Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok
Bahar, 10 adımda kendinizi yenileyin
Bahar gelince yaşadığımız yeri, kıyafetlerimizi temizler, yenileniriz. Peki ya ruhumuz? Bu bahar yepyeni biri olmaya hazır mısınız!?
Bunun için sabahları yataktan fıralayarak çıkmanızı neyin sağladığını anlamalısınız. Neler duygularınızı yükseltiyor, size ilham veren ve en iyiyi yapmanız için sizi motive eden nedir? İşte bunları bulmanız için 10 yöntem.
Yönünüzü seçin
Bunun için amaçlarınızın önceliğini belirlemeye çalışın. Gözlerinizi kapatın ve 1 yıl sonrasında olduğunuzu hayal edin. Neleri öğrendiniz? Nasıl hissediyorsunuz? Nerede çalışıyorsunuz? Unutmayın, her şey birarada olmaz, sizin için en önemli olanın ne olduğuna karar verin ve ona odaklanın.
Odaklanın
Ne ile uğraşmaktaysanız tüm dikkatinizi ona verin. Yapmak istediğiniz iş için belirli bir zaman ayırın ve bu kararınızı uygulayın. Bu süre içinde sizi rahatsız edebilecek dış etkenlere karşı önlem almaya çalışın. Uzun zamandır ertelediğiniz işleri ve bitirmek için gereken süreleri belirleyerek kronometrenizi çalıştırın. Alarm çaldığında ise durun. Henüz bitirmemişseniz yeni bir zaman dilimi ayırın. Bunu yaparken en zor işten başlayın. Aslında işin başlayana kadar size zor geldiğini göreceksiniz.
Yavaşlayın
Kaç kere evden fırlayıp çıkarken unuttuğunuz cüzdanınızı almak için geri döndünüz? Aslında telaşla hareket etmenin sizi bir yere götürmeyeceğini biliyorsunuz. Bu yüzden, durun. Genellikle paniklediğiniz zamanları belirleyin ve bu zamanlarda işinizi en az hatayla bitirmenizi sağlayacak bir sistem oluşturun. Örneğin her sabah geç kalıyorsanız, herşeyi bir gece önceden hazırlayın. Böylece stressiz hazırlanacak ve güne daha keyifli başlayacaksınız.
Olumsuzluktan vazgeçin
Devamlı iyimser olun ve herşeyin daha kötüsü olabileceğini düşünün. Uzmanlar, iyimser insanların daha iyi bir kariyere sahip olduklarının, daha uzun yaşadıklarının, daha fazla arkadaşları olduğunun ve yaşamdan daha fazla keyif aldıklarının ispat edildiğini söylüyor. Eğer sürekli hata yapacağınızdan korkuyor ya da hata yaptığınızı düşünüyorsanız kendinize karşı çıkmayı deneyin. Tam tersi bir bakış açısıyla olayı tekrar değerlendirmeyi deneyin. Bunu sevdiğinizi göreceksiniz.
Rutininizi bozun
Resim yapmaktan yamaç paraşütüne, denizcilikten şarkı söylemeye kadar yeni deneyimler elde edebileceğiniz fırsatlara açık olun. Zamanımızı devamlı aynı şeyleri yaparak geçirmek çevremizdeki değişimleri algılamamızı zorlaştırabilir. Bir daha otobüse bindiğinizde beş dakika pencereden dışarıya bakarak daha önce farketmediğiniz şeyleri bulun ve onları yeniden adlandırmaya çalışın.
Yeteneklerinizi geliştirin
Iyi olduğumuz konularda bir şeyler yaparken kendimizi iyi hissederiz. Bu gerçekten doğrudur. Yeteneklerinizi geliştirebileceğiniz ve kendinizi daha fazla ifade edebileceğiniz uğraşlar bulun. ‘John Malkovich Olmak’ filminin başrolü kuklacılıkta parmaklarını geliştirdiği için hızlı daktilo yazabilme yeteneğini de geliştirmişti. Yeteneklerinizi kullanarak geliştirmek diğer alanlarda da öne çıkmanızı sağlayacak ayrıcalıklar katar.
Hedeflerinizi paylaşın
Uzmanlar hedeflerinize ilerleyebilmeniz için gereken motivasyonu sağlamanın aslında gerçekçilikten geçtiğini söylüyor. Eğer koyduğunuz hedefler fazlasıyla kolay ya da aşırı zor ise ulaşma isteğinizde sorun olacaktır. Motivasyonu artırmak için, ideallerinizi başkalarıyla paylaşmak, onu somutlaştırarak kişiselleştirecektir. Böylece hedeflerinize ulaşmanız kolaylaşacaktır. Hedeflere ulaşmanız için kateddiğiniz yolun uzun bir maraton olduğunu düşünürseniz, arkadaşlarınız da bu maratondaki destek ekibiniz olacaklardır.
Etrafınızı ilham veren insanlarla çevreleyin
Çevrenizi olumlu düşünen ve sizi destekleyen insanlardan oluşturun. Ama yeni insanlarla tanışırken eski ve vefalı arkadaşlarınızdan uzaklaşmayın . Yeni insanlarla tanışmak için gereken organizsyonu yapın ve tanıştığınız insanların fikirlerine olumlu yaklaşın. Çevrenizin bir anda kalabalıklaştığını göreceksiniz.
Bilgilenin
Bazen kendinizi karşılaştığınız sorunlarla baş edemeyecek kadar güçsüz hissedebilirsiniz. Fakat herşeyin çözülebilir olduğunu unutmayın ve böyle düşünmeye çalışın. Düşüncelerinizi geliştirmek için yaşadığınız kültürü tanıyabilir ya da benzer durumlar hakkında araştırma yapabilirsiniz. Benzer deneyimlerden ders çıkararak yaşamınıza uyarlayabilirsiniz.
Mevsime uyun
Mevsimlerin yaşamınız üzerindeki etkilerini gözlemleyerek olumlu ve olumsuz taraflarını belirleyin. Her mevsimin getireceği yenilikleri özel olarak karşılamak hayatınızı renklendirecektir.
Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok
Kadınlar cinsel etkinlik sırasında, düzenli fizyolojik olaylar zinciri şeklinde cinsel yanıt verirler. Cinsel yanıt aşamaları erkekte de olduğu gibi, cinsel istek, cinsel uyarılma, orgazm şeklinde sıralanır. Her aşamadaki aksaklık, kendisinden sonraki aşamaları da olumsuz etkileyebilir. Cinsel isteğimizi genel durumumuz, sağlığımız, kullandığımız ilaçlar, iş ve sosyal yaşamımız, gündelik sorunlarımız, adet döngümüz, cinsel eşimizle olan ilişkimiz, duygularımız gibi pek çok faktör etkileyebilir. Kişisel ve durumsal farklılıklar olmasına rağmen, genellikle kadınların cinsel açıdan uyarılma süresinin fizyolojik olarak erkeklerden daha uzun olduğu kabul edilir.
Cinsel uyarılmamızda, cinsel isteğimizin olduğu kadar yeterli fiziksel uyarıyı alıp almamamızın da önemli rolü vardır. Bedenin duyarlı bölgeleri ve tercih edilen uyarılma biçimleri kişiden kişiye değişiklikler gösterebilir. Ama bütün kadınların cinsel organlarının en fazla sinir ucu bulunan, en duyarlı bölümü klitoristir. Dolayısıyla klitorisin fiziksel uyarıyı, uygun şekilde ve yeterli süre alması gereklidir. Cinsel birleşme sırasında penis vajina içinde hareket eder. Kadın cinsel organlarının yapısına baktığımızda, bu kadın için en uyarıcı durum sayılamaz. Penisin vajina içindeki hareketi, dışarıda yer alan klitorisi doğrudan uyaramaz, vajinanın 2/3 lük iç bölümü duyarsızdır, dış 1/3 lük bölümündeki uyarılar, klitorise iletilirse de, bu dolaylı bir uyarıdır ve bir çok kadının doğrudan klitorisinin uyarılmasına ihtiyacı vardır.
Bazı kadınlarda, cinsel birleşme öncesinde klitoris yeterince uyarılırsa, birleşme sırasındaki dolaylı uyarı yeterli olur. Bazılarının ise cinsel birleşme sırasında da, doğrudan klitoris uyarısının sürdürülmesine ihtiyacı vardır. Cinsel uyarılma sırasında, bedenimizde değişiklikler olur, kan dolaşımı ve solunum hızlanır, kas gerginliği artar, cinsel organların duruş biçimleri değişir, bu bölgeye kan dolar, büyük ve küçük dudaklar, klitoris ve meme başları kabarır, renkleri koyulaşabilir. Bartolin bezlerinden vajinaya salgılanan kaygan sıvı miktarı artar ve dış cinsel organlar ıslanır. Bu sırada vajinadaki durum değişiklikleri, vajina ağzında hafif bir genişleme ve açılma yaratır. Vajinadaki açılma ve ıslanma, kadının cinsel açıdan uyarıldığını gösterdiği gibi, aynı zamanda cinsel birleşme sırasında penisin vajinaya kolayca girmesini de sağlar.
Cinsel uyarılma düzeyi arttığında orgazm oluşur. Kadın orgazmı, karın içi ve cinsel organlar çevresindeki kasların ritmik kasılmaları ve buna eşlik eden zevkli duyumlardan ibarettir. Aslında orgazmın tam ve doyurucu bir tanımını yapmak pek mümkün değildir. Ama her kadın orgazm olup olmadığını anlar. Cinsel konulardaki bilgisizlik ve yanlış cinsel inanışların yaygınlığı nedeniyle, günümüzde de birçok kadın orgazm oluşturacak uygun ve yeterli uyarıyı almadığı halde, kendisinin cinsel açıdan yanıtsız olduğunu düşünür. Kadınların cinsel açıdan uyarılmaları ve orgazm olmaları için, klitorisin yeterli uyarıyı alması gerekir. Kimi kadına uzun süreli doğrudan fiziksel uyarı gerekir, kimisi kısa süreli doğrudan fiziksel uyarıyı izleyen cinsel birleşme sırasındaki dolaylı uyarı ile orgazm olur, kimisi için de cinsel birleşme sırasında doğrudan klitoris uyarısının sürdürülmesi şarttır. Cinsel birleşme sırasında, vajina ağzındaki kaslardan iletilen duyumlarla, yani dolaylı uyarı ile orgazm olan kadında da, orgazmın kaynağı gene klitoristir. Aynı kadın için de günden güne, dönemden döneme değişiklikler olabilir. Genellikle kadının yaşı,dolayısıyla cinsel deneyimi arttıkça, cinsel uyarılma ve orgazm süresi kısalır. Burada kendi bedenini ve cinsel tepkilerini öğrenmenin rolü vardır.
Orgazmdan sonraki dönemde bedensel işlevler ve cinsel organlar, uyarılma öncesindeki normal durumlarına geri dönerler. Kadınların cinsel uyarılmaları erkeklere göre daha yavaş olduğu gibi, orgazmdan sonra normal durumlarına dönmeleri de daha uzun sürer. Bu nedenle bazı kadınlar, orgazm sonrası cinsel uyarılmaları azalmadığından, erkeklerden farklı olarak peş peşe birkaç kere de orgazm olabilirler.
Cinselliğin evreleri
Arzulama evresi:
Bu evre cinsellik dürtüsünün ortaya çıktığı ve cinselliği ifade etme arzusunun duyulduğu evredir. Hayaller ya da eşten alınan görsel uyarılarla başlayabilir.
