Tamamen yağsız diyet sağlıklı değil

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Hiç yağ içermeyen bir diyette, günlük enerjinin sağlanması için çok yemek gerekir. Diyetlerde yağlar günlük enerji ihtiyacının yüzde 30′unu karşılamalıdır

Kilo alırız diye yemeye korktuğumuz yağlar, aslında o kadar da korkutucu değil… Çünkü; 1. Günlük enerji ihtiyacımızın önemli bir kısmını,
2. Yağda çözülen vitaminlerin (A, D, E, K) alınmasını,
3. Vücüdumuzda sentezlenemeyen fakat sağlıklı olmamız için mutlaka besinlerimizden almamız gereken bazı yağları (esansiyel yağlar) sağlarlar.
Mısır, soya, pamuk, keten, fıstık ve bazı deniz balıkları (somon, uskumru, hamsi, sardalye), esansiyel yağlar açısından zengin gıdalardır. Dolayısıyla enerjinin başka kaynaktan sağlanması mümkün olsa da bazı vitaminlerin ve esansiyel yağların alınması için belirli bir miktarda yağın diyetimizde bulunması gerekir.
Ayrıca yağlar besinlerimize lezzet katar, doygunluk hissi yaratırlar. Hiç yağ içermeyen bir diyetten, günlük normal enerjinin sağlanması oldukça büyük miktarlarda gıda alınmasını gerektirir.
Yiyeceklerle aldığımız yağların % 98′inden fazlası trigliseritlerden oluşur. En çok tükettiğimiz yağlar olan tereyağ, margarinler, zeytinyağ, ayçiçek yağı, mısırözü yağı hepsi trigliseritlerden oluşur. Bu yağların yakılmasıyla elde edilen enerji miktarı yaklaşık aynıdır (9 kkal/gr). Bitkisel yağlarda kolesterol bulunmaz, ancak hayvansal yağlarda kolesterol bir miktar bulunur. Sağlıklı bir diyet için
Sağlıklı kişiler için ideal bir diyette yağlar günlük enerji ihtiyacının yüzde 30′unu karşılamalı ve çeşitli yağları (az doymamış, çok doymamış, doymuş) eşit oranda içermelidir. Diyetimizde bulunan trigliseritlerin içerdiği yağ asitleri, diğer yağların da metabolizmalarını etkiler. Örneğin, doymuş yağların (tereyağı) kolesterol düzeylerini yükselttiği, buna karşılık doymamış yağların (mısırözü, soya) düşürdüğü bilinir. Bu sebeple kalp-damar hastalığı bulunan veya risk taşıyan kişilere doymamış yağlar içeren diyet önerilir.
Özellikle balıklarda bulunan ve çok doymamış yağ asitleri içeren bir grup yağın (w-3 yağ asitleri ailesi) damar sağlığına olumlu katkıda bulunduğu bilinmektedir. Sadece hayvansal gıdalarla beslenen Eskimolarda kalp-damar hastalıklarının görülmemesi diyetlerinin bu yağlardan zengin olması ile açıklanmıştır.

Zeytinyağı nasıl saklanmalı?
Zeytinyağını buzdolabında veya soğuk ortamda muhafaza etmeyin.
Zeytinyağını, güneş ışığından uzak, oda sıcaklığında ve nem almayacak şekilde ağzı kapalı olarak saklayın.
Dumanlanma noktası düşük olduğundan, pişirilmemesi, genellikle salatalarda kullanılması, yemeklerde kullanılacaksa yemek pişip altı kapandıktan sonra eklenmesi önerilir.
Raf ömrü 18 aydır, baharatlı zeytinyağlarında ise 1 yıldır. Fakat natürel zeytinyağı 18- 20 derece sıcaklıkta ve ışıksız ortamda korunursa yıllarca değerlerini yitirmez.

TRİGLİSERİTLER VE BESLENME

Trigliseritler nedir?
Besinlerdeki margarin, mısır ve ayçiçek yağı genellikle trigliserit formundadır. Bu yağlar, vücut dokularında da trigliserit olarak depolanır. Besinlerle alınan trigliseritler, karaciğerde farklı yollardan metabolize olur. Bunlar:

Eğer çok fazla doymuş yağ tüketirseniz, karaciğeriniz çok fazla kolesterol üretir ve bu kolesterol kan dolaşımına katılır.
Eğer fazla miktarda besin tüketirsiz, karaciğeriniz aşırı tükettiğiniz bu besinleri trigliseritlere çevirir ve vücudunuzda yağ olarak depolanır.
Eğer alkol tüketiyorsanız, karaciğeriniz, kanınızda dolaşan alkolden daha fazlasını üretir.

