışılması bazen sorunun ortadan kalkmasını bile sağlayabilir. Cinsel uyum, yetersiz ereksiyon ve erken boşalma gibi hallerde de çare olabilmektedir.

Bazı çiftler bunu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak algılayıp çare aramazken, bazıları da ileri derecede mutsuz olabilmektedir. Yaşlanma ile erektil disfonksiyon sıklığı artmakta ise de tedavi yöntemleri sayesinde ne kadın ne de erkek için çok ileri yaşlara kadar cinsel yaşamı sürdürmemek için bir neden yok.

 

Kategorisi: Cinsel Sağlık

Eski Konular  


Sağlık Fotoğrafları

Sağlık Video

Sağlık Siteleri

 Sağlık Sayfaları 1 den 6 e Kadar  1  2  3  4  5  6 »