Uyarılma evresi:
Arzulamayı uyarılma evresi takip eder. Bu evre parasempatik sistem tarafından yönetilen ve erotik duygular eşliğinde kadında vajinal salgının arttığı “ıslanma” dönemidir. Vajina duvarlarından ve vajina girişindeki Bartholin bezlerinden salgılanan sıvılarla birlikte nabız ve solunum hızlanır, tansiyon yükselir, genel bir sıcak basması hali, memelerde dolgunluk, kas gerginliğinde genel bir artış, meme başlarında dikleşme ortaya çıkar. Ciltte yama tarzında renk değişiklikleri, klitoris ve labiumlarda şişme, göğüs bölgesinde ve memelerde kızarma meydana gelir. Tüm bunlarla birlikte vajina uzar ve genişler. Rahim yükselerek pelvis dışına çıkar.
Erkekte ise uyarılma evresi penisin ereksiyonu (sertleşmesi) şeklinde gerçekleşir.
Plato evresi:
Bu evrede seksüel gerginlik ve erotik duygular yoğunlaşır ve had safhaya ulaşır. Cilt değişiklikleri daha belirgin hale gelir, meme başları daha da dikleşir. Dudaklar şişer ve koyu kırmızı bir renk alır. Vajinanın alt 1/3′lük kısmı şişip kalınlaşarak “orgazmik platform” adlı yapıyı meydana getirir. Rahim tümüyle yukarı çıkmıştır. Yeterli uyaran olduğunda bu dönem orgazmla son bulur.
Plato evresinde ejakulasyon (boşalma) öncesinde erkekten sıklıkla berrak ve yapışkan kıvamlı bir sıvı gelir. Bu sıvının içinde az sayıda canlı sperm de bulunabileceğinden kadının erkek boşalmadan önce de (“geri çekme” adı verilen yöntemle) gebe kalabilmesi mümkün olmaktadır.
Orgazm evresi:
Orgazm esasen sempatik sistem tarafından yönlendirilen bir kasılma cevabıdır. Uyarılma ve plato evresinde birikmiş olan gerginliğin boşaltılmasıdır ve tüm cinsel hisler arasında en güçlü ve doyurucu olanıdır. Orgazm esnasında vajina, perine, anüs ve orgazmik platform adı verilen yapıyı oluşturan kaslarda 3-15 adet arası 0.8 saniye süren refleks ritmik düzenli kasılmalar oluşur ve bu kasılmalar orgazm duygusunu ortaya çıkarır. Orgazm esnasında birçok kadın ayrıca uterusta da kasılmalar hisseder. Bu yüzden bazı kadınlarda histerektomi (ameliyatla uterusun çıkarılması) sonrası orgazmın niteliklerinde değişiklik olabilir.
Erkeklerde ise orgazmı ejakulasyon (boşalma) takip eder. Erkekler orgazm döneminden sonra belli bir refrakter (cevapsız) döneme girer ve bu dönemde uyaranlara cevapsızdırlar. Kadınlarda ise böyle bir dönem olmadığından çok sayıda orgazmı arka arkaya yaşayabilir ve tek bir ilişki esnasında ve/veya öncesinde ardarda çok sayıda orgazm olabilirler.
Çözülme evresi:
Orgazmla birlikte uyarılma evresinde biriken tüm gerginlik kaybolur ve kadında bir gevşeme ve kendini iyi hissetme duygusu ortaya çıkar. Takiben uyarılma evresinde ortaya çıkan değişikliklerin tümü “çözülerek” geri döner. Tüm bu geri dönüş süreci 5-10 dakika sürer.
Cinselliğe ve cinselliğin ifade edilmesine etki eden faktörler:
Kişisel özellikler: Kadınların cinselliğe olan ilgileri değişkendir. Bazı kadınlar diğerlerinden daha isteksiz, bazıları ise çok aşırı istekli görünebilir ve bu tümüyle normaldir. Bazı kadınların cinselliğe olan ilgileri yüksek olmasına rağmen cinsel ilişkiye olan ilgileri daha zayıf olabilir. Bu kadınlar cinsel ilişkiden daha çok yakın temasa ve dokunulmaya önem verirler. Masturbasyon da kadınların sıklıkla uyguladığı bir cinsellik ifadesi olup kadının cinsel ilişkiye olan ilgisinden tümüyle bağımısız bir olaydır.
Yaş: Yaşlandıkça cinsellik arzusu ve cinsel ilişki sıklığı azalmakla birlikte kadınlar tüm hayatları boyunca cinselliğe olan ilgilerini ve cinsellikten aldıkları zevki sürdürürler. Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan anatomik değişiklikler (vajinanın kısalması, daralması, duvarlarının
incelmesi, elastikiyetin azalması, dış genital bölgeler ve klitorisin duyarlılığının azalması, memedeki gerileme gibi özellikler) nedeniyle vajina ve idrar yolu enfeksiyonu sıklığı artar. Bu enfeksiyonlar şiddetli olduklarında disparoni (ilişki esnasında ağrı) nedeni olabilirler. Ancak düzenli olarak ilişkiye devam eden kadınlarda vulva ve vajinadaki bu olumsuz değişiklikler daha ender görülür.
Yapılan çalışmalarda 20-50 yaş arasında kadın ve erkeklerin haftada 2-4 kez ilişkide bulunduklarını, 50 yaştan sonra bu sıklıkta hafif azalma olduğunu ancak hem erkek hem de kadında cinselliğe ilginin ömür boyu devam ettiğini göstermişlerdir.
Gençliğinde cinsel yönden diğerlerine göre daha istekli ve aktif olan kadınların menopoz döneminde de diğerlerinden daha bariz olarak aktif oldukları da diğer bir gerçektir.
Yaş asla önyargılı bir şekilde cinselliği azaltan bir faktör olarak görülmemelidir. Menopozda da ve hatta en ileri yaşlara kadar kendisine bakmayı bilen ve düzenli doktor kontrollerine giden kadın eşiyle uyumlu bir cinsel yaşamı ömür boyu sürdürebilir.
İlaçlar: Çok çeşitli ilaçlar (tansiyon, depresyon, sakinleştiriciler gibi) cinselliğin evreleri üzerinde olumsuz etkiler yapabilirler. Böyle durumlarda ilacın değiştirilmesi veya doz ayarlaması gerekebilir.
