Okunma Sayısı : 1700  |
Yaz mevsimi yaklaştıkça üstümüzdeki ağırlıktan kurtulmak için büyük bir
çaba harcıyoruz. Sadece palto ve kazakları değil, bacak ve kalçalarda oluşan
selülitlerimizi de gardıroba kaldırabilsek ne güzel olurdu, değil mi? Bunu
yapamayacağımıza göre selülitle baş etmenin yollarını öğrenmeye ne dersiniz?

Özellikle kadınlarda görülen ve deri altı yağ hücre gruplarının kan ve
lenfatik dolaşımını bozmasıyla oluşan selülit, deride çöküntülerle ve portakal
kabuğu görünümüyle kendini gösteriyor. Selülit daha çok ergenlik, hamilelik ve
menopoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkıyor
olmasına rağmen, kişinin genetik yapısı, metabolizma hızı, dolaşım sistemi,
sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar, doğum kontrol hapları, alınan hormon
ilaçları, dengesiz ve düzensiz beslenme, aşırı hareketsizlik, stres, sigara ve
alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir.
Sıklıkla bölgesel olan selülit, kilolu, zayıf, balık etli, uzun, kısa her
yaştaki erişkin kadında görülebiliyor. Selülit nadiren erkeklerde de oluşuyor,
ancak kadınlarda daha büyük sorun olması, östrojen hormon düzeyinin onlarda daha
fazla olmasıyla ilgili.
Selülitin tek nedeni östrojen değil; başka tetikleyiciler de var. Sigara
damarların en büyük düşmanı. Güçlü bir damar daraltıcı özelliğe sahip olan
sigara, cildin yeterince beslenmesini engelleyerek selülite neden oluyor.
Hareketsiz yaşam biçimi, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturmak, çok dar
pantolon ve diz altı çorap giymek de dolaşım sistemini ve lenf sisteminin
düzenli çalışmasını engelleyerek selülite yol açabiliyor. Bunlar, kişinin yaşam
tarzı ve alışkanlıklarına bağlı etkenler. Ancak selülitin, kan dolaşımındaki
bozukluklar, ailesel yatkınlıklar ve hormonal etkenler gibi elimizde olmayan
nedenleri de var. Beslenme ve yaşam biçimi sağlıklı bir şekle dönüştürüldüğünde,
selüliti azaltacak yoğun tedavilere genellikle gerek kalmıyor.
Selüliti önlemek için ilk alınacak önlem, sigarayı bırakmak. Düzenli spor yapmak
yalnızca genel vücut sağlığı için değil, selüliti önlemek için de çok önemli.
Günde 30-60 dakika yapılan yürüyüş, bisiklete binmek veya merdiven inip çıkmak
kan dolaşımını düzenleyerek selülit oluşumunu engelliyor. Yalnızca kilo vererek
selülitten kurtulmak mümkün değil. Beslenme alışkanlığını değiştirip, bilinçli
beslenmeye geçmek önemli. Beslenme ne kadar tek yönlü olursa, selülit de o kadar
çabuk oluşuyor. Özellikle fast food ve hazır yemekler dokuları kötü yönde
etkiliyor. Hayvansal yağlar, fazla şeker ve tuz da oldukça zararlı. Bunlar yağ
hücrelerini şişiriyor, dokularda su birikmesine yol açıyor ve vücudun atıklardan
temizlenmesini önlüyor. Günlük beslenme programında tuz, şeker ve yağdan fakir,
sebze ve meyvelerden zengin bir diyet kan dolaşımını artırıp bağırsakların
düzenli çalışmasını sağlıyor. A ve C vitamini alımını artırmanın selüliti
azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle, mutlaka günlük meyve tüketimine özen
göstermek gerekiyor. Bol lifli gıdalar ve çinko alımı da selüliti engelliyor.
Selülit önlemekte bol su içmek de önemli. Su, idrar oluşumunu artırarak vücuttan
zararlı maddelerin atılmasını sağlıyor.
Alınacak önlemler
Günde en 2,5 litre su içilmeli.
Rafine şekerlerden uzak durulmalı ve günlük tuz tüketimi azaltılmalı.
Yemeklerde kullanılan yağ miktarı azaltılmalı.
