Stres unutturuyor!

Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok

Artık unutkanlık sadece yaşa bağlı değil. Genç yaşlarda da ortaya çıkan bu rahatsızlığın başlıca nedenleri, stres, dikkat eksikliği ve depresyon.
Neden unuturuz?

İnsanda beyin gelişimi, hem belli bir yaşa kadar (ortalama 18-20 yaş civarı) beyin hücrelerinin sayısının artmasıyla beynin hacim olarak büyümesi şeklinde hem de varolan beyin hücrelerinin kullanılmasıyla hücreler arası bağlantıların oluşmasıyla sağlanmaktadır.

Hepimiz 20′li yaşlarımıza kadar ne kadar hızlı öğrendiğimizi ve kolay unutmadığımızı biliriz. İşte bu hızlı kavrama beynimiz iki türlü gelişme gösterdiği için olmaktadır. Yirmili yaşlardan sonra ise beynimiz sadece varolan beyin hücreleri arasındaki bağlantıları arttırarak gelişir ve diğer yandan da yavaş yavaş hücre ölümü başlar.

——————————————————————————–
Biz ne kadar çok farklı alanlarla ilgilenir ve entelektüel seviyemizi geliştirmeye çalışırsak beynimizde kendisini o ölçüde geliştirir. Fakat yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan hücre ölümü nedeniyle giderek kullanmakta olduğumuz hücre havuzu azalmaktadır. Bu nedenle bir süre sonra beyin yeni bir şeyler öğrenirken bazı tasarruflar yapar ve aslında çok da kullanılmayan bazı bilgileri siler.

Öğrenme artık en eskilerin silinip yenilerin kaydedilmesi şeklini almıştır. Dolayısıyla zamanla ortaya çıkan doğal bir unutma süreci yaşarız.

Öte yandan özellikle 20-50 yaş arasındaki “unutkanlık” şeklindeki yakınmaların çoğunluğu stres, iş veya ders yoğunluğu, özel yaşamlarda oluşan değişimler (evlenme, boşanma, eşlerden birinin yada aileden birinin kaybı gibi) şeklinde yaşam süresince zaman zaman zorlandığımız anlarda ortaya çıkan, daha çok dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, depresyon gibi sebeplere bağlı olmaktadır.
Son yıllarda unutkanlık görülme oranı arttı mı?

Son yıllarda unutkanlığın görülme oranının artmasından önce tüm dünyada değişen bazı değerler ve gelişmelerden söz etmek sanırım anlamlı olur. İnsanlar çok uzak olmayan geçmişte bilgi ve haberlere tv, gazete, dergi, radyo, sinema, kütüphane gibi klasik yöntemlerle ulaşmaktaydı.

TV bunların içerisinde en kolay ulaşılan yoldu, ancak o da kısa süre öncesine göre birkaç kanaldan ibaretti. Şimdi 10′ları bulan yerel kanallar, özel tv kanalları yanı sıra internet denen bir yol bulunmakta. İnternet denen bilgi ağı içinde her konuya en iyiden en kötüye her zaman hemen her yerde ulaşmak mümkün. Yeni denen bir şeyi öğrendiğimiz anda o bilgi eskimiş oluyor..

Dolayısıyla bilgi çok çabuk eskiyor.. Hiç bilmediğimiz hiç gitmediğimiz ülkelerde yaşayan insanlarla bir “tık” la konuşmaya başlıyoruz. Biz bu kadar hızlı değişen bir ortama koşarak, çok çalışarak vs. uyum sağlamaya çalışıyoruz. Beynimiz de bilgileri hızla alıp aynı hızla yenileri geldiği için hızla bazı şeyleri siliyor.

Ayrıca genel olarak tüm dünyada yaşam daha rahat ve stressiz bir hal almıyor. Aksine çoğu yerde giderek stres ve yoğunluk artıyor. Dolayısıyla hem bir şeylerden geri kalmama çabası hem de artan stres ve hızlı bilgi giriş çıkışlarıyla ortaya çıkan unutkanlık için bazı yayınlarda “çağın hastalığı” deyimi bile kullanıyor. Depresyon gibi psikolojik problemlerde de benzer bir artış da unutkanlığın artan sebeplerinden olabilir. Tüm gelişmeleri biz insanlar oluşturuyoruz, fakat beynimiz internet gibi değil, geliştikçe gelişen durmadan büyüyen ve sonsuz bilgiye sahip canlılar olmamız en azından şu anda mümkün değil.