Hastalıklar: Jinekolojik (kısırlık, düzensiz kanama gibi) ya da dahili (tansiyon, nörolojik hastalık gibi) çok sayıda hastalık cinselliği olumsuz yönde etkileyebilir. Etkili bir şekilde tedavi edildiklerinde genellikle cinsellik eski haline geri döner.
Histerektomide (uterusun ameliyatla çıkartılması) vajina kısaltılmamış ve yumurtalıklar alınmamışsa ameliyat sonrası cinsel işlev bozukluk ortaya çıkma olasılığı düşüktür.
Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok
İktidarsızlık sertleşme bozukluğu : İktidarsızlık çeşitli biçimlerde görülür.
* Sertleşmenin hiç olmaması: İster kendiliğinden ya da bir dış uyarıyla, isterse yalnızken ya da cinsel ilişki sırasında sertleşme gerçekleşmez (iktidarsızlık).
* Yetersiz sertleşme (iktidarsızlık) : Cinsel birleşmede dölyolu ağzının aşılması için kamış sertliğinin belirli bir düzeye ulaşması gerekir. Bu düzey genellikle yarı sertleşme olarak tanımlanır ve oran olarak yüzde 50’ye, 10 üstünden yapılan derecelendirmede 5’e karşılık gelir. Yetersiz sertleşmede hasta ve eşi genellikle başarısız cinsel ilişkiden yakınırlar.
* Kararsız sertleşme (iktidarsızlık) : Cinsel ilişki sırasında setleşme düzeyi değişiklik gösterir. Birleşme öncesinde gelişen tam sertleşme, birleşme anında kaybolabilir. Buna karşın yarı sertlikle birleşme tamamlanabilir.
* Yerine göre sertleşme (iktidarsızlık) : Hasta yalnız kaldığında kendiliğinden ya da mastürbasyon sırasında sertleşme gerçekleşir. Ama başkasıyla birlikteyken yeterli sertleşmenin olup olmayacağı kestirilemez. Bu durum kişiye ya da dış koşullara bağlı olabilir. Bir erkeğin özel yaşamanı paylaştığı kişinin yanında ulaştığı sertleşme ile böyle özel bir ilişkide olmadığı birinin yanında ulaştığı sertleşme arasında belirgin farklar görülebilir.
* Ağrılı sertleşme (iktidarsızlık) : Genellikle enfeksiyon ve sinir iltihabı (nevrit ve peyroni) gibi hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkar. Ama uzun dönemde ağrı ortadan kalksa bile yerine göre sertleşme görülebilir.
İktidarsızlık, peniste herhangi bir nedenle sertleşmenin olmaması ve hastanın cinsel ilişkiye girememesi olarak tanımlanabilir. İktidarsızlık (diğer bir adıyla İmpotans), 40 yaşlarında %5, 70 yaşlarında %15 olarak görülmektedir.
İktidarsızlık nedenleri, 6 madde halinde incelenir;
PSİKOLOJİK NEDENLER:
Psikolojik nedenli iktidarsızlığın kökeninde ilişkilerde çatışma durumları, kıskançlık, rekabet, aldatılma korkusu, acemilik, uygun olmayan ortam, özgüven eksikliği, libido yani cinsel istek azalması, suçluluk hissi, performans anksiyetesi denilen başarısızlık korkusu ve en önemlisi de ilk gece sendromu denilen gerdek gecesi başarısızlık gibi etkenler yatmaktadır.
NÖROLOJİK (Sinirler ile ilgili) NEDENLER
HORMONAL NEDENLER
ATARDAMAR İLE İLGİLİ NEDENLER
TOPLARDAMAR İLE İLGİLİ NEDENLER
PENİSİN KENDİSİ İLE İLGİLİ NEDENLER
Kullanılan birtakım ilaçlar, özellikle yüksek tansiyon nedeniyle kullanılan ilaçlar, psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle kullanılan ilaçlar özellikle depresyon ilaçları, alkol ve sigara kullanımı penisteki sertleşmeyi engellemektedir. İktidarsızlık başka hastalıklarla birlikte de görülebilir.
Şeker hastalığı, kronik böbrek yetmezliği, kronik karaciğer hastalıkları ( Siroz), kanser nedeniyle ilaç veya şua tedavisi olan hastalarda iktidarsızlık sıkça görülmektedir.
TEDAVİ:
Vakum ereksiyon cihazı
Psikolojik nedenli iktidarsızlık tedavisi, psikoterapistler ve bu konudaki eğitimli seks terapistleri ile birlikte uygulanmaktadır.
Organik yani psikolojik nedenli olmayan iktidarsızlıklarda tedavi seçenekleri hastalığın altında yatan nedenlere bağlı olarak değişse de genel başlık olarak tedaviler şöyle sıralanabilir:
1- Vakum ereksiyon cihazları denen bir grup tedavi yönteminde dışarıdan uygulanan pompaya benzer bir aletle peniste sertleşme sağlanabilmektedir.
2- Atardamar ve toplardamarlar ile ilgili hastalık teşhis edildiğinde genellikle ameliyat ile tedavi yoluna gidilmektedir.
3- Ağızdan alınan ilaçlar. Bu ilaçlar genelde hormonlarla ilgili hastalıklara bağlı oluşan impotansta kullanılmaktdır.Ayrıca cinsel isteği arttıran bazı ilaçlarda bu grupta kullaanılabilir.
4- Penis içine ince bir iğne yardımıyla bir takım ilaçlar verilerek sertleşme sağlanabilmektedir.
5- Mutluluk Çubuğu ( Penis protezi ). Mutluluk çubukları kısaca 2 tiptir.
Mutluluk Çubuğu (Penis protezi)
Vakum ereksiyon cihazı
MALLEABLE (EĞİLİP BÜKÜLEN TİP)
Eğilip bükülen tipte, penis içine 2 adet çubuk yerleştirilmekte, bu çubuklar sayesinde penis devamlı sert halde kalmaktadır. Sonuçları oldukça başarılı olan bu ameliyat tipi hastalar tarafından da en çok tercih edilen tiptir.