Yüksek trigliserit bir sağlık problemi mi?
Kanda trigliseritlerin yüksek olması, diğer risk faktörleriyle bir araya geldiğinde kalp hastalığı oluşma riskinizi artırabilir. Yüksek trigliserit miktarını da içine alan diğer risk faktörleri; yüksek kolesterol, ailede kalp hastalığı öyküsü olması, sigara kullanımı, yüksek tansiyon ve obezitedir.

Normal trigliserit seviyesi ne olmalı?
Eğer kan kolesterolü normal seviyedeyse (200 mg/dl’nin altı), trigliseritler için 250 mg/dl’nin altı normal seviye olarak kabul edilmektedir.

Kan trigliserit düzeyi nasıl azaltılabilir?

Düşük yağ içeren besinler tercih edilmelidir. Yumurta sarısı haftada 3-4 kereden fazla tüketilmemelidir. Yanında posa miktarını artırması için, tam tahıllı ürünler veya sebzeler tüketilmelidir. Meyve suyu yerine kurutulmuş meyve tüketmek de trigliserit seviyenizi düşürmenize yardımcı olacaktır.
İdeal kilo hedeflenmeli ve ona ulaşılmalıdır. Kilo vermek de gerçekten etkili bir şekilde trigliserit seviyenizin düşmesine neden olacaktır.
Günlük fiziksel aktivite artırılmalıdır. İdeal kiloya sahip olmanız için de gerekli olan fiziksel aktivite, trigliseritlerinizin azalmasına yardımcı olacaktır.
Sigara içilmemelidir.
Alkol tüketiyorsanız, miktarı ve tüketim sıklığı ayarlanmalıdır.

 

Kategorisi: Dengeli Beslenme ve Diyet

Süt, vücut direncini artırıyor

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Bir bardak sağlıklı sütle kalsiyum ve fosfor gibi mineral ihtiyacının yarısı karşılanıyor.
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler, insan vücudunun hastalıklara karşı daha dirençli olması için her yaşta mutlaka süt tüketilmesi gerektiğini bildirdi.
Besler, Milli Eğitim Bakanlığı Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü ile Tetra Pak Türkiye işbirliğiyle Mersin Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Sağlıklı Süte Çağrı” seminerinde, dünyada çocuk ölümlerinin büyük çoğunluğunun yetersiz ve dengesiz beslenmeden kaynaklandığını belirtti.

Toplumda beslenmenin bilinçli yapılması halinde çocuk ölümlerinin azalacağını ifade eden Besler, “ABD’de çok küçük yaşlardan itibaren beslenmenin önemini vurgulamak için okullarda ve okul öncesi eğitimde bilgilendirme programları yürütülmektedir. Dolayısıyla eğitim şart” dedi.

Besin değeri yüksek olan sütün yaşamın her döneminde vazgeçilmez olması gerektiğini ifade eden Besler, şöyle konuştu:

“Doğumdan itibaren yaşamın her evresinde süt içilmesi gerekiyor. Bir bardak sağlıklı sütle kalsiyum ve fosfor gibi mineral ihtiyacının yarısı karşılanıyor. Kemik sağlığı, diş sağlı ve vücudun enerji mekanizmasında kalsiyuma ihtiyaç vardır. İnsan vücudunun hastalıklara karşı daha dirençli olması için her yaşta mutlaka süt tüketilmesi gerekiyor.”

Araştırmadan çıkan sonuç

Tetra Pak Türkiye Kurumsal iletişim Müdürü Yasemin Ayginin de açıkta satılan sütün düşük olan vitamin değerinin, kaynatıldıktan sonra önemli oranda kaybolduğunu söyledi.

Uluslararası standartlarda, 1 mililitre sütte kabul edilebilir bakteri miktarının 5 bin iken, HÜ tarafından açık süt örneklerinde yapılan incelemede bu sayının 100 bine kadar yükseldiğinin belirlendiğini ifade eden Ayginin, şunları kaydetti:

“Yapılan saha araştırmasında, Ankara’nın 39 semtinden elde edilen 150 sokak, 109 UHT ve 41 pastörize süt örneği üzerinde yapılan laboratuvar analizlerine göre, UHT uzun ömürlü sütün insan sağlığı açısından tüm standartlara uygun özellikler taşıdığı açıkça ortaya çıktı.”

 

Kategorisi: Dengeli Beslenme ve Diyet

Sporsuz diyet faydasız!