Tüm bu gelişmelerle birlikte insan ömründe giderek uzama olması toplumdaki “yaşlı” nüfus sayısını da arttırmaktadır. Dolayısıyla yaşlılarda görülen yaşlanmayla ilişkili unutkanlık veya demans (bunama) gibi ilerleyici ve kişiyi bakıma muhtaç hale kadar getiren, unutkalıkla başlayan süreçlerin de görülme sıklığı artmaktadır.

Unutkanlık ne zaman ciddi bir hastalık olarak görülmeli?

Unutkanlık, sebebi ne olursa olsun eğer normal günlük yaşamımızı, iş yaşamımızı, özel yaşamımızı etkiler hale gelirse ve unutkanlık nedeniyle bu yaşam alanlarımızda problemler yaşamaya başlarsak mutlak bir uzman tarafından değerlendirilmeyi gerektirir. Bu uzman duruma göre bir psikiyatrist ya da bir nöroloji uzmanı olabilir.

Kullanılan ilaçlar unutkanlığa sebep olur mu?

Birçok ilaç unutkanlığa sebep olabilir. Bu konuda basit bir liste vermek çok zor. Ancak günlük yaşamda doktor olarak en çok karşılaştığımız durumlar; aynı anda birden fazla hastalığa sahip oldukları için birçok ilaç kullanmak zorunda olan yaşlılarda çoklu ilaç kullanımına bağlı, epilepsi (sara hastalığı) için kullanılan ilaçlarla, bazı ağır psikiyatrik rahatsızlığı olan hastalarda kullanmak zorunda olduğumuz özel bazı ilaçlarla unutkanlık oluşabilmekte. Öte yandan aşırı kronik alkol alımı ve keyif verici madde kullanımı da hem kullanıldıkları süre içinde hem de çok uzun süre kullanılırlarsa kalıcı olabilecek unutkanlık yakınmaları yapabilir.

Unutkanlığı önlemek için alınabilecek önlemler var mı?

Unutkanlığı önlemek için çok genç yaşlardan itibaren beyin gelişimimizi sağlayabilecek yöntemler kullanmalıyız. Entelektüel düzeyimizi yükseltmeye yönelik uğraşılar bulmalıyız. Yüzeysel bilginin su üstünde kalmaya mahkum yağ gibi asla derinlere inemeyeceğini ve ilk dökülen kısımla birlikte gideceğini bilmeliyiz.
Mümkün olduğunca ilgilendiğimiz konularda ayrıntılarını da öğrenmeye çalışmalıyız. Ne kadar çok hücreler arası bağlantıya sahip olursak bilgileri değerlendirme şansımız o kadar artar.

Normal zekada bir insan beyninin %3-4′ünü kullanırken dünyanın en zeki insanları %7-10 arası düzeyde beyinlerini kullanabilmekte. Aradaki 2-3 katlık farkın neleri değiştirdiği ortada.

Genetik özelliklerimiz mutlaka önemli ama insanlar farklı vücutlarla doğup daha sonra onu istedikleri şekle getirmek için çok yoğun çabalar harcarken, maalesef kapalı bir kutuda yer aldığı için pek göze hitap edemeyen beyin için çok az çaba harcamaktalar!!…. Beyin gelişimimizi olumsuz etkileyecek maddeler kullanmaktan, mümkün olduğunca da yoğun stresten kaçınmalıyız. Beslenmemize dikkat etmeliyiz.

Depresyon unutkanlığı arttırıyor mu?

Depresyon unutkanlığı arttırmaktan ziyade çoğu zaman unutkanlığın sebebi olabilmektedir. Ancak depresyonda görülen unutkanlık çoğu zaman konsantrasyon güçlüğü, dikkat bozukluğu, isteksizlik gibi çok daha farklı sebeplerden kaynaklanır.

 

Kategorisi: Sağlık Haberleri

Stresin ilacı aşk

Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok

Mutluluk ve sağlığa giden yol ‘aşk’tan geçiyor. İnsanda fizyolojik değişiklikler yaratan aşk, tıpkı çikolata gibi, stresi azaltıp beyne mutluluk pompalıyor.
Aşkın insan beynindeki etkilerini değerlendiren Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, bu ‘duygu’nun sağlıklı ve mutlu olmayı uyardığını söyledi.Özkardeş, aşkın insanda psikolojik ve fizyolojik değişiklikler yarattığına dikkat çekerek, “Bunlar, coşku ve mutluluk, seçilmiş kişiye odaklanan dikkat, yine seçilen kişi hakkında şüpheli düşünceler veya aşırı bağımlılık, tutku ve aşırı enerji olarak özetlenebilir” dedi.