INFLATABLE (POMPALI TİP)
Bu yöntemde ameliyat ilkine göre daha karmaşık, daha uzun süren ve hastanede ameliyat sonrası daha fazla kalmayı gerektiren yöntemdir.
Bu yöntemde vücut içine bir su rezervuarı yerleştirilirken penis içine de bu rezervuar ile ilişkilendirilmiş iki adet torbacık konulur. Testis (erbezi) üzerine yerleştirilen pompa yardımıyla hasta gerektiği zaman penisteki sertliği sağlayabilmektedir.
Önceleri ülkemizde sadece belli başlı birkaç merkezde uygulanabilen bu ameliyatlar artık uygun ameliyathanesi bulunan hastanelerde, bu konuda eğitimli ve deneyimli ürologlar tarafından rahatlıkla yapılabilmektdir.
Ameliyat sonrası oluşabilecek en önemli komplikasyon enfeksiyondur, yani protezin mikrop kapmasıdır. Ancak son zamanlarda ameliyat sonrası oluşan iltihaplanmalar alınan önlemler sayesinde yaklaşık 100 hastanın birinde görülmektedir.
EREKTİL DİSFONKSİYON VE TEDAVİSİ
Erektil Disfonksiyon nedir?
Erektil Disfonksiyon ya da kısa tanımıyla ED; erkeğin cinsel ilişkide bulunabilmesi için yeterli penis sertleşmesini (ereksiyon), sürekli ve kalıcı olarak sağlayamaması ve/veya sürdürememesi olarak tanımlanır. Geçici nitelikteki, anlık sertleşme sorunları ise ED olarak tanımlanmaz.
ED, erkeğin utanacağı bir durum değildir. Öncelikle bilinmesi gereken, ED’nin cinsel doyum ve boşalma veya üreme yeteneği (kısırlık) ile ilgili olmadığıdır. Üstelik, ED, birçok erkek için tedavi edilebilir bir olgudur. ED, eşler arası ilişki, mutluluk arayışı ve erkeğin özgüveni açısından önemlidir.
Ereksiyon nasıl meydana gelir?
Erkeklik organı-penis-birbirine paralel uzanan, tüp biçimli, iki ana yapıdan oluşur. Bu yapılar, süngerimsi özelliktedir ve duvarları, büzüşmüş kan damarları içerir. Bu büzüşmüş damarlara kan dolmadığı süre boyunca, penis, normal ve yumuşak halini korur.
Cinsel uyarı sonucu, damarların içleri kan ile dolarak genişler. Bu aşamada, toplardamarlar büzüşerek, penisten kanın geri boşalmasını yavaşlatırlar. Penis genişler ve ereksiyon gerçekleşir.
Erektil Disfonksiyon Nedenleri
Erektil Disfonsiyon (ED), penisteki damarların yeterince genişleyememesine bağlı olarak, peniste gerektiği kadar kanın birikmemesi veya birikmiş kanın penis içinde yeterli süre boyunca kalmamasıdır.
Bu duruma, aşağıda sayılan faktörlerden biri veya birkaçı neden olabilir;
Stres, korku ve kuruntuların yarattığı gerginlik, anksiyete ve ruhsal çöküntüler, depresyon, sigara, aşırı alkol ya da uyuşturucu kullanımı, Yüksek kan basıncı (hipertansiyon), yüksek kolestrol, şeker hastalığı, atardamarların esnekliklerini yitirmesi, Spinal kord travması, Multipl Skleroz (merkezi sinir sistemi hastalığı), inme, kalın bağırsak veya prostat cerrahisi sonrası sinir travmaları, hormonal hastalıklar, böbrek veya karaciğer yetmezliği, diüretiklerin kullanımı veya diğer bazı kan basıncını düzenleyen ilaçların, şeker hastalığı ilaçlarının, anti-depresan ilaçların, epilepsi sara ilaçlarının, kolesterol düşürücü ilaçların, bazı kanser tedavisi ilaçlarının veya non-steroidal anti-enflamatuvar ilaçların kullanımı.
ED Tedavisinde eşler birbirine nasıl yardımcı olabilir?
Erektil Disfonksiyon (Ed), yalnızca erkeğin sorunu değildir. Bu durum, eşlerin ortak sorunudur. Karşılıklı anlayış ve duyarlılık ile yaklaşılmadığı takdirde, daha büyük sorunlara neden olabilir.
ED nedeniyle, duygusal açıdan, kendinizi eşinizden uzaklaşmış bulabilirsiniz… Eşiniz ise, bu sorunu kendisine açmadığınız için bambaşka düşünüyor olabilir! Kim bilir, belki de kendisini çekici bulmadığınız ve ona ilgi duymadığınız düşünüyordur… Böyle bir durumda sessiz kalmak, paylaşmamak, sorunu yeni, farklı ve hiç arzu edilmeyen boyutlara taşıyabilir.
Unutmayın; ED, yalnızca size özgü bir durum değildir.
Bugün, dünyanın bir çok ülkesinde, birçok çift aynı sorunu yaşamaktadır. Bu sorun, çözümü eşinizle birlikte arayıp bulabileceğiniz bir sorundur.
Önerilerimiz;
Mutlaka, eşinizle konuşun… Duygularınızı eşiniz ile paylaşırsanız, beraberliğinizin ne kadar önemli olduğunu karşılıklı hissedeceksiniz.
Doktorunuzun koyacağı teşhis sonrası belirlenecek tedavini utygulanmasında, en yakın yardımcınız, eşiniz olacaktır.
Doktorunuz ile görüşmede ve izleyen ziyaretlerinizde, eşinizin sizinle birlikte olmasını isteyebilirsiniz.
Karşılıklı konuşma ve birlikte hareketin sizi, ikinizi de mutlu edecek çözümlere daha kolay ulaştıracağını unutmayınız.