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Egzersiz olmadan başlanan diyet bir yarar sağlamadığı gibi vücutta hoş olmayan görünümlere yol açabiliyor.
Konya Selçuk Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksekokulu Araştırma Görevlisi Fatma Arslan, yaz ayları öncesinde, özellikle kilolu kadınların, diyete, spor salonlarına ve plastik cerrahlara yöneldiğini söyledi.Kış aylarında kalın giysilerle fazla kiloların kamufle edebildiğini ifade eden Arslan, şunları kaydetti:
”Ama yazın aynı durum söz konusu değil. İnce elbiselerle fazla kilolar ortaya çıkıyor. Nisan ayının girmesiyle, kadınlar diyete ve spor aktivitelerine başlıyor. Ancak bilinçsizce yapılıyor. Diyet yapan sporu, spor yapan da diyeti hiç düşünmüyor.” Arslan, spor salonuna sağlıklı yaşam için gelenlerin yok denecek kadar az olduğuna dikkati çekerek, tek düşüncelerinin, yaz boyunca fazla kilolardan kurtulmak olduğunu söyledi.

Diyet yapan kişilerin mutlaka spor da yapmaları gerektiğini vurgulayan Arslan, ”Sporsuz diyetin hiçbir anlamı olmaz. Form tutmada egzersiz şart. Sporsuz yapılan diyet, vücutta hoş olmayan görüntülere yol açan sarkmaları meydana getirir. Bunu da hiç kimse istemez. En azından yolda bir yürüyüş bile diyete destek olabilir” dedi.

Kış dönemi boyunca haftanın belli günlerinde sınırlı sayıda gelenlere hizmet verdiklerini, ancak Nisan ayıyla birlikte yoğunluğun çok arttığını belirten Arslan, şu anda günde 2 seans yapmakla kalmadıklarını, bazı günlerde özel seanslar açtıklarını bildirdi.

 

Kategorisi: Dengeli Beslenme ve Diyet

Simetrik bir vücuda nasıl sahip olunur?

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Yazın gelmesiyle yoğunlaşan egzersiz ve diyet programları estetik görünüm için tek başına yeterli olmuyor.
Selçuk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç Dr. Yalçın Kaya, havaların ısınması ile özellikle kadınların kilodan kaynaklanan vücut kusurlarını yok etmek ve tatil sezonuna formda girebilmek çabası içinde olduğunu söyledi. Bunun için hemen herkesin spor salonlarında egzersiz çalışması yaparak ve çeşitli diyet programları izleyerek istediği estetik vücuda kavuşmaya çalıştığını dile getiren Kaya, ancak spor salonlarının ticari kuruluşlar olması nedeniyle genellikle sadece zayıflama kavramı üzerinde durduklarını ya da bilinçsiz çalışmalarla müşterilerinin estetik yapılarına, hatta sağlıklarına zarar verdiklerini öne sürdü.

Bilinçli egzersiz
İnsan vücudunun görünümünü etkileyen unsurların en önemlisinin kaslar olduğunu vurgulayan Kaya, şunları kaydetti:

”Estetik görünüm yalnız diyet ve egzersiz ile olmaz. Vücut simetrisi de şarttır. Kasların hemen hepsi vücutta simetrik olarak dizilmişlerdir. Kaslar bir dirence tabi tutulduğunda gelişir, yüklenme azaldığında ise çapları küçülür. İnsan günlük aktivitelerinin yoğunluğu gereği kaslarının bir bölümünü daha fazla çalıştırır. Vücudun belli taraflarındaki fazla kullanım sonucu beliren asimetrik yapı, uygun egzersizler seçilmeden gelişigüzel spor yapılması halinde iyice artar. Yaz ayları öncesinde ideal bir vücut için girilen bilinçsiz zayıflama ve spor çalışması, simetriyi bozarak vücut estetiğine zarar verir.” Günlük yaşamda vücudun belli bölümleri ve sağ ya da sol kol gibi belli organlarının aktivite gereği çok kullanılmasından doğan asitmetrik yapının hemen herkeste görülebildiğini anlatan Kaya, ”Bu daha çok omurlardaki eğilmelerde kendini gösteriyor. Hep aynı eli ile kitap taşıyan öğrenciden, teniste aynı kolu kullanan sporcuya ya da sürekli aynı eli ile yemek yiyen kişiye kadar simetri sorunlarını görmek mümkündür” dedi. Kaya, ancak uygun egzersizlerin kesinlikle anatomi bilgisi olan uzman kişiler tarafından belirlenmesi ve gelişigüzel spor aktivitelerine girilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Sıcak havada yiyecekleri nasıl korumalı?