Alkol, sigara, koyu çay-kahve ve gazlı içeçek tüketimi minimuma indirilmeli.
Yemekleri pişirirken kızartma yerine haşlama ya da buğulama yöntemi tercih
edilmeli.
Mümkün olduğunca mevsiminde ürünler tüketmeye özen göstermeli, dondurulmuş
ve konserve ürünlerden kaçınılmalı.
Metabolizmanın düzenli çalışması için öğün atlamamaya özen gösterilmeli.
Çok sık kilo alıp vermekten kaçınılmalı.
Günlük alınan posa miktarı artırılmalı, posanın en iyi kaynakları sebze,
meyve ve kurubaklagiller mutlaka beslenme sisteminin içerisinde yer almalı.
Kafeine duyarlılık kişiden kişiye değişir
Kafein merkezi sinir sistemini uyaran bir tür maddedir. Kana mideden karışır.
15 dakika sonra etkileri hissedilir hale gelir. Kahve, çay, kola, çikolata, bazı
uyarıcı haplar, bazı ağrı kesiciler ve çeşitli reçeteli ilaçlarda bulunmaktadır.
Kafeinin kısa dönemde yaygın olarak hissedilen etkileri, vücudun enerji
seviyesinin artması, uyanık ve dinç olma durumu, keyif ve rahatlık hislerinde
artıştır. Bu madde bazı ağrı kesiciler ve migren ilaçları ile birleştiğinde ise
ilaçların tepki süresini ve etki alanlarını artırır. İlaç kullanımı sırasında
kafein alım miktarına çok dikkat edilmelidir. Bu maddeyi içeren diğer besin
maddelerive içeceklerde bulunan kafein miktarları iyi hesaplanmalı hatta bir
uzmana danışılmalıdır.
Kafeine karşı duyarlılık; tüketim sıklığı, düzenli olarak alınan miktar, vücut
ağırlığı ve fiziksel koşullar gibi pek çok etmene bağlıdır. Kişisel duyarlılığın
yanı sıra hamileler, çocuklar ve yaşlılar tüketilen kafeinin kısıtlanmasının
gerektiği grup içersindedir. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Pek
çok çalışmada, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarı
günde
300 mg. (yaklaşık üç-dört fincan kahve ya da beş-altı büyük bardak çay) olarak
belirlenmiştir.
Düzenli olarak kullanılan kafeinin kesilmesiyle kişide ortaya çıkabilecek
belirtiler şunlardır: Baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk veya uykulu
olma hali, konsantrasyon eksikliği, işte karşılaşılan zorluklar (motivasyon ve
dikkat eksikliği, düşük performans), huzursuzluk (mutsuzluk, can sıkıntısı,
huysuzluk, diken üstünde olma), depresyon (üzüntü, halsizlik, endişe,
isteksizlik, küskünlük), sinirlilik, mide bulantısı, kusma, eklem ağrıları.
Su kaybına dikkat!
Özellikle yaz sıcaklarının yoğunlaştığı bugünlerde vücudumuzdan su kaybı
artıyor. İnsan bedeninin yüzde 60-70'i sudur ve bu suyun üçte ikisi hücreler
içinde, geri kalanı dokular arası sıvıda ve kanda bulunur. Su yaşamımız için çok
önemlidir. Bir insan yemek yemeden dört hafta yaşayabilirken, su içmeden
yaşayabilme süresi ise sadece üç-dört gündür. Eğer vücutta az su bulunursa,
kanın yoğunlaşmasına yol açıyor ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve
besin maddesi taşınmasına neden oluyor. Eğer aşırı miktarda su içilirse, bu da
vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü bu durumda böbrekler aşırı
çalışıyor ve sık sık tuvalete çıkılmasına neden oluyor, bunun sonucunda da
vücudumuzdan kalsiyum minerali atılıyor. Vücudunuzun su alımının yeterli olup
olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmektir. Açık renkli idrar,
su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise, bu
yeterince su alınmadığı anlamına gelir.
Suyun vücudumuza faydaları: Besinlerin sindirimi, emilimi ve metabolizma sonucu
oluşan artık ürünlerin atılması için gereklidir. Hücre ve kas dokularını
güçlendirir, cildi gerginleştirir, parlaklık kazandırır, vücudun ısı ve tuz
dengesini sağlar.
|
|
|