Aşkın belirtilerinin bilim adamları tarafından ölçülebildiğini kaydeden Özkardeş, şunları söyledi:

“Oksitosin, vazopressin, dopamin ve serotonin gibi maddeler aracılığıyla beyinde güven, inanç, haz duyma ve ödüllendirme fonksiyonları etkinleşiyor. Mesela sevecenlik ve duygusallık dönemlerinde bol miktarda salgılanan oksitosin arttıkça aşk duygusu da artıyor.”

Bazı çalışmalarda fonksiyonel MRI kullanılarak romantik aşkla ilgili sinir yapılarının incelendiğini anlatan Özkardeş, “MRI yapılırken kişiye sevdiği kişinin fotoğrafları gösteriliyor. Daha sonra arkadaşlarının fotoğrafları gösterilerek tekrar MRI yapılıyor. Her iki durumda elde edilen sonuçlar kıyaslanıyor. Romantik aşk, ventral tegmantal alan, ventral striatum ve nukleus accumbens denen beyin kabuğunun altındaki bölümlerle ilişkilendirilir. Yoğun aşk duyguları yaşanırken bu bölgelerde faaliyetler artıyor” diyor.

Âşık ol, stresten kurtul!

Aşk da çikolata gibi ventral tegmental alandaki faaliyeti artırıyor. Ayrıca duygulanım, dikkat, motivasyon ve hafıza ile ilgili beyin alanlarını da aktif hale getiriyor. Bu yapıların aktifleşmesi, stresi azaltıyor. Zamanla da beynin kendisi üzerinde koruyucu bir etki oluşuyor. Bu nedenle aşk, sağlıklı ve mutlu olmayı uyarır.

 

Kategorisi: Sağlık Haberleri

Stres beyni kemiriyor

Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok

Şiddetli stres, beyindeki öğrenme, hafıza ve duygu merkezlerini olumsuz etkileyerek hücre kaybına neden oluyor.

Yalnızca bir kez bile yaşansa şiddetli stresin beyinde hücre kabına yol açtığı belirlendi.

Chicago’daki Rosalind Franklin Üniversitesi araştırmacıları, laboratuvar fareleri üzerinde yaptıkları testlerde, şiddetli stresin beynin öğrenme, hafıza ve duygu merkezlerinin bulunduğu “hippocampus” bölgesinde hücre kaybına yol açtığını belirlediler.

Deneyler sırasında kendilerinden daha olgun ve saldırgan 2 fareyle aynı kafese konulan ve bunlar tarafından ısırılan 20 kadar toy farede stres hormonu düzeyi normalin 6 katına çıktı.

Yine de toy farelerin beynindeki hippocampus bölgesinde yeni sinir hücreleri üretildi. Ancak bu hücreler 24 saat gibi kısa sürede öldü. Sonunda da genç farelerin beyninin duygu kontrolü gibi bazı fonksiyonlarını yerine getiremediği saptandı. Hippocampus, fare ve insanlarda yaşam boyunca yeni hücreler üretilen beynin iki bölgesinden biri. Araştırmacılar beyindeki hücre kaybının insanda depresyona yol açan etkenlerden biri olması ihtimali üzerinde duruyor.

 

Kategorisi: Sağlık Haberleri

Soğuk suyu hızlı içmeyin!

Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok

Özellikle vücut ısısı yüksekken, hızlı içilen soğuk su vücutta terleme fonksiyonunu artırıp, tuz ve mineral kaybına neden oluyor.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Yüksekokulu Müdürü Prof.Dr. Günhan Erdem, “Özellikle vücut ısısı yükseldiğinde soğuk suyun hızlı içilmesi, vücutta terleme fonksiyonunu artıracağından çok fazla tuz ve mineral kaybetmeye neden olur. Soğuk suyun olumsuz etkilerinden korunmak için yudum yudum içmeliyiz” dedi.Prof.Dr. Erdem, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aşırı sıcaklar nedeniyle vücudun sürekli su, mineral ve tuz kaybettiğini belirterek, “Soğuk su içmenin 2 türlü olumsuz etkisi var. Bunlardan birincisi doğrudan doğruya üst solunum yollarında hassasiyeti olan kişilerde hastalıklara sebep olabilir. İkincisi ise hızlı içilen soğuk suyun buharlaşmaya yani vücutta terleme fonksiyonuna doğrudan etki ettiği için çok fazla tuz ve mineral kaybetmeye neden olur. Soğuk suyun olumsuz etkilerinden korunmak için yudum yudum yaklaşık 1 dakika içinde içmeliyiz” diye konuştu.