Eşinize yardımcı olmanız için…
Bu kısım “Bayanlara Özel”
Bu tür konuların konuşulmasının erkekler için ne kadar güç olduğunu tahmin edersiniz… Ancak, bu rahatsızlığın tedavisi için eşinizi destekleyecek ve yüreklendirecek en yakın kişide sizsiniz.
Eşinize, elinizden geldiğince yardımcı olmalısınız.
Bu rahatsızlığın tedavisinin mümkün olduğunu, kendisine bu sorunu aşması için destek olacağınızı söyleyiniz.
Daima, Doktor-Hasta-Eş üçlüsü içinde yer alınız. Zaman ayırarak, bundan sonraki doktor ziyaretlerinde eşinizle birlikte olunuz. Böylece, hem sorun hem de tedavi üzerine en doğru bilgileri edinebilir, sizler için en iyi olana birlikte karar verebilirsiniz.
Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok
1. ATMOSFER
İnsan yapısı, öteki yaratıkların tersine heyecanlara karşı davranışta bulunabilme yeteneğine sahip bir ruh ile donatılmıştır. Bazı ayrıklıklar dışında, cinsel ilişki için uyarılmaya bir hazırlık aşaması gereklidir.
Bu faaliyet doğrudan doğruya bedensel uyarılmayı içine almaz. Cinsel isteklerin uyarılması daha çok görme, koklama ve işitmeyle olur. Değişik türde uyarılmaların oluşturduğu cinsel atmosfer, cinsel istekleri doğal yoldan sağlar; vücut ve ruhu, her ikisini birleştirir.
Duyguları okşayan müzik, renkler, sanat, resimler, davranış ve kokuların önemi gayet iyi bilinir. Fakat bunların en önemlisi karşılıklı konuşmadır. Dr. Van De Velde cinsel ilişkiye hazırlık yollarının en etkilisinin konuşma olduğunu kesinlikle ileri sürmektedir. En önemlisi ise sevgidir ve bunun etkisi kendi kendisine telkin ve karşılıklı telkine bağlıdır.
Gündelik evlilik yaşamında konuşmanın önemini unuturuz. Koca içini çekip, şöyle söyleyebilir: “Ben sana sevgi üzerine ne biliyorsam, hepsini söyledim.” Evli bir kadın utangaç bir bakışla şöyle diyebilir: “Erkeğin görevi bu konuda kadınla konuşmaktır.” Her ikisi de haksızdır. Erkeğin okşamalarından mutluluk duyan kadın, tatlı aşk fısıltılarıyla karşılık verir. Kadın ara sıra bazı sözler duymak ister. Fakat, bu, her şey olup bittikten sonra, insanın nefesini kesici bir yığın sıfat işitmek istediği anlamına gelmez.
Kadın, “seni seviyorum”, gibi içten kelimelerin söylendiği bir konuşmadan mutlu olur. Her ne kadar erkek sevgi sözleri söylemeye pek fazla yanaşmasa da, kendisine sevgi dolu sözler söylendiğinde, bundan hiç de hoşlanmaz değildir. Hatta bu gibi sözler, onda cinsel istek bile uyandırabilir.
Erkek ve eşi, evlilik öncesi yılları ve evliliklerinin ilk zamanlarını anımsamalıdır. O zamanlar nasıl aşk fısıltılarının özlemini duymuşlardır! Sevgi dolu sözlerin onları sadece manevi sevgiye uyarmakla kalmadığını, aynı zamanda düzenli, sürekli kendisini yenileyen bir sevgiyi sağladığını hiç bir zaman unutmamalıdırlar.
Aşk oyununa götüren, gitgide koyulaşan atmosfer içinde, bölgesel uyarılma daha başlamadan, cinsel organların içindeki irade dışı salgılama çalışması başlar. Bu da cinsel ilişkilerin bir sonraki aşamasına, okşamalara götürür.
2. HAZIRLAYICI OKŞAMALAR
Cinsel ilişki öncesinde okşamalar sadece kadın için gerekli değildir; erkeğin de buna gereksinimi vardır. Heyecan öpüşmeyle başlar, kucaklamalarla, vücudun çeşitli kısımlarının, özellikle cinsel organların ilişkisiyle artar. Çoğunlukla okşamalara erkek başlar. Bu, evliliğin ilk zamanlarında yeterli olabilir; fakat kendisi okşamalara başlamayı reddeden kadın, kısa zamanda kocasının sevgisini yitirecektir. Öte yandan okşamalar salgılamayı artırır, kanın cinsel organlara dolmasını sağlar ve cinsel ilişki için hazırlıkları tamamlar.
Erkek, kadın kadar çok sıvı salgılamaz. Bu az oluş büyük bir sorun değildir. Fakat kaygan sıvıyı kadının çok az salgılaması, cinsel ilişkiyi zorlaştırır ve cinsel ilişkiden sonraki aktiflik üzerine olumsuz etki yapar.
Aşk fısıltıları kolayca okşamalara götürür; eşlerden biri ötekini yönetmeden, her ikisi birden aynı anda da buna başlayabilirler. Cinsel birleşim sırasında erkek ve kadın normal olarak bir sessizlikler ve karanlıklar dünyasına gömülürler ve böylece büyük bir zevk tadarlar. Fakat bu, odanın karanlık olması anlamına gelmez. Aşk fısıltıları ve arada dile getirilen mutluluk itirafları, çifte karşı konmaz, bedensel bir heyecan, libido sağlar ve onları sadece kendilerine ait olan bir dünyaya götürür.
Burada erkeğin ve kadının dikkat etmeleri için bazı uyarılarda bulunmak gerekir. Cinsel organlar başlangıçta daima yumuşak hareketlerle uyarılmalıdır. Daha sonra, salgılama başlayınca, uyarma gitgide artırılabilir. Başlangıçtaki birdenbire, şiddetli uyarma, acı hissi ve iltihaplanmaya neden olabilir.