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Sıcak havalarda sebze ve meyvelerin saklanması da başlı başına bir sorun. Peki, yiyeceklerin bozulmasını önlemek için ne yapmalı?Uzmanlar, aşırı sıcaklarda gıdaların sağlıklı tüketimi için meyvelerin doğrudan, sebzelerinde haşlandıktan sonra dondurularak saklanması gerektiğini belirtiyorlar.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ), Gıda Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Arsan Bilişli, meyve ve sebzelerin yaşayan canlı materyaller olduğunu hatırlatarak, ”Meyve ve sebzelerin yapısında, enzim adı verilen bozulma etmeni olan biyolojik katalizörler bulunmaktadır. Bunlar canlı olmayıp mikroorganizmalar gibi faaliyet göstermekte, sıcaklarda faaliyetleri artarak gıda maddelerinin bozulmasına neden olmaktadır. Enzimler, haşlama ve kaynatma işlemleri ile inaktive olmakta, soğuk ortamlarda ise faaliyetleri yavaşlamaktadır” dedi.

Prof. Dr. Bilişli, yüksek sıcaklıkların, meyve ve sebzelerde özellikle vitamin kaybına neden olduğunu belirterek, ”Sıcaklıklar suyun buharlaşarak besinlerin buruşmasına ve kurumasına, doğal renginin açılmasına neden olmaktadır. Bu nedenle meyve ve sebzeler üzerinde, sıcaklıkların olumsuz etkilerini önlemek için yaz günlerinde 10 dereceyi geçmeyen soğuk ortamlarda korunması, uzun süreli muhafaza içinde meyvelerin doğrudan, sebzelerin de haşlandıktan sonra dondurularak saklanması gerekir” diye konuştu. Sıcaklıkların meyve ve sebzeler gibi et ve et ürünleri üzerinde de bozulmaya neden olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Bilişli, ”Et ve ürünleri, sıcak hava koşullarının olumsuz etkilerinden korunmak için ”0” derece ile ”-1” derecelerde 2 haftaya kadar, ”-18” derecede donmuş yapıda ise 6 aya kadar saklanabilmektedir. Balıkların ”0” derecede muhafaza süresi en çok 12-14 gün olup, uzun süreli sağlıklı koruma için iç organları alınıp ”-18” derecede dondurulması, sağlıklı tüketim için önemlidir” dedi.

 

Kategorisi: Dengeli Beslenme ve Diyet

Sağlıklı pişirme teknikleri

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Lezzetten ödün vermeden sağlıklı yemekler pişirmek zor değil. Neyi, nasıl pişireceğinizi bilerek geleneksel mutfağımızdaki yöntemlerden yararlanabilirsiniz
Sağlıklı ve lezzetli yemekler pişirmek için mutlaka gurme veya aşçı olmanıza ya da pahalı pişirme aletleri kullanmanıza ihtiyacınız yok.Yemeklerinizi hazırlarken temel pişirme yöntemlerini kullanarak sağlıklı yemekler pişirebilirsiniz. Öncelikli hedefiniz yemeklerinizi lezzetlendirmek için aşırı miktarda yaÇ ve tuz eklemeyi sınırlamak; bunun yerine domates, çeşitli sebzeler ve baharatlara daha fazla yer vermek olmalıdır.Aşağıda, Mezura ekibimizin sizler için önerdiği sağlıklı ve lezzetli teknikleri en sevdiğiniz yemekler için kullanabilirsiniz.

Fırında pişirme:
Deniz ürünlerini, tavuk, hindi, yağsız et, sebzeleri ve meyveleri fırında pişirebilirsiniz. Fırındaki kuru havayla yiyecekleri az yağla pişirmeniz mümkün. Üstünü kapayabilir veya biraz kızarmasını istiyorsanız üzerini açık bırakarak pişirebilirsiniz. Fırınlamanın olumlu yanı, ekstra yaÇ ilave etmenize gerek kalmamasıdır. Besinleri fırında pişirirken yağın damladıktan sonra yanmasını engellemek için besin ile kap arasına tel ızgara koyabilirsiniz. Besinler içerdikleri yaÇ veya suyla pişer ve bu şekilde lezzetlerinden hiçbir şey kaybetmezler.

Ağır ateşte pişirme:

Bu pişirme yönteminde önce besinler yüksek ateşte renk değiştirinceye kadar, kısa süre tutulur. Ardından çok az miktarda su ilave edilerek ağır ateşte pişirilir. Pişireceğiniz yemeğin türüne göre bu yöntemde su ilavesi yerine besleyici özellikleri bakımından zengin olan domates suyunu da kullanabilirsiniz. Özellikle sebzeli yemekleri pişirmek için uygun bir yöntemdir.

