Sağlık Konusu: admin on Mart 6, 2009 | Yorum Yok
İncirin faydası anlatmakla bitmez. Mesela, içerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve fosforla kemik ve dişlerin oluşumu ile sağlıklarını garantiler..
• İncir içerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve fosforla kemik ve dişlerin oluşumu ile sağlıklarını garantiler:incirin içerdiği kalsiyum, diğer besinlerdekine göre daha kolay sindirilir. Süt içemeyen kişilerin incir yemeleri öğütlenir.
• İncir, içerdiği ‘benzaldehit’ adlı maddeyle kanserli hücrelerin büyümesini önler, kansere karşı etkili olur.
• Kuru incirden hazırlanan infüzyon, özellikle çocuklarda korkusuzca kullanılabilen etkili bir müshildir: Bunun için iki-üç kuru incir doğranır. Üzerine kaynar su dökülerek 10-15 dakika demlendirilip bir infüzyon hazırlanır. Bu infüzyondan günde 2-3 bardak içilir.
• Körpe incir yapraklarının sütü siğile karşı etkilidir: Bu etkiyi sağlamak için körpe incir yaprağından sızan süt siğile sürülür.
• Körpe incir yapraklarının ezilmesiyle hazırlanan yara lapası, çıbanların olgunlaştırılması ve baş verip delinmesinde etkili olur.
• Kurutulmuş incir yapraklarıyla hazırlanan dekoksiyon, hemoroit (basur) ve çıbanlara karşı etkilidir: Körpe incir yaprakları, havadar ve güneş görmeyen bir yerde kurutulur.
• Taze ve özellikle kuru incirin yenilmesiyle insan bedeninin hücreleri yenilenir. İncir, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir.
Sözgelişi, 100 gr. kuru incir yenilirse bedenin günlük gereksinimlerinden kalsiyumun yüzde 17’si, demir ve magnezyumun yüzde 30′u, fosforun yüzde 20’si, B1 vitamininin yüzde 5′i ve B2 vitamininin yüzde 4′ü alınmış olur.
• İncir, içerdiği yüksek orandaki liflerle bedene giren kolesterolün kana karışmadan atılmasını sağlar.
• Sindirimi kolaylaştıran incirin, bedeni bakterilere karşı koruyan etkileri de vardır.
Sağlık Konusu: admin on Mart 6, 2009 | Yorum Yok
Mesanedeki idrar kesesinin iltihap kapması ile oluşan enfeksiyon ile sistit hastalığı meydana gelir. Kadınların anatomik yapıları erkeklerinden farklı olduğu için kadınlarda daha çok görülür. Eğer ihmal edilirse bu hastalık kronikleşir ve mesane ile böbreklerde kalıcı sorunlara sebep olabilir.
20 ila 40 yaş arasındaki kadınlarda bakteriyel sistitler daha çok görülür.Beş kadından birisinin hayatında bir dönemde bir defa sistit hastalığı görülür.Sistitin kadınlarda daha çok görülmesinin nedeni ise üretra kısmının daha kısa olmasıdır. En sık görülen etken ise vakalardan %85’inde tek sorumlusu koli basilidir. Bağırsaklarda bol şekilde görülen bu bakteriler mesaneye kadar ulaşırlar ve sistite neden olurlar.
Sistite sebep olan etmenler :
Genital temizliğin iyi yapılmaması
İdrarın akımının engellendiği vakalar
Mesanenin tam boşalamaması
Şeker hastalığı
Gebelik
Yaşlılık
Düzensiz cinsel ilişkiler
Menopoz
Erkeklerde prostat
Sistitin belirtileri nelerdir?
İdrarda yanma
Çok sık idrar yapma
Aniden idrar gelmesi
Tam idrar kesesinin boşalamaması
Kokulu ve bulanık idrar yapmak.