——————————————————————————–
“Doğrudan su içmeye özen gösterin”

Prof.Dr. Günhan Erdem, özellikle aşırı sıcakların yaşandığı bu günlerde doğrudan su içmeye özen gösterilmesini isteyerek, çay, kahve, meşrubatın suyla birbirine denk olmadığını söyledi.

Suyun vücut için doğal bir çözücü olduğunu anlatan Prof.Dr. Erdem, şöyle konuştu:

“Suyun insan vücudunda 2 temel görevi var. Birincisi vücuttaki hücrelerin metabolizma faaliyetleri için ihtiyaç duydukları su moleküllerini temin etmek diğeri ise vücuttaki atık maddelerin atılmasını sağlamak. Suyun insan vücudunda bu görevleri yerine getirmesi ve metabolizmanın faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için suyu çözücü şeklinde almamız gerekiyor.

Çay, kahve, meyve suyu gibi içecekler ise çözelti şeklindedir. Yani vücuttaki maddeleri çözme görevini yapacak su molekülleri tutulmuştur. O nedenle bir bardak su ile bir bardak meyve suyu arasında inanılmaz derecede serbest su farkı vardır.”

Prof.Dr. Erdem, sabah kalkınca, akşam yatmadan önce ve yemeklerden sonra mutlaka bir bardak su içilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

 

Kategorisi: Sağlık Haberleri

Sınav kaygısını yenmek için öneriler!

Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok

Sınava hazırlanan öğrenciler sınav kaygılarını, temel nefes ve fiziksel egzersizler sayesinde azaltabilirler.
Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Verimli, ortaöğretim kurumları ve üniversite sınavlarına hazırlanan öğrencilerin sınav kaygılarını, temel nefes ve fiziksel egzersizler ile gevşeme teknikleri sayesinde azaltabileceklerini bildirdi.
Prof. Dr. Verimli, sınavlara az bir zaman kaldığını, bu nedenle de öğrencilerde sınav kaygısı artışı görüldüğünü söyledi.
Bu dönemde öğrencilerin kafasında “Ben ne istiyorum, ne eksiğim var?” sorularının yanı sıra “Ya sınavda başarısız olursam”, “Ya heyecanlanırsam”, “Ya başaramazsam”, “Etrafımdakiler beni başarısız görürse” gibi düşüncelerin oluştuğunu anlatan Prof. Dr. Verimli, sınav kaygısı yüksek öğrencilere yardımcı olunması gerektiğini ifade etti.

“Sınav yaklaştıkça kendinizde birtakım davranış değişiklikleri görüyorsanız, bu olumsuz, sinirli, heyecanlı, kaygılı, dalgın, telaşlı haliniz etrafınızdakiler tarafından da anlaşılıyorsa sınav kaygısı taşıyorsunuz” diyen Prof. Dr. Verimli, kaygının fiziksel belirtilerini de çarpıntı, terleme, el terlemesi, yutkunma, kızarma, boğulacakmış hissi, titreme, mide bağırsak hareketlerinde artış, ateş basmaları, baş dönmesi ve ağız kuruluğu olarak sıraladı.

Prof. Dr. Verimli, şunları kaydetti:
“Kendinizi gerçekten son derece kaygılı buluyor, sınav kelimesini duyduğunuzda bile irkiliyor, terliyor, telaşlanıyor, güvensizlik ve aşırı yetersizlik duygusu taşıyorsanız tehlike var demektir. Ve bir an önce sorunun kaynağıyla ilgili bir profesyonelle görüşmelisiniz. Bunun tam tersi, verdiğiniz yanıtlarda son derece kendinize güveniyor, her şeyi doğru ve tam yaptığınıza inanıyor, sınavla ilgili en ufak bir kaygı duymuyorsanız, bu da aslında çok doğru değil. Çünkü hiç kaygı duymamak ve en ufacık bir heyecan hissetmemek, sonunda sizleri hayal kırıklığına uğratabilir. Heyecan sizi kamçılayan bir şey olmalı. Tabii dozunda olmak şartıyla.”

Öneriler

“Sınav kaygısını hafifletmek için temel nefes ve fiziksel egzersizler yapın” diyen Prof. Dr. Verimli, temel nefes egzersizlerinin iyi bir nefes almak ve vermekle başladığını söyledi.