Izgara ve kavurma:

Her iki yöntemde de besinlerin her bölümünün eşit pişmesi önemlidir. Izgara yaparken besinlerin yeterli ısıyı alıp almadığından emin olmak için pişirdiğiniz besinin her iki tarafını da 3 - 5 dakika pişirin. Açık havada ızgara yapacaksanız öncelikle kömürün gerçekten kor olduğundan emin olmalısınız. Yiyecekleri alevle kesinlikle temas ettirmeyin. Izgara yaparken büyük parçalar halinde doğradığınız sebzeleri de aralara yerleştirmek, yiyeceğinizin lezzetlenmesine ve içeriğindeki suyun muhafazasına neden olur.
Kavurma işlemi ise pek tercih edilen bir pişirme yöntemi değildir. Izgara ve kavurma yöntemlerinde besinden yaÇ dışarı atılmış olur.

Poşe yöntemi:

Bu yöntemde amaç besinin şeklini koruyabilmektir. Genelde yumurta bu pişirme yönteminin en çok uygulandığı besindir. Poşe yöntemini uyguladığımız en sağlıklı ve lezzetli yemeklerimizin başında çılbır gelir. Yine balıklar, tavuk etleri de poşe yöntemiyle pişirilebilir. Poşe yaparken suya besinin parçalanmaması için biraz sirke ve tuz ilave edilir. Yüksek ısıda, ağzı kapalı olarak kaynatılan suya yiyecek bırakılır. Ancak bundan önce mutlaka ısı azaltılmalıdır.

Sote yapma:

Küçük ve ince parçalanmış besinlerin çabucak pişirilmesi için sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Yapışma yapmayan tava kullanıyorsanız yaÇ ilave etmenize kesinlikle gerek yoktur. Ancak böyle bir tavanız yoksa bir tatlı kaşığı yaÇ ilave ederek sote işlemini yapmanız mümkün olabilir. Sürekli karıştırılarak pişen besinlerde besinin özsuyunun dışarı çıkması engellenmiş ve besin öğelerinin muhafazası sağlanmış olur.
Haşlama: Az miktarda suyun içine koyulan besin, vitamin ve mineral kaybını önlemek için kapağı kapatılarak pişirilir. Bu pişirme sürecinde ekleyeceğiniz çeşitli baharatlarla yemeğin lezzetini de artırmanız mümkün.

Baharatların kullanımı:

Farklı ve lezzetli yemekler yaratmak istiyorsanız baharatlar bu konuda en büyük yardımcınızdır. Özellikle taze olan baharatları seçmeniz ve bunları pişirme işleminin sonunda yemeğinize ilave etmeniz doğru olacaktır. Ancak kurutulmuş baharatları ise yemek pişirirken daha erken ilave etmeniz, aromanın yemeğe geçmesi için daha doğru olacak yöntemdir.

Sağlıklı pişirmede ufak ipuçları
Sütlü tatlı yaparken, süt, un ve şeker birlikte pişirildiğinde şeker, süt ocaktan indirilmeye yakın eklenmelidir. Dondurulmuş besinler, özellikle etler, buzu çözdürüldükten sonra yeniden dondurulmamalıdır. Çözülme işi, oda sıcaklığında, soba, radyatör üzerinde ve altında, hafif ateşte veya güneşli yerlerde yapılmamalıdır. Çözülme işlemi, buzdolabının alt raflarında bekletilerek yapılmalıdır. Çözülmüş besinler bekletmeden pişirilmeli. Kurubaklagiller, pişirilmeden önce pestisit (böcek ilacı) kalıntılarından arındırmak için iyice yıkanmalıdır. Kurubaklagillerin iyi pişmelerini sağlamak için 8 - 10 saat ön ıslatma işlemi uygulanmalıdır. Islatma suyu dökülebilir. Kurubaklagillerin haşlama sularının dökülmesi besin değerini azaltır. Makarna, erişte vb. besinlerin haşlama sularının dökülmesi besin değerini azaltır.

 

Kategorisi: Dengeli Beslenme ve Diyet

‘Piramit”ten şaşmayın!

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Hepimiz huzurlu, mutlu bir yaşamı arzularız. Bunun için ihtiyacımız olan en önemli şey ise sağlıktır. Dengeli ve yeterli bir beslenme, sağlığımızın vazgeçilmez koruyucusudur.
Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir. Ders kitaplarından ve ansiklopedilerden hatırladığımız besin piramidi, bize doğru beslenmenin yollarını öğreten bir kılavuz niteliği taşır. Beslenme piramidi beş ana besin grubundan oluşur: Karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, mineraller. Vücudumuzun gereksinimimiz olan enerjiyi üretebilmesi, hücrelerimizin düzenli çalışabilmesi ve yenilenebilmesi için piramide uygun bir beslenme düzeni oluşturmalıyız. melisiniz.