Cinsel ilişki sırasında ağrı
İdrardan kan gelmesi
Sistit belirtisinde en önemli etken anamnezdir ve bir çok hasta yukardaki şikayetlerden gelir. Bu sorunlardan sonra ilk tanıda idrarın mikroskobik incelenmesidir ve idrarında alyuvlarlar, bakteri ve akyuvarlar görülmesi gereklidir. Sistit tanısında öncelikle üriner ultrason ve sistikospi çekilir. Bu hastalığın altındaki sebepler tedavi edilmediği takdirde ise kronikleşir ve hastayı bitkin bırakabilir.
Sistit hastalığı bakteriyel olduğundan dolayı ilk önce antibiyotik tedavisi uygulanabilir. Kültür tetkik sonuçları çıkana kadar da tedavi gram negatif basillere etkili ilaçlar ile başlanmalıdır ve daha sonra ise kültüre göre düzenlenmesi gerekir.
Sistitten korunmak için
Her gün en az iki litre su içmelisiniz.
Koyu çay ve kahve ve acılı baharatlardan uzak durmalısınız.
İdrarı çok tutmadan hemen yapmalısınız.
Tuvalet sonrasında genital bölge temizliği önden arkaya doğru olmalıdır.
Pamuklu iç çamaşırları kullanılması gereklidir.
Sağlık Konusu: admin on Mart 6, 2009 | Yorum Yok
Hepatit c’nin bulaşması konusunda özellikle kuaför salonlarının rolü olduğu düşünülüyor.
ABD’deki Mounth Sinai Üniversitesi Karaciğer Nakli Direktörü Prof. Dr. Şükre Emre, “Hepatit c hastalığı şu an dünyadaki en önemli sorunların başında yer alıyor” dedi.
Emre, Atatürk Üniversitesi Yakutiye Araştırma Hastanesi konferans salonunda düzenlenen “Günümüzde Karaciğer Nakli” adlı konferansta yaptığı konuşmada, karaciğer nakli konusunda katılımcılara bilgiler verdi.
Özellikle hepatit c hastalığının dünya için ciddi tehlike oluşturduğunu belirten Emre, şunları kaydetti:
“Hepatit c hastalığı şu an dünyadaki en önemli sorunların başında yer alıyor. Hepatit c hızla ilerleyecek ve 2020 yılında en üst seviyeye çıkacaktır. Hepatit c’nin bulaşması konusunda özellikle kuaför salonlarının rolü olduğu düşünülüyor. Hijyen kurallarına dikkat edilmemesi nedeniyle bu sinsi hastalığın yayılması artıyor. Herkesin bu konuda daha duyarlı davranması gerekiyor.”
Emre, Avrupa’da akut karaciğer yetmezliğinin önemli bir sorun oluşturduğuna dikkati çekerek, alkolden kaynaklanan karaciğer hastalığının da karaciğer yetmezliğinde önemli paya sahip olduğunu ifade etti.
İlk başarılı karaciğer transplantasyonunun 1968 yılında gerçekleştiğini belirten Emre, bu tarihten sonra birçok başarılı ameliyat yapıldığını kaydetti.
Emre, ameliyat sonrası bakımın da önemine değinerek, “Ameliyat sonrası gerekli testlerin yapılması ve bakım çök önemlidir. Ameliyat sonrasında enfeksiyonun en önemli geçiş yolu bizleriz. Yani sağlık personeli. Bu nedenle sağlık personelinin tüm hijyen kurallarına dikkat etmesi gereklidir” diye konuştu.
Sağlık Konusu: admin on Mart 6, 2009 | Yorum Yok
Her 100 kadından 1-2’sinde görülen yumurtalık kanseri, yeni geliştirilen ‘risk testi’yle erken teşhis edilebiliyor.
Dünyada yaşam boyu her 100 kadından 1-2’sinde görülen ve çok geç teşhis edildiği için ölümcül olabilen yumurtalık kanserinde yeni geliştirilen bir risk cetveli, erken teşhise olanak tanıyor.