Özellikle penisin baş kısmına sabırsızca yapılacak kuvvetli uyarmalardan kaçınılmalıdır. Bazıları kadının kaygan salgısı az olduğunda tükrüğe başvurur. Fakat buna tam anlamıyla güvenilmemelidir. Bunun yerine salgının doğal yoldan çıkışını başka şekilde sağlamaya çalışılmalıdır.
Tutkulu okşamalar, kuvvetli uyarılmanın tek yoludur. Dört gözle beklenen anda hareketlerin yavaşladığını ve yumuşadığını akıldan çıkarmamamız gerekir. Ritmik uyarmalar zevk duygusunu artırmak için çok etkili olabilir.
Evlilikte okşamalar, evlilik öncesindekilerden pek az farklıdır. Her türlü okşama, hatta cinsel organların ağız yolu ile uyarılması bile doğal ve normal olarak kabul edilmelidir. Eşlerden her biri, aralarına soğukluk girmemesi için, hangi çeşit okşamaya başvururlarsa vursunlar, vücutlarını temiz tutmalıdırlar. Her gece yatağa girmeden cinsel organlarını yıkamaya alışmalı, ilişkide bulunmasalar bile bunu savsaklamamalıdırlar.
Akşamları banyo yaptıktan sonra tuvalete giderlerse de yıkanmalıdırlar. Çünkü, cinsel organlar vücut dışkılarını dışarı atmaya da yarar. Bu gerçek, cinsel yaşamda unutulmamalıdır.
Sağlık Konusu: admin on Mart 14, 2009 | Yorum Yok
Boşalma güçlüğü boşalma zorluğu boşalma sıkıntısı
Erkeklerin çoğu, sevişme sırasında, daha eşleri doyuma ulaşmadan, hatta yeterince heyecanlanmadan, kendilerinin hızla orgazm oldukları durumları yaşamışlardır. Sevişmenin daha başlangıcında meydana gelen böyle bir erkek orgazmına, erken boşalma denir. Erkeklerin cinsel sorunları arasında en yaygın olanı budur. Bazılarında boşalma, penis daha dölyoluna girmeden bile olabilir. Çoğundaysa, bir iki sürtünmenin ardından hemen orgazm gelir. Teknik anlamda, cinsel birleşme gerçekleşmiştir. Eğer erkeğin orgazmı, penis vajinanın içindeyken olmuşsa, erken boşalmaya rağmen kadın gebe kalacaktır.
Cinsel eylemin hangi aşamasında olursa olsun, boşalma erkeğe belli bir haz verir, zevkli bir gevşeme, rahatlama sağlar. Ama sevişme, heyecanlanma ve cinsel gerilim süresi ne kadar uzunsa, boşalma ve rahatlamayla gelen haz da o kadar büyük olur. Dolayısıyla, erken boşalmanın getireceği fiziksel ve duyusal haz, uzun süreli bir sevişmenin ardından gene orgazmın vereceği hazdan daha az olacaktır. Bunun da ötesinde, birşeyin daha başlamadan bitmesi anlamına gelen böyle bir durum, boşalmadan duyulan hazza mutlaka yetersizlik, başarısızlık ve kaygı duyguları karıştıracaktır. Eşini doyuramamış olmak da erkeğin bu başarısızlık ve kaygı duygularını şiddetlendirecektir.
Erken boşalma, genellikle, ilk cinsel deneylerini hep “aceleyle” yaşamış kişilerde görülür. Bu deneylerin esas amacı, erkeğin cinsel geriliminin fazla gecikmeden giderilmesidir ve kadın da, eğer varsa, sadece bu amaca ulaşmak için kullanılan bir araç durumundadır. İlk gençlik yıllarında erkeklerin genelevlerdeki ilişkileri ya da genel olarak, hiçbir mahremiyet koşulunun bulunmadığı durumlarda aceleyle tamamlanan cinsel birleşme deneyleri, erkeklerde erken boşalmayı bir alışkanlık haline getirebilir. Aynı şekilde, yakalanma korkusu içinde yapılan masturbasyon da, eğer çok sık denenen bir doyum yolu haline gelmişse, cinsel birleşme sırasında erken boşalmanın nedeni olabilir. Erkek yaşantısında çok sık görülen bütün bu deneylerin ortak yanı, yakalanma korkusundan veya herhangi bir başka nedenden ötürü orgazmını aceleye getirmesidir. Cinsel arzunun ilk uyanışıyla boşalma arasındaki süre, kadın erkek arasındaki bedensel ve ruhsal temasın verdiği haz duygusuyla değil, gerginlik, kaygı ve sabırsızlıkla doludur. Erkek bu süreyi kısaltmaya çalışmaktadır; öyle ki, bunun yarattığı koşullanma, onun en küçük uyarılara karşı aşırı ölçüde duyarlılaşmasına neden olduğu için, daha sonra kadınlarla girişeceği cinsel birleşme deneylerinde de erken boşalma kaçınılmaz olacaktır.
Erken boşalmadan yakınan erkeklerin çoğu, merkezi sinir sistemleri aşırı ölçüde duyarlı kişilerdir. Bu durum, çocukluklarında sık sık yataklarını ıslatmalarına neden olmuştur; bundan ötürü cezayla ya da alayla karşılaşmaları, onları ergenlik çağına doğru daha da duyarlı ve kaygılı kişilere dönüştürmüştür. İngiltere ve Amerika’da kliniklerde yapılan gözlemler, erken boşalma sorunundan yakınan erkeklerin genellikle çevrelerinden kopuk kişiler olduğunu ortaya koymuştur. Bu kopukluk ya çok ürkek ve ezik bir kişilikte ya da aşırı ölçüde saldırgan ve iddialı davranışlarda kendini belli etmektedir. Bu tür kişiler, başkalarının kendileri hakkındaki düşünce ve yargılarına hastalık derecesine varan bir önem vermekte ve bu yüzden insanlara karşı sürekli tetikte durmakta, kimseye güvenmemektedir. Çoğu zaman ilk cinsel deneylerini büyük bir gizlilik içinde yürütmüşlerdir. Çünkü çevrenin kendilerini ayıplamasından korkmaktadırlar. Kadınlarla ilk ilişkilerinde de, özellikle fazla değer vermedikleri, bağlanmayacakları kadınları seçmişler ve gerçek doyuma ulaşmaktan çok erkeklik güçlerini kanıtlamayı amaçlamışlardır. Daha sonraları, uzun süreli bir ilişkiye girdiklerinde de, erken boşalmanın ve doyumsuzluğun ilk belirtileriyle karşılaşmışlardır.