Beslenme piramidinin kullanılışı basittir. Karbonhidratlar gibi sıklıkla tüketmemiz gereken gıdalar geniş olan en alt bölümde yer alırken, tuz gibi mümkün olduğu kadar az tüketmemiz gereken gıdalar küçük olan en üst bölümde gösterilir. Böyle bir beslenme düzeni, kilo vermenizi de kolaylaştıracaktır. İyi planlanmış dengeli bir yemek şunlardan oluşmalıdır:
Yüzde 20-30 oranında yağ
Yüzde 10-20 oranında protein
Yüzde 50-70 oranında karbonhidratlar

Karbonhidratlar: Ana besin maddelerinden biri olan karbonhidratlar, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enerjinin üretilmesinde etkilidirler. Sağlıklı bir beslenme için siyah ekmek, kuru baklagiller, bezelye, patates, mısır gibi kompleks karbonhidrat alımının fazlalaştırılarak, şeker, beyaz ekmek gibi basit karbonhidratların da azaltılması gerekmektedir.

Proteinler:

Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendiren proteinler, büyüme, gelişme ve kemiklerin sağlamlığı açısından son derece önemlidirler. Daha dengeli ve kaliteli protein alımı için kırmızı eti az tüketmeye çalışıp, baklagiller, kuruyemiş ve beyaz et gibi gıdalara öncelik vermek gerekmektedir.

Yağlar:

Enerji veren, bazı vitaminlerin taşınmasını sağlayan yağlar, hormon üretimi ve depolanmasında rol oynarlar. Zararlı kolesterolü artıran hayvansal yağları (doymuş yağlar) daha az tüketmeye özen göstermeli, bunun yanında zeytinyağı gibi bitkisel yağları (doymamış yağlar) daha fazla tüketilmelidir.

 

Kategorisi: Dengeli Beslenme ve Diyet

Obezitede ürküten tablo

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Gerek dünyada gerek Türkiye’de obezitenin görülme sıklığı artıyor. Bu, obeziteye bağlı başka hastalıkların da artacağı anlamına geliyor
Dünya nüfusunun yüzde 75′i kilolu. İngiltere’de obezlerin sayısı 20 yılda beş kat arttı. Avrupa’da okul çağı obezitesi yüzde 10′a yükseldi. Almanya’da çocuklarda aşırı şişmanlık oranı 20 yılda iki kat arttı… Vücuttaki yağ oranlarının istenen değerlerin üzerine çıkmasıyla tanımlanabilen obezite rakamları son yıllarda daha da vahim bir tablo çizmeye başladı.Tüm dünya mercek altına yatırıldığında sonuçlar ciddileşiyor. Örneğin 1992 yılından bu yana Çin’de obezite görülme sıklığı üç katına ulaştı. En yağlı ülkeler listesinde üst sıralarda Güney Pasifik ülkeleri yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) araştırmaları bu bölge insanlarının güzelliği şişmanlıkla tanımladıklarını ve eskiden daha çok tarımla uğraşanların teknolojik gelişmelere bağlı olarak artık daha az fiziksel aktivite yaptıklarını gösteriyor.

Obezite artışına paralel olarak kalp damar hastalıkları, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve felç de artıyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun kayıtlarına göre Hindistan’da 40,9 milyon, Çin’de 39,8 milyon, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 19,2 milyon kişi diyabet hastası.
Fark kapanıyor

WHO beden-kitle indeksine göre 25 veya üzerindeki bireyleri fazla kilolu, 30 veya üzerindekileri obez olarak sınıflandırıyor. Dünyada bugün 1,6 milyar yüksek kilolu, 400 milyon obez birey bulunuyor. Bu rakamın 10 yıl içinde yüzde 40 oranında artacağı; obez sayısının 700 milyona, yüksek kiloluların ise 2,3 milyara ulaşacağı bildiriliyor.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı bir raporda, kentsel bölgelerde obezite görülme sıklığı yüzde 23,8′ken, kırsal bölgelerde bu oran yüzde 19,6 olarak tespit edilmiş. Ancak son yıllarda kent ve kırsal kesim arasındaki obezite farkının kapanmaya başlaması, obezitenin ülke genelinde hızla yayılmasının bir göstergesi.