Memorial Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Derin Kösebay’ın ocak ayında Uludağ’da düzenlenen 8. Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde sunduğu “Yumurtalık Kanseri Risk Testi”, yumurtalık kanserinin erken teşhis edilmesine yardımcı oluyor.
Yüzde 10′u genetik
En tehlikeli kadın kanseri olarak bilinen yumurtalık kanserlerinin yüzde 10′unun genetik geçişli olduğunu söyleyen Kösebay, ailesinde veya birinci derece akrabalarında iki meme ya da yumurtalık kanseri bulunan kadınların riskli grupta olduğunu belirtti.
ABD’de her yıl yaklaşık 22 bin yumurtalık kanseri vakası görüldüğüne ve bunlardan 15 bin hastanın kaybedildiğine işaret eden Kösebay, “Bunda en önemli neden, hastalığın çok geç teşhis edilmesidir. 100 hastadan 75′ine kanser tanısı, karın içine yayıldıktan sonra yani ileri evrede konulabilmektedir ve hastalığı öldürücü yapan da budur” diye konuştu.
Belirtilerden 4′ü varsa
Hastalığın erken dönemde tipik bir belirti vermediği için çok dikkatli olmak gerektiğini anlatan Kösebay, bu aşamada “Yumurtalık Kanseri Risk Testi”nin erken tanıya yardımcı olduğunu kaydetti. Türkiye’de yılda yaklaşık 5 bin kadında yumurtalık kanserinin ortaya çıktığını söyleyen Kösebay, bu hastaların yarıdan fazlasının kaybedildiğini vurguladı. Kösebay şöyle devam etti:
“Yumurtalık kanserinin gidişatı çok sinsidir. Ancak erken yakalanırsa yüzde 80-85 yaşama şansı vardır. ‘Yumurtalık Kanseri Risk Testi’ ile hastalığa yakalanma riskini belirlemek mümkün. Hekimler tarafından değerlendirilmesi gereken bu test, her kadın tarafından düzenli aralıklarla yapılmalı ve sonuçlarına göre kontrolden geçmeli.”
Riski gösteren şikâyetler var mı?
Ağrı: Karın alt kısmında, üst karında veya arkada
Beslenme: Hazımsızlık, normal düzeyde beslenememe, çabuk doyma hissi, bulantı - kusma veya kilo kaybı
Karın bölgesinde: Karında şişlik, karın bölgesinin büyümesi veya karında kitle hissi
İdrar yolları: İdrar zorluğu veya sık idrara çıkma
Bağırsak hareketleri: Kabızlık veya ishal
Âdet kanaması: Âdet düzensizliği veya menopozdan sonra kanama
Cinsel ilişki: Ağrılı cinsel ilişki veya ilişki sırasında kanama
Diğer: Aşırı yorgunluk, nefes darlığı veya ayakların şişmesi Değerlendirme: Eğer şikâyetler (belirtilerden en az 4 tanesi) 1 seneden az süredir devam ediyorsa ve ayda 12 günden daha fazla tekrarlıyorsa, o zaman test pozitif (+) demektir. Bu durumda elinizdeki çizelgeyle birlikte mutlaka bir jinekoloğa (hatta jinekolog onkoloğa) müracaat edin.
Sağlık Konusu: admin on Mart 6, 2009 | 1 Yorum
Kanın pıhtılaşmasını gerektiren ilaçları kullanırken, bu ilaçlarla aynı etkiye sahip bazı besinler dikkatli alınmalı
Hastalıkların tedavisinde ilaç ve diyetsel faktörlerin etkileşimi önemli rol oynar. Başarılı bir tedavi için bu etkileşimin iyi bilinmesi ve hastaların bu konuda yeterince bilgilendirilmesi gerekir. Örneğin bir diyabet hastasının mutlaka kullandığı ilaçlarla birlikte, insülin dengesini koruyucu bir beslenme programına uyması gerektiği, yine bir kronik böbrek hastasının koruyucu amaçlı protein kısıtlamasına girmesi gerekmektedir.