Kuşkusuz, bu türden komplekslerden uzak, rahat kişiler de erken boşalma sorunuyla karşılaşabilir. Sırf başka bir eş bulamamaktan ötürü edinilen bir genelev alışkanlığı, oldukça sık görülen bir nedendir. Erkek cinselliği ile kadın cinselliği arasındaki fark da bir etken olabilir: erkekler görsel uyarılardan şiddetle etkilenirler, eşlerinin çıplak bir görüntüsü onlara ilk heyecanı vermeye yeter, bundan sonra gelen bir fiziksel temas, bir sürtünme, onları kolayca orgazma götürebilir. Oysa kadınların heyecanı, çoğu zaman ancak dokunsal uyarıların, bedensel temasın belli bir aşamasında başlar; ve orgazma ulaşmaları için de oldukça uzun bir süre gerekir.
Erkeklerin çoğu, küçüklüklerinde çişlerini tutmayı öğrendikleri gibi, yetişkinliklerinde de orgazmlarını geciktirmeyi öğrenirler, ama aşırı heyecanlı, duyarlı ya da düpedüz bilgisiz olanlar bunu başaramayabilir ya da gerek duymayabilirler. Eğer çok köklü psikolojik nedenlerden kaynaklanmıyorsa, erken boşalma basit cinsel terapi teknikleriyle giderilebilecek bir sorundur. Bu sorunla karşılaşmış çoğu erkek, dikkatlerini başka bir şeye çevirerek, örneğin işlerini düşünerek ya da birden yüze kadar sayarak boşalmayı geciktirmeye çalışırlar. Ama bu , çok etkin bir çözüm değildir; hatta erkekteki kaygıyı arttıracağı için tam ters sonuç verdiği de olur. Dahada önemlisi, bu yöntem, erkeğin kendini bütün varlığıyla cinsel coşkuya teslim etmesini önler; oysa gerçek doyumun temel şartı da budur. Bir başka denenmiş yol da, erkeğin kadına hiç acele etmeden, yumuşakça girmesi ve bir süre hareket etmeden bu durumda kadının üzerinde yatmasıdır. Bu durumda penis, vajina içinde hiç hareketsiz dururken, erkek karnını kadının klitoris bölgesine ağır ağır ama bastırarak sürtebilir. Bu kendi boşalmasını geciktirirken, kadının orgazmını hızlandıracaktır.
Bu tür teknikler, boşalmayı geciktirmekle birlikte, erkeğin kendini unutmasını önledikleri ve hep kontrollu davranmasını gerektirdikleri için, cinsel birleşmeden alınan zevki azaltırlar. Bunların hepsinde, erkek, doyurucu bir cinselliğin ana koşulu olan kadınla iletişim ve bütünleşme yerine kendi hareketlerini aşırı ölçüde kontrol edecek, kendisiyle başbaşa kalacaktır. Buna karşılık, kadın eşin de cinsel terapide aktif bir rol alması, terapiyi de sevişmenin bir parçası haline getireceği için alınan sonuçlar daha başarılı olmaktadır. Masters ve Johnson tarafından geliştirilen ve iki eş arasında uygulanan bir yöntem şudur: herşeyden önce kadınla erkek mutlaka orgazma ulaşma düşüncesini bir yana atarlar. Kadın yatakta sırtını bir yastığa dayayarak oturur. Erkek, başı kadının göğsüne yaslanacak şekilde, kadının bacakları arasına uzanır ve bacaklarını açar. Bundan sonra kadın, dikleşene kadar erkeğin penisiyle oynar. Erkek, boşalmanın yaklaştığını hissettiği an kadına işaret eder. Bunun üzerine kadın, penisin başını kuvvetlice sıkar; bu sıkma dört saniye kadar devam etmelidir. Bu, boşalma dürtüsünün zayıflamasına neden olacaktır. Otuz saniye kadar sonra kadın yine eliyle eşinin penisini uyarmaya başlar.
Erkek boşalmak üzere olduğunu haber verince kadın yine sıkma yöntemini uygular. Bu, erkek boşalana kadar 10-15 kez uygulanmalıdır. Erkeğin bundan önce orgazma ulaşmasında bir sakınca yoktur. Çift, bu yöntemle, orgazm olmadan uyarılma süresini uzattıktan sonra, sıra penisin dölyoluna girişine gelir. Bunun için 7-15 günlük bir “sıkma” uygulamasının geçmesi gerekir. Artık kadınla erkek cinsel birleşmeye geçebileceklerdir. Bu, erkeğin sırtüstü yatması ve kadının üste çıkarak penisi içine alması şeklinde olur. Ama bu noktada hiçbir zorlama ve sürtmenin olmaması önemlidir, çünkü amaç erkeğin dölyoluna girme duygusuna yavaş yavaş alışmasıdır. Boşalmanın yaklaştığını anlayınca kadına işaret edecek ve o da gövdesini erkeğin üstünden biraz kaldırarak yine sıkma hareketine geçecektir. Böyle birkaç uygulamadan sonra penisin dölyolu içine hareket ettirilmesi ve sürtme aşamasına geçilebilir. Masters ve Johnson, on yıllık araştırma dönemi içinde, bu yöntemi uygulayan 186 hastadan 182′sinin olumlu sonuç aldığını bildirmektedir.
Eski Konular