Prof. Dr. Verimli, “Ağır, derin ve sessiz olun. Nefes egzersizine başlamadan önce, sağ elinizi göbeğinizin hemen altına, sol elinizi göğsünüzün üzerine koyun ve gözlerinizi kapatın. Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. Yeni bir nefes almak için birkaç saniye bekleyin. Ardı ardına iki derin nefes aldıktan sonra, kesinlikle 4-5 kez de normal nefes alın. Tüm bu işlemleri günde 40 kez yapın ve bunu alışkanlık haline getirin” diye konuştu.

Düzenli fiziksel egzersizin beyinde öğrenmeyi kolaylaştırarak, yapılan ders tekrarının zihne daha kolay yerleşip, unutulmasını zorlaştırdığını belirten Prof. Dr. Arif Verimli, “Bilinç gelişir, beyin uyaranlara daha kolay açılır, refleksler hızlanır. Reaksiyon zamanı kısalır. Düzenli fiziksel egzersiz, ders çalışmak ve öğrenmek için son derece elverişli bir zihinsel ortam hazırlar. Sınavlara daha dinç ve verimli hazırlanabilirsiniz” dedi.

“Gevşeme teknikleriyle günün belli bir kısmında zihninizi boşaltarak mutlu bir gelecek hayal edin” diyen Prof. Dr. Verimli, “Güzel bir üniversiteyi kazandığınızı, başarabildiğinizi hayal edin. Bu sizi kamçılayacaktır. Hiç durmadan arka arkaya ‘Kolum ağır, elim sıcak, nefesim sakin ve düzenli, kalbim sakin ve düzenli, karnım sıcak ve alnım serin’ diye tekrar edin” şeklinde konuştu.

Gıdalara dikkat!

Öğrencilere, ders çalışma saatlerini 45′er dakika ders, 5 dakika dinlenme ve 10 dakika tekrar olmak üzere 5 saat şeklinde düzenlemelerini öneren Prof. Dr. Verimli, şunları söyledi:

“Bir başkasının tavsiyesiyle sınavdan önce daha rahat uyumak için sakinleştirici veya uyku getirici bir ilaç asla kullanmayın. Zeka artırdığı iddia edilen yiyecekleri son bir hafta yemekle zeka artmaz ve yiyeceklerin zekayı artırdığı zaten kanıtlanmış bir bilimsel gerçek değildir. Ancak sınavda yanınızda glikoz ihtiva eden yumuşak ve renkli şekerlerden bulundurabilirsiniz. Dikkat açtığı öne sürülen ilaçları talep etmeyin. Bu yaklaşım bağımlığın ilk aşamasıdır.”

Sınav günü de öğrencilere ses çıkaran kolye, bilezik, kemer, topuklu ayakkabı yerine sade ve düz şeyler giymelerini tavsiye eden Prof. Dr. Verimli, sınav gözetmenlerinin de sınavda anahtarlık sallamaması, tespih çekmemesi, topuklu ayakkabı, zincir ve kolye gibi ses çıkaran aksesuarlar takmaması gerektiğini bildirdi.

Prof. Dr. Arif Verimli, anne ve babalara da “Okunmuş su, muska gibi mistik inanışları yapacak olsanız bile çocuklarınız bilmesin. Çocuğun obsesyonlarını tetiklemeyin” tavsiyesinde bulundu.

 

Kategorisi: Sağlık Haberleri

Sıkı kalçalar için harekete geçin!

Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok

Gergin, sert, diri ve biçimli kalçalar… Özellikle, bikinilerin ve kısa şortların vazgeçemediğimiz kıyafetler arasında yer aldığı yaz mevsiminde biz kadınların ortak hayalini süslüyor.
Sıkı ve biçimle kalçalara sahip olabilmek için; bol miktarda su tüketmeli, beslenmenize özen göstermeli, aşırı tuz tüketiminden ve sürekli oturmaktan kaçınmalısınız hiç kuşkusuz. Ancak, kalçalarınızı düzgün bir şekle sokabilmenin ilk kuralı, bu bölgedeki kaslarınızı çalıştırmaktan geçiyor.

Topuk hareketi

Vücudunuz dik, ayakta durun. Kollarınızı ensenizde birleştirin. Sağ bacağınızı arkaya doğru kırın ve topuğunuzla kalçanıza değmeğe çalışın. Bu sırada vücudunuzun üst kısmı dik durmalı. Egzersizi önce yavaş, sonra hızlı hareketlerle 30 kez uygulayın. Hareketi diğer bacağınızla da tekrarlayın.