Haftanın tarifi Buzlu çorba
Malzemeler: 10 yaprak pazı veya semizotu, yarım demet maydanoz, yarım demet dereotu, bir tavuk göğsü, dört kaşık light yoğurt, isteğe göre tuz ve karabiber. Hazırlanışı: Tavuk göğsü haşlanıp süzülür. Suyuna pazı yaprakları (veya semizotu) doğranır ve pişirilir. Soğuması beklenir. İçine haşlanmış tavuk, maydanoz ve dereotu didilir. Yoğurt ilave edilir. Tuz ve karabiber ekilip servis tabağına alınır.
Not: Servis tabağına buz parçaları koyabilirsiniz.

Birkaç veri

Güney Avrupa ülkelerinde obezite Kuzey Avrupa ülkelerine oranla daha yüksek. İngiltere’de 1980′den sonra obezite sıklığında artış erkeklerde yüzde 61, kadınlarda yüzde 52. ABD’de obezite oranı 20 yaş ve üstü bireylerde yüzde 55′e ulaştı. ABD’de nüfusun yarısının obez olduğu, 2010′da aynı durumun İngiltere için de geçerli olacağı bildiriliyor. İngiliz bilim insanları son 10 yılda çocuk ve gençlerde yüksek tansiyon vakalarının dikkat çekici biçimde arttığını söylüyor. Türkiye’de 9-17 yaş arası çocuklarda obezite oranı erkeklerde yüzde 11,2, kızlarda ise yüzde 9,4. Bu oran yüksek sosyoekonomik gruba mensup çocuklarda daha da fazla. Sağlık Bakanlığı raporu gençlerin fast food beslenme alışkanlıkları, hareketsiz hayat, stres ve uykusuz yaşam şekli yüzünden giderek daha da şişmanladığını belirtiyor ve böyle giderse 2025 yılında obez bir toplum haline geleceğimize dikkat çekiyor.

Cilde SPA desteği

Anti-aging uygulaması Saka’da
Saka Beauty Center / SPA&Anti-Aging’de bölgesel incelme, anti-aging, epilasyon, el ve ayak bakımı, yosun uygulamaları, masaj, sağlıklı beslenme ve diyet danışmanlığı, dolgu ve vitamin enjeksiyonları, kimyasal peeling ve mezoterapi, cilt ve vücut bakımı gibi konularda hizmet alabilirsiniz.

20 çeşit masaj uygulaması

Sapanca Gölü kenarındaki Richmond Nua Wellness Spa’da dört çeşit buhar banyosundan 20 çeşit masaj uygulamasına, kuru yüzdürme terapilerinden buz odasına kadar pek çok uygulama gerçekleştiriliyor.

Süitlerde tüm gün spa

Antalya Belek’teki Adam&Eve Hotel’de solaryumdan cilt bakımına, ayurvedadan çeşitli terapilere kadar uzanan hizmetler 4 bin 500 metrekarelik alana kurulu Wellness ve Spa Merkezi’nde sunuluyor. Spa hizmetine doymayanlar için hazırlanan Spa süitlerde tüm gün sauna, Türk hamamı, jakuzi ve havuz keyfi yapmak mümkün.

Nar girmeyen eve doktor girer

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor.
Columbia Üniversitesi New York Presbyterian Hastanesi kardiyologlarından Doç. Dr. Özgen Doğan, yapılan son araştırmaların, nar suyunun damar tıkanıklığını önleyici özelliğini ortaya çıkardığını belirtti.

Doğan, şu bilgileri verdi: “Hayvan deneylerinde, nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 geriledi. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi. Bu sayede tansiyon yüzde 5 düşürüldü.”

10 bardak yeşil çay yerine geçiyor

Narda, kansere karşı koruyucu antioksidanlar bulunuyor. Nar suyundaki antioksidan miktarı, kırmızı şarap, yeşil çay, kızılcık ve portakal suyuna göre 3 kat daha fazla.

1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor. Narda ayrıca C vitamini, demir ve potasyum var.

Nar:

Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya’ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaççıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır.

Nar, şifalı bitkiler literatüründe yer alır. Genellikle besleyici ve tedavi edici ilaç ve panzehir olarak ağız yoluyla çeşitli karışımlarla birlikte yenilir ve içilir, haricen de merhem olarak kullanır. Onun sadece meyvesi değil, çiçeği, çekirdekleri, suyu ve kabukları da çeşitli karışımlar halinde tıbbi olarak kullanılır. Narın vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunmaktadır. Ancak içerdiği bazı kimyevi maddeler yüzünden mide ve bağırsak hastalığı olanların, küçük çocukların ve hamilelerin fazla kullanmamaları tavsiye edilir.