Kanın pıhtılaşmasını gerektiren ilaçların kullanımı durumunda ise bazı besinler bu ilaçlarla aynı etkiye sahip olduğu için tüketiminde son derece dikkatli olunmalıdır. Örneğin, Warfarin (C oumadin) kan pıhtılarının oluşumunu önleyen bir ilaçtır. Kanında pıhtılaşma riski yüksek olan hastalarda kullanılır.
Yağda eriyen bir vitamindir
Kan pıhtıları vücutta bir seri kimyasal reaksiyon sonucunda oluşur. K vitamini vücudun pıhtı üretebilmesi için mutlaka gerekli olan bir vitamindir. Çünkü K vitamini kanın pıhtılaşması için önemli olan protrombinin yapımında görevlidir.
K vitamini hayvansal ve bitkisel yiyeceklerin çoğunda bulunur. En zengin olanları, ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller ve balıklardır. İnsanlarda yetersizliğine pek rastlanmaz, fakat aşırı kanamalarda, doğumda, yaralanmalarda ve bağırsak florası bozukluklarında gereksinimi artar. K vitamini yağda eriyen bir vitamin olması sebebiyle bağırsaklardan yağlarla emilerek karaciğere gelir, ısıya dayanıklıdır, alkali, kuvvetli asitler, radyasyon ve okside edici ajanlar tarafından etkisizleşir. Fazla E vitamini alınması, K vitaminin emilimini bozar. Yoğurt, kefir, asitlenmiş süt bağırsaklardaki bakterilerin K vitamini üretimini artırır.
Hangi besinler uygun değildir?
Tedavinin başlangıcında hastanın K vitamini alımıyla ilgili diyet alışkanlıkları saptanmalıdır. Diyet hangi mevsimde veriliyorsa o mevsimdeki sebzelerin tüketim sıklığı ve miktarına göre diyetin K vitamini içeriği ayarlanmalıdır. K vitaminini yüksek miktarda içeren yiyecekleri (şalgam yaprağı, ıspanak, pazı, semizotu, brüksellahanası) günlük bir porsiyondan fazla tüketmemeniz veya bu yiyeceklerin tüketim miktarını hep aynı düzeyde tutmanız gerekmektedir.
Hazırlanan diyet, hastanın vitamin, mineral, posa gereksinimlerini karşılayacak düzeyde sebze içermelidir.
Avokadonun az miktarda tüketilmesinin dahi Warfarin metabolizmasını etkileyebileceği belirtildiğinden hiç tüketilmemesi uygun olur.
Alkol tüketiminin günlük 3 kereden fazla olması Coumadin’in etkisini artırabilir. Günlük alkol tüketimi 3 kereden fazla değilse pıhtılaşma zamanı (protrombin zamanı) etkilenmeyebilir. Miktar olarak günlük alkol alımı 300 cc şarap veya birayı geçmemelidir. Mümkünse alkol tüketiminden uzak durulmalıdır.
Bitkisel destek ürünleri pıhtılaşma zamanını etkileyebilir. Coumadin kullananlar kesinlikle Ko enzimQ 10 kullanmamalıdır. “Tonka beans”, “‘melilot”, “sweet wooduff” ile yapılan çaylar pıhtılaşma zamanını etkileyebileceği için kullanılmamalıdır.
K vitamini
K vitamini kanın pıhtılaşması, kemiklerin sağlıklı olması ve kırıkların iyileşmesi için gereklidir. Kanın pıhtılaşmaması nedeniyle burun kanamaları, idrarda kan görülmesi, deri altında mavi ve siyah noktalar K vitamininin yetersizlik belirtileridir. Emilim bozukluğu, çok düşük kalorili diyetle beslenme, uzun süreli antibiyotik kullanma ve damar yoluyla beslenme durumlarında gereksinmemiz artar.
Günlük 500 Mq üzerinde alınan K vitamini yüzde ateş basması, kızartı, kaşıntı ve karaciğer bozukluğu gibi sorunlara yol açabilir.