Twist

Ayaklarınız bitişik halde ayakta durun. Kollarınızı göğsünüzün önünde birleştirin. Bacaklarınızı bükün, kalçanızı arkaya doğru çıkarın ve dizlerinizi birbirine yapıştırın. Şimdi, dizlerinizle sağ yöne doğru twist yapın. Bu hareketi uygularken kalçanızı bilinçli olarak kasın. Ardından aynı işlemi sol tarafa doğru uygulayın, kalçanızı kasın. Hareketi önce yavaş, ardından hızlı bir tempoyla uygulayın. Egzersizi 20 kez tekrarlayın.

Doğrulma

Bacaklarınızı dizlerinizden kırın, kollarınızı öne doğru uzatın. Kalçanızı, sanki bir yere oturmak istiyormuş gibi arkaya doğru çıkarın. Bavula temas etmeden durun ve bacaklarınızla yeniden doğrulun. Egzersizi uygularken vücudunuzun üst kısmı daima dik olmalı. Egzersizi 20 kez tekrarlayın.

Dizüstü eğilme

Dik durun. Sandalyenin başını sıkıca kavrayın. Sağ bacağınızı hafifçe bükün. Sol bacağınızı arkaya doğru gerdikten sonra 5 kez yukarıya doğru alçalıp yükselin. Bu sırada vücudunuzu dik tutun. Sol ayağınızı zemine yerleştirin. Şimdi her iki bacağınızla bükülme hareketi uygulayın. Egzersizi 3 kez tekrarladıktan sonra bacak değiştirin.

Yükseğe basınç

Yere sırtüstü uzanın. Ellerinizi başınızın arkasında birleştirin. Sağ bacağınızı göğsünüze doğru yaklaştırın. Sol bacağınızı 90 derecelik bir açıyla kırarak ayağınızı zemine yerleştirin. Kalçanızı, sol bacağınızdan güç alarak, zemine değdirmeden yavaşça yukarı doğru kaldırın ve indirin. Egzersizi uygularken karnınızı iyice kasın.

 

Kategorisi: Sağlık Haberleri

Sigarayı ışınla yenin

Sağlık Konusu: admin on Mart 13, 2009 | Yorum Yok

Sigarayı bırakmak isteyip de bırakamayanlara üç seansta uygulanan ışın tedavisi nikotin isteğini azaltıyor.
Sigarayla Savaşanlar Vakfı Eğitim Danışmanı Hilal Arda, ışın tedavisi gören tiryakilerin yüzde 90′ının sigarayı bıraktığını söyledi.

Arda, Türkiye İnsan Kaynakları Vakfı ve Sigarayla Savaşanlar Vakfı’nın ortak çalışmasıyla, sigarayı bırakmak isteyip de bırakamayanlara ışın tedavisi uyguladıkları bildirdi.

Deri dışından el, yüz ve kulak bölgelerine kızılötesi ışınlar verildiğini ifade eden Arda, şöyle konuştu: “Bu ışınlar insan vücudunda bulunan enforminleri harekete geçirerek,nikotine olan isteği azaltıyor. Işın uygulaması 30 dakikalık 3 seans şeklinde yapılıyor. Bunun dışında bağımlıların el ve dudak alışkanlıkları var. Bu konuda da psikolojik destek veriyoruz. Bu yöntemler Türkiye genelinde 7-8 bin kişiye uygulandı. Işın tedavisi gören tiryakilerin yüzde 90′ı sigarayı bırakıyor.”

ABD’de sigara içilenlerin sayısının yüzde 30 azaldığına dikkati çeken Arda, Türkiye’de sigaraya başlama yaşının 11′e kadar indiğini bildirdi.

Sigarayı bırakmak isteyenlerin öncelikle bu kararı kendisinin alması gerektiğini vurgulayan Arda, “Sigarayı yavaş yavaş değil de birden bırakmak gerekiyor. Sigaranın boşluğunu suyla doldurmak gerekir. Sigarayı bırakmak isteyen kişi sigara aklına geldiğinde bir miktar su içmelidir. Sigara içme isteği

olduğunda derin nefes alınmalıdır. Ayrıca spor veya yürüyüş yapılmadır. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek gerekir” dedi.

 

Kategorisi: Sağlık Haberleri

Eski Konular  


Sağlık Fotoğrafları

Sağlık Video

Sağlık Siteleri

 Sağlık Sayfaları 1 den 6 e Kadar  1  2  3  4  5  6 »