Tatlı nar midede çabuk çözüldüğü için hazmı kolaydır. Ancak zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirdiği için ateşli hastalığı olanlara iyi gelmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca tatlı nar mideyi kuvvetlendirir, boğaza ve akciğerlere faydalıdır, öksürüğe iyi gelir. Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır, diğer narlardan daha fazla idrar söktürür, ishali ve kusmayı keser, karaciğer hararetini söndürür, kabızlığı giderir, kalp ve mide ağzındaki ağrılara iyi gelir.

Suyu zarıyla birlikte çıkarılıp bal ile merhem kıvamına gelinceye kadar pişirilip diş etlerine sürüldüğünde diş eti tahrişine iyi gelir. Dolama / tırnak iltihabı ve cerahatli yaraların tedavisinde nar çekirdeğinin balla birlikte karıştırılarak merhem halinde tatbik edilmesi tavsiye edilir. Nar çiçeği de yaralar için kullanılır.

 

Kategorisi: Dengeli Beslenme ve Diyet

Meyan kökü ile serinleyin!

Sağlık Konusu: admin on Mart 4, 2009 | Yorum Yok

Asitli içeceklerin yerine tavsiye edilen meyan kökü, serinlemeye yardımcı olduğu gibi, hücrelere ve böbreklere de iyi geliyor.
Asitli içeceklerin yerine tavsiye edilen ve tüketimi sıcaklarla birlikte artan geleneksel meyan kökü şerbetinin, hücreleri yenilediği, vücuttaki sıvı açığını gidererek böbreklerin daha rahat çalışmasını sağladığı bildirildi. Özellikle güney illerinde yaz aylarında yoğun olarak tüketilen meyan kökünün dünyada biyolojik olarak en aktif bitkiler arasında yer aldığı ve çok sayıda hastalığın tedavisinde kullanıldığı belirtiliyor. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, meyan kökünün Çukurova’ya özgü doğal bir içecek olduğunu belirterek yararlarının saymakla bitirilemeyeceğini söyledi. Meyan kökünün endokrin sistemini (iç salgı sistemi) etkileyebilen doğal bitkiler sınıfında olduğunu vurgulayan Tetiker, sıcak yaz aylarında tüketilmesinin sağlık açısından son derece önemli olduğunu ifade etti.

Vatandaşların yaz aylarında genellikle asitli ürünleri tükettiğini söyleyen Tetiker, şunları kaydetti: “Asitli içecekler vücudun gelişimini olumsuz etkiliyor. Özellikle çocukların aşırı derecede asitli içecek tüketmesi kemik erimelerine, damar sertliği ve fazla kalorisi nedeniyle de obezite hastalığına yol açıyor. Doğal bir içeceğimiz olan meyan kökü ise ne yazık ki unutuldu ve belli yöreler dışında bilinmiyor. Meyan kökü vücudun sıvı açığını kapatan, hücrelerin yenilenmesi ve sağlıklı kalmasını, böbreklerin çalışmasını sağlayan, son derece yararlı bir içecek.” Vatandaşlara yaz aylarında, meyve ve sebze gibi içecekte de doğal ürünleri tüketmeleri konusunda uyarıda bulunan Tetiker, doğal serinlik için meyan kökünü önerdi. Tetiker, her ürün gibi meyan kökünün de fazla tüketilmesinin zararlı olduğunu belirterek, aşırı tüketimin hipertansiyon hastalığına yol açabileceğini sözlerine ekledi.

Meyan Şerbeti revaçta

Adana’da, geleneksel kıyafetleriyle baba mesleğini sürdüren meyan şerbeti satıcısı Mehmet Yaşar, sıcaklarla birlikte satışlarının önemli oranda arttığını ifade ederek “hem serinletiyor hem de şifa bulduruyorum” dedi. İl dışından gelen yabancıların şerbete daha çok ilgi gösterdiğini anlatan Yaşar, müdavimi olan müşterilerinin ise düzenli olarak her gün bir bardak şerbet içtiklerini söyledi. Meyan şerbeti, meyan adı verilen bitkinin kökleri ezilerek suda ıslatılmasıyla elde ediliyor. Ezilen meyan kökleri, tahta sallara konularak üzerine yeterli miktarda su ekleniyor. Bir iki gün suda bekletilen meyan kökleri, bu süre içerisinde kendine özgü olan tadı ve rengini suya veriyor, daha sonra bu su süzülerek meyan şerbeti üretiliyor. Elde edilen şerbet çok koyu olduğundan su ilave edilerek içiliyor.

 

Kategorisi: Dengeli Beslenme ve Diyet

Eski Konular  


Sağlık Fotoğrafları

Sağlık Video

Sağlık Siteleri